<?xml version="1.0" encoding="iso-8859-9"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[ELTCafe.Net - Kişisel Gelişim &amp;#x26; Kariyer]]></title>
		<link>http://www.eltcafe.net/</link>
		<description><![CDATA[ELTCafe.Net - http://www.eltcafe.net]]></description>
		<pubDate>Fri, 30 Jul 2010 15:06:27 +0300</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Ders Çalışma Programı Nasıl Hazırlanılır?]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=5092</link>
			<pubDate>Tue, 29 Sep 2009 21:40:04 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=5092</guid>
			<description><![CDATA[Öncelikle şunu unutmayın sizi yine en iyi siz tanırsınız. <br />
Bu ne demektir; hangi saatlerde daha verimli ders çalışabileceğinizi, hangi saatlerde uyuyup kalktığınızı, yemek saatlerinizi, ilgi alanlarınızı, günde kaç saat ders çalışabileceğinizi siz daha iyi bilirsiniz. Bu yüzden programınızı bir uzman yardımıyla(rehber öğretmen, ders öğretmeni, aile, vs.) yada kendi başınıza yapmalısınız.<br />
<br />
Bir günde 2 saat ders çalışmayan biriyseniz, ilk etapta hazırlayacağınız 4 veya 5 saatlik program size ağır gelebilir&#8230; Ne kadar çalışabilirsiniz, bunu belirleyin. İlk programınızı buna göre yapın. Bir ay bu programla ders çalışın, sonraki ay çalışma süresini artırabilirsiniz.<br />
<br />
Tatiller de programınızda aksamalar olabilir, bu yüzden tatillerinizi önceden planlamalısınız.<br />
<br />
Sürekli program yenilemek gibi bir alışkanlık içine girmeyin. Yaptığınız programa uymaya çalışın.<br />
<br />
Deneme sınavlarında aldığınız netlere göre bazı derslere çalışma sürenizi artırabilirsiniz.<br />
<br />
Programınızı başarıyla uyguladığınız haftalarda kendinize ödül verin (Maça gitmek, sinemaya gitmek, kendinize pasta yapmak :) vb. )<br />
<br />
Programı uygulayamadığınız zamanlarda aksaklıkları belirleyin tekrar düzenleme yapın.<br />
<br />
Örnek ders çalışma programımızı inceleyip, kendinize bir çalışma programı yapabilirsiniz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Öncelikle şunu unutmayın sizi yine en iyi siz tanırsınız. <br />
Bu ne demektir; hangi saatlerde daha verimli ders çalışabileceğinizi, hangi saatlerde uyuyup kalktığınızı, yemek saatlerinizi, ilgi alanlarınızı, günde kaç saat ders çalışabileceğinizi siz daha iyi bilirsiniz. Bu yüzden programınızı bir uzman yardımıyla(rehber öğretmen, ders öğretmeni, aile, vs.) yada kendi başınıza yapmalısınız.<br />
<br />
Bir günde 2 saat ders çalışmayan biriyseniz, ilk etapta hazırlayacağınız 4 veya 5 saatlik program size ağır gelebilir&#8230; Ne kadar çalışabilirsiniz, bunu belirleyin. İlk programınızı buna göre yapın. Bir ay bu programla ders çalışın, sonraki ay çalışma süresini artırabilirsiniz.<br />
<br />
Tatiller de programınızda aksamalar olabilir, bu yüzden tatillerinizi önceden planlamalısınız.<br />
<br />
Sürekli program yenilemek gibi bir alışkanlık içine girmeyin. Yaptığınız programa uymaya çalışın.<br />
<br />
Deneme sınavlarında aldığınız netlere göre bazı derslere çalışma sürenizi artırabilirsiniz.<br />
<br />
Programınızı başarıyla uyguladığınız haftalarda kendinize ödül verin (Maça gitmek, sinemaya gitmek, kendinize pasta yapmak :) vb. )<br />
<br />
Programı uygulayamadığınız zamanlarda aksaklıkları belirleyin tekrar düzenleme yapın.<br />
<br />
Örnek ders çalışma programımızı inceleyip, kendinize bir çalışma programı yapabilirsiniz.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Derdim Var Demeden Önce Okuyun!!]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=5091</link>
			<pubDate>Tue, 29 Sep 2009 21:27:51 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=5091</guid>
			<description><![CDATA[Derdim var demeden önce okuyun<br />
   <br />
Mesaj Linki<br />
Bir varmış bir yokmuş, kadın sabah kalkmış, aynaya bakmış ve kafasında yalnız üç kıl saç görmüş.<br />
"Hımm, demiş galiba bugün saçımı örgü yapacağım!!."<br />
<br />
Öyle de yapmış, günü de harika geçmiş!!.<br />
<br />
Ertesi gün kalkmış,<br />
aynaya bakmış,<br />
Kafasında iki tel saç kalmışmış....<br />
<br />
"H-M-M," demiş,<br />
<br />
"Bugün saçımı ikiye ayıracağım demiş."<br />
<br />
Dediğini de yapmış, harika bir gün geçirmiş..<br />
<br />
Bir ertesi gene kalkmış,<br />
aynaya bakmış, kafasında tek tel saç var.<br />
<br />
"Tamam, tamam demiş...artık bugün at kuyruğu yaparım..."<br />
Öyle de yapmış, ve çok çok güzel bir gün geçirmiş...<br />
<br />
<br />
Daha bir ertesi,<br />
<br />
aynaya baktığında,<br />
<br />
Kafasında bir tek tel bile kalmamışmış!!!.<br />
<br />
"WoW!" diye bağırmış.<br />
<br />
"Bugün saç derdim yok!!!!"<br />
<br />
<br />
<br />
Bakış açısı herşeydir!!!.<br />
<br />
Gerektiğinden kibar ol!!!,<br />
<br />
Tanıdığın herkes kendi savaşını yaşamakta zaten!!!!.<br />
-Alıntı-]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Derdim var demeden önce okuyun<br />
   <br />
Mesaj Linki<br />
Bir varmış bir yokmuş, kadın sabah kalkmış, aynaya bakmış ve kafasında yalnız üç kıl saç görmüş.<br />
"Hımm, demiş galiba bugün saçımı örgü yapacağım!!."<br />
<br />
Öyle de yapmış, günü de harika geçmiş!!.<br />
<br />
Ertesi gün kalkmış,<br />
aynaya bakmış,<br />
Kafasında iki tel saç kalmışmış....<br />
<br />
"H-M-M," demiş,<br />
<br />
"Bugün saçımı ikiye ayıracağım demiş."<br />
<br />
Dediğini de yapmış, harika bir gün geçirmiş..<br />
<br />
Bir ertesi gene kalkmış,<br />
aynaya bakmış, kafasında tek tel saç var.<br />
<br />
"Tamam, tamam demiş...artık bugün at kuyruğu yaparım..."<br />
Öyle de yapmış, ve çok çok güzel bir gün geçirmiş...<br />
<br />
<br />
Daha bir ertesi,<br />
<br />
aynaya baktığında,<br />
<br />
Kafasında bir tek tel bile kalmamışmış!!!.<br />
<br />
"WoW!" diye bağırmış.<br />
<br />
"Bugün saç derdim yok!!!!"<br />
<br />
<br />
<br />
Bakış açısı herşeydir!!!.<br />
<br />
Gerektiğinden kibar ol!!!,<br />
<br />
Tanıdığın herkes kendi savaşını yaşamakta zaten!!!!.<br />
-Alıntı-]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kitabı Zorla Okutmanın Faydası Olur Mu?]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=5089</link>
			<pubDate>Tue, 29 Sep 2009 21:09:04 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=5089</guid>
			<description><![CDATA[Üzülerek belirtmek gerekir ki memleketimizde hatta dünyanın genelinde çocukların iyi bir pedagojik yaklaşımla yetiştirildiğini söylemek mümkün değil. Bu eksikliğin bir sonucu olarak kültür seviyesi yüksek, okuyan bireylerden oluşan bir toplum meydana getirmek pek mümkün olmuyor. Hatta bu amaca ulaşmak için atılan adımlarda yanlış yöntemler uygulandığı için olumsuz sonuçlar veriyor çoğu zaman. Öyle oluyor ki kazandırmak istediğimiz bir erdeme düşman ediyoruz yeni nesli.<br />
<br />
İşte bu yanlışlardan biri de kitap okuma alışkanlığını kazandırma adına yaptığımız uygulamadır. Kitap okuma alışkanlığı kazandırmak adına zorla kitap okutmak bazen çocuklarda bir daha kitabın adını bile anmak istemeyecek bir nefret uyandırıyor. Sonra hayatı boyunca bilgiye ve kültüre mesafeli duracak gündelik hevesler peşinde koşan bir gençlik yetişiyor.<br />
<br />
Hal bu ki kitap konusu hassas bir konudur. Zaten genel itibariyle kitaplara ilgisiz bir ortamda büyüyen çocuk, yanlış uygulamalar sonucu soğutulunca hiç ilgi duymaz oluyor kitap okuma konusuna.  <br />
<br />
Yapılması gereken; kitap okumaya özendirmektir çocuğu. Bunun için <br />
<br />
-   Önce büyükler olarak biz kitap okuyan bireyler olmalı ve onlara örnek teşkil edebilmeliyiz. Çevresinde kitap okuyanların varlığını gören çocukta ister isteme bir merak uyanacaktır<br />
<br />
-   Sonra bilgi ve kitap övülerek çocukta bir özenti meydana getirmeye çalışmalıyız. <br />
<br />
-   Okuyan bir kişi olduğunda neleri elde edeceğini güzel güzel izah etmeliyiz.<br />
<br />
-   Her bir çocuk ailesi ve eğitimcileri vasıtasıyla ilgi alanları ve seveceği yönlere yönlendirilerek okumaya severek sarılmasını sağlamalıyız.<br />
<br />
Ama önemli bir nokta var ki eğer bunlar belirli bir planla ve aralıklarla uygulanmazsa yine ters etki yapabilir ya da etkisiz kalabilir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Üzülerek belirtmek gerekir ki memleketimizde hatta dünyanın genelinde çocukların iyi bir pedagojik yaklaşımla yetiştirildiğini söylemek mümkün değil. Bu eksikliğin bir sonucu olarak kültür seviyesi yüksek, okuyan bireylerden oluşan bir toplum meydana getirmek pek mümkün olmuyor. Hatta bu amaca ulaşmak için atılan adımlarda yanlış yöntemler uygulandığı için olumsuz sonuçlar veriyor çoğu zaman. Öyle oluyor ki kazandırmak istediğimiz bir erdeme düşman ediyoruz yeni nesli.<br />
<br />
İşte bu yanlışlardan biri de kitap okuma alışkanlığını kazandırma adına yaptığımız uygulamadır. Kitap okuma alışkanlığı kazandırmak adına zorla kitap okutmak bazen çocuklarda bir daha kitabın adını bile anmak istemeyecek bir nefret uyandırıyor. Sonra hayatı boyunca bilgiye ve kültüre mesafeli duracak gündelik hevesler peşinde koşan bir gençlik yetişiyor.<br />
<br />
Hal bu ki kitap konusu hassas bir konudur. Zaten genel itibariyle kitaplara ilgisiz bir ortamda büyüyen çocuk, yanlış uygulamalar sonucu soğutulunca hiç ilgi duymaz oluyor kitap okuma konusuna.  <br />
<br />
Yapılması gereken; kitap okumaya özendirmektir çocuğu. Bunun için <br />
<br />
-   Önce büyükler olarak biz kitap okuyan bireyler olmalı ve onlara örnek teşkil edebilmeliyiz. Çevresinde kitap okuyanların varlığını gören çocukta ister isteme bir merak uyanacaktır<br />
<br />
-   Sonra bilgi ve kitap övülerek çocukta bir özenti meydana getirmeye çalışmalıyız. <br />
<br />
-   Okuyan bir kişi olduğunda neleri elde edeceğini güzel güzel izah etmeliyiz.<br />
<br />
-   Her bir çocuk ailesi ve eğitimcileri vasıtasıyla ilgi alanları ve seveceği yönlere yönlendirilerek okumaya severek sarılmasını sağlamalıyız.<br />
<br />
Ama önemli bir nokta var ki eğer bunlar belirli bir planla ve aralıklarla uygulanmazsa yine ters etki yapabilir ya da etkisiz kalabilir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kendinizle Barışmanın 30 Yolu!!]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=5066</link>
			<pubDate>Thu, 24 Sep 2009 21:54:51 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=5066</guid>
			<description><![CDATA[[attachment=1002]<br />
<br />
1) Başarısızlıklarınız kadar başarılarınızı da anmayı unutmayın...<br />
<br />
2) Dolabın köşesinde kalmış ve hiç yakılmamış bir mumu yakın...<br />
<br />
3) Mükemmellik için değil daha iyisi için çalışın...<br />
<br />
4) Başarılı olamayacağınızı söyleyen sesin yaramaz bir yalancı olduğunu unutmayın...<br />
<br />
5) Günde en azından bir kez 15 dakika oturun ve hiçbir şey yapmayın...<br />
<br />
6) Kaç yaşında olursanız olun tüm doğum günlerinizi kutlayın...<br />
<br />
7) Rutinlerinizin dışına çıkmayı deneyin. Her zaman kullandığınız yolun yerinebaşka bir yol keşfedin, yemeğe hiç kullanmadığınız bir baharat ekleyin, mobilyalarınızın yerini değiştirin...<br />
<br />
8) Yaşamda kendinize koyduğunuz sınırları belirleyin ve bunları neden koyduğunuzu öğrenin...<br />
<br />
9) Ağaç dikin, yabani otları yolun, bırakın elleriniz kirlensin...<br />
<br />
10) Bez bebek ya da tahtadan oyuncak yapın...<br />
<br />
11) Kendinizi ağlamaklı hissttiğinizde ağlayın...<br />
<br />
12) İhtiyaçlarınızı arttırmak yerine isteklerinizi azaltın...<br />
<br />
13) Diğer insanların mutluluklarına ortak olun...<br />
<br />
14) Gülmek için size eşlik edecek birileinin olmasını beklemeyin...<br />
<br />
15) Bahçenizde ya da balkonunuzun uygun bir köşesinde domates biber yetiştirin. Birkaç tane de olsa tohumunu kendi elinizle ektiğiniz bir sebzeyi yemek çok tatlı gelecektir...<br />
<br />
16) Yaptığınız hatalar için kendinizi affedin...<br />
<br />
17) Acı hissettiğinizde veya bir yeriniz ağrıdığında hemen bir ilaç almayın...<br />
<br />
18) İlerlemek için sizi yola düşüren bir kıvılcım oluşmasına izin verin...<br />
<br />
19) Sevdiğiniz insanlarla konuşurken onların gözlerine bakın...<br />
<br />
20) Birine yardım eli uzatırken, başka birine çelme takmadığınızdan emin olun...<br />
<br />
21) 1'in tüm sayıları içerdiğini unutmayın...<br />
<br />
22) Sağanak altında şemsiyesiz gezmeyi deneyin...<br />
<br />
23) Başkası için hoş bir şey yapın.Mesela yaşlı birinin çantasını taşıyın veya karşıdan karşıya geçmesine yardım edin...<br />
<br />
24) Günlük hayat içinde çevredekilerden gelecek mesajları kaçırmamak için gözlerinizi ve kulaklarını dört açın...<br />
<br />
25) Sabredin, istediklerinizin gerçekleşmesi için belirlenmiş doğru bir zaman vardır mutlaka...<br />
<br />
26) Bir şeyler üretin. Resim yapın, yazı yazın, atkı ya da kazak örün...<br />
<br />
27) Değiştirebileceklerinizi değiştirin ve geri kalanını kendi haline bırakın...<br />
<br />
28) Hakikatle el ele olun...<br />
<br />
29) Yüzünüzde beğendiniz mimikleri aynanın karşısında sık sık yapın...<br />
<br />
30) Neşe ve gülücükle dolu günleriniz öfke ve keder dolu günlerinize ağır bassın her zaman... ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[[attachment=1002]<br />
<br />
1) Başarısızlıklarınız kadar başarılarınızı da anmayı unutmayın...<br />
<br />
2) Dolabın köşesinde kalmış ve hiç yakılmamış bir mumu yakın...<br />
<br />
3) Mükemmellik için değil daha iyisi için çalışın...<br />
<br />
4) Başarılı olamayacağınızı söyleyen sesin yaramaz bir yalancı olduğunu unutmayın...<br />
<br />
5) Günde en azından bir kez 15 dakika oturun ve hiçbir şey yapmayın...<br />
<br />
6) Kaç yaşında olursanız olun tüm doğum günlerinizi kutlayın...<br />
<br />
7) Rutinlerinizin dışına çıkmayı deneyin. Her zaman kullandığınız yolun yerinebaşka bir yol keşfedin, yemeğe hiç kullanmadığınız bir baharat ekleyin, mobilyalarınızın yerini değiştirin...<br />
<br />
8) Yaşamda kendinize koyduğunuz sınırları belirleyin ve bunları neden koyduğunuzu öğrenin...<br />
<br />
9) Ağaç dikin, yabani otları yolun, bırakın elleriniz kirlensin...<br />
<br />
10) Bez bebek ya da tahtadan oyuncak yapın...<br />
<br />
11) Kendinizi ağlamaklı hissttiğinizde ağlayın...<br />
<br />
12) İhtiyaçlarınızı arttırmak yerine isteklerinizi azaltın...<br />
<br />
13) Diğer insanların mutluluklarına ortak olun...<br />
<br />
14) Gülmek için size eşlik edecek birileinin olmasını beklemeyin...<br />
<br />
15) Bahçenizde ya da balkonunuzun uygun bir köşesinde domates biber yetiştirin. Birkaç tane de olsa tohumunu kendi elinizle ektiğiniz bir sebzeyi yemek çok tatlı gelecektir...<br />
<br />
16) Yaptığınız hatalar için kendinizi affedin...<br />
