<?xml version="1.0" encoding="iso-8859-9"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[ELTCafe.Net - Genel Kültür]]></title>
		<link>http://www.eltcafe.net/</link>
		<description><![CDATA[ELTCafe.Net - http://www.eltcafe.net]]></description>
		<pubDate>Fri, 30 Jul 2010 15:18:44 +0300</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[İlluminati nedir?]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=5287</link>
			<pubDate>Mon, 25 Jan 2010 01:29:26 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=5287</guid>
			<description><![CDATA[Dan Brown'un Angels&Demons (Melekler&Şeytanlar)kitabını okudum ve İlluminati hakkında bir kitap ve harika okumanızı tavsiye ederim..Bende biraz bilgilenelim istedim kitabı okuduktan sonra araştırma yapıyordum sizinlede paylaşayım dedim..<br />
<br />
1776 yılında Almanya'nın Münih kentinde, Adam Weishaupt isimli Kabbalacı bir Hukuk Profesörü ve Baron von Knigge ile diğerlerinin yardımıyla kurulan gizli topluluk. Illuminati, "Aydınlanmış Olanlar" anlamına gelmektedir. Topluluğun kuruluş amacı cehaletle, baskıcılıkla ve kilisenin dogmalarıyla mücadele etmekti. Her ne kadar asıl amaç, aydınlanarak dinsel dogmalardan uzak, hür düşünceyi ve Newtoncu pozitif bilimin önünü açmak idiyse de, gizli siyasi amaçları olduğu öne sürülerek dünya siyaset tarihinin belki de zaman içerisinde üzerine en fazla komplo teorisi üretilmiş topluluğu halini almıştır.<br />
<br />
Münih'te kurulup, o yörede (Bavyera) hızla gelişen İlluminati'nin üye kayıtları büyük bir gizlilik içinde saklanıyordu. Öyle ki, üyelerin her birinin takma isimleri vardı ve yazışmalarda bunlar kullanılır, üyelerin gerçek isimleri ve kimlikleri asla kullanılmazdı. Örneğin, topluluğun kurucusu Adam Weishaupt'un kod adı Spartacus idi. Illuminati üyeleriyle ilgili bilinen tek şey, tüm üyelerinin Cermen kökenli beyazlardan oluştuğudur.<br />
<br />
 Kuruluşu  <br />
<br />
Kilisenin düşünce tarzına ve dayatmalarına büyük bir antipati besleyen Galileo Galilei, bir topluluk kurarak bu dogmalarla mücadele etmek ve parlak gençleri ve aşırı derecede zeki insanları bünyesinde toplayarak onlara özgürlüğün, hür düşüncenin ve aydınlanmanın faziletlerini aşılamak istiyordu. 1774 yılında Mason olan Weishaupt, bu emellerinin Masonluk içerisinde var olduğunu görse de, Masonluğun emellerinin ve felsefesinin siyasetler üzeri olması itibariyle ve Almanya'daki kilise/cizvit egemenliğini sona erdirmek istemesinden ötürü, bu doğrultuda bir topluluk kurmaya karar verdi ve kendisi gibi düşünen 11 arkadaşıyla beraber 1776 yılında İlluminati'yi kurdu. Vatikan'a bağlılığıyla bilinen Bernini de bir Illuminati üyesiydi. Aydınlanma yolunu o hazırlamıştı. Aydınlanma yolu 4 kiliseden geçip melekler kalesine varmaktaydı.<br />
<br />
Dereceler ve Çalışma Sistemi  <br />
<br />
Illuminati topluluğu, tıpkı Masonluk gibi (çırak-kalfa-usta) ve benzer anlamları olan, üç derecede çalışırdı.<br />
<br />
1.Çırak<br />
2.Minerval<br />
3.Illumine (Aydınlanmış) Minerval<br />
Başkan ise Areopagites ünvanı ile anılıyordu.<br />
<br />
İnişler, Çıkışlar <br />
<br />
 12 kişi ile kurulan İlluminati topluluğu, gelişmelerini Mason Localarından kendilerine uygun üyeler kazanarak sağlamaya çalışmışlar, ilk sene sonunda 80 üyeye çıkmışlardır. Daha önceden 22 Haziran 1784'te tüm Bavyera'da Masonluk ile birlikte İlluminati de, gizli siyasi amaçları olduğu öne sürülerek yasaklanmıştı. Masonluğun, tarih boyunca kendisine yönelen tüm baskı ve yasaklamaların altından hiçbir zarar almadan çıkması gibi yine zararsız çıktığı bu süre Illuminati'ye pek yaramamış ve büyük ölçüde gücünü ve varlığını yitirmişti.<br />
<br />
19. yüzyılın başlarında ünlü Alman filozof Hegel'in katılımıyla canlanan ve eski parlak günlerine dönen İlluminati, bu yıllarda, üyesi olan Hegel'in tez-antitez kuramlarıyla Yeni Dünya Düzeni düşüncesinin geliştiği bir îÛûtopluluk haline gelmişti. Dünya üzerindeki çeşitli toplulukları etkileyen bu düşüncenin mirasçıları bugün halen çalışmalarını sürdürüyor.<br />
<br />
Bu da başka bir kaynaktan bilgiler..<br />
<br />
Dünyayı 10 kişi yönetiyor ve bu 10 kişinin 300 kadar alt kadrosu verilen emirleri uyguluyorlar. İlluminati adı verilen bu tarikatin/örgütün hedef başkenti Kudüs olan tek bir dünya devleti kurmak. <br />
<br />
Bugüne kadar çeşitli komplo teorileri içeren bir çok kitap yayınlandı. İlluminati, bu alanda yayınlanan hiçbir esere benzemiyor. Kitaptaki iddialar o kadar ilginç ki, neye inanıp, neye inanamayacağınızı şaşırıyorsunuz. İlluminati, 1575'te ispanya'da bulunan ve özellikle ruhani kudret sahibi olduklarını iddia eden bir dini parti veya bu partinin üyelerine verilen isim. <br />
<br />
Yazar Texe Marrs, Süper zenginlerin yönettiği bir Dünya Komplosu'ndan bahsettiği kitabında, dünyaya hakim olan bu güce bu adı uygun görmüş. Kitabın satırları arasına gömüldükçe ve sayfalar arasında ilerledikçe inanması güç iddialarla karşılaşıyorsunuz. <br />
<br />
Dünyayi 10 kişi yönetiyor <br />
 <br />
Yazara göre, dünyayı kendilerine 'bilge adamlar' adını veren, 10 kişi yönetiyor. İlluminati'nin güç şebekesi, dünyanın en güçlü kişilerinden, yatırımcılarından, şirket başkanlarından ve siyasilerden oluşuyor. 'İç çember' denilen en tepedeki 10 kişiye bağlı 300 kişi ise onların alt kadrosunda yer alıyor ve talimatlarını yerine getiriyorlar. <br />
<br />
10 kişilik 'bilge adamlar' grubunda Fransa'dan üç, ABD'den iki, Kanada, Avusturya, İngiltere, İspanya ve Güney Afrika'dan birer üye bulunuyor. Yazar, burada Fransa'nın üç üyelikle ilk sırada yer almasının yanıltığı olduğunu, Kanada'nın bir üyesinin de ABD'nin üçüncü adamını tamamladığını belirtiyor. <br />
<br />
Hedef tek dünya devleti kurmak <br />
 <br />
'İç çember' üyelerinin ortak özelliği Dış İlişkiler Konseyi, Bilderberg, Trilateral Komisyon, Mahson Tarikatı, Kafatası ve Kemir Tarikatı, Aspen Enstitüsü, Malta Şövalyeleri, Opus Dei, Roma Kulübü, Bohemian Grove, Dünya Ekonomik Forumu, Dünya Federalleri üyesi olmaları. İlluminati Komplosu'nun hedefi, başkenti Kudüs olan bir dünya devleti kurmak. Kitabın, sonunda illuminati piramidinin üstünde bulunan 'bilge adamlar'a hizmet eden isimlerden bir kısmı, ünvanlarıyla birlikle verilmiş. Türkiye'den kimse var mı diye baktık ancak, ne hikmetse kimseyi bulamadık! İlginç değil mi? <br />
<br />
İlluminati nasıl çalışıyor? <br />
 <br />
Yılda bir kez biraraya gelen İlluminati üyeleri, hedefledikleri dünya devletini kurmak için planlar yapıyorlar. Bu planların içinde çeşitli ülkelerde ekonomik krizler çıkararak, ülkeleri sömürmek, savaşlar çıkarmak, 'Daha Fazla Savaş' ilkeleri gereği savaşların sürekliliğini sağlamak, çeşitli hastalıklar icat etmek, (kitapta, AIDS ve HIV'in ABD'deki askeri araştırma laboratuvarlarından dünyaya yayıldığı iddia ediliyor.) nüfus azaltıcı çalışmalar yapmak, etnik temizliği desteklemek ve 11 Eylül örneğinde olduğu gibi terör yaratarak, 'anti-terör yasaları' çıkarmak. Yazarın iddiasına göre, 11 Eylül saldırısı için FBI bazı Arapları kullandı ve bombaları temin etti. İlluminatı'nın ilkelerinden en önemlisi 'Kaostan kaynaklanan düzen'. İlluminati, kendi düzenini çıkarmak için sürekli kaos yaratmak zorunda. <br />
<br />
Kaynak: İlluminati, Texe Marrs<br />
<br />
<br />
<br />
Yukarıdaki simge 1 Doların üzerinde bulunan bir İlluminati simgesidir..<br />
<br />
<br />
<br />
İlluminati'nin ambrigramı olup ters çevirip okuduğunuzdada aynı oluyor..Gerçekten ilginç..<br />
<br />
<br />
<br />
Yukarıdaki resime dikkatlice baktığınızda sağ yandan yukarı doğru okuduğunuzda sırasıyla earth(toprak),air(hava),fire(ateş),water(su) yani muhteşem dörtlü olarakta adlandırdığımız bilimin temeli toprak,ateş,hava ve su ortaya çıkıyor..Buna İlluminati elması deniliyor..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Dan Brown'un Angels&Demons (Melekler&Şeytanlar)kitabını okudum ve İlluminati hakkında bir kitap ve harika okumanızı tavsiye ederim..Bende biraz bilgilenelim istedim kitabı okuduktan sonra araştırma yapıyordum sizinlede paylaşayım dedim..<br />
<br />
1776 yılında Almanya'nın Münih kentinde, Adam Weishaupt isimli Kabbalacı bir Hukuk Profesörü ve Baron von Knigge ile diğerlerinin yardımıyla kurulan gizli topluluk. Illuminati, "Aydınlanmış Olanlar" anlamına gelmektedir. Topluluğun kuruluş amacı cehaletle, baskıcılıkla ve kilisenin dogmalarıyla mücadele etmekti. Her ne kadar asıl amaç, aydınlanarak dinsel dogmalardan uzak, hür düşünceyi ve Newtoncu pozitif bilimin önünü açmak idiyse de, gizli siyasi amaçları olduğu öne sürülerek dünya siyaset tarihinin belki de zaman içerisinde üzerine en fazla komplo teorisi üretilmiş topluluğu halini almıştır.<br />
<br />
Münih'te kurulup, o yörede (Bavyera) hızla gelişen İlluminati'nin üye kayıtları büyük bir gizlilik içinde saklanıyordu. Öyle ki, üyelerin her birinin takma isimleri vardı ve yazışmalarda bunlar kullanılır, üyelerin gerçek isimleri ve kimlikleri asla kullanılmazdı. Örneğin, topluluğun kurucusu Adam Weishaupt'un kod adı Spartacus idi. Illuminati üyeleriyle ilgili bilinen tek şey, tüm üyelerinin Cermen kökenli beyazlardan oluştuğudur.<br />
<br />
 Kuruluşu  <br />
<br />
Kilisenin düşünce tarzına ve dayatmalarına büyük bir antipati besleyen Galileo Galilei, bir topluluk kurarak bu dogmalarla mücadele etmek ve parlak gençleri ve aşırı derecede zeki insanları bünyesinde toplayarak onlara özgürlüğün, hür düşüncenin ve aydınlanmanın faziletlerini aşılamak istiyordu. 1774 yılında Mason olan Weishaupt, bu emellerinin Masonluk içerisinde var olduğunu görse de, Masonluğun emellerinin ve felsefesinin siyasetler üzeri olması itibariyle ve Almanya'daki kilise/cizvit egemenliğini sona erdirmek istemesinden ötürü, bu doğrultuda bir topluluk kurmaya karar verdi ve kendisi gibi düşünen 11 arkadaşıyla beraber 1776 yılında İlluminati'yi kurdu. Vatikan'a bağlılığıyla bilinen Bernini de bir Illuminati üyesiydi. Aydınlanma yolunu o hazırlamıştı. Aydınlanma yolu 4 kiliseden geçip melekler kalesine varmaktaydı.<br />