<br />
17) Acı hissettiğinizde veya bir yeriniz ağrıdığında hemen bir ilaç almayın...<br />
<br />
18) İlerlemek için sizi yola düşüren bir kıvılcım oluşmasına izin verin...<br />
<br />
19) Sevdiğiniz insanlarla konuşurken onların gözlerine bakın...<br />
<br />
20) Birine yardım eli uzatırken, başka birine çelme takmadığınızdan emin olun...<br />
<br />
21) 1'in tüm sayıları içerdiğini unutmayın...<br />
<br />
22) Sağanak altında şemsiyesiz gezmeyi deneyin...<br />
<br />
23) Başkası için hoş bir şey yapın.Mesela yaşlı birinin çantasını taşıyın veya karşıdan karşıya geçmesine yardım edin...<br />
<br />
24) Günlük hayat içinde çevredekilerden gelecek mesajları kaçırmamak için gözlerinizi ve kulaklarını dört açın...<br />
<br />
25) Sabredin, istediklerinizin gerçekleşmesi için belirlenmiş doğru bir zaman vardır mutlaka...<br />
<br />
26) Bir şeyler üretin. Resim yapın, yazı yazın, atkı ya da kazak örün...<br />
<br />
27) Değiştirebileceklerinizi değiştirin ve geri kalanını kendi haline bırakın...<br />
<br />
28) Hakikatle el ele olun...<br />
<br />
29) Yüzünüzde beğendiniz mimikleri aynanın karşısında sık sık yapın...<br />
<br />
30) Neşe ve gülücükle dolu günleriniz öfke ve keder dolu günlerinize ağır bassın her zaman... ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bilgi ve Mutluluk]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4986</link>
			<pubDate>Thu, 03 Sep 2009 18:06:03 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4986</guid>
			<description><![CDATA[Bilgi ve mutluluk arasındaki bağlantıdan bahsediyor birçok düşünür. Bazıları sadece mutluluk arayışının bile yeterli olduğunu söylüyor. Bazıları ise tam tersini yani bu arayışın mutsuzluk getirdiğini savunuyor. Mutluluk bizim elimizdeki bir parametre mi ? Yani ben mutlu olmak istediğim de olabilir miyim ? Basitçe evet. Sadece uygun paterni uygulamalıyım. Bazıları, olumsuz bir duruma geçeceğini farkettiği anda konuyu değiştirip olumlu şeylerden bahsetmeye başlar. Bu başarılı bir yöntem. Daha zor ama güçlü bir teknik; olumsuz bir konudan konuşmaya devam ederken bile olumlu kalmaktır. Eğer mutluluğun bir parametre olduğunu kabul ediyorsak zaten ulaşılması çok kolay bir hedef haline geliyor ve bir amaç olarak üzerinde çok fazla kafa yormaya bile gerek yok. Üzerinde uğraşmamız gereken şey bu iki strateji üzerinde sürekli daha fazla pratik yapmak olur.<br />
<br />
Denkleme bilgiyi de kattığımızda, işler biraz daha karışıyor. Bilgi düzeyimiz ile mutluluk arasında nasıl bir bağlantı olabilir ki ? Anadoludaki okumamış ve tarlasından başka birşey düşünmeyen bir çiftçi ile şehirdeki işini seven ve araştıran bir psikolog arasında mutluluğu belirleyen genellemeler yapılabilir mi ? Karşılaştırılan insan tipleri belki çok mantıklı olmadı ama bu tip bir genellemenin yapılabileceğini düşünüyorum.<br />
<br />
Çiftçiye baştan şöyle bir seçenek sunalım :<br />
- "Hayata dair hiç birşey araştırma ve öğrenme. Sadece işini düşün. Bunun karşılığında ; çok zengin olacaksın. Çok sevdiğin bir ailen olacak. Ve çok sevdiğin komşuların olacak. "<br />
<br />
Nasıl anlaşma ; daha ne isteriz ? Gerçekten çok zor bir seçim. Mantık evet diyor ama içeriden "Hayır, burada yanlış bir şeyler olmalı" diye bir ses geliyor. Sadece ben mi duyuyorum ? Yanlış olan şey bilgi olmadan sevgi de olmaz. Hadi çocuğu sevmek bir içgüdüdür ve hayvanlarda bile vardır. Eşin ve komşuların sevilmesi ise tamamen farklı bir hikaye. İnsan sevgisi kadar zor bir kavram yok ki. Bilgi olmadan buna asıl ulaşırız. Bu yüzden buradaki "..hiç birşey araştırma ve öğrenme" kısmı ile "..çok sevdiğin komşuların olacak" kısmı tamamen birbiri ile çakışıyor. Elimizde sihirli değnekle başladık hikayeye ama hikayelerde bile sevgi sihirle elde edilemiyor. Belki iksirle <br />
<br />
O zaman patern şöyle oldu : Bilgi -> Sevgi -> Mutluluk<br />
<br />
Bilgi, iyi okullarda okumak anlamına gelmiyor ve bir dağın tepesinde oturup düşünülerek ulaşılabilecek birşey. (Bu yüzden yukarıdaki köylü-psikolog karşılaştıması yanlış anlaşılmamalı) Bilgi ise kendine güven sağlıyor. Kendine güven, insanları kıskanmadan ve anlayarak sevebilme yeteneği veriyor. Sevgi düzeyi arttıkça, iç huzuru yani mutluluğu arttırıyor. <br />
<br />
alıntı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bilgi ve mutluluk arasındaki bağlantıdan bahsediyor birçok düşünür. Bazıları sadece mutluluk arayışının bile yeterli olduğunu söylüyor. Bazıları ise tam tersini yani bu arayışın mutsuzluk getirdiğini savunuyor. Mutluluk bizim elimizdeki bir parametre mi ? Yani ben mutlu olmak istediğim de olabilir miyim ? Basitçe evet. Sadece uygun paterni uygulamalıyım. Bazıları, olumsuz bir duruma geçeceğini farkettiği anda konuyu değiştirip olumlu şeylerden bahsetmeye başlar. Bu başarılı bir yöntem. Daha zor ama güçlü bir teknik; olumsuz bir konudan konuşmaya devam ederken bile olumlu kalmaktır. Eğer mutluluğun bir parametre olduğunu kabul ediyorsak zaten ulaşılması çok kolay bir hedef haline geliyor ve bir amaç olarak üzerinde çok fazla kafa yormaya bile gerek yok. Üzerinde uğraşmamız gereken şey bu iki strateji üzerinde sürekli daha fazla pratik yapmak olur.<br />
<br />
Denkleme bilgiyi de kattığımızda, işler biraz daha karışıyor. Bilgi düzeyimiz ile mutluluk arasında nasıl bir bağlantı olabilir ki ? Anadoludaki okumamış ve tarlasından başka birşey düşünmeyen bir çiftçi ile şehirdeki işini seven ve araştıran bir psikolog arasında mutluluğu belirleyen genellemeler yapılabilir mi ? Karşılaştırılan insan tipleri belki çok mantıklı olmadı ama bu tip bir genellemenin yapılabileceğini düşünüyorum.<br />
<br />
Çiftçiye baştan şöyle bir seçenek sunalım :<br />
- "Hayata dair hiç birşey araştırma ve öğrenme. Sadece işini düşün. Bunun karşılığında ; çok zengin olacaksın. Çok sevdiğin bir ailen olacak. Ve çok sevdiğin komşuların olacak. "<br />
<br />
Nasıl anlaşma ; daha ne isteriz ? Gerçekten çok zor bir seçim. Mantık evet diyor ama içeriden "Hayır, burada yanlış bir şeyler olmalı" diye bir ses geliyor. Sadece ben mi duyuyorum ? Yanlış olan şey bilgi olmadan sevgi de olmaz. Hadi çocuğu sevmek bir içgüdüdür ve hayvanlarda bile vardır. Eşin ve komşuların sevilmesi ise tamamen farklı bir hikaye. İnsan sevgisi kadar zor bir kavram yok ki. Bilgi olmadan buna asıl ulaşırız. Bu yüzden buradaki "..hiç birşey araştırma ve öğrenme" kısmı ile "..çok sevdiğin komşuların olacak" kısmı tamamen birbiri ile çakışıyor. Elimizde sihirli değnekle başladık hikayeye ama hikayelerde bile sevgi sihirle elde edilemiyor. Belki iksirle <br />
<br />
O zaman patern şöyle oldu : Bilgi -> Sevgi -> Mutluluk<br />
<br />
Bilgi, iyi okullarda okumak anlamına gelmiyor ve bir dağın tepesinde oturup düşünülerek ulaşılabilecek birşey. (Bu yüzden yukarıdaki köylü-psikolog karşılaştıması yanlış anlaşılmamalı) Bilgi ise kendine güven sağlıyor. Kendine güven, insanları kıskanmadan ve anlayarak sevebilme yeteneği veriyor. Sevgi düzeyi arttıkça, iç huzuru yani mutluluğu arttırıyor. <br />
<br />
alıntı]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Üç Nokta..]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4985</link>
			<pubDate>Thu, 03 Sep 2009 18:04:54 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4985</guid>
			<description><![CDATA[   Üç nokta bitmeyendir, bitmesi istenmeyen belkide. Uzun bir dostluktan sonra bir gün kırılırız dostumuza ama bitmesini istemeyiz. O paylaşım sürsün isteriz yıllarca. En kötü gününde yanında olmak isteriz ve en kötü günümüzde yanımızda onu istemez miyiz? Ya da yıllar boyu hayalettiğimiz işe girdiğimizde bir kriz yüzünden işten çıkarılmak dokunmaz mı kanımıza? Yahut güzel bir aşkı üçüncü bir şahsın parçalaması incitmez mi hiç bizi? Annemizin o sıcak sevgisini hiç ister miyiz? <br />
   <br />
Hayatınızda tüm güzelliklerin sonunda üç noktanız olsun.<br />
<br />
Kötülüklerin sonunda ise nokta. <br />
<br />
  <br />
'Keşke noktalama işaretleri kadar insaflı olsaydı parantez içlerine sığdırmaya çalıştığımız hayat.Her noktanın ardından cümleler kurabilseydik yeniden. Yaşamı virgüllerle uzatabilseydik. Keşke tırnak içine alınmış hayatlarımız olsaydı ve ÜÇ NOKTA koyabilseydik tüm sevgilerin ömrüne...<br />
<br />
Ben üç noktamı tüm sevgilerimin sonuna koydum.<br />
<br />
            YA SİZ?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[   Üç nokta bitmeyendir, bitmesi istenmeyen belkide. Uzun bir dostluktan sonra bir gün kırılırız dostumuza ama bitmesini istemeyiz. O paylaşım sürsün isteriz yıllarca. En kötü gününde yanında olmak isteriz ve en kötü günümüzde yanımızda onu istemez miyiz? Ya da yıllar boyu hayalettiğimiz işe girdiğimizde bir kriz yüzünden işten çıkarılmak dokunmaz mı kanımıza? Yahut güzel bir aşkı üçüncü bir şahsın parçalaması incitmez mi hiç bizi? Annemizin o sıcak sevgisini hiç ister miyiz? <br />
   <br />
Hayatınızda tüm güzelliklerin sonunda üç noktanız olsun.<br />
<br />
Kötülüklerin sonunda ise nokta. <br />
<br />
  <br />
'Keşke noktalama işaretleri kadar insaflı olsaydı parantez içlerine sığdırmaya çalıştığımız hayat.Her noktanın ardından cümleler kurabilseydik yeniden. Yaşamı virgüllerle uzatabilseydik. Keşke tırnak içine alınmış hayatlarımız olsaydı ve ÜÇ NOKTA koyabilseydik tüm sevgilerin ömrüne...<br />
<br />
Ben üç noktamı tüm sevgilerimin sonuna koydum.<br />
<br />
            YA SİZ?]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İşten ayrılma zamanının geldiğini nasıl anlarsınız?]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4929</link>
			<pubDate>Fri, 21 Aug 2009 11:26:45 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4929</guid>
			<description><![CDATA[Çok sevdiğiniz işiniz artık size keyifli gelmiyor, her sabah ayaklarınız geri geri gidiyorsa bazı şeyler yolunda değil demektir. İşte size işten ayrılma zamanınızın geldiğini gösteren 10 ipucu <br />
<br />
Sabahları yataktan kalkmak istememek, pazartesinden cuma gününün hayalini kurmak, düzensiz pazar gecesi uykuları&#8230; Bu örneklerin hepsi işinizin artık size zevk vermediğini anlatan birkaç ipucu olabilir. Yıllarca emek verdiğiniz şirkete ve üst yönetime karşı duyulan öfke de cabası... Uzmanlar böyle duygular yaşayan çalışanları, kariyer planlarını tekrar gözden geçirmeleri konusunda uyarıyor. Çalışan nüfusun büyük bir bölümü bu tarz duyguları kabullendikleri için yanlış alanlarda kariyer yapıyor. Zamanı geldiği halde aynı şirkette çalışmaya devam etmek sağlık problemlerine bile neden olabiliyor. <br />
<br />
Nitekim  Lanchester Üniversitesi ve Manchester İş İdaresi Okulu&#8217;nun 250 bin İngiliz çalışan arasında yaptığı bir araştırmaya göre işini sevmeyen kişiler, duygusal açıdan rahatsız oluyor ve kendine güvenini yitiriyor. İşyerinde yaşanan tatmindeki en ılımlı düşüşün bile çalışanlarda ruhsal rahatsızlıkları körüklediğini belirten bilim insanları, depresyon ve anksiyete (kaygı) gibi sebeplerle uzun süreli raporlar alan çalışan sayısının da arttığına işaret ediyor. Bu nedenle iş yerinde kendini tekrar etmeden şirket değiştirmek hayati önem taşıyor. Bunun için tek yapmanız gerekense işaretleri doğru yorumlamak. İşte size istifa zamanınızın geldiğini gösteren 10 ipucu&#8230;<br />
<br />
&#8226; Haftaya cuma gününü düşünerek başlıyorsanız<br />
&#8226; Yataktan kalmak her geçen gün zorlaşıyorsa ve günlük işlerinizi yapmak için isteksiz kalıyorsanız<br />
&#8226; İşinizle bağlantılı konular hakkında isteksizlik duyuyorsanız<br />
&#8226; Günün büyük bir kısmını iş arkadaşlarınızı eleştirerek ve onlardan şikâyet ederek geçiriyorsanız<br />
&#8226; İş toplantılarında ve şirket içinde sürekli savunma halindeyseniz <br />
&#8226; İş arkadaşlarınla daha az etkileşim içindeyseniz, iletişime kapanmışsanız ve sosyalleşmek istemiyorsanız<br />
&#8226; Yıllın yarısı gelmeden tüm izin haklarınızı kullanmışsanız<br />
&#8226; Ertesi gün yapmanız gereken işler gözünüzde büyüyüp keyfinizi kaçırıyorsa<br />
&#8226; Şirketinizin başarılarıyla ilgilenmiyorsanız<br />
&#8226; Kişisel hedefleriniz kalmamış ve iş yerinde yükselme hedefi taşıyorsanız sizin de işten ayrılma zamanınız gelmiş olabilir&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Çok sevdiğiniz işiniz artık size keyifli gelmiyor, her sabah ayaklarınız geri geri gidiyorsa bazı şeyler yolunda değil demektir. İşte size işten ayrılma zamanınızın geldiğini gösteren 10 ipucu <br />
<br />
Sabahları yataktan kalkmak istememek, pazartesinden cuma gününün hayalini kurmak, düzensiz pazar gecesi uykuları&#8230; Bu örneklerin hepsi işinizin artık size zevk vermediğini anlatan birkaç ipucu olabilir. Yıllarca emek verdiğiniz şirkete ve üst yönetime karşı duyulan öfke de cabası... Uzmanlar böyle duygular yaşayan çalışanları, kariyer planlarını tekrar gözden geçirmeleri konusunda uyarıyor. Çalışan nüfusun büyük bir bölümü bu tarz duyguları kabullendikleri için yanlış alanlarda kariyer yapıyor. Zamanı geldiği halde aynı şirkette çalışmaya devam etmek sağlık problemlerine bile neden olabiliyor. <br />
<br />
Nitekim  Lanchester Üniversitesi ve Manchester İş İdaresi Okulu&#8217;nun 250 bin İngiliz çalışan arasında yaptığı bir araştırmaya göre işini sevmeyen kişiler, duygusal açıdan rahatsız oluyor ve kendine güvenini yitiriyor. İşyerinde yaşanan tatmindeki en ılımlı düşüşün bile çalışanlarda ruhsal rahatsızlıkları körüklediğini belirten bilim insanları, depresyon ve anksiyete (kaygı) gibi sebeplerle uzun süreli raporlar alan çalışan sayısının da arttığına işaret ediyor. Bu nedenle iş yerinde kendini tekrar etmeden şirket değiştirmek hayati önem taşıyor. Bunun için tek yapmanız gerekense işaretleri doğru yorumlamak. İşte size istifa zamanınızın geldiğini gösteren 10 ipucu&#8230;<br />
<br />
&#8226; Haftaya cuma gününü düşünerek başlıyorsanız<br />
&#8226; Yataktan kalmak her geçen gün zorlaşıyorsa ve günlük işlerinizi yapmak için isteksiz kalıyorsanız<br />
&#8226; İşinizle bağlantılı konular hakkında isteksizlik duyuyorsanız<br />
&#8226; Günün büyük bir kısmını iş arkadaşlarınızı eleştirerek ve onlardan şikâyet ederek geçiriyorsanız<br />
&#8226; İş toplantılarında ve şirket içinde sürekli savunma halindeyseniz <br />
&#8226; İş arkadaşlarınla daha az etkileşim içindeyseniz, iletişime kapanmışsanız ve sosyalleşmek istemiyorsanız<br />
&#8226; Yıllın yarısı gelmeden tüm izin haklarınızı kullanmışsanız<br />
&#8226; Ertesi gün yapmanız gereken işler gözünüzde büyüyüp keyfinizi kaçırıyorsa<br />
&#8226; Şirketinizin başarılarıyla ilgilenmiyorsanız<br />
&#8226; Kişisel hedefleriniz kalmamış ve iş yerinde yükselme hedefi taşıyorsanız sizin de işten ayrılma zamanınız gelmiş olabilir&#8230;]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Mülakat Taktikleri]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4928</link>
			<pubDate>Fri, 21 Aug 2009 11:24:54 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4928</guid>
			<description><![CDATA[İş bulmanın en çok korkulan aşamalarından biri mülakatlar. Bu korkuyu yenmek ise size hangi soruların sorulabileceğini bilmekten geçiyor&#8230; <br />
<br />
Üstelik bu &#8220;zorlu&#8221; sorularla aslında neyi öğrenmek istediklerini bilirseniz, bir de hazır yanıtlarınız varsa iş görüşmelerini rahatlıkla atlatabilirsiniz. <br />
<br />
İş&#8217;te anlamları ve cevaplama yöntemleriyle "o" sorular!<br />
<br />
BÜYÜK RESİM <br />
<br />
'Büyük resim' soruları bir kişiyi genel olarak tanımayı, motivasyonları hakkında bilgi almayı ve işe genel yaklaşımını anlamayı amaçlar. <br />
 <br />
&#8226; Bana kendinden bahset: Klasik bir açılış sorusu  <br />
&#8226; Bana son işinden bahset: Bakış açısı ve detay almayı amaçlar <br />
&#8226; Bana kariyerinden bahset: Örnekler ve içerik alma amaçlıdır  <br />
&#8226; Tipik bir iş günün nasıl geçiyor: Gerçekte ne olduğunu arar <br />
&#8226; Yaptığınız işin şirkete katkısı nedir: Stratejik algılamanızı merak eder  <br />
&#8226; İdealindeki işten bahset: Temel motivasyonunun ne olduğunu anlamak ister  <br />
<br />
DAYANIKLILIK<br />
<br />
&#8226; Seni başarılı yapan şey nedir: Başarının örnekleri ve nedenleri <br />
&#8226; Bu işin en çok hangi yönü seni ilgilendiriyor: Motivasyonunuzu gösterin <br />
&#8226; En güçlü olduğun alan hangisi: En çok hangi konuda iyi olduğunu düşünüyorsun <br />
&#8226; Bugüne kadar karşılaştığın ne zorlayıcı iş neydi: Zorluklar gerçek kişiliği ortaya çıkarır <br />
&#8226; İşlerin çok iyi gittiği bir zamandan bahset: Şansın yaver gittiği değil&#8230; <br />
&#8226; Kendini&#8230;. biri olarak tanımlar mıydın: Tanımlı yeterlikler soruşturulur <br />
&#8226; Bugüne kadar gurur duyduğun ne yaptın: Kişinin motivasyon ve kaygıları <br />
&#8226; O işte ne öğrendin: Açıklık, öğrenme, risk yaklaşımı <br />
&#8226; Seni neden işe almalıyım: Uyum ve motivasyonu gösterir <br />
&#8226; İşi aldığında yapacağın ilk şey ne olur: Stratejik ve taktiksel detay. <br />
<br />
ZAYIF YÖNLER <br />
<br />
Zayıf yönler ile ilgili sorular hangi noktalarda işe uygun olmadığınızı anlamaya çalışır. Aynı zamanda zayıf yönlerinizle nasıl yüzleştiğinizi, onları nasıl yönettiğinizi ve geliştirdiğinizi de anlamaya çalışarak bir tür karakter testi amacı taşır. <br />
<br />
&#8226; Zayıf yönlerin neler: Önemli olmayan zayıf yönlerinizi itiraf edin<br />
&#8226; Hangi yönlerini geliştirmek isterdin: Motivasyon ve yeni alanlar <br />
&#8226; Yaptıklarının işe yaramadığı bir zamandan bahset: Başarısızlıkla nasıl baş ediyorsunuz<br />
&#8226; O işte en az hoşlandığın şey neydi: Motivasyonunuzun derecesini ölçer <br />
&#8226; Sana zor gelen şey nedir: Zorlukların üstesinden geldiğinizi gösterin<br />
&#8226; Risklere yaklaşımın nasıl: Öngörü ve planlama yeteneğinizi gösterin <br />
&#8226; Yapmaktan gurur duymadığın bir iş oldu mu: Utanç ve değerlerinizi açığa çıkarmayı amaçlar <br />
&#8226; Hiç işini kaybettiğin oldu mu: Olumlu bir yaklaşım gösterin <br />
&#8226; Eve iş götürür müsün: İşteki düzenliliğinizi ve işe olan tutkunuzu gösterin]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[İş bulmanın en çok korkulan aşamalarından biri mülakatlar. Bu korkuyu yenmek ise size hangi soruların sorulabileceğini bilmekten geçiyor&#8230; <br />
<br />
Üstelik bu &#8220;zorlu&#8221; sorularla aslında neyi öğrenmek istediklerini bilirseniz, bir de hazır yanıtlarınız varsa iş görüşmelerini rahatlıkla atlatabilirsiniz. <br />
<br />
İş&#8217;te anlamları ve cevaplama yöntemleriyle "o" sorular!<br />
<br />
BÜYÜK RESİM <br />
<br />
'Büyük resim' soruları bir kişiyi genel olarak tanımayı, motivasyonları hakkında bilgi almayı ve işe genel yaklaşımını anlamayı amaçlar. <br />
 <br />
&#8226; Bana kendinden bahset: Klasik bir açılış sorusu  <br />
&#8226; Bana son işinden bahset: Bakış açısı ve detay almayı amaçlar <br />
&#8226; Bana kariyerinden bahset: Örnekler ve içerik alma amaçlıdır  <br />
&#8226; Tipik bir iş günün nasıl geçiyor: Gerçekte ne olduğunu arar <br />
&#8226; Yaptığınız işin şirkete katkısı nedir: Stratejik algılamanızı merak eder  <br />
&#8226; İdealindeki işten bahset: Temel motivasyonunun ne olduğunu anlamak ister  <br />
<br />
DAYANIKLILIK<br />
<br />
&#8226; Seni başarılı yapan şey nedir: Başarının örnekleri ve nedenleri <br />
&#8226; Bu işin en çok hangi yönü seni ilgilendiriyor: Motivasyonunuzu gösterin <br />
&#8226; En güçlü olduğun alan hangisi: En çok hangi konuda iyi olduğunu düşünüyorsun <br />
&#8226; Bugüne kadar karşılaştığın ne zorlayıcı iş neydi: Zorluklar gerçek kişiliği ortaya çıkarır <br />
&#8226; İşlerin çok iyi gittiği bir zamandan bahset: Şansın yaver gittiği değil&#8230; <br />
&#8226; Kendini&#8230;. biri olarak tanımlar mıydın: Tanımlı yeterlikler soruşturulur <br />
&#8226; Bugüne kadar gurur duyduğun ne yaptın: Kişinin motivasyon ve kaygıları <br />
&#8226; O işte ne öğrendin: Açıklık, öğrenme, risk yaklaşımı <br />
&#8226; Seni neden işe almalıyım: Uyum ve motivasyonu gösterir <br />
&#8226; İşi aldığında yapacağın ilk şey ne olur: Stratejik ve taktiksel detay. <br />
<br />
ZAYIF YÖNLER <br />
<br />
Zayıf yönler ile ilgili sorular hangi noktalarda işe uygun olmadığınızı anlamaya çalışır. Aynı zamanda zayıf yönlerinizle nasıl yüzleştiğinizi, onları nasıl yönettiğinizi ve geliştirdiğinizi de anlamaya çalışarak bir tür karakter testi amacı taşır. <br />
<br />
&#8226; Zayıf yönlerin neler: Önemli olmayan zayıf yönlerinizi itiraf edin<br />
&#8226; Hangi yönlerini geliştirmek isterdin: Motivasyon ve yeni alanlar <br />
&#8226; Yaptıklarının işe yaramadığı bir zamandan bahset: Başarısızlıkla nasıl baş ediyorsunuz<br />
&#8226; O işte en az hoşlandığın şey neydi: Motivasyonunuzun derecesini ölçer <br />
&#8226; Sana zor gelen şey nedir: Zorlukların üstesinden geldiğinizi gösterin<br />
&#8226; Risklere yaklaşımın nasıl: Öngörü ve planlama yeteneğinizi gösterin <br />
&#8226; Yapmaktan gurur duymadığın bir iş oldu mu: Utanç ve değerlerinizi açığa çıkarmayı amaçlar <br />
&#8226; Hiç işini kaybettiğin oldu mu: Olumlu bir yaklaşım gösterin <br />
&#8226; Eve iş götürür müsün: İşteki düzenliliğinizi ve işe olan tutkunuzu gösterin]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Liderlerin Başarı Öyküleri...]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4861</link>
			<pubDate>Sat, 15 Aug 2009 17:49:25 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4861</guid>
			<description><![CDATA[DONDURMACI CUMHURBAŞKANI NICOLAS SARKOZY <br />
<br />
Fransa&#8217;nın yeni Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, göçmen bir ailenin çocuğu. Babası Macaristan&#8217;dan, annesi ise Selanik&#8217;ten gelerek Fransa&#8217;ya yerleşmiş. Küçük yaşta annesini terk eden babası yüzünden, çocukluğunu rahat bir şekilde geçiremedi, yoksulluk çekti. Eğitimi için babasından para istediğinde &#8216;benim size bir borcum yok&#8217; cevabını almak onun için bir dönüm noktası oldu. Bundan sonra dondurma ve çilek satarak harçlığını çıkarmaya çalıştı. Daha sonra, hukuk diploması alan Sarkozy, 1977&#8217;de politikaya atıldı. <br />
<br />
<br />
SİMİTÇİ TAYYİP ERDOĞAN <br />
<br />
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Rize&#8217;den göç eden bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi... Babası Ahmet Bey, Şirket-i Hayriye&#8217;de kıyı kaptanı olarak görev yapıyordu. İş hayatına ilkokul çağlarında atıldı, kâğıtlı şeker, su ve simit sattı. Ekmek fırınından 5 kuruşa bayat simit alarak, evde annesinin ısıttığı simitleri 10 kuruşa satması, sokakla ve ticaretle tanışmasını sağladı. Yine aynı dönemde top sahalarında su satması, onu futbolla tanıştırdı. Uzun bir dönem futbol oynadı. 1978&#8217;de Beyoğlu Gençlik Kolları Başkanlığı ile siyasete girdi. <br />
<br />
<br />
TAMİRCİ, SİMİTÇİ, AMBAR GÖREVLİSİ DENİZ BAYKAL <br />
<br />
Kafkasya göçmeni Hüseyin Hilmi Bey ile Mısır göçmeni Feride Hanım&#8217;ın oğlu olan Deniz Baykal, çocukluğunda birkaç işte birden çalışmış. Tamirci çıraklığı ve simitçilik yaparak harçlığını çıkaran Baykal, doğup büyüdüğü Antalya&#8217;da okurken Toprak Mahsulleri Ofisi&#8217;nde ambar puantörlüğü ve tekneyle karpuz nakliyeciliği yapmış. Heybeliada Deniz Lisesi&#8217;ne girmek istemiş; ama sağlık raporu alamadığı için giriş sınavını geçememiş. Hukuk eğitimi alan Baykal, ilk kez 1973 yılından milletvekili seçilerek politikaya atıldı. <br />
<br />
<br />
ÇIRAK GERHARD SCHRÖDER <br />
<br />
Doğduktan kısa bir süre sonra babasını kaybeden Gerhard Schröder&#8217;in, annesinin ikinci evliliğinden olan kardeşlerinin de bakımını üstlendi. Komşu kentlerdeki okullara gidip eğitimini sürdürürken, 14 yaşında itibaren çeşitli dükkanlarda satıcı olarak çalışmaya başladı. Genç yaşlarda amatör futbol liglerinde de iyi bir orta saha oyuncusu olarak top koşturdu. 1963&#8217;te Almanya Sosyal Demokrat Partisi&#8217;ne girmesi ile başbakanlığa giden yolu açmış oldu. <br />
<br />
<br />
KİMSESİZLER YURDU BAŞKAN YAPTI VLADIMIR PUTIN <br />
<br />
Leningrad&#8217;da fabrika işçisi bir anne ve donanmada görevli bir babanın çocuğu olarak dünyaya geldi. Hukuk fakültesini bitirip KGB&#8217;ye girmesinden önce resmî kayıtlarda hiçbir bilgiye rastlanmayan Putin&#8217;in, annesinin hayatta olduğu anlaşıldı. KGB ajanlarının &#8216;konuşma&#8217; uyarısına rağmen bilgi veren annesi Vera Putina, küçük yaşlarda çocuğundan ayrı kaldığını söyledi. Oğlunun büyükanne ve büyükbabasının hastalığı üzerine kimsesizler yurduna verildiğini aktardı. <br />
<br />
<br />
YOKSULLUK, SOSYALİZMİ GETİRDİ FIDEL CASTRO <br />
<br />
İspanya göçmeni Angel Castro Argiz&#8217;in, aşçısı Lina Ruz&#8217;dan doğan beş çocuğundan ikincisi olan Fidel Castro&#8217;nun çocukluğu, yoksul bir yöre olan Mayari&#8217;de geçti. Oriente ilinin merkezi Santiago&#8217;daki Katolik okullarında ve Havana&#8217;daki Cizvit Lisesi Belen İlahiyat Okulu&#8217;nda eğitim gören Castro, hukuk eğitiminden sonra siyasî kariyerine ilk adımını attı. Yoksul bir çocukluk geçirmesi onu ülkesinde sosyalist bir düzen kurmaya götürdü. <br />
<br />
<br />
FAKİRLİKTEN OKUDU HUGO CHAVEZ<br />
<br />
28 Temmuz 1954&#8217;te ailenin altı erkek çocuğundan biri olarak dünyaya geldi. Yerli ırkla siyah ırkın karışımı, &#8216;Zambo&#8217; diye adlandırılan bir ırka mensup olan Chavez&#8217;in anne ve babası öğretmendi. Orta halli bir ailenin çocuğu olarak okumak dışında bir seçeneği olmadığı için askerî okula kaydını yaptırdı. Askerî öğrenci olarak gittiği Peru&#8217;da ise siyasetle tanıştı. Siyasette sol blokta yer alan Chavez, devlet başkanlığı görevinde dünya solunun ümidi haline geldi. <br />
<br />
<br />
GRUBUNU BIRAKIP BAŞKAN OLDU BILL CLINTON <br />
<br />
19 Ağustos 1946&#8217;da Arkansas&#8217;ın Hope şehrinde dünyaya gelen Bill Clinton, doğumundan 3 ay sonra babasını kaybetti. 4 yaşındayken annesi, üvey babası Roger Clinton ile evlendi. Lise döneminde, üvey babasının soyadını alan eski ABD Başkanı, birçok defa okulunu profesyonel bir müzisyen olmak için bırakmayı düşündü. Ancak &#8216;Boys Nation&#8217; isimli grubu kurmuşken, Beyaz Saray&#8217;da John F. Kennedy ile tanıştı. Bu tanışma siyasete ilk adımı da beraberinde getirdi. <br />
<br />
<br />
EŞEKTEN DÜŞTÜ, PİLOT OLAMADI TURGUT ÖZAL <br />
<br />
Banka memuru bir baba ve ilkokul öğretmeni bir annenin çocuğu olarak dünyaya gelen Turgut Özal, İstanbul Teknik Üniversitesi&#8217;nde elektrik mühendisliği eğitimi aldı. Devlet Planlama Teşkilatı&#8217;ndaki görevi ile bürokrasiye, Adalet Partisi ile de siyasete atılan Özal, siyasi kariyerini görevdeyken vefat ettiği cumhurbaşkanlığı görevi ile noktaladı. çocukluğunda bir dönemde ise pilot olma hayali kurdu. Eşekten düşerek kolunu sakatlayınca bir kolu biraz kısa kalan Özal&#8217;ın pilotluk hevesi kısa sürede sona erdi. <br />
<br />
<br />
ÇANKAYA KÖŞKÜ&#8217;NDE DOĞDU MEHMET AĞAR <br />
<br />
1951 yılında Ankara&#8217;da babasının görev yaptığı Çankaya Köşkü&#8217;nde doğdu. Aslen Ardahan&#8217;dan Elazığ&#8217;a göç etmiş bir ailenin çocuğu olan Mehmet Ağar, emniyet müdürü olan babasının memuriyeti dolayısıyla pek çok il gezdi. Çankaya&#8217;da dünyaya gözlerini açan ve taşrada çocukluk ve gençliğini geçiren Ağar, Siyasal Bilgiler Fakültesi&#8217;nden mezun olduktan sonra Emniyet&#8217;teki görevin başladı. Çeşitli görevlerde bulunduktan sonra Emniyet Genel Müdürü oldu. Politikaya atılan Ağar, genel başkanlığa kadar yükseldi.<br />
-alıntı-]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[DONDURMACI CUMHURBAŞKANI NICOLAS SARKOZY <br />
<br />
Fransa&#8217;nın yeni Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, göçmen bir ailenin çocuğu. Babası Macaristan&#8217;dan, annesi ise Selanik&#8217;ten gelerek Fransa&#8217;ya yerleşmiş. Küçük yaşta annesini terk eden babası yüzünden, çocukluğunu rahat bir şekilde geçiremedi, yoksulluk çekti. Eğitimi için babasından para istediğinde &#8216;benim size bir borcum yok&#8217; cevabını almak onun için bir dönüm noktası oldu. Bundan sonra dondurma ve çilek satarak harçlığını çıkarmaya çalıştı. Daha sonra, hukuk diploması alan Sarkozy, 1977&#8217;de politikaya atıldı. <br />
<br />
<br />
SİMİTÇİ TAYYİP ERDOĞAN <br />
<br />
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Rize&#8217;den göç eden bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi... Babası Ahmet Bey, Şirket-i Hayriye&#8217;de kıyı kaptanı olarak görev yapıyordu. İş hayatına ilkokul çağlarında atıldı, kâğıtlı şeker, su ve simit sattı. Ekmek fırınından 5 kuruşa bayat simit alarak, evde annesinin ısıttığı simitleri 10 kuruşa satması, sokakla ve ticaretle tanışmasını sağladı. Yine aynı dönemde top sahalarında su satması, onu futbolla tanıştırdı. Uzun bir dönem futbol oynadı. 1978&#8217;de Beyoğlu Gençlik Kolları Başkanlığı ile siyasete girdi. <br />
<br />
<br />
TAMİRCİ, SİMİTÇİ, AMBAR GÖREVLİSİ DENİZ BAYKAL <br />
<br />
Kafkasya göçmeni Hüseyin Hilmi Bey ile Mısır göçmeni Feride Hanım&#8217;ın oğlu olan Deniz Baykal, çocukluğunda birkaç işte birden çalışmış. Tamirci çıraklığı ve simitçilik yaparak harçlığını çıkaran Baykal, doğup büyüdüğü Antalya&#8217;da okurken Toprak Mahsulleri Ofisi&#8217;nde ambar puantörlüğü ve tekneyle karpuz nakliyeciliği yapmış. Heybeliada Deniz Lisesi&#8217;ne girmek istemiş; ama sağlık raporu alamadığı için giriş sınavını geçememiş. Hukuk eğitimi alan Baykal, ilk kez 1973 yılından milletvekili seçilerek politikaya atıldı. <br />