<br />
Dereceler ve Çalışma Sistemi  <br />
<br />
Illuminati topluluğu, tıpkı Masonluk gibi (çırak-kalfa-usta) ve benzer anlamları olan, üç derecede çalışırdı.<br />
<br />
1.Çırak<br />
2.Minerval<br />
3.Illumine (Aydınlanmış) Minerval<br />
Başkan ise Areopagites ünvanı ile anılıyordu.<br />
<br />
İnişler, Çıkışlar <br />
<br />
 12 kişi ile kurulan İlluminati topluluğu, gelişmelerini Mason Localarından kendilerine uygun üyeler kazanarak sağlamaya çalışmışlar, ilk sene sonunda 80 üyeye çıkmışlardır. Daha önceden 22 Haziran 1784'te tüm Bavyera'da Masonluk ile birlikte İlluminati de, gizli siyasi amaçları olduğu öne sürülerek yasaklanmıştı. Masonluğun, tarih boyunca kendisine yönelen tüm baskı ve yasaklamaların altından hiçbir zarar almadan çıkması gibi yine zararsız çıktığı bu süre Illuminati'ye pek yaramamış ve büyük ölçüde gücünü ve varlığını yitirmişti.<br />
<br />
19. yüzyılın başlarında ünlü Alman filozof Hegel'in katılımıyla canlanan ve eski parlak günlerine dönen İlluminati, bu yıllarda, üyesi olan Hegel'in tez-antitez kuramlarıyla Yeni Dünya Düzeni düşüncesinin geliştiği bir îÛûtopluluk haline gelmişti. Dünya üzerindeki çeşitli toplulukları etkileyen bu düşüncenin mirasçıları bugün halen çalışmalarını sürdürüyor.<br />
<br />
Bu da başka bir kaynaktan bilgiler..<br />
<br />
Dünyayı 10 kişi yönetiyor ve bu 10 kişinin 300 kadar alt kadrosu verilen emirleri uyguluyorlar. İlluminati adı verilen bu tarikatin/örgütün hedef başkenti Kudüs olan tek bir dünya devleti kurmak. <br />
<br />
Bugüne kadar çeşitli komplo teorileri içeren bir çok kitap yayınlandı. İlluminati, bu alanda yayınlanan hiçbir esere benzemiyor. Kitaptaki iddialar o kadar ilginç ki, neye inanıp, neye inanamayacağınızı şaşırıyorsunuz. İlluminati, 1575'te ispanya'da bulunan ve özellikle ruhani kudret sahibi olduklarını iddia eden bir dini parti veya bu partinin üyelerine verilen isim. <br />
<br />
Yazar Texe Marrs, Süper zenginlerin yönettiği bir Dünya Komplosu'ndan bahsettiği kitabında, dünyaya hakim olan bu güce bu adı uygun görmüş. Kitabın satırları arasına gömüldükçe ve sayfalar arasında ilerledikçe inanması güç iddialarla karşılaşıyorsunuz. <br />
<br />
Dünyayi 10 kişi yönetiyor <br />
 <br />
Yazara göre, dünyayı kendilerine 'bilge adamlar' adını veren, 10 kişi yönetiyor. İlluminati'nin güç şebekesi, dünyanın en güçlü kişilerinden, yatırımcılarından, şirket başkanlarından ve siyasilerden oluşuyor. 'İç çember' denilen en tepedeki 10 kişiye bağlı 300 kişi ise onların alt kadrosunda yer alıyor ve talimatlarını yerine getiriyorlar. <br />
<br />
10 kişilik 'bilge adamlar' grubunda Fransa'dan üç, ABD'den iki, Kanada, Avusturya, İngiltere, İspanya ve Güney Afrika'dan birer üye bulunuyor. Yazar, burada Fransa'nın üç üyelikle ilk sırada yer almasının yanıltığı olduğunu, Kanada'nın bir üyesinin de ABD'nin üçüncü adamını tamamladığını belirtiyor. <br />
<br />
Hedef tek dünya devleti kurmak <br />
 <br />
'İç çember' üyelerinin ortak özelliği Dış İlişkiler Konseyi, Bilderberg, Trilateral Komisyon, Mahson Tarikatı, Kafatası ve Kemir Tarikatı, Aspen Enstitüsü, Malta Şövalyeleri, Opus Dei, Roma Kulübü, Bohemian Grove, Dünya Ekonomik Forumu, Dünya Federalleri üyesi olmaları. İlluminati Komplosu'nun hedefi, başkenti Kudüs olan bir dünya devleti kurmak. Kitabın, sonunda illuminati piramidinin üstünde bulunan 'bilge adamlar'a hizmet eden isimlerden bir kısmı, ünvanlarıyla birlikle verilmiş. Türkiye'den kimse var mı diye baktık ancak, ne hikmetse kimseyi bulamadık! İlginç değil mi? <br />
<br />
İlluminati nasıl çalışıyor? <br />
 <br />
Yılda bir kez biraraya gelen İlluminati üyeleri, hedefledikleri dünya devletini kurmak için planlar yapıyorlar. Bu planların içinde çeşitli ülkelerde ekonomik krizler çıkararak, ülkeleri sömürmek, savaşlar çıkarmak, 'Daha Fazla Savaş' ilkeleri gereği savaşların sürekliliğini sağlamak, çeşitli hastalıklar icat etmek, (kitapta, AIDS ve HIV'in ABD'deki askeri araştırma laboratuvarlarından dünyaya yayıldığı iddia ediliyor.) nüfus azaltıcı çalışmalar yapmak, etnik temizliği desteklemek ve 11 Eylül örneğinde olduğu gibi terör yaratarak, 'anti-terör yasaları' çıkarmak. Yazarın iddiasına göre, 11 Eylül saldırısı için FBI bazı Arapları kullandı ve bombaları temin etti. İlluminatı'nın ilkelerinden en önemlisi 'Kaostan kaynaklanan düzen'. İlluminati, kendi düzenini çıkarmak için sürekli kaos yaratmak zorunda. <br />
<br />
Kaynak: İlluminati, Texe Marrs<br />
<br />
<br />
<br />
Yukarıdaki simge 1 Doların üzerinde bulunan bir İlluminati simgesidir..<br />
<br />
<br />
<br />
İlluminati'nin ambrigramı olup ters çevirip okuduğunuzdada aynı oluyor..Gerçekten ilginç..<br />
<br />
<br />
<br />
Yukarıdaki resime dikkatlice baktığınızda sağ yandan yukarı doğru okuduğunuzda sırasıyla earth(toprak),air(hava),fire(ateş),water(su) yani muhteşem dörtlü olarakta adlandırdığımız bilimin temeli toprak,ateş,hava ve su ortaya çıkıyor..Buna İlluminati elması deniliyor..]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Solaklar niçin daha zeki?]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4954</link>
			<pubDate>Tue, 25 Aug 2009 23:13:49 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4954</guid>
			<description><![CDATA[Solaklığın evrimini araştıran Fransız bilim adamları, solakların genele göre daha yaratıcı ve zeki olduğunu ortaya çıkardı.<br />
Solaklığın kötü yönü ise ömürlerinin biraz daha kısa olması.<br />
<br />
FRANSIZ bilim adamları, solaklığın evrimini araştırdılar. Buna göre solak olmanın anne karnında maruz kalınan hormonlarla ilgili olduğu sanılıyor. Her ne kadar solaklığın nedenleri pek anlaşılmasa da, genetik olabileceği de ifade ediliyor.<br />
<br />
Avantaj sağlamış<br />
<br />
Evrim biyologlarının görüşüne göre, tarih öncesi dönemlerde solak olmak, bir dövüş sırasında sağ elini kullananlara karşı sürpriz karşılık verebilme imkanı tanıdığı için avantaj sağladı. Bu yüzden az sayıda olan solaklar evrim sürecinde hayatta kalmayı başardı. Uzmanların araştırma sonuçları, solakların, genele göre daha yaratıcı ve daha zeki olabildiklerini gösterdi.<br />
<br />
Coğrafi çeşitliliğe bağlı olarak nüfusun yüzde 5 ila yüzde 25&#8217;ini oluşturan solakların yapıları ufak tefek. Eşcinseller arasında solakların oranlarının daha fazla olması da bazı uzmanlar tarafından, "Eşcinsellerin çoğunlukla çocukları olmaz. Bu yüzden genetik duruma dayandırmak pek sağlıklı değil" şeklinde yorumlanıyor. Solaklığın kötü yanı ise ortalama ömürlerinin, sağlaklardan birkaç ay daha kısa olması...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Solaklığın evrimini araştıran Fransız bilim adamları, solakların genele göre daha yaratıcı ve zeki olduğunu ortaya çıkardı.<br />
Solaklığın kötü yönü ise ömürlerinin biraz daha kısa olması.<br />
<br />
FRANSIZ bilim adamları, solaklığın evrimini araştırdılar. Buna göre solak olmanın anne karnında maruz kalınan hormonlarla ilgili olduğu sanılıyor. Her ne kadar solaklığın nedenleri pek anlaşılmasa da, genetik olabileceği de ifade ediliyor.<br />
<br />
Avantaj sağlamış<br />
<br />
Evrim biyologlarının görüşüne göre, tarih öncesi dönemlerde solak olmak, bir dövüş sırasında sağ elini kullananlara karşı sürpriz karşılık verebilme imkanı tanıdığı için avantaj sağladı. Bu yüzden az sayıda olan solaklar evrim sürecinde hayatta kalmayı başardı. Uzmanların araştırma sonuçları, solakların, genele göre daha yaratıcı ve daha zeki olabildiklerini gösterdi.<br />
<br />
Coğrafi çeşitliliğe bağlı olarak nüfusun yüzde 5 ila yüzde 25&#8217;ini oluşturan solakların yapıları ufak tefek. Eşcinseller arasında solakların oranlarının daha fazla olması da bazı uzmanlar tarafından, "Eşcinsellerin çoğunlukla çocukları olmaz. Bu yüzden genetik duruma dayandırmak pek sağlıklı değil" şeklinde yorumlanıyor. Solaklığın kötü yanı ise ortalama ömürlerinin, sağlaklardan birkaç ay daha kısa olması...]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Gökyüzü Neden Mavidir?]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4785</link>
			<pubDate>Fri, 31 Jul 2009 22:59:07 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4785</guid>
			<description><![CDATA[Gökyüzünün mavi görünmesinin (dikkat! olmasının değil görünmesinin! çünkü normalde atmosferimiz daha doğrusu hava renksiz bir gazdır!) tek sebebi kırılma hadisesidir. <br />
<br />
Güneş ışınları atmosfere girdiğinde atmosferdeki gaz moleküllerine ve toz parçacıklarına çarparak saçılır. Gün ışığı değişik dalga boylu birçok ışından oluşur. En kısa dalga boylu mavi ışınlar atmosferin üst tabakalarındaki küçük parçacılar tarafından hemen saçılırlar. Fakat kırmız <br />
ışık (ki en büyük dalga boylu ışıktır!) saçılmak için daha büyük parçacıklara çarpmak zorundadır. <br />
<br />
Gökyüzü açık olduğunda, mavi ışık diğer ışıklara oranla en fazla saçılan ışıktır. Bu yüzden de gökyüzü mavi görünür. Mesela gökyüzü yoğun bulutlarla veya dumanla dolu olduğunda, tüm ışınlar nerede ise aynı oranda saçılır. Bu da gökyüzünün gri renkte görünmesine sebep olur. <br />
<br />
Gün batımında veya doğumunda ise güneş ışınları atmosfere eğik girdikleri için daha fazla yol katetmek zorunda kalırlar. Bu yüzden daha çok ışın ve renk saçılır ve o posterlere konu olan, şahane gün doğumu ve batımını gözlemleyebiliriz. Çok az saçılmış olan kırmızı ışık ise güneşe ve ufuğa kızıl veya portakal görüntü verir...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Gökyüzünün mavi görünmesinin (dikkat! olmasının değil görünmesinin! çünkü normalde atmosferimiz daha doğrusu hava renksiz bir gazdır!) tek sebebi kırılma hadisesidir. <br />