<br />
<br />
ÇIRAK GERHARD SCHRÖDER <br />
<br />
Doğduktan kısa bir süre sonra babasını kaybeden Gerhard Schröder&#8217;in, annesinin ikinci evliliğinden olan kardeşlerinin de bakımını üstlendi. Komşu kentlerdeki okullara gidip eğitimini sürdürürken, 14 yaşında itibaren çeşitli dükkanlarda satıcı olarak çalışmaya başladı. Genç yaşlarda amatör futbol liglerinde de iyi bir orta saha oyuncusu olarak top koşturdu. 1963&#8217;te Almanya Sosyal Demokrat Partisi&#8217;ne girmesi ile başbakanlığa giden yolu açmış oldu. <br />
<br />
<br />
KİMSESİZLER YURDU BAŞKAN YAPTI VLADIMIR PUTIN <br />
<br />
Leningrad&#8217;da fabrika işçisi bir anne ve donanmada görevli bir babanın çocuğu olarak dünyaya geldi. Hukuk fakültesini bitirip KGB&#8217;ye girmesinden önce resmî kayıtlarda hiçbir bilgiye rastlanmayan Putin&#8217;in, annesinin hayatta olduğu anlaşıldı. KGB ajanlarının &#8216;konuşma&#8217; uyarısına rağmen bilgi veren annesi Vera Putina, küçük yaşlarda çocuğundan ayrı kaldığını söyledi. Oğlunun büyükanne ve büyükbabasının hastalığı üzerine kimsesizler yurduna verildiğini aktardı. <br />
<br />
<br />
YOKSULLUK, SOSYALİZMİ GETİRDİ FIDEL CASTRO <br />
<br />
İspanya göçmeni Angel Castro Argiz&#8217;in, aşçısı Lina Ruz&#8217;dan doğan beş çocuğundan ikincisi olan Fidel Castro&#8217;nun çocukluğu, yoksul bir yöre olan Mayari&#8217;de geçti. Oriente ilinin merkezi Santiago&#8217;daki Katolik okullarında ve Havana&#8217;daki Cizvit Lisesi Belen İlahiyat Okulu&#8217;nda eğitim gören Castro, hukuk eğitiminden sonra siyasî kariyerine ilk adımını attı. Yoksul bir çocukluk geçirmesi onu ülkesinde sosyalist bir düzen kurmaya götürdü. <br />
<br />
<br />
FAKİRLİKTEN OKUDU HUGO CHAVEZ<br />
<br />
28 Temmuz 1954&#8217;te ailenin altı erkek çocuğundan biri olarak dünyaya geldi. Yerli ırkla siyah ırkın karışımı, &#8216;Zambo&#8217; diye adlandırılan bir ırka mensup olan Chavez&#8217;in anne ve babası öğretmendi. Orta halli bir ailenin çocuğu olarak okumak dışında bir seçeneği olmadığı için askerî okula kaydını yaptırdı. Askerî öğrenci olarak gittiği Peru&#8217;da ise siyasetle tanıştı. Siyasette sol blokta yer alan Chavez, devlet başkanlığı görevinde dünya solunun ümidi haline geldi. <br />
<br />
<br />
GRUBUNU BIRAKIP BAŞKAN OLDU BILL CLINTON <br />
<br />
19 Ağustos 1946&#8217;da Arkansas&#8217;ın Hope şehrinde dünyaya gelen Bill Clinton, doğumundan 3 ay sonra babasını kaybetti. 4 yaşındayken annesi, üvey babası Roger Clinton ile evlendi. Lise döneminde, üvey babasının soyadını alan eski ABD Başkanı, birçok defa okulunu profesyonel bir müzisyen olmak için bırakmayı düşündü. Ancak &#8216;Boys Nation&#8217; isimli grubu kurmuşken, Beyaz Saray&#8217;da John F. Kennedy ile tanıştı. Bu tanışma siyasete ilk adımı da beraberinde getirdi. <br />
<br />
<br />
EŞEKTEN DÜŞTÜ, PİLOT OLAMADI TURGUT ÖZAL <br />
<br />
Banka memuru bir baba ve ilkokul öğretmeni bir annenin çocuğu olarak dünyaya gelen Turgut Özal, İstanbul Teknik Üniversitesi&#8217;nde elektrik mühendisliği eğitimi aldı. Devlet Planlama Teşkilatı&#8217;ndaki görevi ile bürokrasiye, Adalet Partisi ile de siyasete atılan Özal, siyasi kariyerini görevdeyken vefat ettiği cumhurbaşkanlığı görevi ile noktaladı. çocukluğunda bir dönemde ise pilot olma hayali kurdu. Eşekten düşerek kolunu sakatlayınca bir kolu biraz kısa kalan Özal&#8217;ın pilotluk hevesi kısa sürede sona erdi. <br />
<br />
<br />
ÇANKAYA KÖŞKÜ&#8217;NDE DOĞDU MEHMET AĞAR <br />
<br />
1951 yılında Ankara&#8217;da babasının görev yaptığı Çankaya Köşkü&#8217;nde doğdu. Aslen Ardahan&#8217;dan Elazığ&#8217;a göç etmiş bir ailenin çocuğu olan Mehmet Ağar, emniyet müdürü olan babasının memuriyeti dolayısıyla pek çok il gezdi. Çankaya&#8217;da dünyaya gözlerini açan ve taşrada çocukluk ve gençliğini geçiren Ağar, Siyasal Bilgiler Fakültesi&#8217;nden mezun olduktan sonra Emniyet&#8217;teki görevin başladı. Çeşitli görevlerde bulunduktan sonra Emniyet Genel Müdürü oldu. Politikaya atılan Ağar, genel başkanlığa kadar yükseldi.<br />
-alıntı-]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Zeki Olmanın Yolları]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4843</link>
			<pubDate>Tue, 11 Aug 2009 11:06:00 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4843</guid>
			<description><![CDATA[1. Doğru zamanlama yapın. Çoğu yetişkin insan sabahları, çoğu geç insan ise öğleden sonra daha net düşünür. En iyi düşünme zamanınızı belirleyin ve en zor beyin çalışmalarınız için o zamanı rezerve edin. <br />
2. İyi bir eğitim alın fakat abartmayın. Psikolog Dean Keith Simonton, okula gitmenin yaratıcılık üzerinde pozitif bir etkiye sahip olduğunu söyler. Ardından artan bir şekilde, mezuniyete odaklanma yaratıcılığı düşürür. &#8220;Etkili yazmada psikiyatrist olarak büyük bir yazar olmazsınız.&#8221; <br />
<br />
3. Konfiçyüsü dinleyin. Bir numara &#8220;hafıza yardımı&#8221; hafıza araştırmacılarının kendileri tarafından kullanılır: Not edin. Bir Çin atasözü &#8220;en zayıf mürekkep en güçlü hafızadan daha kalıcıdır&#8221;. <br />
<br />
4. Araştırmalar bir fincan kahvede bulunan kafein miktarının konsantre olmanıza yardımcı olacağını gösteriyor. Fakat kaygıya meyilli iseniz; bu bir işe yaramayabilir.. <br />
<br />
5. Var olanlar için yeni hafızaları sağlama bağlayın. Michigan Üniversitesi Bilişsel Araştırmacı Denise Park, &#8220;Varolan hafızanızın yeni bilgilere uyum sağlayan bir darağacı olarak düşünün. Yeni bilgileri ayrılan alanın dışında bırakmayın. Özel olarak, hafıza kaybı için ilaç var mıdır diye sordunuz. Hafıza kaybı için herhangi bir reçeteli ilaç olup olmadığını bilmiyorum" diyor.<br />
<br />
6. Uygulama yapın. Yeni becerileri öğrenme ve sürekli uygulama yapma beynin internal organizasyonunu değiştirmek için ortaya çıkar. Bir çalışma, periodik eğitim dönemlerinin 70 yaşlarında olan gönüllülerin, 7 yaşlarındayken sahip olduklarından daha iyi bilişsel ve hafıza becerilerine yardımcı olduğunu gösteriyor. &#8220;uygulama gerçekten işe yarar&#8221; der National Institute on Aging&#8217;te emeritus psikolog Len Giambra.<br />
<br />
7. Fikirlerinize bir şans verin. Çoğumuz gerçekleri çabucak değerlendirme ve çabucak &#8220;gitme veya gitmeme&#8221; kararı vermede kabiliyetlerimiz için ödüllendiriliriz. Yaratıcılık daha fazla acele etme ve heyecan ister. <br />
<br />
8. Entelektüel bir iş ve zeki bir eş seçin. Polonya&#8217;dan merak uyandırıcı çalışmalar, kariyerleri entelektüel bir egzersiz isteyen kişilerin yaşamlarında yüksek bilişsel seviyeye sahip olduklarını sunuyor. Ve zeki biri ile evlenme başarınızın devamını sağlar. <br />
<br />
9. Yaratıcılık, genellikle bir alandan diğer bir alana adapte olma çözümleri için beceriyi özetler.<br />
<br />
10. Leonardo&#8217;dan öğrenin. Yazar Michael Gelb, yeni kitabında Leonardo Da Vinci gibi nasıl düşünülür, en büyük Rönesans adamında işe yarayan bazı beyin geliştirme stratejilerini sunuyor. Ormanı öğrenme ve ters elinizle resim çizme gibi konuları da içeriyor.<br />
<br />
11. Dikkatinizi verin. Sadece toplantıdan birkaç saniye sonra bir kişinin adını unuttuğunuz oluyor mu? Problem hafıza değil, konsantrasyondur. Yaşlanırken, bilinçli olarak hafıza bankamıza kendi kendimize bilgi koymamız gerektiğini hatırlamalıyız.<br />
<br />
12. Mozart dinleyin. Wolfgang&#8217;ın müziğine maruz kalan bir beyin daha kompleks bağlantılar geliştiriyor. Bu da daha fazla bilgi için daha hızlı, entegre olmuş erişime izin veriyor.<br />
<br />
13. Zekânızı geliştirmek için vücut egzersizi yapın. Uzmanlar, aerobik antrenmanın okul performansından sinir iletim hızına kadar her şeyi geliştirdiğine inanıyorlar. Egzersiz gerçekten yapılmasını mantıklı kılan birçok yarara sahip. <br />
<br />
14. Yeni şeyler deneyin. Yaşamının sonuna yakın, empresyonist ressam Henri Matisse, fırçaları harika kâğıt kesikleri serileri yaratmak için kullandığı makas ile değiştirerek sanatını tekrardan canlandırdı. Yaratıcı Davranışlar Dergisi editörü Psikolog Dean Keith Simonton, bu gibi deneyimlerin yaratıcılığın başarılı niteliği olarak ortaya çıktığını ifade ediyor. Yaratıcı ve yaratıcı olmayan kişilerin karşılaştırıldığı bir çalışmada temel farkın birinin yeni şeyler öğrenme konusunda daha açık olduğunu diğerinin ise olmadığını gösterdi. <br />
<br />
15. Dikkat dağılma olayını sonlandırın. Alakasız uyarıcılar tarafından bombardıma tutulursanız, odaklanmanız çok zor olur. Kesinlikle bir şeyi yapmalıysanız ( örneğin bir raporu tamamlama) telefonun fişini çekebileceğiniz ve konsantre olabileceğiniz bir otel odası kiralamayı deneyin.<br />
Tutkularınızın peşinden gitmeyi sakın unutmayın! Son günlerde bir Hollandalı psikolog satranç ustalarını santranç büyük ustalarından neyin ayırdığını bulmaya çalışıyor. Her gruba test uyguladı- IQ, hafıza, boyutsal akıl yürütme-. Onlar arasında test farklılığı bulamadı. Tek farklılık büyük ustaların satrançı daha çok sevmeleriydi. Ona karşı daha tutkulu ve daha çok bağlıydılar. Tutku, yaratıcılığın anahtarı olabilir.<br />
<br />
-alıntı-]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[1. Doğru zamanlama yapın. Çoğu yetişkin insan sabahları, çoğu geç insan ise öğleden sonra daha net düşünür. En iyi düşünme zamanınızı belirleyin ve en zor beyin çalışmalarınız için o zamanı rezerve edin. <br />
2. İyi bir eğitim alın fakat abartmayın. Psikolog Dean Keith Simonton, okula gitmenin yaratıcılık üzerinde pozitif bir etkiye sahip olduğunu söyler. Ardından artan bir şekilde, mezuniyete odaklanma yaratıcılığı düşürür. &#8220;Etkili yazmada psikiyatrist olarak büyük bir yazar olmazsınız.&#8221; <br />
<br />
3. Konfiçyüsü dinleyin. Bir numara &#8220;hafıza yardımı&#8221; hafıza araştırmacılarının kendileri tarafından kullanılır: Not edin. Bir Çin atasözü &#8220;en zayıf mürekkep en güçlü hafızadan daha kalıcıdır&#8221;. <br />
<br />
4. Araştırmalar bir fincan kahvede bulunan kafein miktarının konsantre olmanıza yardımcı olacağını gösteriyor. Fakat kaygıya meyilli iseniz; bu bir işe yaramayabilir.. <br />
<br />
5. Var olanlar için yeni hafızaları sağlama bağlayın. Michigan Üniversitesi Bilişsel Araştırmacı Denise Park, &#8220;Varolan hafızanızın yeni bilgilere uyum sağlayan bir darağacı olarak düşünün. Yeni bilgileri ayrılan alanın dışında bırakmayın. Özel olarak, hafıza kaybı için ilaç var mıdır diye sordunuz. Hafıza kaybı için herhangi bir reçeteli ilaç olup olmadığını bilmiyorum" diyor.<br />
<br />
6. Uygulama yapın. Yeni becerileri öğrenme ve sürekli uygulama yapma beynin internal organizasyonunu değiştirmek için ortaya çıkar. Bir çalışma, periodik eğitim dönemlerinin 70 yaşlarında olan gönüllülerin, 7 yaşlarındayken sahip olduklarından daha iyi bilişsel ve hafıza becerilerine yardımcı olduğunu gösteriyor. &#8220;uygulama gerçekten işe yarar&#8221; der National Institute on Aging&#8217;te emeritus psikolog Len Giambra.<br />
<br />
7. Fikirlerinize bir şans verin. Çoğumuz gerçekleri çabucak değerlendirme ve çabucak &#8220;gitme veya gitmeme&#8221; kararı vermede kabiliyetlerimiz için ödüllendiriliriz. Yaratıcılık daha fazla acele etme ve heyecan ister. <br />
<br />
8. Entelektüel bir iş ve zeki bir eş seçin. Polonya&#8217;dan merak uyandırıcı çalışmalar, kariyerleri entelektüel bir egzersiz isteyen kişilerin yaşamlarında yüksek bilişsel seviyeye sahip olduklarını sunuyor. Ve zeki biri ile evlenme başarınızın devamını sağlar. <br />
<br />
9. Yaratıcılık, genellikle bir alandan diğer bir alana adapte olma çözümleri için beceriyi özetler.<br />
<br />
10. Leonardo&#8217;dan öğrenin. Yazar Michael Gelb, yeni kitabında Leonardo Da Vinci gibi nasıl düşünülür, en büyük Rönesans adamında işe yarayan bazı beyin geliştirme stratejilerini sunuyor. Ormanı öğrenme ve ters elinizle resim çizme gibi konuları da içeriyor.<br />
<br />
11. Dikkatinizi verin. Sadece toplantıdan birkaç saniye sonra bir kişinin adını unuttuğunuz oluyor mu? Problem hafıza değil, konsantrasyondur. Yaşlanırken, bilinçli olarak hafıza bankamıza kendi kendimize bilgi koymamız gerektiğini hatırlamalıyız.<br />
<br />
12. Mozart dinleyin. Wolfgang&#8217;ın müziğine maruz kalan bir beyin daha kompleks bağlantılar geliştiriyor. Bu da daha fazla bilgi için daha hızlı, entegre olmuş erişime izin veriyor.<br />
<br />
13. Zekânızı geliştirmek için vücut egzersizi yapın. Uzmanlar, aerobik antrenmanın okul performansından sinir iletim hızına kadar her şeyi geliştirdiğine inanıyorlar. Egzersiz gerçekten yapılmasını mantıklı kılan birçok yarara sahip. <br />
<br />
14. Yeni şeyler deneyin. Yaşamının sonuna yakın, empresyonist ressam Henri Matisse, fırçaları harika kâğıt kesikleri serileri yaratmak için kullandığı makas ile değiştirerek sanatını tekrardan canlandırdı. Yaratıcı Davranışlar Dergisi editörü Psikolog Dean Keith Simonton, bu gibi deneyimlerin yaratıcılığın başarılı niteliği olarak ortaya çıktığını ifade ediyor. Yaratıcı ve yaratıcı olmayan kişilerin karşılaştırıldığı bir çalışmada temel farkın birinin yeni şeyler öğrenme konusunda daha açık olduğunu diğerinin ise olmadığını gösterdi. <br />
<br />
15. Dikkat dağılma olayını sonlandırın. Alakasız uyarıcılar tarafından bombardıma tutulursanız, odaklanmanız çok zor olur. Kesinlikle bir şeyi yapmalıysanız ( örneğin bir raporu tamamlama) telefonun fişini çekebileceğiniz ve konsantre olabileceğiniz bir otel odası kiralamayı deneyin.<br />
Tutkularınızın peşinden gitmeyi sakın unutmayın! Son günlerde bir Hollandalı psikolog satranç ustalarını santranç büyük ustalarından neyin ayırdığını bulmaya çalışıyor. Her gruba test uyguladı- IQ, hafıza, boyutsal akıl yürütme-. Onlar arasında test farklılığı bulamadı. Tek farklılık büyük ustaların satrançı daha çok sevmeleriydi. Ona karşı daha tutkulu ve daha çok bağlıydılar. Tutku, yaratıcılığın anahtarı olabilir.<br />
<br />
-alıntı-]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[El Parmaklarınız Kişiliğinizi Yansıtıyor...]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4837</link>
			<pubDate>Mon, 10 Aug 2009 10:47:07 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4837</guid>
			<description><![CDATA[El parmaklarımız günlük hareketlerimizi gerçekleştirmemizde kilit rol oynar. Onlarla yazarız, onlarla çatal-bıçak utup yemek yeriz, onlarla birinin elini sıkarız.Parmak yapısının, insanın kişilik özelliklerini yansıttığını bilyor muydunuz?<br />
<br />
İngiltere&#8217;de kısa süre önce piyasaya çıkan &#8216;The Finger Book&#8217; (Parmak kitabı) adlı kitapta, kişilik özelliklerimizden cinsellik özelliklerimize kadar bilmediğimiz bir çok şeyin parmak yapısı ve parmak uzunluğuna bağlı olduğu ifade ediliyor.<br />