<br />
Güneş ışınları atmosfere girdiğinde atmosferdeki gaz moleküllerine ve toz parçacıklarına çarparak saçılır. Gün ışığı değişik dalga boylu birçok ışından oluşur. En kısa dalga boylu mavi ışınlar atmosferin üst tabakalarındaki küçük parçacılar tarafından hemen saçılırlar. Fakat kırmız <br />
ışık (ki en büyük dalga boylu ışıktır!) saçılmak için daha büyük parçacıklara çarpmak zorundadır. <br />
<br />
Gökyüzü açık olduğunda, mavi ışık diğer ışıklara oranla en fazla saçılan ışıktır. Bu yüzden de gökyüzü mavi görünür. Mesela gökyüzü yoğun bulutlarla veya dumanla dolu olduğunda, tüm ışınlar nerede ise aynı oranda saçılır. Bu da gökyüzünün gri renkte görünmesine sebep olur. <br />
<br />
Gün batımında veya doğumunda ise güneş ışınları atmosfere eğik girdikleri için daha fazla yol katetmek zorunda kalırlar. Bu yüzden daha çok ışın ve renk saçılır ve o posterlere konu olan, şahane gün doğumu ve batımını gözlemleyebiliriz. Çok az saçılmış olan kırmızı ışık ise güneşe ve ufuğa kızıl veya portakal görüntü verir...]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Dünyanın Enleri...]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4652</link>
			<pubDate>Sat, 18 Jul 2009 18:38:08 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4652</guid>
			<description><![CDATA[Dünyanın en yüksek şelalesi: Angel-Venezuela&#8211;1.000 m.<br />
<br />
Dünyanın en büyük nehri: Nil-Afrika<br />
<br />
Dünyanın en yüksek dağı: Everest-Asya&#8211;8.848 m.<br />
<br />
Dünyanın en büyük çölü: Büyük Sahra Çölü-Orta/Kuzey Afrika<br />
<br />
Dünyanın en büyük yanardağı: Tambora-Endonezya<br />
<br />
Dünyanın en büyük mağarası: Carlsbad Mağarası-New Mexico, ABD<br />
<br />
Dünyanın en büyük gölü: Hazar Denizi-Orta Asya&#8211;394.299 km²<br />
<br />
Dünyanın en büyük adası: Grönland-Kuzey Atlantik&#8211;2.175.597 km²<br />
<br />
Dünyanın en sıcak yeri: Al&#8217;Aziziyah-Libya&#8211;57,7 C<br />
<br />
Dünyanın en soğuk yeri: Vostock II- -89,2 C<br />
<br />
Dünyanın en kalabalık ülkesi: Çin&#8211;1.237.000.000 kişi<br />
<br />
Dünyanın en geniş ülkesi: Rusya&#8211;10.610.083 km²<br />
<br />
Dünyanın en küçük ülkesi: Vatikan&#8211;0.272 km².<br />
<br />
Dünyanın en kalabalık şehri: Tokyo-Japonya&#8211;26.500.000 kişi<br />
<br />
Dünyanın en uzun binası: Suyong Bay Tower-Pusan(Güney Kore): 88 kat  462 m.<br />
<br />
Dünyanın en uzun demiryolu tüneli: Seikan-Japonya&#8211;53,9 km.<br />
<br />
Dünyanın en uzun karayolu tüneli: St.Gotthard-İsviçre-16.4 km.<br />
<br />
Dünyanın en uzun kanalı: Panama kanalı-Panama&#8211;81,5 km.<br />
<br />
Dünyanın en uzun köprüsü: Akashi-Japonya&#8211;1.990 m.<br />
<br />
Dünyada en çok konuşulan dil: Çince (mandarin)-885.000.000 kişi<br />
<br />
Dünyanın en çok ülke ile sınırı olan ülke: Çin (15 ülke ile sınırı var)<br />
<br />
Dünyanın en yüksek yerleşim yeri: Webzhuan, Çin-Deniz seviyesinden 5.090 m. yukarıda<br />
<br />
Dünyanın en alçak yerleşim yeri: Calipatria, Kaliforniya, ABD -deniz seviyesinin 54 mt. Altında<br />
<br />
Dünyanın en uzun kesintisiz sınırı: ABD-Kanada sınırı.<br />
<br />
En geniş ülke Rusya - 10.610.083 km² <br />
<br />
En küçük ülke Vatikan - 0.272 km² <br />
<br />
En çok ülke ile sınır komşusu olan ülke Çin - 15 <br />
<br />
En uzun kesintisiz sınır ABD - Kanada <br />
<br />
En kalabalık şehir merkezi Tokyo - 26.5 milyon <br />
<br />
En geniş alana yayılmış şehir Mt. Isa, Queensland, Avustralya - 25.427 km² <br />
<br />
En yüksek yerleşim birimi Webzhuan, Çin - deniz seviyesinden 5.090 metre yukarıda <br />
<br />
En alçak Calipatria, Kaliforniya, ABD - deniz seviyesinin 54 metre altında <br />
<br />
En kuzeydeki yerleşim birimi Ny Alesond, Norveç - 78.5 derece kuzey <br />
<br />
En güneydeki yerleşim birimi Puerto Williams, Şili - 55.1 derece güney <br />
<br />
En ıssız, yerleşim olmayan ada Tristan da Cunha - Güney Atlantik <br />
<br />
En çok dil konuşulan ülke Papua Yeni Gine - 869 <br />
<br />
En kuzeydeki kara parçası Islet of Odaaq, Grönland açıklarında <br />
<br />
En güneydeki kara parçası Güney Kutbu, Antarktika <br />
-alıntı-]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Dünyanın en yüksek şelalesi: Angel-Venezuela&#8211;1.000 m.<br />
<br />
Dünyanın en büyük nehri: Nil-Afrika<br />
<br />
Dünyanın en yüksek dağı: Everest-Asya&#8211;8.848 m.<br />
<br />
Dünyanın en büyük çölü: Büyük Sahra Çölü-Orta/Kuzey Afrika<br />
<br />
Dünyanın en büyük yanardağı: Tambora-Endonezya<br />
<br />
Dünyanın en büyük mağarası: Carlsbad Mağarası-New Mexico, ABD<br />
<br />
Dünyanın en büyük gölü: Hazar Denizi-Orta Asya&#8211;394.299 km²<br />
<br />
Dünyanın en büyük adası: Grönland-Kuzey Atlantik&#8211;2.175.597 km²<br />
<br />
Dünyanın en sıcak yeri: Al&#8217;Aziziyah-Libya&#8211;57,7 C<br />
<br />
Dünyanın en soğuk yeri: Vostock II- -89,2 C<br />
<br />
Dünyanın en kalabalık ülkesi: Çin&#8211;1.237.000.000 kişi<br />
<br />
Dünyanın en geniş ülkesi: Rusya&#8211;10.610.083 km²<br />
<br />
Dünyanın en küçük ülkesi: Vatikan&#8211;0.272 km².<br />
<br />
Dünyanın en kalabalık şehri: Tokyo-Japonya&#8211;26.500.000 kişi<br />
<br />
Dünyanın en uzun binası: Suyong Bay Tower-Pusan(Güney Kore): 88 kat  462 m.<br />
<br />
Dünyanın en uzun demiryolu tüneli: Seikan-Japonya&#8211;53,9 km.<br />
<br />
Dünyanın en uzun karayolu tüneli: St.Gotthard-İsviçre-16.4 km.<br />
<br />
Dünyanın en uzun kanalı: Panama kanalı-Panama&#8211;81,5 km.<br />
<br />
Dünyanın en uzun köprüsü: Akashi-Japonya&#8211;1.990 m.<br />
<br />
Dünyada en çok konuşulan dil: Çince (mandarin)-885.000.000 kişi<br />
<br />
Dünyanın en çok ülke ile sınırı olan ülke: Çin (15 ülke ile sınırı var)<br />
<br />
Dünyanın en yüksek yerleşim yeri: Webzhuan, Çin-Deniz seviyesinden 5.090 m. yukarıda<br />
<br />
Dünyanın en alçak yerleşim yeri: Calipatria, Kaliforniya, ABD -deniz seviyesinin 54 mt. Altında<br />
<br />
Dünyanın en uzun kesintisiz sınırı: ABD-Kanada sınırı.<br />
<br />
En geniş ülke Rusya - 10.610.083 km² <br />
<br />
En küçük ülke Vatikan - 0.272 km² <br />
<br />
En çok ülke ile sınır komşusu olan ülke Çin - 15 <br />
<br />
En uzun kesintisiz sınır ABD - Kanada <br />
<br />
En kalabalık şehir merkezi Tokyo - 26.5 milyon <br />
<br />
En geniş alana yayılmış şehir Mt. Isa, Queensland, Avustralya - 25.427 km² <br />
<br />
En yüksek yerleşim birimi Webzhuan, Çin - deniz seviyesinden 5.090 metre yukarıda <br />
<br />
En alçak Calipatria, Kaliforniya, ABD - deniz seviyesinin 54 metre altında <br />
<br />
En kuzeydeki yerleşim birimi Ny Alesond, Norveç - 78.5 derece kuzey <br />
<br />
En güneydeki yerleşim birimi Puerto Williams, Şili - 55.1 derece güney <br />
<br />
En ıssız, yerleşim olmayan ada Tristan da Cunha - Güney Atlantik <br />
<br />
En çok dil konuşulan ülke Papua Yeni Gine - 869 <br />
<br />
En kuzeydeki kara parçası Islet of Odaaq, Grönland açıklarında <br />
<br />
En güneydeki kara parçası Güney Kutbu, Antarktika <br />
-alıntı-]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Dünyanın en popüler 10 kenti]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4639</link>
			<pubDate>Fri, 17 Jul 2009 01:11:15 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4639</guid>
			<description><![CDATA[[/color]Amerika'nın ünlü seyahat dergisi travel and leisure düzenlediği anketle dünyanın popüler kentlerini ve en iyi otellerini belirledi. En iyi şehir listesinde İstanbul kaçıncı oldu dersiniz...<br />
<br />
[attachment=820]<br />
Dünyanın en popüler kenti sıralamasında birinci sırayı Floransa aldı. İtalya'da yer alan bu kent, Arno nehri ile büyülüyor...<br />
<br />
[attachment=821]<br />
İkinci sırada ise Roma bulunuyor... İtalya'nın başkenti olan Roma, tarihi ile öne çıkıyor...<br />
<br />
[attachment=822]<br />
Üçüncü sırayı Türkiye'den bir kent alıyor. Tahmin edeceğiniz gibi bu kent İstanbul...<br />
<br />
[attachment=823]<br />
Dördüncü sıradaki kent Paris... Fransa'nın başkenti olan Paris'i, İstanbul sıralamada solladı.<br />
<br />
[attachment=824]<br />
Beşinci sıradaki kent Krakov... Polonya'nın kültür başkenti olarak niteleniyor. Avrupa'nın en iyi korunan Orta çağ kentlerinden biri...<br />
<br />
[attachment=825]<br />
En popüler altıncı kent ise Çek Cumhuriyetinin başkenti ve ülkenin en büyük şehri Prag...<br />
<br />
<br />
[attachment=826]<br />
Yedinci sırada Venedik var... Avusturya'nın bu ada kenti, su kanalları ile meşhur...<br />
<br />
<br />
[attachment=827]<br />
En popüler sekizinci kent İspanya'nın gözdesi Barselona...<br />
<br />
<br />
[attachment=828]<br />
Dokuzuncu sırada ise Viyana var... Avusturya'nın başkenti olan bu şehir, tarihi yapıları ile çok popüler...<br />
<br />
[attachment=829]<br />
Sıralamanın 10 numarasında ise Salzburg var... Avusturya'nın bu kenti ortasından geçen nehir ile dikkat çekiyor. <br />
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[[/color]Amerika'nın ünlü seyahat dergisi travel and leisure düzenlediği anketle dünyanın popüler kentlerini ve en iyi otellerini belirledi. En iyi şehir listesinde İstanbul kaçıncı oldu dersiniz...<br />
<br />
[attachment=820]<br />
Dünyanın en popüler kenti sıralamasında birinci sırayı Floransa aldı. İtalya'da yer alan bu kent, Arno nehri ile büyülüyor...<br />
<br />
[attachment=821]<br />
İkinci sırada ise Roma bulunuyor... İtalya'nın başkenti olan Roma, tarihi ile öne çıkıyor...<br />
<br />
[attachment=822]<br />
Üçüncü sırayı Türkiye'den bir kent alıyor. Tahmin edeceğiniz gibi bu kent İstanbul...<br />
<br />
[attachment=823]<br />
Dördüncü sıradaki kent Paris... Fransa'nın başkenti olan Paris'i, İstanbul sıralamada solladı.<br />
<br />
[attachment=824]<br />
Beşinci sıradaki kent Krakov... Polonya'nın kültür başkenti olarak niteleniyor. Avrupa'nın en iyi korunan Orta çağ kentlerinden biri...<br />
<br />
[attachment=825]<br />
En popüler altıncı kent ise Çek Cumhuriyetinin başkenti ve ülkenin en büyük şehri Prag...<br />
<br />
<br />
[attachment=826]<br />
Yedinci sırada Venedik var... Avusturya'nın bu ada kenti, su kanalları ile meşhur...<br />
<br />
<br />
[attachment=827]<br />
En popüler sekizinci kent İspanya'nın gözdesi Barselona...<br />
<br />
<br />
[attachment=828]<br />
Dokuzuncu sırada ise Viyana var... Avusturya'nın başkenti olan bu şehir, tarihi yapıları ile çok popüler...<br />
<br />
[attachment=829]<br />
Sıralamanın 10 numarasında ise Salzburg var... Avusturya'nın bu kenti ortasından geçen nehir ile dikkat çekiyor. <br />
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kalorifer 2 Bin yıl öncede kullanılmış!]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4608</link>
			<pubDate>Tue, 14 Jul 2009 08:01:24 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4608</guid>
			<description><![CDATA[<br />
Sitemize üye olmadan linkleri göremezsiniz. Kayıt olmak sadece 30 saniyenizi alacak... <br />
Kayıt Ol! - <br />
Giriş Yap...<br />
<br />
Çanakkale'nin Biga ilçesine bağlı Kemer köyü sınırları içinde yer alan Parion Antik Kenti'ndeki Roma dönemine ait bir villada kalorifer sistemi olduğu tespit edildi.<br />
<br />
Parion Antik Kenti'ndeki Roma dönemine ait yaklaşık 2 bin yıllık geçmişe sahip villanın, kalorifere benzeyen bir sistemle ısıtıldığı bildirildi.<br />
<br />
Kazı Başkanı Prof. Dr. Cevat Başaran, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 2006 yılında antik tiyatro sahnesinin karşısında yapılan kazı çalışmalarında kalıntıları ortaya çıkarılan iç avlunun, revaklı bir ''Roma Villası''na ait olduğunun belirlendiğini söyledi.<br />
<br />
<br />
Binanın yaklaşık 2 bin yıl önce inşa edildiğine işaret eden Başaran, ''Bu villa, Roma döneminin gösterişli hayatını yansıtan bir mimari yapıya sahip'' dedi.<br />
Başaran, bu yapının en önemli özelliğinin ısıtma sistemi olduğunu vurguladı.<br />
Sistem hakkında bilgi veren Başaran, ''Bu ısıtma sisteminde, ateşin yandığı bir merkez var. Burada ısıtılan su ya da ortaya çıkan buhar, duvar ve zemine yerleştirilen kanallar yardımıyla binanın içinde sürekli devir daim yaparak, sıcaklığın belirli bir oranda tutulmasını sağlıyor. Bu sistem, günümüzdeki kalorifer sisteminin ilk örnekleri arasındadır'' dedi.<br />
<br />
<br />
Başaran, villanın bazı yerlerinin yoğun tahribat sonucu kullanılamaz hale geldiğini kaydetti.<br />
--------alıntıdır-----------]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<br />
Sitemize üye olmadan linkleri göremezsiniz. Kayıt olmak sadece 30 saniyenizi alacak... <br />
Kayıt Ol! - <br />
Giriş Yap...<br />
<br />
Çanakkale'nin Biga ilçesine bağlı Kemer köyü sınırları içinde yer alan Parion Antik Kenti'ndeki Roma dönemine ait bir villada kalorifer sistemi olduğu tespit edildi.<br />
<br />
Parion Antik Kenti'ndeki Roma dönemine ait yaklaşık 2 bin yıllık geçmişe sahip villanın, kalorifere benzeyen bir sistemle ısıtıldığı bildirildi.<br />
<br />
Kazı Başkanı Prof. Dr. Cevat Başaran, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 2006 yılında antik tiyatro sahnesinin karşısında yapılan kazı çalışmalarında kalıntıları ortaya çıkarılan iç avlunun, revaklı bir ''Roma Villası''na ait olduğunun belirlendiğini söyledi.<br />
<br />
<br />
Binanın yaklaşık 2 bin yıl önce inşa edildiğine işaret eden Başaran, ''Bu villa, Roma döneminin gösterişli hayatını yansıtan bir mimari yapıya sahip'' dedi.<br />
Başaran, bu yapının en önemli özelliğinin ısıtma sistemi olduğunu vurguladı.<br />
Sistem hakkında bilgi veren Başaran, ''Bu ısıtma sisteminde, ateşin yandığı bir merkez var. Burada ısıtılan su ya da ortaya çıkan buhar, duvar ve zemine yerleştirilen kanallar yardımıyla binanın içinde sürekli devir daim yaparak, sıcaklığın belirli bir oranda tutulmasını sağlıyor. Bu sistem, günümüzdeki kalorifer sisteminin ilk örnekleri arasındadır'' dedi.<br />
<br />
<br />
Başaran, villanın bazı yerlerinin yoğun tahribat sonucu kullanılamaz hale geldiğini kaydetti.<br />
--------alıntıdır-----------]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İnsanı Yorgun Düşüren 11 Enerji Düşmanı!]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4539</link>
			<pubDate>Sat, 11 Jul 2009 15:31:54 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4539</guid>
			<description><![CDATA[İşte insanı yorgun düşüren ve enerjisini bitiren en büyük 11 düşman.<br />
<br />
<br />
Bilim adamları, kronik yorgunluk ile tüm bu etkenler arasında şaşılacak bağlantılar olduğunu tespit ettiler.<br />
<br />
1- Derin uykuda bizi rahatsız edenler:<br />
Gürültü stres yaratır ve stres tansiyonu yükseltir. Sonuçta sürekli halsiz ve uykulu oluruz. Bunun için size önerimiz, yatak odanızdan saat gibi ses çıkarabilecek tüm eşyaları kaldırmanız olacaktır. <br />
<br />
2- Kahve ve çay: 6 fincandan sonrası zarar:<br />
Kafein uyarıcı etki yapar, yani beyne daha fazla enerji emri verir. Günde 3 fincan kadar çay veya kahve içersek, bu canlandırıcı özellikten iyi şekilde faydalanırız. Fakat miktar ikiye katlanırsa, kafein ve tein, vücudumuzdaki demiri emer. Bu durumda beyin ve kalbe yeterli oranda oksijen gitmez. Sonuçta kendimizi çok yorgun hissederiz. <br />
<br />
3- Karbonhidrat uyku hapı etkisi yapar:<br />
Tüm karbonhidratlar, aç karnına yenildiği zaman ağırlık yapar. Siz siz olun, aç karnına bu besinleri tüketmemeye özen gösterin.<br />
<br />
4- Su eksilirse dikkatiniz de dağılır:<br />
Her gün yaklaşık 8 bardak su içmemiz gerekiyor, yoksa hissedilir bir biçimde enerji boşluğuna düşeriz. En iyisi, her saat başı içine biraz limon suyu sıkılmış bir bardak su içmektir. <br />
<br />
5- Cep telefonu hipnozdan beter:<br />
20 dakikadan uzun telefon görüşmelerinin uyku hipnozu gibi bir etki yaptığı ortaya çıktı. Dolayısıyla, uzun süreli ve sık olarak telefonla konuşmak bizi yorar.<br />
<br />
6- Duş alacağımıza yatağa geri dönelim daha iyi: <br />
Suyun sıcaklığı vücut sıcaklığının çok üzerindeyse bünyemiz uyku getiren hormonları fazlasıyla salgılamaya başlar. Akşamları iyi uyumak için sıcakla, sabahları enerji depolamak için ılık suyla yıkanın! <br />
<br />
7- Bazı besinlere karşı dayanıksız olabilirsiniz:<br />
Her şeyi doğru yaptığınız halde zinde değilseniz, "çölyak" hastası olabilirsiniz. Bu bünyenizin tahıl nişastalarını işleyememesi anlamına gelir. Baş ağrısı ve yorgunluktan şikayet eden bu kişilerin buğday, arpa gibi tahıllardan uzak durması gerrekir. <br />
<br />
8- Kola bünyeyi aside boğar:<br />
Az harekete bir de aşırı kola, çay ve et tüketimi eklenirse, bünyede aşırı asit meydana gelir. Sonuçta da dolaşım bozuklukları, migren, bağışıklık sisteminin zayıflaması gibi rahatsızlıklar yaşanır. <br />
<br />
9- Gürültü de yorar:<br />
Uzun süreli gürültüye maruz kalan insanların enerjisi tükeniyor. Bağıra çağıra konuşan insanların arasında olmak bile insanı yormaya yetiyor.<br />
<br />
10- Floresan ışığı kronik esnemeye neden olur:<br />
Floresan ışık, öğrenme ve konsantrasyon yetimizi yüzde 60 oranında düşürür. Gün içinde saatlerce bu ışığa maruz kalan birinin bağışıklık sisteminin zayıfladığı ispatlandı. Bu da kronik yorgunluğa neden olabilir. <br />
<br />
11- Küften uzak durmalı:<br />
Bulunduğunuz ortam yeterince havalanmıyorsa küf oluşabilir. Bünye, küfe tıpkı mikroplarda olduğu gibi karşılık verir, bununla mücadele eder. Bu da açıklanamayan sürekli yorgunluğa neden olabilir.<br />
-alıntı-]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[İşte insanı yorgun düşüren ve enerjisini bitiren en büyük 11 düşman.<br />
<br />
<br />
Bilim adamları, kronik yorgunluk ile tüm bu etkenler arasında şaşılacak bağlantılar olduğunu tespit ettiler.<br />
<br />
1- Derin uykuda bizi rahatsız edenler:<br />
Gürültü stres yaratır ve stres tansiyonu yükseltir. Sonuçta sürekli halsiz ve uykulu oluruz. Bunun için size önerimiz, yatak odanızdan saat gibi ses çıkarabilecek tüm eşyaları kaldırmanız olacaktır. <br />
<br />
2- Kahve ve çay: 6 fincandan sonrası zarar:<br />
Kafein uyarıcı etki yapar, yani beyne daha fazla enerji emri verir. Günde 3 fincan kadar çay veya kahve içersek, bu canlandırıcı özellikten iyi şekilde faydalanırız. Fakat miktar ikiye katlanırsa, kafein ve tein, vücudumuzdaki demiri emer. Bu durumda beyin ve kalbe yeterli oranda oksijen gitmez. Sonuçta kendimizi çok yorgun hissederiz. <br />
<br />
3- Karbonhidrat uyku hapı etkisi yapar:<br />
Tüm karbonhidratlar, aç karnına yenildiği zaman ağırlık yapar. Siz siz olun, aç karnına bu besinleri tüketmemeye özen gösterin.<br />
<br />
4- Su eksilirse dikkatiniz de dağılır:<br />
Her gün yaklaşık 8 bardak su içmemiz gerekiyor, yoksa hissedilir bir biçimde enerji boşluğuna düşeriz. En iyisi, her saat başı içine biraz limon suyu sıkılmış bir bardak su içmektir. <br />
<br />
5- Cep telefonu hipnozdan beter:<br />
20 dakikadan uzun telefon görüşmelerinin uyku hipnozu gibi bir etki yaptığı ortaya çıktı. Dolayısıyla, uzun süreli ve sık olarak telefonla konuşmak bizi yorar.<br />
<br />
6- Duş alacağımıza yatağa geri dönelim daha iyi: <br />
Suyun sıcaklığı vücut sıcaklığının çok üzerindeyse bünyemiz uyku getiren hormonları fazlasıyla salgılamaya başlar. Akşamları iyi uyumak için sıcakla, sabahları enerji depolamak için ılık suyla yıkanın! <br />
<br />
7- Bazı besinlere karşı dayanıksız olabilirsiniz:<br />
Her şeyi doğru yaptığınız halde zinde değilseniz, "çölyak" hastası olabilirsiniz. Bu bünyenizin tahıl nişastalarını işleyememesi anlamına gelir. Baş ağrısı ve yorgunluktan şikayet eden bu kişilerin buğday, arpa gibi tahıllardan uzak durması gerrekir. <br />
<br />
8- Kola bünyeyi aside boğar:<br />