<br />
İŞARET PARMAĞI İLE YÜZÜK PARMAĞI ÇOK ÖNEMLİ<br />
<br />
Kitapta, işaret ve yüzük parmaklarının uzunluklarının, insanın kişiliği, sağlık durumu ve bazı konulardaki kabiliyetine göre değişiklik gösterdiği belirtilmiş.<br />
<br />
Erkeklerde yüzük parmağının işaret parmağından uzun olması, testosteron (erkeklik hormonu) seviyesinin yüksek olduğu anlamına geliyor. Eğer işaret parmağı, yüzük parmağından uzunsa, bu da Ostrojen (kadınlık hormonu) seviyesinin yüksek olduğunu gösteriyor.<br />
<br />
Uzmanlar parmak uzunluklarının vücut ölçüleriyle orantılı olduğunu, ancak bu ölçümlerin de yapılan araştırmalar son ucu cinsellik ve kişilik gibi konularda önemli bulgular verdiğini söyledi.<br />
<br />
Araştırmacılar, çoğu erkekte yüzük parmağının işaret parmağından uzun olduğunu belirtirken, bazı erkeklerde de bu parmağın işaret parmağından kısa olduğunu, ancak bunun daha çok kadınlarda görüldüğünü söyledi.<br />
<br />
İşte kitapta yer alan ifadelerden bazıları;<br />
<br />
Yüzük parmağı, işaret parmağından kısa olan bir insan;<br />
<br />
-Genelde kadın olur<br />
<br />
-İdari işler, ev dekorasyonu ve sağlık hizmetlerinde başarılı olur<br />
<br />
-Erken yaşta meme kanseri riski taşır<br />
<br />
-Potansiyel homoseksüeldir (Erkek ise)<br />
<br />
-Erken yaşta kalp krizi riski taşır (Erkek ise)<br />
<br />
- Duygusal ve içine kapanık olur, korkuları ve kaygıları olur (Çocuk ise)<br />
<br />
-Şizofren olma olasılığı yüksektir<br />
<br />
-Konuşarak etkileme kabiliyeti yüksek seviyededir<br />
<br />
Yüzük parmağı, işaret parmağından uzun olan bir insan;<br />
<br />
-Hassass ve dışa dönük biridir<br />
<br />
-Risk almaktan korkmaz<br />
<br />
-Normal bir insana göre daha agresif olur<br />
<br />
-Müzisyenlik kabiliyetine sahip olur<br />
<br />
-Genelde solak olur<br />
<br />
-Futbol, Basketbol ve uzun koşu gibi spor dallarında başarılı olur<br />
<br />
-Hiperaktif ve anti sosyal olma ihtimali yüksek olur (Çocuklar için)<br />
<br />
kaynak:teknolojivebilim]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[El parmaklarımız günlük hareketlerimizi gerçekleştirmemizde kilit rol oynar. Onlarla yazarız, onlarla çatal-bıçak utup yemek yeriz, onlarla birinin elini sıkarız.Parmak yapısının, insanın kişilik özelliklerini yansıttığını bilyor muydunuz?<br />
<br />
İngiltere&#8217;de kısa süre önce piyasaya çıkan &#8216;The Finger Book&#8217; (Parmak kitabı) adlı kitapta, kişilik özelliklerimizden cinsellik özelliklerimize kadar bilmediğimiz bir çok şeyin parmak yapısı ve parmak uzunluğuna bağlı olduğu ifade ediliyor.<br />
<br />
İŞARET PARMAĞI İLE YÜZÜK PARMAĞI ÇOK ÖNEMLİ<br />
<br />
Kitapta, işaret ve yüzük parmaklarının uzunluklarının, insanın kişiliği, sağlık durumu ve bazı konulardaki kabiliyetine göre değişiklik gösterdiği belirtilmiş.<br />
<br />
Erkeklerde yüzük parmağının işaret parmağından uzun olması, testosteron (erkeklik hormonu) seviyesinin yüksek olduğu anlamına geliyor. Eğer işaret parmağı, yüzük parmağından uzunsa, bu da Ostrojen (kadınlık hormonu) seviyesinin yüksek olduğunu gösteriyor.<br />
<br />
Uzmanlar parmak uzunluklarının vücut ölçüleriyle orantılı olduğunu, ancak bu ölçümlerin de yapılan araştırmalar son ucu cinsellik ve kişilik gibi konularda önemli bulgular verdiğini söyledi.<br />
<br />
Araştırmacılar, çoğu erkekte yüzük parmağının işaret parmağından uzun olduğunu belirtirken, bazı erkeklerde de bu parmağın işaret parmağından kısa olduğunu, ancak bunun daha çok kadınlarda görüldüğünü söyledi.<br />
<br />
İşte kitapta yer alan ifadelerden bazıları;<br />
<br />
Yüzük parmağı, işaret parmağından kısa olan bir insan;<br />
<br />
-Genelde kadın olur<br />
<br />
-İdari işler, ev dekorasyonu ve sağlık hizmetlerinde başarılı olur<br />
<br />
-Erken yaşta meme kanseri riski taşır<br />
<br />
-Potansiyel homoseksüeldir (Erkek ise)<br />
<br />
-Erken yaşta kalp krizi riski taşır (Erkek ise)<br />
<br />
- Duygusal ve içine kapanık olur, korkuları ve kaygıları olur (Çocuk ise)<br />
<br />
-Şizofren olma olasılığı yüksektir<br />
<br />
-Konuşarak etkileme kabiliyeti yüksek seviyededir<br />
<br />
Yüzük parmağı, işaret parmağından uzun olan bir insan;<br />
<br />
-Hassass ve dışa dönük biridir<br />
<br />
-Risk almaktan korkmaz<br />
<br />
-Normal bir insana göre daha agresif olur<br />
<br />
-Müzisyenlik kabiliyetine sahip olur<br />
<br />
-Genelde solak olur<br />
<br />
-Futbol, Basketbol ve uzun koşu gibi spor dallarında başarılı olur<br />
<br />
-Hiperaktif ve anti sosyal olma ihtimali yüksek olur (Çocuklar için)<br />
<br />
kaynak:teknolojivebilim]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[&quot;İçimizdeki Kalıplar&quot;]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4836</link>
			<pubDate>Sun, 09 Aug 2009 20:13:07 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4836</guid>
			<description><![CDATA[Kafese beş maymunu koyarlar, ortaya da bir merdiven ve tepesine de iple muzları asarlar. Her bir maymun merdivenleri çıkarak muzlara ulaşmak istediğinde dışarıdan üzerine soğuk su sıkarlar.<br />
<br />
Her bir maymun aynı denemeye giriştiğinde çok soğuk suyla ıslatılır, bütün maymunlar bu denemeler sonunda sırılsıklam ıslanırlar. <br />
Bir süre sonra muzlara hareketlenen maymunlar diğerleri tarafından engellenmeye başlanır.<br />
<br />
Su kapatılıp, maymunlardan biri dışarı alıp ve yerine yeni bir maymun konulur, ilk yaptığı iş muzlara ulaşmak için merdivene tırmanmak olur. <br />
<br />
Fakat diğer dört maymun buna izin vermez ve yeni maymunu döverler. Daha sonra ıslanmış maymunlardan biri daha yeni bir maymunla değiştirilir ve merdivene ilk yaptığı atakta dayak yer, bu ikinci yeni maymunu en şiddetli ve istekli döven ilk yeni maymundur. Islak maymunlardan üçüncüsü de değiştirilir. En yeni gelen maymun da ilk atağında cezalandırılır. <br />
<br />
Diğer dört maymundan yeni gelen ikisinin, en yeni gelen maymunu niye dövdükleri konusunda hiçbir fikirleri yoktur. Son olarak en baştaki ıslanan maymunların dördüncüsü ve beşincisi de yenileriyle değiştirilir. Tepelerinde bir salkım muz asılı olduğu halde artık hiçbiri merdivene yaklaşmamaktadır. <br />
<br />
Neden mi? Çünkü burada işler böyle gelmiş ve böyle gitmektedir...&#8217; <br />
 <br />
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Kafese beş maymunu koyarlar, ortaya da bir merdiven ve tepesine de iple muzları asarlar. Her bir maymun merdivenleri çıkarak muzlara ulaşmak istediğinde dışarıdan üzerine soğuk su sıkarlar.<br />
<br />
Her bir maymun aynı denemeye giriştiğinde çok soğuk suyla ıslatılır, bütün maymunlar bu denemeler sonunda sırılsıklam ıslanırlar. <br />
Bir süre sonra muzlara hareketlenen maymunlar diğerleri tarafından engellenmeye başlanır.<br />
<br />
Su kapatılıp, maymunlardan biri dışarı alıp ve yerine yeni bir maymun konulur, ilk yaptığı iş muzlara ulaşmak için merdivene tırmanmak olur. <br />
<br />
Fakat diğer dört maymun buna izin vermez ve yeni maymunu döverler. Daha sonra ıslanmış maymunlardan biri daha yeni bir maymunla değiştirilir ve merdivene ilk yaptığı atakta dayak yer, bu ikinci yeni maymunu en şiddetli ve istekli döven ilk yeni maymundur. Islak maymunlardan üçüncüsü de değiştirilir. En yeni gelen maymun da ilk atağında cezalandırılır. <br />
<br />
Diğer dört maymundan yeni gelen ikisinin, en yeni gelen maymunu niye dövdükleri konusunda hiçbir fikirleri yoktur. Son olarak en baştaki ıslanan maymunların dördüncüsü ve beşincisi de yenileriyle değiştirilir. Tepelerinde bir salkım muz asılı olduğu halde artık hiçbiri merdivene yaklaşmamaktadır. <br />
<br />
Neden mi? Çünkü burada işler böyle gelmiş ve böyle gitmektedir...&#8217; <br />
 <br />
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Sabır...]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4835</link>
			<pubDate>Sun, 09 Aug 2009 20:10:06 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4835</guid>
			<description><![CDATA[Kavağın yanında bir kabak filizi boy göstermiş.Bahar ilerledikçe bitki kavak ağacına sarılarak yükselmeye başlamış. <br />
Yağmurların ve güneşin etkisi ile müthiş hızla büyümüş  ve neredeyse, kavak ağacıyla aynı boya gelmiş. <br />
Birgün dayanamayıp sormuş kavağa: <br />
<br />
- Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç? <br />
<br />
- On yılda... demiş kavak.<br />
<br />
- Ben neredeyse iki ayda seninle aynı boya geldim bak. <br />
<br />
- Doğru!... demiş ağaç. &#8221; Doğru!...&#8221; <br />
<br />
Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgarları başladığında kabak, önce üşümeye başlamış sonra yaprakları<br />
düşürmeye, soğuklar arttıkça da aşağıya doğru inmeye başlamış.<br />
Sormuş endişeyle kavağa:<br />
<br />
- Ne oluyor bana ağaç? <br />
<br />
- Ölüyorsun...demiş, kavak. <br />
<br />
- Niçin?... diyerek devam ettirmiş sorusunu, Ağaç: :&#8217;(<br />
<br />
-Benim on yılda geldiğim yere sen iki ayda gelmeye çalıştığın için...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Kavağın yanında bir kabak filizi boy göstermiş.Bahar ilerledikçe bitki kavak ağacına sarılarak yükselmeye başlamış. <br />
Yağmurların ve güneşin etkisi ile müthiş hızla büyümüş  ve neredeyse, kavak ağacıyla aynı boya gelmiş. <br />
Birgün dayanamayıp sormuş kavağa: <br />
<br />
- Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç? <br />
<br />
- On yılda... demiş kavak.<br />
<br />
- Ben neredeyse iki ayda seninle aynı boya geldim bak. <br />
<br />
- Doğru!... demiş ağaç. &#8221; Doğru!...&#8221; <br />
<br />
Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgarları başladığında kabak, önce üşümeye başlamış sonra yaprakları<br />
düşürmeye, soğuklar arttıkça da aşağıya doğru inmeye başlamış.<br />
Sormuş endişeyle kavağa:<br />
<br />
- Ne oluyor bana ağaç? <br />
<br />
- Ölüyorsun...demiş, kavak. <br />
<br />
- Niçin?... diyerek devam ettirmiş sorusunu, Ağaç: :&#8217;(<br />
<br />
-Benim on yılda geldiğim yere sen iki ayda gelmeye çalıştığın için...]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Haddini Bilmek...]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4834</link>
			<pubDate>Sun, 09 Aug 2009 20:08:05 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4834</guid>
			<description><![CDATA[Had&#8217; kelimesi, durmamız gereken sınırları anlatır.<br />
<br />
     Dünyanın tüm bilgelerinin &#8216;en&#8217; bilgesine sormuşlar: &#8220;En iyi bildiğin şey nedir?&#8221; diye. En bilge kişi, hiç düşünmeden cevabını vermiş: &#8220;Haddimi bilirim...&#8221; &#8216;Had&#8217; kelimesi, durmamız gereken sınırları anlatır. Bu, herhangi bir konuda, kendi bilgimizi, konumumuzu ve sınırlarımızı bilip ona göre tavır koymamızı, görüş bildirmemizi sağlayan bir pusuladır. Kısacası, kendini tanımak ve sınırlarını bilmektir. Günümüzde ise maalesef sınırlarının nerede başlayıp nerede bittiğini bilmeyenlerden dolayı sürekli &#8216;sınır ihlalleri&#8217;ne tanık olmaktayız.<br />
<br />
<br />
Hemen her konuda hepimiz uzmanız (!). Her şeyi doğuştan biliyoruz, öğrenmemize, emek harcamamıza hiç gerek yok (!). Günlük hayatta her alanda, bir an durup düşünmeden, gerçekten bilip bilmeden hemen söze dalıp görüş bildiriyor, fetvalar veriyoruz. Özellikle iyi bir şey yapıldığında veya bir başarı durumunda hemen ortaya atılıp eleştirilere başlıyoruz. Peki, &#8220;gel de sen yap bakalım&#8221; denilince de, donup kalıyoruz. Haddimizi bilme &#8216;özürlüyüz&#8217; ama &#8216;had bildirme&#8217; konusunda çok hevesliyiz. <br />
<br />
Herkes, yönetici, asker, futbolcu, doktor, aşçı, sanatçı, öğretmen, avukat ve her konunun uzmanı. Asıl konuşması gerekenler ise &#8216;hadlerini bildiklerinden&#8217; susuyor. Oysa asıl işinin ustalarının, uzmanlarının konuşmasına ve onların önerilerine ne kadar çok ihtiyacımız var. Çünkü yepyeni boyutları ancak bu sayede görüp öğrenebilir, gelişebiliriz. <br />
<br />
<br />
Ünlü bir ressam, eserlerinin sergilendiği galeride, kim olduğunu belli etmeden dolaşıyor, ziyaretçilerin yorumlarını ilk elden almaya çalışıyormuş. Bu bilgiler onun için çok değerliymiş. Bu yüzden de sergide, her yaştan ve her sosyal sınıftan davetliler varmış. Bir ara en beğendiği tablolardan birinin önündeki, yaşlı adama takılmış gözleri. Adamın, önünde durup dudak bükerek bir şeyler mırıldandığını görmüş. Söz konusu resim, bir süvariyi canlandırıyormuş. Merakla yaklaşmış ve sormuş: <br />
<br />
<br />
- Beyim, sanırım resimde beğenmediniz bir durum var! Sorunun ne olduğunu öğrenebilir miyim? Bu resmi ben yaptım da...<br />
<br />
Adam kendinden emin, konuşmaya başlamış: <br />
<br />
- Ben kırk küsur yıllık çizme ustasıyım. Resimde, hatalar var. Süvarinin çizmeleri gerçeğe uymuyor. Mesela şu gördüğünüz kıvrım, biraz daha aşağıda olmalıydı. Topuk kısmı da ölçeksiz çizilmiş. <br />
<br />
Ressam, adamın sözünün bitirmesini bile beklemeden izin isteyip gitmiş ve biraz sonra, fırçaları ve boyalarıyla geri dönüp yaşlı adamın söylediği hataları düzeltmeye başlamış. Çünkü çizmeler gerçekten de hatalıymış. Sanatçı daha işini bitirmeden, çizme ustası konuşmaya başlamış: <br />
<br />
- Bu süvarinin kalçaları da biraz uzun çizilmiş...<br />
<br />
Ressam derhal sözünü kesmiş adamın:<br />
<br />
-Yok, demiş, çizmedeki hatayı gösterdiniz, biz de mesleğe saygı adına anında düzelttik. Ama lütfen çizmeden yukarı çıkmayın!<br />
<br />
<br />
Başka bir hikayeyle sözü noktalayalım.<br />
<br />
<br />
Ulu bir çınar ağacının hemen yanında, küçük bir kabak filizi boy göstermiş. Bahar <br />
<br />
ilerledikçe, çınar ağacına sarılarak yükselmeye başlamış. Yağmurların ve günesin etkisiyle hızla büyümeye başlamış ve neredeyse çınar ağacıyla aynı boya gelmiş. Bir gün dayanamayıp sormuş çınar ağacına: <br />
<br />
- Kaç ayda bu hale geldin ağaç?<br />
<br />
- &#8220;82 yılda&#8221; demiş çınar...<br />
<br />
- &#8220;82 yılda mı?&#8221; diyerek katıla katıla gülmüş ve çiçeklerini sallamış kabak.<br />
<br />
- Ben neredeyse iki ayda seninle aynı boya geldim bak!<br />
<br />
- &#8220;Doğru&#8221; demiş ulu çınar &#8220;doğru&#8221;. <br />
<br />
Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgarları başladığında kabak önce üşümeye sonra yapraklarını düşürmeye, soğuklar arttıkça da aşağıya doğru inmeye başlamış. Bu defa endişeyle sormuş çınara: <br />
<br />
- Neler oluyor bana ağaç? <br />
<br />
- &#8220;Ölüyorsun&#8221; demiş çınar... <br />
<br />
&#8220;Niçin?&#8221; diye sormuş kabak. <br />
<br />