Az harekete bir de aşırı kola, çay ve et tüketimi eklenirse, bünyede aşırı asit meydana gelir. Sonuçta da dolaşım bozuklukları, migren, bağışıklık sisteminin zayıflaması gibi rahatsızlıklar yaşanır. <br />
<br />
9- Gürültü de yorar:<br />
Uzun süreli gürültüye maruz kalan insanların enerjisi tükeniyor. Bağıra çağıra konuşan insanların arasında olmak bile insanı yormaya yetiyor.<br />
<br />
10- Floresan ışığı kronik esnemeye neden olur:<br />
Floresan ışık, öğrenme ve konsantrasyon yetimizi yüzde 60 oranında düşürür. Gün içinde saatlerce bu ışığa maruz kalan birinin bağışıklık sisteminin zayıfladığı ispatlandı. Bu da kronik yorgunluğa neden olabilir. <br />
<br />
11- Küften uzak durmalı:<br />
Bulunduğunuz ortam yeterince havalanmıyorsa küf oluşabilir. Bünye, küfe tıpkı mikroplarda olduğu gibi karşılık verir, bununla mücadele eder. Bu da açıklanamayan sürekli yorgunluğa neden olabilir.<br />
-alıntı-]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[En İyi Temizlik Maddesi Kola]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4538</link>
			<pubDate>Sat, 11 Jul 2009 15:28:14 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4538</guid>
			<description><![CDATA[En İyi Temizlik Maddesi <br />
<br />
      Kolanın zararlı olduğunu biliyorduk.Ama bu kadar zararlı olduğunu tahmin bile edmezdik.<br />
                   Eğer inanmıyorsanız deneyebilirsiniz <br />
<br />
TUVALETİ TEMİZLEMEK İÇİN:<br />
Bir kutu kolayı klozetin içine dökünüz. Bir saat kadar bekleyiniz ve<br />
sifonu çekiniz. Koladaki sitrik asit klozet başındaki lekeleri yok<br />
edecektir. <br />
KROM TAMPONLARDAKI PAS LEKELERINI YOK ETMEK İÇİN :<br />
Arabanın tamponunu Coca Cola''ya batırılmış bir sigara paketinin<br />
içindeki alüminyum folyosuyla iyice ovunuz. Tertemiz olacaktır. <br />
AKÜ KUTUP BAŞLARINDA ÇAPAĞI TEMİZLEMEK İÇİN :<br />
Bir kutu kolayı kutup başlarına dokun ve bütün<br />
çapak yok olsun. <br />
PASLANMIŞ BİR CiVATAYI SÖKMEK İÇİN :<br />
Coca-Colaya batırılmış bir bezi bir kaç dakika paslı<br />
cıvatayı<br />
uygulayınız. Bir kaç dakika sonra rahatlıkla dönecek<br />
ve çıkacaktır. <br />
ELBİSENİZDEKİ YAĞ LEKESİNİ ÇIKARMAK İÇİN :<br />
Bir kutu kolayı lekeli giyeceklerin üstüne boşaltın,<br />
Deterjanı<br />
ekleyin ve her zaman yıkadığınız gibi yıkayın. Coca-<br />
cola yağ<br />
lekelerinin yok olmasına yardım edecektir. <br />
Ayrıca ;  Araba ön camlarındaki her türlü kuş pisliği yapışan sinekler veya ağaçlardan dökülen toz , polen, yapışkan maddelerin çıkarılmasıen iyi madde COCA COLA + PEPSI ''dir.<br />
* * *<br />
        Peki nedir bu Cola''nin bu kadar etkileyici temizliklerde bile kullanılabilmesinin sebebi? Coca-Cola ve Pepsi''nin ortalama pH değeri 3.4 tur. Bu asidi de dişleri ve kemikleri eritmek için yeterlidir. Temizliklerde bu kadar etkili olmasının sebebi budur. Aslına bakarsanız Cola ile dünyada kimsenin tavsiye edemeyeceği KARBONDİOKSİT içiyoruz. Hani şu dışarı atmak için devamlı nefes alıp verdiğimiz, atmak için uğraştığımız KARBONDİOKSİT...!  <br />
       2001 yılında Delhi Üniversitesinde "kim daha fazla Coca-Cola içecek",diye bir yarışma yapıldığında, sekiz litre Coca-Cola içerek kazanan ve 10 dakika içerisinde herkesin gözü önünde ölen kişinin haberini duymuşsunuzdur . Neden öldü? Çünkü çok fazla karbondioksit almıştı ve kanında yeterli oksijen yoktu.<br />
        Başka bir örnek: Kırılmış dişinizi bir şişe Coca Cola''in iine koyun ve 10 gün sonra bakın... Diş 10 günde büyükoranda erir. Halbuki dişler ve kemikler ölümden sonra bile en fazla dayanabilen organlarımızdır ... <br />
<br />
-alıntı-]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[En İyi Temizlik Maddesi <br />
<br />
      Kolanın zararlı olduğunu biliyorduk.Ama bu kadar zararlı olduğunu tahmin bile edmezdik.<br />
                   Eğer inanmıyorsanız deneyebilirsiniz <br />
<br />
TUVALETİ TEMİZLEMEK İÇİN:<br />
Bir kutu kolayı klozetin içine dökünüz. Bir saat kadar bekleyiniz ve<br />
sifonu çekiniz. Koladaki sitrik asit klozet başındaki lekeleri yok<br />
edecektir. <br />
KROM TAMPONLARDAKI PAS LEKELERINI YOK ETMEK İÇİN :<br />
Arabanın tamponunu Coca Cola''ya batırılmış bir sigara paketinin<br />
içindeki alüminyum folyosuyla iyice ovunuz. Tertemiz olacaktır. <br />
AKÜ KUTUP BAŞLARINDA ÇAPAĞI TEMİZLEMEK İÇİN :<br />
Bir kutu kolayı kutup başlarına dokun ve bütün<br />
çapak yok olsun. <br />
PASLANMIŞ BİR CiVATAYI SÖKMEK İÇİN :<br />
Coca-Colaya batırılmış bir bezi bir kaç dakika paslı<br />
cıvatayı<br />
uygulayınız. Bir kaç dakika sonra rahatlıkla dönecek<br />
ve çıkacaktır. <br />
ELBİSENİZDEKİ YAĞ LEKESİNİ ÇIKARMAK İÇİN :<br />
Bir kutu kolayı lekeli giyeceklerin üstüne boşaltın,<br />
Deterjanı<br />
ekleyin ve her zaman yıkadığınız gibi yıkayın. Coca-<br />
cola yağ<br />
lekelerinin yok olmasına yardım edecektir. <br />
Ayrıca ;  Araba ön camlarındaki her türlü kuş pisliği yapışan sinekler veya ağaçlardan dökülen toz , polen, yapışkan maddelerin çıkarılmasıen iyi madde COCA COLA + PEPSI ''dir.<br />
* * *<br />
        Peki nedir bu Cola''nin bu kadar etkileyici temizliklerde bile kullanılabilmesinin sebebi? Coca-Cola ve Pepsi''nin ortalama pH değeri 3.4 tur. Bu asidi de dişleri ve kemikleri eritmek için yeterlidir. Temizliklerde bu kadar etkili olmasının sebebi budur. Aslına bakarsanız Cola ile dünyada kimsenin tavsiye edemeyeceği KARBONDİOKSİT içiyoruz. Hani şu dışarı atmak için devamlı nefes alıp verdiğimiz, atmak için uğraştığımız KARBONDİOKSİT...!  <br />
       2001 yılında Delhi Üniversitesinde "kim daha fazla Coca-Cola içecek",diye bir yarışma yapıldığında, sekiz litre Coca-Cola içerek kazanan ve 10 dakika içerisinde herkesin gözü önünde ölen kişinin haberini duymuşsunuzdur . Neden öldü? Çünkü çok fazla karbondioksit almıştı ve kanında yeterli oksijen yoktu.<br />
        Başka bir örnek: Kırılmış dişinizi bir şişe Coca Cola''in iine koyun ve 10 gün sonra bakın... Diş 10 günde büyükoranda erir. Halbuki dişler ve kemikler ölümden sonra bile en fazla dayanabilen organlarımızdır ... <br />
<br />
-alıntı-]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Dünyayı Değiştiren 10 Buluş..]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4537</link>
			<pubDate>Sat, 11 Jul 2009 15:23:05 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4537</guid>
			<description><![CDATA[İngiliz Bilim Derneği üyesi olan 20 bilim insanı, son dönemde dünyayı değiştiren 10 buluşun bir listesini çıkardı.<br />
<br />
1. 1978&#8217;de geliştirilen ve yeryüzündeki herhangi bir alıcının yerini tam olarak tespit etmeye yarayan GPS (Küresel Konumlandırma Sistemi) Teknolojisi.<br />
<br />
2. Sony&#8217;nin 1979&#8217;da ürettiği Walkman.<br />
<br />
3. Satın aldığımız hemen her şeyin üzerinde bulunan barkod.<br />
<br />
4. Zaman kazandıran hazır ya da donmuş yiyecekler.<br />
<br />
5. 1994&#8217;te piyasaya sürülen PlayStation.<br />
<br />
6. Her gün 3 milyar dakikadan fazla zaman harcanan Facebook gibi sosyal iletişim ağları.<br />
<br />
7. Özellikle 13-17 yaş arasındaki gençlerin tercih ettiği kısa mesaj.<br />
<br />
8. Kredi ve banka hesabı kartlarıyla harcadığımız elektronik para.<br />
<br />
9. Cep telefonu, internet ile uydularda kullanılan mikrodalgalar.<br />
<br />
10. 1970&#8217;lerde popüler olan spor ayakkabı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[İngiliz Bilim Derneği üyesi olan 20 bilim insanı, son dönemde dünyayı değiştiren 10 buluşun bir listesini çıkardı.<br />
<br />
1. 1978&#8217;de geliştirilen ve yeryüzündeki herhangi bir alıcının yerini tam olarak tespit etmeye yarayan GPS (Küresel Konumlandırma Sistemi) Teknolojisi.<br />
<br />
2. Sony&#8217;nin 1979&#8217;da ürettiği Walkman.<br />
<br />
3. Satın aldığımız hemen her şeyin üzerinde bulunan barkod.<br />
<br />
4. Zaman kazandıran hazır ya da donmuş yiyecekler.<br />
<br />
5. 1994&#8217;te piyasaya sürülen PlayStation.<br />
<br />
6. Her gün 3 milyar dakikadan fazla zaman harcanan Facebook gibi sosyal iletişim ağları.<br />
<br />
7. Özellikle 13-17 yaş arasındaki gençlerin tercih ettiği kısa mesaj.<br />
<br />
8. Kredi ve banka hesabı kartlarıyla harcadığımız elektronik para.<br />
<br />
9. Cep telefonu, internet ile uydularda kullanılan mikrodalgalar.<br />
<br />
10. 1970&#8217;lerde popüler olan spor ayakkabı.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Çiçekçekler ve Özellikleri]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4263</link>
			<pubDate>Tue, 23 Jun 2009 11:06:59 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4263</guid>
			<description><![CDATA[Açelya Çiçeği<br />
[attachment=702]<br />
<br />
Açelya yada açalya (lat.azalea; yun.adzeleos,kuru&#8217; dan). Değişik renklerdedir ve bol çiçekli olmasından dolayı çok beğenilen bir çiçek türüdür. Açalya (açelya) küçük orman gülü olarak da bilinir.(Bil.a. Rhododendron indicum; fundagiller familyası.)<br />
<br />
Akasya Çiçeği<br />
[attachment=703]<br />
<br />
Genellikle hep yeşil yapraklı ve dikenli ağaç yada ağaççık (Bil.a.acacia; baklagiller familyası). Başta Avustralya olmak üzere (300 tür) sıcak ılıman ve yarı tropikal bölgelerde kendiliğinden yetişen 600 türü içerir.<br />
İstanbul akasyası, batılıların gülibrişim (albizzia) adlı süs ağacına verdikleri addır. Savan akasyası; Parkinsonia aculeata nın yaygın adıdır. Yalancı akasya ise (Robinia pseudoacacia), salkım ağacının halk arasında bilenen bir adıdır.<br />
Çok değişik biçimleri bulunan akasyanın çiçekleri genellikle sarı, bazen beyaz yada kırmızı renkte, başak yada toparlak baş biçimindedir; erkek organlar çok sayıda ve çıkıntılıdır. Meyve baklamsıdır. Yapraklar, kimisinde tüysü bileşik, kimisinde, özellikle Avustralya&#8217; da yetişen türlerin çoğunda yeşil lam halinde yaprak sapı biçimindedir; bu da onlarda terlemeyi önemli ölçüde azaltır. Acacia heterophylla türündeyse bu özelliklerin tümünün bir arada görülür. Birçok akasya türü (en başta A.decurrens, A.dealbat, A.baileyana, A.longifolia) bahçelerde süs bitkisi olarak yetiştirilir.<br />
&#8216;Kadıhindi&#8217; denen bir madde, Çin&#8217; de ve Birmanya&#8217; da A.catechu&#8217; nun odununun suda kaynatılmasıyla hazırlanır. Kadıhindi deri sepelemesinde, kumaş boyamada ve tıpta kullanılır. Akasyanın bazı türleri ise, özellikle A.arabica ve A.senegal, hücre erimesiyle oluşan ve halk arasında &#8216;arap zamkı&#8217; adıyla anılan bir zamk verir. Tanen bakımından zengin olan akasya kabukları dericilikte kullanılır. Akasyanın Afrika&#8217; nın Sahel ve Sudan-Sahel bölgelerinde yetişen bazı türlerinin (A.albida ve A.seyal) yaprakları ve badıçları geviş getiren hayvanlarca yenir. İki akasya türünde (A.sphaerocephala ve A.fistula) karınca toplulukları barınır.<br />
<br />
Amber Çiçeği<br />
[attachment=704]<br />
<br />
Halk hekimliğinde ağaçhatmiye (Hibiscus abelmoschus) verilen addır. Tohumları misk kokulu uçucu bir yağ taşır; dekoksiyon halinde iştah açıcı ve yatıştırıcı olarak kullanılır.<br />
<br />
Aslanağzı Çiçeği<br />
[attachment=705]<br />
<br />
Aslanağzı, yüksükotugiller (Scrophulariaceae) familyasının, Antirrhinum cinsinden 40 kadar otsu bitki türüne verilen ortak addaki bir çiçek türüdür. Anayurdu Kuzey Amerika&#8217;nın ve Akdeniz bölgesinin batısıdır. Çiçekler boru biçiminde ve iki yanlı bakışımlıdır. Kapalı duran, dudak biçimli geniş bir ağzı vardır. Bu ağız pek çok böceğin içeri girmesini engellemekle birlikte, tozlaşmayı sağlayan güçlü arılar tarafından zorla açılabilir. Aslanağzı türleri sevilen bahçe bitkileridir. Süs bitkisi olarak yetiştirilen pek çok türü vardır.<br />
<br />
<br />
Atatürk Çiçeği <br />
[attachment=706]<br />
<br />
Atatürk çiçeği (Euphorbia pulcherrima), noel yıldızı ve ponsetya olarak ta bilinmektedir. Sütleğengiller (euphorbiaceae) familyasındandır ve kışın çiçeklenen bir süs bitkisidir. Ana yurdu Meksika ve Orta Amerika&#8217;dır; nemli, yağmurlu dere yataklarında ve kayalık yamaçlarda yetişir. Batı dillerindeki ponsetya adını bitkiyi 19.yüzyılda Meksika&#8217; dan ABD&#8217; ye götüren ve yaygınlaştıran ABD&#8217; li devlet adamı Joel R. Poinsett&#8217; den, Türkiye&#8217; deki adını ise süs bitkisi olarak yetiştirilmesine ve tanınmasına ön ayak olan Atatürk&#8217; ten alır. Ilıman iklimlerde açık havada yetişebilen ve 5 m yüksekliğe ulaşabilen çalı özelliğindeki bu bitki, soğuk iklimlerde saksıda yetiştirilir ve boyu genellikle 1 m&#8217; yi aşmaz. Ortada küme oluşturan küçük sarı çiçekleri, taçyaprağa benzeyen, genellikle kırmızı renkli bürgülerle (yaprak benzeri yapılar) çevrilidir. Gövde ve yapraklardan sızan sütümsü özsu bazı duyarlı insanlarda ve hayvanlarda deriyi kabartıp tahriş edebilir; ama bu özsuyun öldürecek kadar zehirli olduğu yolundaki inanış yalnızca bir abartmadır. Atatürk çiçeğinin pembe, beyaz, benekli ve çizgili bürgüleri olan pek çok kültür çeşidi vardır; ama en beğenileni, dayanıklı bir süs bitkisi olan kırmızı Atatürk çiçeğidir.<br />
<br />
Ateş Dikeni Çiçeği<br />
[attachment=707]<br />
<br />
Ateş dikeni gülgiller (rosaceae) familyasının Pyracantha cinsinden, genellikle dikenli ve yaprak dökmeyen çalılara verilen ortak addır. Anayurdu Avrupa&#8217; nın güneydoğusu ve Asya&#8217; dır. Ateş dikenleri gösterişli meyveleri nedeniyle süs bitkisi olarak yetiştirilir, ayrıca çit olarak da kullanılır. Kısa yaprak sapları üstünde küçük, oval yaprakları, küçük ve beyaz çiçeklerin oluşturduğu salkımları ve kış ortalarına değin dalında kalan, turuncu ile kırmızı arasında değişen renklerde meyveleri vardır. Avrupa&#8217; da yetişen ve boyu 4,5 m&#8217; ye ulaşabilen Pyracantha coccinea&#8217; nın süs bitkisi olarak değerlendirilen bir çok çeşidi geliştirilmiştir. Çin&#8217; de yetişen P.atalantioides ile P.fortuneana da hemen hemen aynı boydadır ve her ikisinin de kırmızı meyveleri salkımlar halinde öbeklenmiştir. Anayurdu Tayvan olan P.koidzumii&#8217; nin sık dalları, kırmızı mor sürgünleri ve turuncu-kırmızı renkli meyveleri vardır. Himalayalar&#8217; da yetişen P.crenulata, 6 m&#8217; ye ulaşan boyuyla küçük bir ağaçtır<br />
<br />
Begonya Çiçeği<br />
[attachment=708]<br />
<br />
Beş cinsi içeren begonyagiller familyasının en önemli cinsi ( 600 tür ) olan begonya, Güney Amerika ve Güney Asya&#8217; nın tropikal bölgelerinde kendiliğinden yetişir. Begonyalar bakışımsız yapraklı bireşeyli çiçekli küçük çalılar yada etli otsu bitkilerdir. Bahçecilikte üç tip begonya vardır: İpliksi köklü ve küçük çiçekli begonyalar ( Birezilya kökenli begonia semperflorens bunlardan biridir va Avrupa&#8217; ya XIX. yy.da girmiştir.); Avrupa&#8217; yad ha geç girmiş olan ve çok büyük çiçekli çok güzel bir çok melez begonya çeşitlerinin türetilmesine yarayan yumru köklü begonyalar : son olarak hem Asya hem Amerika kökenli, rengarenk süslü büyük yapraklı, kök saplı begonyalar. Ülkemizde, her üç begonya da, bahçelerde yetiştirilir ve salonlarda süs bitkisi olarak kullanılır.<br />
 <br />
 Bonsai Çiçeği<br />
[attachment=709]<br />
<br />
Bonsai çiçeği bonsay olarak da bilinir. Anlamı Japonca da &#8216; bon&#8217; saksı &#8216; sai &#8217; ağaç kelimelerinin birleşmesinden oluşur. Köklerinin kısaltılması, dal ve sürgünlerinin bağlanması ve biçimlendirilmesi sureti ile saksıda yetiştirilen bodur ağaç çeşididir. Bonsai çiçeği Japonya da &#8216; saikei&#8217; denilen yayla peyzajı sanatının doğmasına neden olmuştur.<br />
<br />
Fesleğen Çiçeği<br />
[attachment=710]<br />
<br />
Ballıbabagillerden, saksı da yetiştirilen güzel kokulu bir ottur. İlmi adı Ocimum&#8217;dur. Cüce fesleğen, kırlarda yetişen pembe, kırmızı veya eflatun çiçekli, kokulu bir bitkidir. Fesleğen yeşil yapraklı kokulu bir bitkidir. Yaprakları kekik gibi bahar ve koku verici olarak kullanılır. Kokusundan dolayı haşereler fazla yaklaşamaz. Yapraklarına dokunulduğunda koku verir. Yara iyileştirici ve sinir yatıştırıcı suların bileşimine girer.<br />
<br />
Fulya Çiçeği Çiçeği<br />
[attachment=711]<br />
<br />
Fulya çiçeğinin yaprakları hasır sazının yapraklarını andıran bazı nergis türlerine benzeyen özelliktedir. Fulya çiçekleri iki türe ayrılır. Narcissus jonquilla denilen tür küçük fulya türüdür. Narcissus odorus ve narcissus pseudonarcissus ise büyük fulya türüdür. Fulya çiçekleri ilk baharda çok gelişmiş, oldukça büyük sarı çiçekleri ile kırları süsler, bahçelerde de süs bitkisi olarak yetiştirilir.<br />
<br />
<br />
 Gaillardia Çiçeği<br />
[attachment=712]<br />
<br />
Gaillardia bileşikgiller (asteraceae) familyasından Kuzey Amerika&#8217; ya özgü olan bir bitki cinsidir. Yazın çiçeklenen bazı türleri, özellikle G.aristata ve G:pulchella bahçelerde süs bitkisi olarak yetiştirilir. Bu bitkilerde çoğunun, tabanda toplanmış yada gövde boyunca almaşık olarak dizilmiş tüylü yaprakları vardır. İri çiçek başları, ortadaki koyu mor renkli tüpsü çiçekler ile bunları çevreleyen sarı, turuncu yada beyaz dilsi çiçeklerden oluşur.<br />
<br />
Gardenya Çiçeği<br />
[attachment=713]<br />
<br />
Gardenya çiçeği ismini İskoçyalı botanikçi Garden&#8217; in adından almıştır. Eski dünyanın tropikal ve yarı tropikal bölgelerinde yetişen ve kokulu beyaz çiçekler açan ağaç türündendir. Gardenia ( gardenya ) jasminoides çok gösterişli bir bitkidir. Gardenyanın 60 kadar türü vardır. Bu türler kök boyasıgiller familyasından oluşur.<br />
<br />
Gecesefası Çiçeği<br />
[attachment=714]<br />
Gecesefası (Mirabilis Jalapa) akşamsefası olarak da bilinir. Gecesefasıgiller familyasından çok yıllık otsu bir süs bitkisidir. Amerika&#8217;nın tropik bölgelerinden dünyanın birçok yerine dağılmış olan gecesefası çabuk gelişen ve 1 m&#8217;ye kadar boylanabilen bir bitkidir. Kısa saplı oval yaprakları, eklem yerleri şişkin bir özellik gösteren gövdeleri, beyaz, sarı, pembe ve kırmızı renklerdedir. Bazen de çizgili yada benekli çiçekleri vardır. Gecesefası çiçeğinin en önemli özelliği çiçeklerinin günbatımıyla açılıp, sabahları kapanmasıdır. Bu nedenle çiçeğe gecesefası yada akşamsefası denmiştir. Gecesefası kalıtım deneylerinde kullanılan önemli bir bitkidir.<br />
<br />
Konu düzenlenmiştir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Açelya Çiçeği<br />
[attachment=702]<br />
<br />
Açelya yada açalya (lat.azalea; yun.adzeleos,kuru&#8217; dan). Değişik renklerdedir ve bol çiçekli olmasından dolayı çok beğenilen bir çiçek türüdür. Açalya (açelya) küçük orman gülü olarak da bilinir.(Bil.a. Rhododendron indicum; fundagiller familyası.)<br />
<br />
Akasya Çiçeği<br />
[attachment=703]<br />
<br />
Genellikle hep yeşil yapraklı ve dikenli ağaç yada ağaççık (Bil.a.acacia; baklagiller familyası). Başta Avustralya olmak üzere (300 tür) sıcak ılıman ve yarı tropikal bölgelerde kendiliğinden yetişen 600 türü içerir.<br />
İstanbul akasyası, batılıların gülibrişim (albizzia) adlı süs ağacına verdikleri addır. Savan akasyası; Parkinsonia aculeata nın yaygın adıdır. Yalancı akasya ise (Robinia pseudoacacia), salkım ağacının halk arasında bilenen bir adıdır.<br />
Çok değişik biçimleri bulunan akasyanın çiçekleri genellikle sarı, bazen beyaz yada kırmızı renkte, başak yada toparlak baş biçimindedir; erkek organlar çok sayıda ve çıkıntılıdır. Meyve baklamsıdır. Yapraklar, kimisinde tüysü bileşik, kimisinde, özellikle Avustralya&#8217; da yetişen türlerin çoğunda yeşil lam halinde yaprak sapı biçimindedir; bu da onlarda terlemeyi önemli ölçüde azaltır. Acacia heterophylla türündeyse bu özelliklerin tümünün bir arada görülür. Birçok akasya türü (en başta A.decurrens, A.dealbat, A.baileyana, A.longifolia) bahçelerde süs bitkisi olarak yetiştirilir.<br />