- &#8220;Benim seksen iki yılda geldiğim yere, sen iki ayda gelmeye çalıştığın için sevgili kabak&#8221; demiş çınar...<br />
<br />
Kabaklar, kabak tadı vermeden; çizmeleri aşmadan, bir an önce &#8216;haddimizi bilmeyi&#8217; öğrenmeliyiz.<br />
<br />
<br />
(Pembe CANDANER - 16.11.2008)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Had&#8217; kelimesi, durmamız gereken sınırları anlatır.<br />
<br />
     Dünyanın tüm bilgelerinin &#8216;en&#8217; bilgesine sormuşlar: &#8220;En iyi bildiğin şey nedir?&#8221; diye. En bilge kişi, hiç düşünmeden cevabını vermiş: &#8220;Haddimi bilirim...&#8221; &#8216;Had&#8217; kelimesi, durmamız gereken sınırları anlatır. Bu, herhangi bir konuda, kendi bilgimizi, konumumuzu ve sınırlarımızı bilip ona göre tavır koymamızı, görüş bildirmemizi sağlayan bir pusuladır. Kısacası, kendini tanımak ve sınırlarını bilmektir. Günümüzde ise maalesef sınırlarının nerede başlayıp nerede bittiğini bilmeyenlerden dolayı sürekli &#8216;sınır ihlalleri&#8217;ne tanık olmaktayız.<br />
<br />
<br />
Hemen her konuda hepimiz uzmanız (!). Her şeyi doğuştan biliyoruz, öğrenmemize, emek harcamamıza hiç gerek yok (!). Günlük hayatta her alanda, bir an durup düşünmeden, gerçekten bilip bilmeden hemen söze dalıp görüş bildiriyor, fetvalar veriyoruz. Özellikle iyi bir şey yapıldığında veya bir başarı durumunda hemen ortaya atılıp eleştirilere başlıyoruz. Peki, &#8220;gel de sen yap bakalım&#8221; denilince de, donup kalıyoruz. Haddimizi bilme &#8216;özürlüyüz&#8217; ama &#8216;had bildirme&#8217; konusunda çok hevesliyiz. <br />
<br />
Herkes, yönetici, asker, futbolcu, doktor, aşçı, sanatçı, öğretmen, avukat ve her konunun uzmanı. Asıl konuşması gerekenler ise &#8216;hadlerini bildiklerinden&#8217; susuyor. Oysa asıl işinin ustalarının, uzmanlarının konuşmasına ve onların önerilerine ne kadar çok ihtiyacımız var. Çünkü yepyeni boyutları ancak bu sayede görüp öğrenebilir, gelişebiliriz. <br />
<br />
<br />
Ünlü bir ressam, eserlerinin sergilendiği galeride, kim olduğunu belli etmeden dolaşıyor, ziyaretçilerin yorumlarını ilk elden almaya çalışıyormuş. Bu bilgiler onun için çok değerliymiş. Bu yüzden de sergide, her yaştan ve her sosyal sınıftan davetliler varmış. Bir ara en beğendiği tablolardan birinin önündeki, yaşlı adama takılmış gözleri. Adamın, önünde durup dudak bükerek bir şeyler mırıldandığını görmüş. Söz konusu resim, bir süvariyi canlandırıyormuş. Merakla yaklaşmış ve sormuş: <br />
<br />
<br />
- Beyim, sanırım resimde beğenmediniz bir durum var! Sorunun ne olduğunu öğrenebilir miyim? Bu resmi ben yaptım da...<br />
<br />
Adam kendinden emin, konuşmaya başlamış: <br />
<br />
- Ben kırk küsur yıllık çizme ustasıyım. Resimde, hatalar var. Süvarinin çizmeleri gerçeğe uymuyor. Mesela şu gördüğünüz kıvrım, biraz daha aşağıda olmalıydı. Topuk kısmı da ölçeksiz çizilmiş. <br />
<br />
Ressam, adamın sözünün bitirmesini bile beklemeden izin isteyip gitmiş ve biraz sonra, fırçaları ve boyalarıyla geri dönüp yaşlı adamın söylediği hataları düzeltmeye başlamış. Çünkü çizmeler gerçekten de hatalıymış. Sanatçı daha işini bitirmeden, çizme ustası konuşmaya başlamış: <br />
<br />
- Bu süvarinin kalçaları da biraz uzun çizilmiş...<br />
<br />
Ressam derhal sözünü kesmiş adamın:<br />
<br />
-Yok, demiş, çizmedeki hatayı gösterdiniz, biz de mesleğe saygı adına anında düzelttik. Ama lütfen çizmeden yukarı çıkmayın!<br />
<br />
<br />
Başka bir hikayeyle sözü noktalayalım.<br />
<br />
<br />
Ulu bir çınar ağacının hemen yanında, küçük bir kabak filizi boy göstermiş. Bahar <br />
<br />
ilerledikçe, çınar ağacına sarılarak yükselmeye başlamış. Yağmurların ve günesin etkisiyle hızla büyümeye başlamış ve neredeyse çınar ağacıyla aynı boya gelmiş. Bir gün dayanamayıp sormuş çınar ağacına: <br />
<br />
- Kaç ayda bu hale geldin ağaç?<br />
<br />
- &#8220;82 yılda&#8221; demiş çınar...<br />
<br />
- &#8220;82 yılda mı?&#8221; diyerek katıla katıla gülmüş ve çiçeklerini sallamış kabak.<br />
<br />
- Ben neredeyse iki ayda seninle aynı boya geldim bak!<br />
<br />
- &#8220;Doğru&#8221; demiş ulu çınar &#8220;doğru&#8221;. <br />
<br />
Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgarları başladığında kabak önce üşümeye sonra yapraklarını düşürmeye, soğuklar arttıkça da aşağıya doğru inmeye başlamış. Bu defa endişeyle sormuş çınara: <br />
<br />
- Neler oluyor bana ağaç? <br />
<br />
- &#8220;Ölüyorsun&#8221; demiş çınar... <br />
<br />
&#8220;Niçin?&#8221; diye sormuş kabak. <br />
<br />
- &#8220;Benim seksen iki yılda geldiğim yere, sen iki ayda gelmeye çalıştığın için sevgili kabak&#8221; demiş çınar...<br />
<br />
Kabaklar, kabak tadı vermeden; çizmeleri aşmadan, bir an önce &#8216;haddimizi bilmeyi&#8217; öğrenmeliyiz.<br />
<br />
<br />
(Pembe CANDANER - 16.11.2008)]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[çocuklarda tuvalet eğitimi]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4776</link>
			<pubDate>Fri, 31 Jul 2009 11:21:37 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4776</guid>
			<description><![CDATA[Tuvalet eğitimi için en uygun zaman 24. aydır. 2 yaşından küçük çocuklarda, erken tuvalet eğitimine başlanması hayal kırıklığına neden olabilir. Bunun nedenide tamamen çocuğun fiziksel durumundan kaynaklanmaktadır. Çocuğun alışık olduğu gündüz ve gece bezlerinin ikisini, birden kesmek, daha kolay olacaktır. Tabi bunun için anne ve babanın yeterli vakti olması gerekmektedir. Eğer zaman sorun çıkartırsa ilk olarak gündüz daha sonra gece bezlerini çıkarmak daha doğru olacaktır. <br />
<br />
Anne-babalar, ilk etapta tuvalet eğitimine hazır olan çoıcuklarına kısa bir bilgi vermelidirler. Tuvalet eğitiminin ne olduğu, tuvaleti geldiğinde ne demesi gerektiği gibi konularda çocuk açık ve net bir biçimde bilgilendirilmelidir. İlk etapta lazımlığın kullanılması çocuğun ilgisini çekeceğinden, daha iyi sonuç verecektir. Tuvalet eğitimine başlanmasının ilk günlerinde, anne ya da baba, çocuklarıyla tuvalete beraber girmeli, neler yapması gerektiği anlatılmalıdır. En önemlisi ise bu eğitim ile beraber 20 dakikada bir çocuk tuvalete götürülmelidir. <br />
(alıntıdır)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Tuvalet eğitimi için en uygun zaman 24. aydır. 2 yaşından küçük çocuklarda, erken tuvalet eğitimine başlanması hayal kırıklığına neden olabilir. Bunun nedenide tamamen çocuğun fiziksel durumundan kaynaklanmaktadır. Çocuğun alışık olduğu gündüz ve gece bezlerinin ikisini, birden kesmek, daha kolay olacaktır. Tabi bunun için anne ve babanın yeterli vakti olması gerekmektedir. Eğer zaman sorun çıkartırsa ilk olarak gündüz daha sonra gece bezlerini çıkarmak daha doğru olacaktır. <br />
<br />
Anne-babalar, ilk etapta tuvalet eğitimine hazır olan çoıcuklarına kısa bir bilgi vermelidirler. Tuvalet eğitiminin ne olduğu, tuvaleti geldiğinde ne demesi gerektiği gibi konularda çocuk açık ve net bir biçimde bilgilendirilmelidir. İlk etapta lazımlığın kullanılması çocuğun ilgisini çekeceğinden, daha iyi sonuç verecektir. Tuvalet eğitimine başlanmasının ilk günlerinde, anne ya da baba, çocuklarıyla tuvalete beraber girmeli, neler yapması gerektiği anlatılmalıdır. En önemlisi ise bu eğitim ile beraber 20 dakikada bir çocuk tuvalete götürülmelidir. <br />
(alıntıdır)]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[çocuklarda inatlaşma]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4775</link>
			<pubDate>Fri, 31 Jul 2009 11:20:46 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4775</guid>
			<description><![CDATA[Çocuklarda inatlaşma özellikle 2-4 yaş arasında görülmektedir. Çocuklar; anne-babalarına, artık bir birey olduklarını fark ettirebilmek  ve bağımsızlıklarını ortaya koymak için inatlaşma sürecine girerler. Aslında bu kendini keşfeden bir çocuk için normal bir durumdur. Kendi benliğinin farkına varan ve &#8220;Bende Varım&#8221; diyen bir çocuk; ailesiyle ya da çevresindekilerle her konuda çatışmaya girebilir duruma gelmiştir. Eğer çocuk inatlaşma sürecine girdiyse herşeye karşı çıkar bir tutum sergileyecektir. Bazen neyi istediğini bile bilmeden, sadece karşı tarafın fikrine tezat bir fikir ile inatlaşacaktır. Buda kendi bireyselliğini, bağımsızlığını kazanmak isteyen bir çocuğun, kendi istediğini yaptırmaktan başka bir şey değildir. İşte ailelerin dilinden düşmeyen klasik söz &#8221;Hayır, Olmaz&#8220;  çocukların &#8220;Bende Varım&#8221; demesi ile başlamış oluyor.<br />
<br />
Ailelerin çocukların inatlaşmalarına karşı nasıl bir tutum sergileyecekleri çok önemlidir. Çocuk, aile tarafından istenmeyen bir davranışı yapmak istediğinde, en iyi yöntem çocuğun dikkatini dağıtmaktır. Çocuklar dikkatlerini uzun süre yoğunlaştıramadıkları için &#8221;Aaa bak burda ne varmış?&#8221; gibi sözlerle çocuğun dikkati dağıtılabilmektedir. Eğer çocuk inadından vazgeçmiyorsa yapılacak tek şey anne-babanın; ona uzlaşıcı bir dille yaklaşarak, yapmak istediğinin şu an mümkün olmadığını ve  bunun için üzgün olduklarını, onu anladıklarını dile getirmeleri gerekir. En önemlisi ona alternatifler sunmaktır. Örneğin çocuk; annesi yemek yaparken bıçağı eline aldığında, anne şöyle bir tavırla yaklaşmalıdır. &#8220;Bu alet kesici olduğundan, sana zarar vermesinden korkuyorum. Seni anlıyorum bana yardımcı olmak istiyorsun ama üzgünüm. Eğer istersen çorbayı karıştırmamda bana yardımcı olabilirsin.&#8221; denilebilir. Bu tarz düşünen her anne-baba, stresten uzak daha mutlu bir yaşam sürmektedir.<br />
(alıntıdır)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Çocuklarda inatlaşma özellikle 2-4 yaş arasında görülmektedir. Çocuklar; anne-babalarına, artık bir birey olduklarını fark ettirebilmek  ve bağımsızlıklarını ortaya koymak için inatlaşma sürecine girerler. Aslında bu kendini keşfeden bir çocuk için normal bir durumdur. Kendi benliğinin farkına varan ve &#8220;Bende Varım&#8221; diyen bir çocuk; ailesiyle ya da çevresindekilerle her konuda çatışmaya girebilir duruma gelmiştir. Eğer çocuk inatlaşma sürecine girdiyse herşeye karşı çıkar bir tutum sergileyecektir. Bazen neyi istediğini bile bilmeden, sadece karşı tarafın fikrine tezat bir fikir ile inatlaşacaktır. Buda kendi bireyselliğini, bağımsızlığını kazanmak isteyen bir çocuğun, kendi istediğini yaptırmaktan başka bir şey değildir. İşte ailelerin dilinden düşmeyen klasik söz &#8221;Hayır, Olmaz&#8220;  çocukların &#8220;Bende Varım&#8221; demesi ile başlamış oluyor.<br />
<br />
Ailelerin çocukların inatlaşmalarına karşı nasıl bir tutum sergileyecekleri çok önemlidir. Çocuk, aile tarafından istenmeyen bir davranışı yapmak istediğinde, en iyi yöntem çocuğun dikkatini dağıtmaktır. Çocuklar dikkatlerini uzun süre yoğunlaştıramadıkları için &#8221;Aaa bak burda ne varmış?&#8221; gibi sözlerle çocuğun dikkati dağıtılabilmektedir. Eğer çocuk inadından vazgeçmiyorsa yapılacak tek şey anne-babanın; ona uzlaşıcı bir dille yaklaşarak, yapmak istediğinin şu an mümkün olmadığını ve  bunun için üzgün olduklarını, onu anladıklarını dile getirmeleri gerekir. En önemlisi ona alternatifler sunmaktır. Örneğin çocuk; annesi yemek yaparken bıçağı eline aldığında, anne şöyle bir tavırla yaklaşmalıdır. &#8220;Bu alet kesici olduğundan, sana zarar vermesinden korkuyorum. Seni anlıyorum bana yardımcı olmak istiyorsun ama üzgünüm. Eğer istersen çorbayı karıştırmamda bana yardımcı olabilirsin.&#8221; denilebilir. Bu tarz düşünen her anne-baba, stresten uzak daha mutlu bir yaşam sürmektedir.<br />
(alıntıdır)]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[çocuk ve depresyon]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4773</link>
			<pubDate>Thu, 30 Jul 2009 13:39:53 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4773</guid>
			<description><![CDATA[ÇOCUK VE DEPRESYON <br />
<br />
   Depresyon, kişinin en az iki hafta süre ile kendini mutsuz ,değersiz,çökkün hissetmesi,hoşlandığı etkinliklere ilgisinin azalması veya etkinliklerden zevk alamaması halidir.Ancak insanın her kendini mutsuz hissettiği süreç depresyon olarak tanımlanamaz.Bir eve hanımı ev işlerini,öğrenci derslerini ,memur iş yerinde görevlerini aksatacak veya aksatmamak için kendini aşırı derecede zorlayacak kadar çökkün bir ruh halinde ise depresyondan söz edilir.Kişinin dış görünümüne verdiği önemde,kendine bakımında azalma ,etkinliklere ilgisinin azalması ,depresyonun önemli belirtilerindendir.Bazı kişilerde fiziksel nedeni bulunamayan çeşitli vücut ve baş ağrıları da depresyon belirtilerindendir.Gelip geçici mutsuzluk durumları depresyon olarak değerlendirilmemelidir.hepimizin kendini   iyi ve kötü hissettiği günler olabilir. <br />
<br />
  Çocuk deyince aklımıza umut,cıvıl cıvıl,enerjik,anlık sevinçler ve üzüntüler yaşayan çoşkulu bir varlık gelir.Çocuk ve depresyon kelimeleri birbirine hiç yakışmasa da   erişkinlerde olduğu gibi çocuklarda da depresyon görülebilmektedir. <br />
<br />
<br />
  Çocuklar   duygusal durumlarını erişkinler kadar iyi anlatamazlar,depresyonlarını genellikle davranışlarıyla gösterirler.Depresyonda çocuk da,eskisine oranla huzursuzluk,daha sinirli ve gergin olma ,söz dinleme davranışında değişiklik gözlenir.ayrıca her çocuğun depresyon hali birbirinden farklıdır.Kimi çocuk aşırı durgun ve halsiz olurken kimi çocukta bunun tam tersi bir yerinde duramama ve huzursuzluk durumu görülür. <br />
<br />
<br />
 <br />
<br />
<br />
     Çocuklarda Depresyon Belirtileri <br />
<br />
Kendini mutsuz veya boşlukta hissetme; <br />
<br />
<br />
         Depresyonun ene temel belirtisi olan mutsuzluktur. Küçük çocuklarda ve bebeklerde   depresyonda olduklarında mutsuzluk duygusu yaşarlar, ancak bunu anlatmazlar .Aile ve yakın çevre dikkat ederlerse mutsuzluk durumunu anlaya bilirler. <br />
<br />
<br />
        Bebeklerde   çevreye olan ilginin yitirilmesi,,canlılık ve sevinç duygularının gösterilmemesi, ağladığında ise uzun süre yatıştırılamaması mutsuzluk belirtisidir. <br />
<br />
<br />
      Çocuklarda mutsuzluğun ifadesi,davranışlarladır.Hiç bir şeyden mutlu olmama,sürekli yakınma,az gülüp sebepsiz ağlama,oyunları sürdürememe ve arkadaşlarıyla geçinememe çocukların mutsuzluklarını gösterme davranışlarıdır. <br />
<br />
<br />
     İlköğretim çağında ki çocuklar ise   hem davranışları hem de sözel olarak   mutsuzluk ifade edebilirler. <br />
<br />
<br />
  Eskiden zevk aldığı şeylerden zevk alamama ya da eskisi kadar hoşlanmama; <br />
<br />
<br />
 Erişkinler kadar olmasa da depresyonda ki çocukta eskiden hoşlandığı etkinliklerden zevk almamaya başlaya bilir.Depresyonda ki çocukların küçük bir kısmında ilgi ve istekte azalma,bunun yanında huzursuzluk ve gerginlikte artma gözlenebilir.Çocukluk çağına özgü canlılık ve kıpır kıpırlık kaybolur,doğal davranış yitimi görülür. <br />