&#8216;Kadıhindi&#8217; denen bir madde, Çin&#8217; de ve Birmanya&#8217; da A.catechu&#8217; nun odununun suda kaynatılmasıyla hazırlanır. Kadıhindi deri sepelemesinde, kumaş boyamada ve tıpta kullanılır. Akasyanın bazı türleri ise, özellikle A.arabica ve A.senegal, hücre erimesiyle oluşan ve halk arasında &#8216;arap zamkı&#8217; adıyla anılan bir zamk verir. Tanen bakımından zengin olan akasya kabukları dericilikte kullanılır. Akasyanın Afrika&#8217; nın Sahel ve Sudan-Sahel bölgelerinde yetişen bazı türlerinin (A.albida ve A.seyal) yaprakları ve badıçları geviş getiren hayvanlarca yenir. İki akasya türünde (A.sphaerocephala ve A.fistula) karınca toplulukları barınır.<br />
<br />
Amber Çiçeği<br />
[attachment=704]<br />
<br />
Halk hekimliğinde ağaçhatmiye (Hibiscus abelmoschus) verilen addır. Tohumları misk kokulu uçucu bir yağ taşır; dekoksiyon halinde iştah açıcı ve yatıştırıcı olarak kullanılır.<br />
<br />
Aslanağzı Çiçeği<br />
[attachment=705]<br />
<br />
Aslanağzı, yüksükotugiller (Scrophulariaceae) familyasının, Antirrhinum cinsinden 40 kadar otsu bitki türüne verilen ortak addaki bir çiçek türüdür. Anayurdu Kuzey Amerika&#8217;nın ve Akdeniz bölgesinin batısıdır. Çiçekler boru biçiminde ve iki yanlı bakışımlıdır. Kapalı duran, dudak biçimli geniş bir ağzı vardır. Bu ağız pek çok böceğin içeri girmesini engellemekle birlikte, tozlaşmayı sağlayan güçlü arılar tarafından zorla açılabilir. Aslanağzı türleri sevilen bahçe bitkileridir. Süs bitkisi olarak yetiştirilen pek çok türü vardır.<br />
<br />
<br />
Atatürk Çiçeği <br />
[attachment=706]<br />
<br />
Atatürk çiçeği (Euphorbia pulcherrima), noel yıldızı ve ponsetya olarak ta bilinmektedir. Sütleğengiller (euphorbiaceae) familyasındandır ve kışın çiçeklenen bir süs bitkisidir. Ana yurdu Meksika ve Orta Amerika&#8217;dır; nemli, yağmurlu dere yataklarında ve kayalık yamaçlarda yetişir. Batı dillerindeki ponsetya adını bitkiyi 19.yüzyılda Meksika&#8217; dan ABD&#8217; ye götüren ve yaygınlaştıran ABD&#8217; li devlet adamı Joel R. Poinsett&#8217; den, Türkiye&#8217; deki adını ise süs bitkisi olarak yetiştirilmesine ve tanınmasına ön ayak olan Atatürk&#8217; ten alır. Ilıman iklimlerde açık havada yetişebilen ve 5 m yüksekliğe ulaşabilen çalı özelliğindeki bu bitki, soğuk iklimlerde saksıda yetiştirilir ve boyu genellikle 1 m&#8217; yi aşmaz. Ortada küme oluşturan küçük sarı çiçekleri, taçyaprağa benzeyen, genellikle kırmızı renkli bürgülerle (yaprak benzeri yapılar) çevrilidir. Gövde ve yapraklardan sızan sütümsü özsu bazı duyarlı insanlarda ve hayvanlarda deriyi kabartıp tahriş edebilir; ama bu özsuyun öldürecek kadar zehirli olduğu yolundaki inanış yalnızca bir abartmadır. Atatürk çiçeğinin pembe, beyaz, benekli ve çizgili bürgüleri olan pek çok kültür çeşidi vardır; ama en beğenileni, dayanıklı bir süs bitkisi olan kırmızı Atatürk çiçeğidir.<br />
<br />
Ateş Dikeni Çiçeği<br />
[attachment=707]<br />
<br />
Ateş dikeni gülgiller (rosaceae) familyasının Pyracantha cinsinden, genellikle dikenli ve yaprak dökmeyen çalılara verilen ortak addır. Anayurdu Avrupa&#8217; nın güneydoğusu ve Asya&#8217; dır. Ateş dikenleri gösterişli meyveleri nedeniyle süs bitkisi olarak yetiştirilir, ayrıca çit olarak da kullanılır. Kısa yaprak sapları üstünde küçük, oval yaprakları, küçük ve beyaz çiçeklerin oluşturduğu salkımları ve kış ortalarına değin dalında kalan, turuncu ile kırmızı arasında değişen renklerde meyveleri vardır. Avrupa&#8217; da yetişen ve boyu 4,5 m&#8217; ye ulaşabilen Pyracantha coccinea&#8217; nın süs bitkisi olarak değerlendirilen bir çok çeşidi geliştirilmiştir. Çin&#8217; de yetişen P.atalantioides ile P.fortuneana da hemen hemen aynı boydadır ve her ikisinin de kırmızı meyveleri salkımlar halinde öbeklenmiştir. Anayurdu Tayvan olan P.koidzumii&#8217; nin sık dalları, kırmızı mor sürgünleri ve turuncu-kırmızı renkli meyveleri vardır. Himalayalar&#8217; da yetişen P.crenulata, 6 m&#8217; ye ulaşan boyuyla küçük bir ağaçtır<br />
<br />
Begonya Çiçeği<br />
[attachment=708]<br />
<br />
Beş cinsi içeren begonyagiller familyasının en önemli cinsi ( 600 tür ) olan begonya, Güney Amerika ve Güney Asya&#8217; nın tropikal bölgelerinde kendiliğinden yetişir. Begonyalar bakışımsız yapraklı bireşeyli çiçekli küçük çalılar yada etli otsu bitkilerdir. Bahçecilikte üç tip begonya vardır: İpliksi köklü ve küçük çiçekli begonyalar ( Birezilya kökenli begonia semperflorens bunlardan biridir va Avrupa&#8217; ya XIX. yy.da girmiştir.); Avrupa&#8217; yad ha geç girmiş olan ve çok büyük çiçekli çok güzel bir çok melez begonya çeşitlerinin türetilmesine yarayan yumru köklü begonyalar : son olarak hem Asya hem Amerika kökenli, rengarenk süslü büyük yapraklı, kök saplı begonyalar. Ülkemizde, her üç begonya da, bahçelerde yetiştirilir ve salonlarda süs bitkisi olarak kullanılır.<br />
 <br />
 Bonsai Çiçeği<br />
[attachment=709]<br />
<br />
Bonsai çiçeği bonsay olarak da bilinir. Anlamı Japonca da &#8216; bon&#8217; saksı &#8216; sai &#8217; ağaç kelimelerinin birleşmesinden oluşur. Köklerinin kısaltılması, dal ve sürgünlerinin bağlanması ve biçimlendirilmesi sureti ile saksıda yetiştirilen bodur ağaç çeşididir. Bonsai çiçeği Japonya da &#8216; saikei&#8217; denilen yayla peyzajı sanatının doğmasına neden olmuştur.<br />
<br />
Fesleğen Çiçeği<br />
[attachment=710]<br />
<br />
Ballıbabagillerden, saksı da yetiştirilen güzel kokulu bir ottur. İlmi adı Ocimum&#8217;dur. Cüce fesleğen, kırlarda yetişen pembe, kırmızı veya eflatun çiçekli, kokulu bir bitkidir. Fesleğen yeşil yapraklı kokulu bir bitkidir. Yaprakları kekik gibi bahar ve koku verici olarak kullanılır. Kokusundan dolayı haşereler fazla yaklaşamaz. Yapraklarına dokunulduğunda koku verir. Yara iyileştirici ve sinir yatıştırıcı suların bileşimine girer.<br />
<br />
Fulya Çiçeği Çiçeği<br />
[attachment=711]<br />
<br />
Fulya çiçeğinin yaprakları hasır sazının yapraklarını andıran bazı nergis türlerine benzeyen özelliktedir. Fulya çiçekleri iki türe ayrılır. Narcissus jonquilla denilen tür küçük fulya türüdür. Narcissus odorus ve narcissus pseudonarcissus ise büyük fulya türüdür. Fulya çiçekleri ilk baharda çok gelişmiş, oldukça büyük sarı çiçekleri ile kırları süsler, bahçelerde de süs bitkisi olarak yetiştirilir.<br />
<br />
<br />
 Gaillardia Çiçeği<br />
[attachment=712]<br />
<br />
Gaillardia bileşikgiller (asteraceae) familyasından Kuzey Amerika&#8217; ya özgü olan bir bitki cinsidir. Yazın çiçeklenen bazı türleri, özellikle G.aristata ve G:pulchella bahçelerde süs bitkisi olarak yetiştirilir. Bu bitkilerde çoğunun, tabanda toplanmış yada gövde boyunca almaşık olarak dizilmiş tüylü yaprakları vardır. İri çiçek başları, ortadaki koyu mor renkli tüpsü çiçekler ile bunları çevreleyen sarı, turuncu yada beyaz dilsi çiçeklerden oluşur.<br />
<br />
Gardenya Çiçeği<br />
[attachment=713]<br />
<br />
Gardenya çiçeği ismini İskoçyalı botanikçi Garden&#8217; in adından almıştır. Eski dünyanın tropikal ve yarı tropikal bölgelerinde yetişen ve kokulu beyaz çiçekler açan ağaç türündendir. Gardenia ( gardenya ) jasminoides çok gösterişli bir bitkidir. Gardenyanın 60 kadar türü vardır. Bu türler kök boyasıgiller familyasından oluşur.<br />
<br />
Gecesefası Çiçeği<br />
[attachment=714]<br />
Gecesefası (Mirabilis Jalapa) akşamsefası olarak da bilinir. Gecesefasıgiller familyasından çok yıllık otsu bir süs bitkisidir. Amerika&#8217;nın tropik bölgelerinden dünyanın birçok yerine dağılmış olan gecesefası çabuk gelişen ve 1 m&#8217;ye kadar boylanabilen bir bitkidir. Kısa saplı oval yaprakları, eklem yerleri şişkin bir özellik gösteren gövdeleri, beyaz, sarı, pembe ve kırmızı renklerdedir. Bazen de çizgili yada benekli çiçekleri vardır. Gecesefası çiçeğinin en önemli özelliği çiçeklerinin günbatımıyla açılıp, sabahları kapanmasıdır. Bu nedenle çiçeğe gecesefası yada akşamsefası denmiştir. Gecesefası kalıtım deneylerinde kullanılan önemli bir bitkidir.<br />
<br />
Konu düzenlenmiştir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Leş Çiçeği]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4250</link>
			<pubDate>Sat, 13 Jun 2009 17:25:19 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4250</guid>
			<description><![CDATA[[attachment=699]<br />
<br />
Leş çiçeği veya ceset çiçeği olarak bilinen titan arum (Amorphophallus titanum) dünyanın en kötü kokan çiçeğidir. Ortalama olarak iki metreye kadar bir yüksekliğe erişebilir ve çiçek açtığında yarım mil (yaklaşık 800 metre) uzaktan kokusu hissedilebilen, çürümüş et benzeri aşırı derecede iğrenç bir koku salar. Aynı zamanda, "Şeytan'ın dili" olarak bilinen bu pis kokulu çiçek, Batı Endonezya'da bulunan Sumatra yağmur ormanlarında İtalyan bitki bilimci ve gezgin Dr. Oroardo Beccari tarafından 1878 yılında keşfedilmiştir. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[[attachment=699]<br />
<br />
Leş çiçeği veya ceset çiçeği olarak bilinen titan arum (Amorphophallus titanum) dünyanın en kötü kokan çiçeğidir. Ortalama olarak iki metreye kadar bir yüksekliğe erişebilir ve çiçek açtığında yarım mil (yaklaşık 800 metre) uzaktan kokusu hissedilebilen, çürümüş et benzeri aşırı derecede iğrenç bir koku salar. Aynı zamanda, "Şeytan'ın dili" olarak bilinen bu pis kokulu çiçek, Batı Endonezya'da bulunan Sumatra yağmur ormanlarında İtalyan bitki bilimci ve gezgin Dr. Oroardo Beccari tarafından 1878 yılında keşfedilmiştir. ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Başarılı insanların Başarısızlıkları!!]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4215</link>
			<pubDate>Thu, 04 Jun 2009 10:03:10 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4215</guid>
			<description><![CDATA[*Henry Ford, ilk arabasına bir geri vites koymayı unutmuştu.<br />
<br />
*Thomas Edison, o sıralarda işe yaramayan bir buluş için iki milyon &#36; harcamıştı.<br />
<br />