<br />
<br />
  Gergin, sıkıntılı, huzursuz olma; <br />
<br />
<br />
        Çocukları depresyonda olan aileler &#8220;of sıkıldım&#8221;   sözlerini çok işitirler. &#8220;Of sıkıldım&#8221; deme,iç çekme ,üzgün ve gergin görünüm çocuklarda depresyonun en önemli belirtisidir. <br />
<br />
<br />
 Anne &#8211;Babayı sinirlendirene kadar ugraşma,en yakınlarıyla ilişkisinde bozulma ,sık tartışma ve küsme; <br />
<br />
<br />
    Depresyonda ki çocuk kurallara daha az uyar ve anne babayı daha sık sinirlendirir. Bu huy değişimine başta anlam vermeyen anne babalar çocuklarının   kendilerini   sürekli olarak sinirlendirecek hareket yapmalarının   normal bir davranış olamadığının   farkına varırlar.Depresyonda ki bir çocuk çok sudan bir bahane ile   sorun çıkarabilir.İstediği bir şey için tutturması,normal bir çocuğun tutturmasından çok farklıdır.Normal bir çocuk ,istediği bir şeyin olması için   bir süre ısrar eder,yapılamadığın da kabul edebilir.Depresyonda ki çocuk ise   amaçsız ,herhangi bir şey için tutturabilir.Tek   bir amacı vardır aslında içindeki mutsuzluk ve huzursuzluğu   çevresine yansıtmak.İstediğinin yapılamasından çok anne-babayı sinirlendirmek amaç olmuştur. <br />
<br />
<br />
      Bilinmesi gereken nokta  depresyonda ki çocuğun,olumsuz davranışlarıyla   anne-babyı tükenme noktasına getirmesi,isteyerek yaptığı bir şey değildir.İçindeki huzursuzluk,mutsuzluk ve gerginliğin bir ifadesidir. <br />
<br />
Sinirlilik ve öfke patlamaları; <br />
<br />
Genellikle anne-babaların çocuklarında farkına vardıkları belirti sinirlilik halidir. Sinirlilik hali çocuklarda o kadar fazladır ki aile tarafından sinir krizi olarak nitelendirilir.Çocuk ve aile arsında ki bir inatlaşma ,çocuğun kendine ve eşyalara zarar vermesine kadar gidebilir. <br />
<br />
<br />
  Bedensel yakınmalar: Sık sık baş,karın ağrısı; <br />
<br />
Depresyonda ki çocuk çevresinin ,ilgisini üzerine çekecek bu bedensel belirtileri bilinç dışı yada bilinçli olarak sergiler.Bedensel yakınmalar,çocuğun,içindeki sıkıntıdan kurtulmak için bir çeşit yardım isteme yöntemidir.Özellikle baskıcı veya aşırı kuralcı anne &#8211;babaların çocuklarında bu tür yakınmalar daha fazla görünür.Baş ağrısı ,mide bulantısı gibi yakınmaların psikolojik olduğunun anlaşılmasındaki en önemli nokta ,bu belirtilerin çocuğun sıkıntını ortaya çıkaracak ortamlarda görülmesidir.Okula giderken veya sınav öncesi gibi. <br />
<br />
<br />
 İştah ve yeme sorunları; <br />
<br />
Depresyonda ki erişkinlerde olduğu gibi çocuklarda da iştah sorunları yaşanabilir.İştah azalması veya artması,eskiye oranla daha çok yemek seçme,aileyle birlikte yamak yemeyi reddetme, ve yemek masasında ufacık şeylerden huzursuzluk çıkarma yemekle ilgili en sık rastlanan sorunlar arasındır. <br />
<br />
<br />
Uyku Sorunları; <br />
<br />
Gece uykuya dalmakta güçlük, sık sık uykudan uyanma ,gece korkuları ve gece yalnız yatmama gibi uyku sorunları görülebilir . <br />
<br />
<br />
 Kendine güvende azalma,değersizlik ve suçluluk duyguları taşıma; <br />
<br />
Çocuklarda depresyonun önemli belirtilerinden biride kendine güvenin azalması ve çocuğun kendini değersiz hissetmesidir. Sözel olarak bu durumu dile getirmeseler de   söylediklerinden ve davranışlarından bu durum anlaşılabilir.&#8221;ben yapamam&#8221;,Ben başaramam&#8221;,&#8221;Kimse beni   sevmiyor&#8221;, gibi cümleler kendine güvenin azalması ve değersizlik hissinin belirtileri olabilir . <br />
<br />
Sık sık basit şeyler için ağlama; <br />
<br />
 Depresyondaki çocuklar eskiye oranla daha sık ağlarlar.Eskiden hiç ağlamayacakları şeylere hatta televizyonda ki programlar nedeniyle bile ağlayabilirler.Bazı çocuklarda   sık ağlama görülmese de gözlerin dolması   veya sık sık ağlayacakmış gibi olma duygusu görülebilir. <br />
<br />
Konsantrasyon güçlüğü ve derse ilginin azalması; <br />
<br />
 Bir konuya dikkati toplama yani konsantrasyon güçlüğü çocuklarda depresyonun en önemli belirtilerindendir. Bir konuya dikkati vermede güçlük, depresyonda ki çocukların en sevdiği çizgi filmi izleyememe de,oyunu sürdürememe de gözlenebilir.Dikkat eksikliği,çocuğun ders başarısında da düşmeye sebep olabilir. <br />
<br />
<br />
 Arkadaş ilişkilerinde bozulma; <br />
<br />
Çocukların mutsuzluk, sinirlilik ve alınganlık durumu arkadaş ilişkilerine de yansıya bilir.Arkadaşlarıyla alınganlık,huzursuzluk nedeniyle sık tartışabilirler.Okul öncesi dönemde ise depresyonda olan çocukları daha çok yalnız oynamayı tercih ettikleri gözlenmektedir. <br />
<br />
<br />
                                                                                                  <br />
<br />
<br />
 <br />
<br />
<br />
  PSK.SİNEM ERUSTA]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ÇOCUK VE DEPRESYON <br />
<br />
   Depresyon, kişinin en az iki hafta süre ile kendini mutsuz ,değersiz,çökkün hissetmesi,hoşlandığı etkinliklere ilgisinin azalması veya etkinliklerden zevk alamaması halidir.Ancak insanın her kendini mutsuz hissettiği süreç depresyon olarak tanımlanamaz.Bir eve hanımı ev işlerini,öğrenci derslerini ,memur iş yerinde görevlerini aksatacak veya aksatmamak için kendini aşırı derecede zorlayacak kadar çökkün bir ruh halinde ise depresyondan söz edilir.Kişinin dış görünümüne verdiği önemde,kendine bakımında azalma ,etkinliklere ilgisinin azalması ,depresyonun önemli belirtilerindendir.Bazı kişilerde fiziksel nedeni bulunamayan çeşitli vücut ve baş ağrıları da depresyon belirtilerindendir.Gelip geçici mutsuzluk durumları depresyon olarak değerlendirilmemelidir.hepimizin kendini   iyi ve kötü hissettiği günler olabilir. <br />
<br />
  Çocuk deyince aklımıza umut,cıvıl cıvıl,enerjik,anlık sevinçler ve üzüntüler yaşayan çoşkulu bir varlık gelir.Çocuk ve depresyon kelimeleri birbirine hiç yakışmasa da   erişkinlerde olduğu gibi çocuklarda da depresyon görülebilmektedir. <br />
<br />
<br />
  Çocuklar   duygusal durumlarını erişkinler kadar iyi anlatamazlar,depresyonlarını genellikle davranışlarıyla gösterirler.Depresyonda çocuk da,eskisine oranla huzursuzluk,daha sinirli ve gergin olma ,söz dinleme davranışında değişiklik gözlenir.ayrıca her çocuğun depresyon hali birbirinden farklıdır.Kimi çocuk aşırı durgun ve halsiz olurken kimi çocukta bunun tam tersi bir yerinde duramama ve huzursuzluk durumu görülür. <br />
<br />
<br />
 <br />
<br />
<br />
     Çocuklarda Depresyon Belirtileri <br />
<br />
Kendini mutsuz veya boşlukta hissetme; <br />
<br />
<br />
         Depresyonun ene temel belirtisi olan mutsuzluktur. Küçük çocuklarda ve bebeklerde   depresyonda olduklarında mutsuzluk duygusu yaşarlar, ancak bunu anlatmazlar .Aile ve yakın çevre dikkat ederlerse mutsuzluk durumunu anlaya bilirler. <br />
<br />
<br />
        Bebeklerde   çevreye olan ilginin yitirilmesi,,canlılık ve sevinç duygularının gösterilmemesi, ağladığında ise uzun süre yatıştırılamaması mutsuzluk belirtisidir. <br />
<br />
<br />
      Çocuklarda mutsuzluğun ifadesi,davranışlarladır.Hiç bir şeyden mutlu olmama,sürekli yakınma,az gülüp sebepsiz ağlama,oyunları sürdürememe ve arkadaşlarıyla geçinememe çocukların mutsuzluklarını gösterme davranışlarıdır. <br />
<br />
<br />
     İlköğretim çağında ki çocuklar ise   hem davranışları hem de sözel olarak   mutsuzluk ifade edebilirler. <br />
<br />
<br />
  Eskiden zevk aldığı şeylerden zevk alamama ya da eskisi kadar hoşlanmama; <br />
<br />
<br />
 Erişkinler kadar olmasa da depresyonda ki çocukta eskiden hoşlandığı etkinliklerden zevk almamaya başlaya bilir.Depresyonda ki çocukların küçük bir kısmında ilgi ve istekte azalma,bunun yanında huzursuzluk ve gerginlikte artma gözlenebilir.Çocukluk çağına özgü canlılık ve kıpır kıpırlık kaybolur,doğal davranış yitimi görülür. <br />
<br />
<br />
  Gergin, sıkıntılı, huzursuz olma; <br />
<br />
<br />
        Çocukları depresyonda olan aileler &#8220;of sıkıldım&#8221;   sözlerini çok işitirler. &#8220;Of sıkıldım&#8221; deme,iç çekme ,üzgün ve gergin görünüm çocuklarda depresyonun en önemli belirtisidir. <br />
<br />
<br />
 Anne &#8211;Babayı sinirlendirene kadar ugraşma,en yakınlarıyla ilişkisinde bozulma ,sık tartışma ve küsme; <br />
<br />
<br />
    Depresyonda ki çocuk kurallara daha az uyar ve anne babayı daha sık sinirlendirir. Bu huy değişimine başta anlam vermeyen anne babalar çocuklarının   kendilerini   sürekli olarak sinirlendirecek hareket yapmalarının   normal bir davranış olamadığının   farkına varırlar.Depresyonda ki bir çocuk çok sudan bir bahane ile   sorun çıkarabilir.İstediği bir şey için tutturması,normal bir çocuğun tutturmasından çok farklıdır.Normal bir çocuk ,istediği bir şeyin olması için   bir süre ısrar eder,yapılamadığın da kabul edebilir.Depresyonda ki çocuk ise   amaçsız ,herhangi bir şey için tutturabilir.Tek   bir amacı vardır aslında içindeki mutsuzluk ve huzursuzluğu   çevresine yansıtmak.İstediğinin yapılamasından çok anne-babayı sinirlendirmek amaç olmuştur. <br />
<br />
<br />
      Bilinmesi gereken nokta  depresyonda ki çocuğun,olumsuz davranışlarıyla   anne-babyı tükenme noktasına getirmesi,isteyerek yaptığı bir şey değildir.İçindeki huzursuzluk,mutsuzluk ve gerginliğin bir ifadesidir. <br />
<br />
Sinirlilik ve öfke patlamaları; <br />
<br />
Genellikle anne-babaların çocuklarında farkına vardıkları belirti sinirlilik halidir. Sinirlilik hali çocuklarda o kadar fazladır ki aile tarafından sinir krizi olarak nitelendirilir.Çocuk ve aile arsında ki bir inatlaşma ,çocuğun kendine ve eşyalara zarar vermesine kadar gidebilir. <br />
<br />
<br />
  Bedensel yakınmalar: Sık sık baş,karın ağrısı; <br />
<br />
Depresyonda ki çocuk çevresinin ,ilgisini üzerine çekecek bu bedensel belirtileri bilinç dışı yada bilinçli olarak sergiler.Bedensel yakınmalar,çocuğun,içindeki sıkıntıdan kurtulmak için bir çeşit yardım isteme yöntemidir.Özellikle baskıcı veya aşırı kuralcı anne &#8211;babaların çocuklarında bu tür yakınmalar daha fazla görünür.Baş ağrısı ,mide bulantısı gibi yakınmaların psikolojik olduğunun anlaşılmasındaki en önemli nokta ,bu belirtilerin çocuğun sıkıntını ortaya çıkaracak ortamlarda görülmesidir.Okula giderken veya sınav öncesi gibi. <br />
<br />
<br />
 İştah ve yeme sorunları; <br />
<br />
Depresyonda ki erişkinlerde olduğu gibi çocuklarda da iştah sorunları yaşanabilir.İştah azalması veya artması,eskiye oranla daha çok yemek seçme,aileyle birlikte yamak yemeyi reddetme, ve yemek masasında ufacık şeylerden huzursuzluk çıkarma yemekle ilgili en sık rastlanan sorunlar arasındır. <br />
<br />
<br />
Uyku Sorunları; <br />
<br />
Gece uykuya dalmakta güçlük, sık sık uykudan uyanma ,gece korkuları ve gece yalnız yatmama gibi uyku sorunları görülebilir . <br />
<br />
<br />
 Kendine güvende azalma,değersizlik ve suçluluk duyguları taşıma; <br />
<br />
Çocuklarda depresyonun önemli belirtilerinden biride kendine güvenin azalması ve çocuğun kendini değersiz hissetmesidir. Sözel olarak bu durumu dile getirmeseler de   söylediklerinden ve davranışlarından bu durum anlaşılabilir.&#8221;ben yapamam&#8221;,Ben başaramam&#8221;,&#8221;Kimse beni   sevmiyor&#8221;, gibi cümleler kendine güvenin azalması ve değersizlik hissinin belirtileri olabilir . <br />
<br />
Sık sık basit şeyler için ağlama; <br />
<br />
 Depresyondaki çocuklar eskiye oranla daha sık ağlarlar.Eskiden hiç ağlamayacakları şeylere hatta televizyonda ki programlar nedeniyle bile ağlayabilirler.Bazı çocuklarda   sık ağlama görülmese de gözlerin dolması   veya sık sık ağlayacakmış gibi olma duygusu görülebilir. <br />
<br />
Konsantrasyon güçlüğü ve derse ilginin azalması; <br />
<br />
 Bir konuya dikkati toplama yani konsantrasyon güçlüğü çocuklarda depresyonun en önemli belirtilerindendir. Bir konuya dikkati vermede güçlük, depresyonda ki çocukların en sevdiği çizgi filmi izleyememe de,oyunu sürdürememe de gözlenebilir.Dikkat eksikliği,çocuğun ders başarısında da düşmeye sebep olabilir. <br />
<br />
<br />
 Arkadaş ilişkilerinde bozulma; <br />
<br />
Çocukların mutsuzluk, sinirlilik ve alınganlık durumu arkadaş ilişkilerine de yansıya bilir.Arkadaşlarıyla alınganlık,huzursuzluk nedeniyle sık tartışabilirler.Okul öncesi dönemde ise depresyonda olan çocukları daha çok yalnız oynamayı tercih ettikleri gözlenmektedir. <br />
<br />
<br />
                                                                                                  <br />
<br />
<br />
 <br />
<br />
<br />
  PSK.SİNEM ERUSTA]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Pozitif tartışma sanatı ve huzur içinde yaşamak]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4769</link>
			<pubDate>Thu, 30 Jul 2009 12:03:45 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4769</guid>
			<description><![CDATA[Tartışma, genellikle problem haline gelmiş belli bir durumun çözümüne yönelik olarak yapılan sözlü bir fikir alış verişidir. Öte yandan tartışma, bu işin nasıl yapılacağını bilmiyorsanız kesinlikle huzurumuzu bozan ve bizi mutsuz edip moralimizi eksinin altına düşüren bir eylemdir.<br />
<br />
Nasıl başlarsa başlasın, sonunda biri veya diğerinin fikri galip gelir. Kimi zaman orta yol bulunarak anlaşma sağlanır, bazen de sonuçsuz kalır.<br />
Sonuçta haklı olanın fikrinin ortaya çıkması iyidir de, tartışma adabından habersiz ve tartışmayı kavga ile karıştıran insanlardan biri ile bu çoklu oyunu oynamak durumunda kalmışsanız, vay halinize!<br />
<br />
Birçok şeyde olduğu gibi tartışmanın da bir adabı ve uyulması gerekli kuralları vardır. Bunlar yazılı kurallar olmayıp, uyulmazsa kimse kanun zoruyla sizi adapte etmeye uğraş vermez. Sonuçlarına katlanmaya hazırsanız, uymama hakkınız daima saklıdır.<br />
<br />
Şimdi dilerseniz, tartışmaya girmek durumunda kaldığımızda gerek kendimize dikkat etmek, gerekse karşı tarafı yaralamamak için yapmamız gerekenleri bir terapi tadında gözden geçirelim.<br />
<br />
İşin başında var olması gereken bir tartışma adabından söz etmiştik. Her türlü adaba herkesin bizim anladığımız biçimde uyum göstermesini beklemek gibi bir lüksümüz yoktur. Bu yüzden açıkça gerekmedikçe insanlarla, hele de tanımadığımız insanlarla tartışmaya girmemek daima huzurumuzu korur.<br />
<br />
Sonucun ne olacağını bilemediğimiz gibi, insanların davranışlarının biçimini ve sınırlarını da kestiremeyeceğimizden olumsuzluklardan uzak kalmamıza yardımcı olur. İşte sizlere tartışma esnasında yönetimi elde tutmak için birkaç altın kural:<br />
<br />
Tartışmada Kontrol ve Yönetim Sanatının Kuralları<br />
<br />
Vücut dilimize ve sesimizin tonlamasına dikkat!<br />
 Tartışma esnasında, gözlerimizi bilinçli kullanabilmeyi öğrenmek daima faydamıza olacaktır. Karşımızdaki insanın ne zaman gözlerine bakıp, ne zaman gözlerimizi üzerinden çekmemiz gerektiğini dikkatli ayarlamamız, süreçte bize yardımcı olacak en önemli silahlarımızdan biridir.<br />
Karşımızda bulunan insana gözlerimizi dikmek kimi zaman meydan okuma, gözlerimizi kaçırmak da suçlamayı kabul veya ürkme anlamına gelebileceğinden, gereksiz yanlış anlamaları başından önlemiş oluruz.<br />
<br />
 İstemeden de olsa tartışma içine çekilmişsek, kendi adımıza, illaki bir adabı olduğunu aklımızda tutmaya gayret etmeliyiz.<br />
<br />
 Ne kadar soğukkanlı görünseniz de özellikle sizi iyi tanıyan insanlarla tartışma ortamı içerisinde kalmışsanız, vücut dilimize dikkat etmek de işimizi kolaylaştıracaktır. Bazen yapılan ufak bir mimik, o anda vermeyi istediğimiz mesajın yanlış algılanmasına neden olabilir.<br />
<br />
 Eliniz kolunuz ne kadar ağrısa da asla kollarınızı kavuşturmamaya dikkat edin. Vücut dilinden zerre kadar anlamayan insanlar bile günümüzde kollarını kavuşturmanın, karşındakinin fikrine katılmamak ve konuya kapalıyım mesajını vermek amacı ile yapıldığını varsaymaktadırlar.<br />
 Tartışma esnasında ses tonumuz ayrı bir özeni hak eder. Agresif olmaktan uzak, sohbet havasındaki bir ses tonu daima lehimize bir puan olacaktır. Saygımızı ve sükunetimizi bozmamaya özen gösterelim.<br />
<br />
 Tartışmayı kan davasına dönüştürmemek için sinirli olsak da, bunu belli etmemeye, saygı kurallarının gerektirdiği şekilde hareket etmeye özen göstermek, sürece uygun hareketlerden biridir.<br />
<br />
 Kendi fikirlerimizi kabul ettirmek için tepinmekten kaçınmak bizi daha az yıpratacaktır. Tartışma ortamını, bilmediğiniz şeyleri öğrendiğiniz bir yer olarak kabul etmek de huzurunuzu muhafaza etmenize yardımcı olacaktır. Karşınızdaki insanın ne zaman sinirlenebileceğini veya sınırlarını öğrenebilmek adına sakin olmak size kolaylık sağlayacaktır.<br />
<br />
 Karşınızdaki insan dilediği kadar sinirlenebilir. Siz, adrenalin seviyenizi normalde tutmaya özen gösterin. Bu, hem vücudunuza zarar verip olumsuz değişiklikler yaratarak sizi zayıf düşürür hem huzurunuzu bozar. Gerekirse yanınıza bir paket çikolata bulundurun. Sinirlenmeye başladığınızı hissettiğiniz anda ağzınıza atarsınız. Kaldı ki, sinirlerinizin gerilmesi, tartışma bitiminden sonra bile sizi etkilemeye devam edecektir.<br />
Bu ufak noktalara dikkat edildiği zaman tartışma sonucu ne olursa olsun, insanlarla yaşadığımız problemler daha az olur. Huzurumuz kaçmaz. Önemli olan, huzur içinde yaşayabilmek değil midir?<br />
<br />
Yazar : Patricia Muradi]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Tartışma, genellikle problem haline gelmiş belli bir durumun çözümüne yönelik olarak yapılan sözlü bir fikir alış verişidir. Öte yandan tartışma, bu işin nasıl yapılacağını bilmiyorsanız kesinlikle huzurumuzu bozan ve bizi mutsuz edip moralimizi eksinin altına düşüren bir eylemdir.<br />
<br />
Nasıl başlarsa başlasın, sonunda biri veya diğerinin fikri galip gelir. Kimi zaman orta yol bulunarak anlaşma sağlanır, bazen de sonuçsuz kalır.<br />
Sonuçta haklı olanın fikrinin ortaya çıkması iyidir de, tartışma adabından habersiz ve tartışmayı kavga ile karıştıran insanlardan biri ile bu çoklu oyunu oynamak durumunda kalmışsanız, vay halinize!<br />
<br />
Birçok şeyde olduğu gibi tartışmanın da bir adabı ve uyulması gerekli kuralları vardır. Bunlar yazılı kurallar olmayıp, uyulmazsa kimse kanun zoruyla sizi adapte etmeye uğraş vermez. Sonuçlarına katlanmaya hazırsanız, uymama hakkınız daima saklıdır.<br />
<br />
Şimdi dilerseniz, tartışmaya girmek durumunda kaldığımızda gerek kendimize dikkat etmek, gerekse karşı tarafı yaralamamak için yapmamız gerekenleri bir terapi tadında gözden geçirelim.<br />
<br />
İşin başında var olması gereken bir tartışma adabından söz etmiştik. Her türlü adaba herkesin bizim anladığımız biçimde uyum göstermesini beklemek gibi bir lüksümüz yoktur. Bu yüzden açıkça gerekmedikçe insanlarla, hele de tanımadığımız insanlarla tartışmaya girmemek daima huzurumuzu korur.<br />
<br />
Sonucun ne olacağını bilemediğimiz gibi, insanların davranışlarının biçimini ve sınırlarını da kestiremeyeceğimizden olumsuzluklardan uzak kalmamıza yardımcı olur. İşte sizlere tartışma esnasında yönetimi elde tutmak için birkaç altın kural:<br />
<br />
Tartışmada Kontrol ve Yönetim Sanatının Kuralları<br />
<br />
Vücut dilimize ve sesimizin tonlamasına dikkat!<br />
 Tartışma esnasında, gözlerimizi bilinçli kullanabilmeyi öğrenmek daima faydamıza olacaktır. Karşımızdaki insanın ne zaman gözlerine bakıp, ne zaman gözlerimizi üzerinden çekmemiz gerektiğini dikkatli ayarlamamız, süreçte bize yardımcı olacak en önemli silahlarımızdan biridir.<br />
Karşımızda bulunan insana gözlerimizi dikmek kimi zaman meydan okuma, gözlerimizi kaçırmak da suçlamayı kabul veya ürkme anlamına gelebileceğinden, gereksiz yanlış anlamaları başından önlemiş oluruz.<br />
<br />
 İstemeden de olsa tartışma içine çekilmişsek, kendi adımıza, illaki bir adabı olduğunu aklımızda tutmaya gayret etmeliyiz.<br />
<br />
 Ne kadar soğukkanlı görünseniz de özellikle sizi iyi tanıyan insanlarla tartışma ortamı içerisinde kalmışsanız, vücut dilimize dikkat etmek de işimizi kolaylaştıracaktır. Bazen yapılan ufak bir mimik, o anda vermeyi istediğimiz mesajın yanlış algılanmasına neden olabilir.<br />
<br />
 Eliniz kolunuz ne kadar ağrısa da asla kollarınızı kavuşturmamaya dikkat edin. Vücut dilinden zerre kadar anlamayan insanlar bile günümüzde kollarını kavuşturmanın, karşındakinin fikrine katılmamak ve konuya kapalıyım mesajını vermek amacı ile yapıldığını varsaymaktadırlar.<br />
 Tartışma esnasında ses tonumuz ayrı bir özeni hak eder. Agresif olmaktan uzak, sohbet havasındaki bir ses tonu daima lehimize bir puan olacaktır. Saygımızı ve sükunetimizi bozmamaya özen gösterelim.<br />
<br />
 Tartışmayı kan davasına dönüştürmemek için sinirli olsak da, bunu belli etmemeye, saygı kurallarının gerektirdiği şekilde hareket etmeye özen göstermek, sürece uygun hareketlerden biridir.<br />
<br />
 Kendi fikirlerimizi kabul ettirmek için tepinmekten kaçınmak bizi daha az yıpratacaktır. Tartışma ortamını, bilmediğiniz şeyleri öğrendiğiniz bir yer olarak kabul etmek de huzurunuzu muhafaza etmenize yardımcı olacaktır. Karşınızdaki insanın ne zaman sinirlenebileceğini veya sınırlarını öğrenebilmek adına sakin olmak size kolaylık sağlayacaktır.<br />
<br />
 Karşınızdaki insan dilediği kadar sinirlenebilir. Siz, adrenalin seviyenizi normalde tutmaya özen gösterin. Bu, hem vücudunuza zarar verip olumsuz değişiklikler yaratarak sizi zayıf düşürür hem huzurunuzu bozar. Gerekirse yanınıza bir paket çikolata bulundurun. Sinirlenmeye başladığınızı hissettiğiniz anda ağzınıza atarsınız. Kaldı ki, sinirlerinizin gerilmesi, tartışma bitiminden sonra bile sizi etkilemeye devam edecektir.<br />
Bu ufak noktalara dikkat edildiği zaman tartışma sonucu ne olursa olsun, insanlarla yaşadığımız problemler daha az olur. Huzurumuz kaçmaz. Önemli olan, huzur içinde yaşayabilmek değil midir?<br />
<br />
Yazar : Patricia Muradi]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Neden İnsanları Kırarız?]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4741</link>
			<pubDate>Sat, 25 Jul 2009 17:47:01 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4741</guid>
			<description><![CDATA[İnsanları kırmak kolay, oysa yeni dost kazanmak zordur. Her zaman böyle olur, yapmak zor, dağıtmak ise kolaydır. Bazen bunu isteyerek yaparız. Sonuç da ne olur? Arkadaşlık ilişkimiz biter. Köprüleri atmış oluruz. Hiç düşündünüz mü &#8220;Neden bunu yaparız?&#8221; Bir sebebi varmıdır? Çoğu zaman sebebini de bulamazsınız. Bir anlık duygu-davranış durumumuzun sonucudur bu. Öfke, kin, hırs, intikam bu kararı vermemize yani köprüleri kolayca atmamıza neden olur. <br />
<br />
Bir de olayın başka yönü var. Kimse kimseye mecbur değildir, kimse kimseyle aynı evde yaşamak, aynı iş yerinde çalışmak zorunda değildir. İsteyen kapıyı açar gider. Kapanan o kapı, atılan köprü gibidir. Kapı bir daha açılmayabilir. <br />
Oysa her bir insan ayrı bir dünya demekdir ve onlardan öğreneceklerimiz vardır. Bunu da bilmek lazımdır. <br />
<br />
Biz ise insanlardan ayrıldığımız zaman nedense onları cezalandırdığımızı düşünürüz. Oysa bir bakıma kendimizi de cezalandırırız. Bunun da farkındamıyızdır? Tartışmada haklı da olabiliriz. Bu geçerli bir sebepmidir? Önemli olan sebep mi yoksa sonuç mudur? Haklı olup, dost kaybedip, yalnız kalmak iyimidir? <br />
<br />
Hatırlamak gerekir. &#8220;Hayat oyun değildir.&#8221; Hata yapıp, affedilme şansımız çoğu zaman yoktur. her şeyi kolayca silemeyiz. <br />
<br />
Mantığımızı ya da çıkarlarımızı her zaman iyi kullanamayız. Duygularımız çoğu zaman ön plana çıkar ve duygularımız mantığımızı dinlemez. Bu nedenle &#8220;kafanı kır, ama kalp kırma&#8221; prensibine uymamızda fayda vardır. Çünkü kalp evdeki vazonuz gibidir. Kırın, dünyanın en yapıştırıcısı ile yapıştırın ilk hali gibi olmaz, biraz bozulmuştur, kırılmasından dolayı izler vardır üzerinde, hem de hiçbir şekilde geçmeyecek olan izlerdir bunlar. Unutmayalım.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[İnsanları kırmak kolay, oysa yeni dost kazanmak zordur. Her zaman böyle olur, yapmak zor, dağıtmak ise kolaydır. Bazen bunu isteyerek yaparız. Sonuç da ne olur? Arkadaşlık ilişkimiz biter. Köprüleri atmış oluruz. Hiç düşündünüz mü &#8220;Neden bunu yaparız?&#8221; Bir sebebi varmıdır? Çoğu zaman sebebini de bulamazsınız. Bir anlık duygu-davranış durumumuzun sonucudur bu. Öfke, kin, hırs, intikam bu kararı vermemize yani köprüleri kolayca atmamıza neden olur. <br />
<br />
Bir de olayın başka yönü var. Kimse kimseye mecbur değildir, kimse kimseyle aynı evde yaşamak, aynı iş yerinde çalışmak zorunda değildir. İsteyen kapıyı açar gider. Kapanan o kapı, atılan köprü gibidir. Kapı bir daha açılmayabilir. <br />
Oysa her bir insan ayrı bir dünya demekdir ve onlardan öğreneceklerimiz vardır. Bunu da bilmek lazımdır. <br />
<br />
Biz ise insanlardan ayrıldığımız zaman nedense onları cezalandırdığımızı düşünürüz. Oysa bir bakıma kendimizi de cezalandırırız. Bunun da farkındamıyızdır? Tartışmada haklı da olabiliriz. Bu geçerli bir sebepmidir? Önemli olan sebep mi yoksa sonuç mudur? Haklı olup, dost kaybedip, yalnız kalmak iyimidir? <br />
<br />
Hatırlamak gerekir. &#8220;Hayat oyun değildir.&#8221; Hata yapıp, affedilme şansımız çoğu zaman yoktur. her şeyi kolayca silemeyiz. <br />
<br />
Mantığımızı ya da çıkarlarımızı her zaman iyi kullanamayız. Duygularımız çoğu zaman ön plana çıkar ve duygularımız mantığımızı dinlemez. Bu nedenle &#8220;kafanı kır, ama kalp kırma&#8221; prensibine uymamızda fayda vardır. Çünkü kalp evdeki vazonuz gibidir. Kırın, dünyanın en yapıştırıcısı ile yapıştırın ilk hali gibi olmaz, biraz bozulmuştur, kırılmasından dolayı izler vardır üzerinde, hem de hiçbir şekilde geçmeyecek olan izlerdir bunlar. Unutmayalım.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Sen Dünyanın En Akıllı İnsanısın!!!]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4643</link>
			<pubDate>Fri, 17 Jul 2009 03:15:46 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4643</guid>
			<description><![CDATA[Savaş olmaz eğer sen istersen.<br />
Eğer sen istersen tozu dumana katarsın,<br />
Çaresiz dert, çözümsüz hastalık kalmaz.<br />
Silinmeyen derin izler bırakırsın eğer sen istersen&#8230;<br />
<br />
Görüyorum ki istemiyorsun. Gününün yarısı dedikodu ve chat yapmakla, diğer yarısı da magazin programları izlemekle geçiriyorsun. Sence hakkı veriyor musun aldığın oksijenin. Sence yakışıyor mu bu sana. &#8221;Ben tek başıma ne yapabilirim ki?&#8221; diyorsun, sürekli aşağılıyorsun kendini. Bunu yapma ve unutma! Dünyayı daima bir kişi değiştirmiştir. Tarih kitaplarında yazan doğru değil! Parayı Lidyalılar bulmadı. Parayı bir tane zavallı Lidyalı buldu ve dünyayı değiştirdi. Yazıyı da Sümerler bulmadı aslında. Belki de sümüklü bir Sümerli buldu yazıyı &#8230; Dünyayı hep bir kişi değiştirdi. Sana, bana benzeyen bir kişi. Şimdi bi daha düşün! Kendini düşün! Sen de bir kişisin, tıpkı Einstein gibi, Newton gibi, hatta Fatih gibi, Kanuni gibi, Atatürk gibi bir kişisin. Seni engelleyen ne peki? <br />
<br />
Hani sen ezelden beridir hür yaşamıştın, hani kükremiş sel gibiydin, bendini çiğner aşardın, enginlere sığmazdın hani&#8230; Hani sana zincir vuracak bir çılgın tanımıyordun. Ne oldu? Sana ne oldu? Kendi kendine zincirler vurdun! &#8221;Ben tek başıma ne yapabilirim ki?&#8221; dedin, diyorsun! Hadi kendine gel, yeniden hatırla ve sonsuza kadar unutma! <br />
<br />
Sen &#8221;O&#8221;sun! Sen dünyanın en akıllı insanısın!<br />
<br />
ERDAL DEMİRKIRAN...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Savaş olmaz eğer sen istersen.<br />
Eğer sen istersen tozu dumana katarsın,<br />
Çaresiz dert, çözümsüz hastalık kalmaz.<br />
Silinmeyen derin izler bırakırsın eğer sen istersen&#8230;<br />
<br />
Görüyorum ki istemiyorsun. Gününün yarısı dedikodu ve chat yapmakla, diğer yarısı da magazin programları izlemekle geçiriyorsun. Sence hakkı veriyor musun aldığın oksijenin. Sence yakışıyor mu bu sana. &#8221;Ben tek başıma ne yapabilirim ki?&#8221; diyorsun, sürekli aşağılıyorsun kendini. Bunu yapma ve unutma! Dünyayı daima bir kişi değiştirmiştir. Tarih kitaplarında yazan doğru değil! Parayı Lidyalılar bulmadı. Parayı bir tane zavallı Lidyalı buldu ve dünyayı değiştirdi. Yazıyı da Sümerler bulmadı aslında. Belki de sümüklü bir Sümerli buldu yazıyı &#8230; Dünyayı hep bir kişi değiştirdi. Sana, bana benzeyen bir kişi. Şimdi bi daha düşün! Kendini düşün! Sen de bir kişisin, tıpkı Einstein gibi, Newton gibi, hatta Fatih gibi, Kanuni gibi, Atatürk gibi bir kişisin. Seni engelleyen ne peki? <br />
<br />
Hani sen ezelden beridir hür yaşamıştın, hani kükremiş sel gibiydin, bendini çiğner aşardın, enginlere sığmazdın hani&#8230; Hani sana zincir vuracak bir çılgın tanımıyordun. Ne oldu? Sana ne oldu? Kendi kendine zincirler vurdun! &#8221;Ben tek başıma ne yapabilirim ki?&#8221; dedin, diyorsun! Hadi kendine gel, yeniden hatırla ve sonsuza kadar unutma! <br />
<br />
Sen &#8221;O&#8221;sun! Sen dünyanın en akıllı insanısın!<br />
<br />
ERDAL DEMİRKIRAN...]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>