*Büyük Polonyalı piyanist 1. Paderewski,piyanoya ilk başladığında, müzik öğretmeniona ellerinin klavyeye hakim olamayacak kadar küçük olduğunu söylemişti.<br />
<br />
*Büyük İtalyan tenörü E.Caruso, derslerine ilk başladığında öğretmeni,sesinin pencereye vuran rüzgarın sesine benzediğini söylemişti.<br />
<br />
*A.Einstein için öğretmeni şöyle demiş:''Albertçok başarısız bir öğrenci.Zeka düzeyi düşük.Arkadaşlık ilişkileri zayıf, hep hayal kuruyor.Ayrıca sınıfta huzursuzluk yaratıyor.Kanımca okuldan alınması herkes için iyi olacaktır.''<br />
<br />
*Abraham Lincoln için de öğretmeni şöyle demiş:''Aslında pek fene bir öğrenci değil, ama çok dalgın ve saçma sapan sorular soruyor.''<br />
<br />
*Etkileyici bir uzmanlardan oluşan, İspanya'nın önde gelen coğrayacıları ve bilim adamları,Cristof Colomb'un planlarını inceler ve bulgularını kral ve kraliçeye sunarlar,Sonuç:''Olanaksız!'']]></description>
			<content:encoded><![CDATA[*Henry Ford, ilk arabasına bir geri vites koymayı unutmuştu.<br />
<br />
*Thomas Edison, o sıralarda işe yaramayan bir buluş için iki milyon &#36; harcamıştı.<br />
<br />
*Büyük Polonyalı piyanist 1. Paderewski,piyanoya ilk başladığında, müzik öğretmeniona ellerinin klavyeye hakim olamayacak kadar küçük olduğunu söylemişti.<br />
<br />
*Büyük İtalyan tenörü E.Caruso, derslerine ilk başladığında öğretmeni,sesinin pencereye vuran rüzgarın sesine benzediğini söylemişti.<br />
<br />
*A.Einstein için öğretmeni şöyle demiş:''Albertçok başarısız bir öğrenci.Zeka düzeyi düşük.Arkadaşlık ilişkileri zayıf, hep hayal kuruyor.Ayrıca sınıfta huzursuzluk yaratıyor.Kanımca okuldan alınması herkes için iyi olacaktır.''<br />
<br />
*Abraham Lincoln için de öğretmeni şöyle demiş:''Aslında pek fene bir öğrenci değil, ama çok dalgın ve saçma sapan sorular soruyor.''<br />
<br />
*Etkileyici bir uzmanlardan oluşan, İspanya'nın önde gelen coğrayacıları ve bilim adamları,Cristof Colomb'un planlarını inceler ve bulgularını kral ve kraliçeye sunarlar,Sonuç:''Olanaksız!'']]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bunları Biliyor muydunuz? (2)]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4187</link>
			<pubDate>Sun, 31 May 2009 22:28:32 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4187</guid>
			<description><![CDATA[İnsan korkunca niçin dişleri birbirine vurur? Bir insan büyük bir tehlike veya korku verici olayla karşılaşınca vücudu otomatikman savunmaya geçer. Diğer canlılarda olduğu gibi dişler ve çene savunmanın ana mekanizmalarıdır.İşte bu nedenle ilk insanlardan gelen kalıtımsal yapıdan dolayı önce çene ve dişler harekete geçer. Çenedeki kaslar titrer, bu da sanki dişler birbirine vuruyormuş gibi görüntü verir. <br />
<br />
<br />
Akıl ile zeka arasında fark nedir? Akıl yalanla gerçeği, doğruile yanlışı ayırabilme, bir konuda düşünce yürütebilme ve görüş bildirme yeteneğidir. İnsan olgunlaştıkça aklı gelişir. Zeka ise bir olayı önce anlama, ilişkileri kavrama, yargılama ve açıklayarak çözme yataneğidir. Genel olarak 12 yaşına kadar gelişir, 20 yaşına kadar sürer sonra sabit kalır. Zeka bir insanın her türlü olay karşısında aynı yeteneği gösterebileceği anlamına gelmez. Bir besteci müzik yapıtını aklıyla değil zekasıyla yaratır. Fakat en basit matematik problemini çözemeyebilir. Sonuç olarak zeka, ruhsal olaylara, algı ve hafıza yeteneğine, tutkulara, eğilimlere göre farlılıklar gösterir. Akıl somut olarak ölçülemez, zeka IQ denilen testle ölçülebilir. <br />
<br />
<br />
Dolunay insan davranışlarını etkiler mi? İnsanlar arasında bu inanç oldukça yaygındır. Eskilerin Ay'ın dönemlerine bağladıkları boş bir inancın günümüze uzanan bir varsayımıdır. Bilim adamlarının yaptıkları bütün çalışmalar bu görüşün boş olduğunu kanıtlamıştır. Ay, dünyadaki okyanusların gel-git denilen suların alçalması ve yükselmesi olayı üzerinde doğrudan etkisi vardır. Vücudumuzdaki suyun oranı , okyanuslardaki su miktarıyla kıyaslanamaz. Yani Ay'ın çekim gücü insanı etkileseydi yalnız dolunayda değil her gün olması gerekirdi. Dolunayda ayın parlaklığı da pek önemli bir etken değildir. Çünkü gönderdiği ışık miktarı Güneş'in gönderdiğinin 600 binde biri kadardır<br />
<br />
<br />
Niçin gözyaşı dökeriz? Dünyadaki canlılardan sadece insan ruhsal nedenlerle ağlar. İnsanı farklı kılan bu durum şüphesiz yaşam tarihindeki evrimin bir sonucudur. Aslında gözlerimize sürekli gözyaşı koruma amaçlı olarak salgılanmaktadır. Fakat ağlama ruhsal bir boşalmadır. Bu konuyu ilk inceleyer Darwin'dir. Daha sonra yapılan deneyler sonucu görüldü ki soğan doğrarken akan gözyaşlarının kimyasal yapıları farklıdır. Ruhsal gözyaşları daha çok protein içermektedir. Fakat henüz bu farkın nedeni açıklanamamıştır. <br />
<br />
Evlerimizdeki sinekler kışın nereye gidiyor? Sineklerin her türü kışın ortadan kaybolur. Havaların ısınmasıyla birlikte ansızın ortaya çıkarlar. Sinekler ısıya karşı çok hassastır. Güneş bulutun arkasına girdiği zaman oluşan ısı düşmesinden etkilenirler. Kış günlerinde yaşama şansları yoktur. Ölmeden önce yumurtalarını toprağa veya kuytuya gömerler. Lavra ve yumurtalar soğuktan etkilenmez. Yaz sıcakları başlayınca yumurtalar çatlar ve yine sinekli günler başlar. <br />
<br />
<br />
Tükenmez kalemin dolmakalemden farkı nedir? Kalemin tarihi yazınınkinden de eskidir. İlk insanlar sivriltilmiş çakmak taşlarıyla duvar resimleri yapmıştır. Mürekkepli ****l kalemler Romalılar tarafından biliniyordu. Tükenmez kalem adı ile bilinen bilye uçlu kalemin ilk modeli 1880 yılında yapılmıştır fakat rağbet görmemiştir. Uçakların gelişmesiyle gündeme tekrar gelir. Uçaklar 2-3bin metreye çıkınca hava basıncı oldukça azalır. Dolmakalem mürekkebi basınç nedeniyle dışarı akarak kağıdı ya da giysiyi lekeler. 2.Dünya Savaşı'nda askeri uçaklarda kullanılan tükenmez kalem sonradan yaygınlaşmıştır. Tükenmez kalemlerde mürekkep kağıda pirinç uçtaki yuvaya yerleştirilmiş minik bir bilye aracılığıyla aktarılır. Fakat dolmakalemin özelliği seçkin ve yazıyı kaliteli kılmasıdır. <br />
<br />
<br />
Doktorlar niçin dizimize çekiçle vurur? Bir sandalyeye rahatça oturup bacak bacak üstüne atarken doktor dizkapağının hemen altına, kası kemiğe bağlayan tedoma minik lastik bir çekiçle vurduğu zaman bacak ileri fırlar. Bu reflekste baldır kaslarındaki duyu sinirleri kasın genişlemesine tepki verir ve yeni sinir sinyalleri oluşturarak kaslara hafif bir basınç uygulandığını ve gerildiklerini omuriliğine iletirler. Omirilik ise bu basınca dayanabilmesi için kasların kasılması gerektiğini bildirir, bacak tekrar geri hareket eder. Refleks, beyin denetiminden geçmeksizin, yani beyin devrede olmadan doğrudan omuriliğin komutlarıyla gerçekleşmektedir. Diz kapağı refleksi omuriliğin işleyişi konusunda bilgi veren önemli bir tanı yöntemidir. <br />
<br />
<br />
Yapıştırıcılar nasıl yapıştırıyor? Yapıştırıcıların sağladığı yapışma olayı aslında kimyasal bir reaksiyondan başka bir şey değildir. Günümüzde imalatçılar yapıştırıcıları sentetik malzemeler kullanarak yaparlar. Yapışma olayında benzer veya ayrı malzemeden iki madde, bir de yapışkan gerekir. Burada en önemli görev yapıştırıcıdadır. Yapıştırıcının moleküllerinin diğer iki madde molekülleri ile birleşme eğilimi gösterir bir yapıda olması gerekmektedir.<br />
Alıntıdır.. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[İnsan korkunca niçin dişleri birbirine vurur? Bir insan büyük bir tehlike veya korku verici olayla karşılaşınca vücudu otomatikman savunmaya geçer. Diğer canlılarda olduğu gibi dişler ve çene savunmanın ana mekanizmalarıdır.İşte bu nedenle ilk insanlardan gelen kalıtımsal yapıdan dolayı önce çene ve dişler harekete geçer. Çenedeki kaslar titrer, bu da sanki dişler birbirine vuruyormuş gibi görüntü verir. <br />
<br />
<br />
Akıl ile zeka arasında fark nedir? Akıl yalanla gerçeği, doğruile yanlışı ayırabilme, bir konuda düşünce yürütebilme ve görüş bildirme yeteneğidir. İnsan olgunlaştıkça aklı gelişir. Zeka ise bir olayı önce anlama, ilişkileri kavrama, yargılama ve açıklayarak çözme yataneğidir. Genel olarak 12 yaşına kadar gelişir, 20 yaşına kadar sürer sonra sabit kalır. Zeka bir insanın her türlü olay karşısında aynı yeteneği gösterebileceği anlamına gelmez. Bir besteci müzik yapıtını aklıyla değil zekasıyla yaratır. Fakat en basit matematik problemini çözemeyebilir. Sonuç olarak zeka, ruhsal olaylara, algı ve hafıza yeteneğine, tutkulara, eğilimlere göre farlılıklar gösterir. Akıl somut olarak ölçülemez, zeka IQ denilen testle ölçülebilir. <br />
<br />
<br />
Dolunay insan davranışlarını etkiler mi? İnsanlar arasında bu inanç oldukça yaygındır. Eskilerin Ay'ın dönemlerine bağladıkları boş bir inancın günümüze uzanan bir varsayımıdır. Bilim adamlarının yaptıkları bütün çalışmalar bu görüşün boş olduğunu kanıtlamıştır. Ay, dünyadaki okyanusların gel-git denilen suların alçalması ve yükselmesi olayı üzerinde doğrudan etkisi vardır. Vücudumuzdaki suyun oranı , okyanuslardaki su miktarıyla kıyaslanamaz. Yani Ay'ın çekim gücü insanı etkileseydi yalnız dolunayda değil her gün olması gerekirdi. Dolunayda ayın parlaklığı da pek önemli bir etken değildir. Çünkü gönderdiği ışık miktarı Güneş'in gönderdiğinin 600 binde biri kadardır<br />
<br />
<br />
Niçin gözyaşı dökeriz? Dünyadaki canlılardan sadece insan ruhsal nedenlerle ağlar. İnsanı farklı kılan bu durum şüphesiz yaşam tarihindeki evrimin bir sonucudur. Aslında gözlerimize sürekli gözyaşı koruma amaçlı olarak salgılanmaktadır. Fakat ağlama ruhsal bir boşalmadır. Bu konuyu ilk inceleyer Darwin'dir. Daha sonra yapılan deneyler sonucu görüldü ki soğan doğrarken akan gözyaşlarının kimyasal yapıları farklıdır. Ruhsal gözyaşları daha çok protein içermektedir. Fakat henüz bu farkın nedeni açıklanamamıştır. <br />
<br />
Evlerimizdeki sinekler kışın nereye gidiyor? Sineklerin her türü kışın ortadan kaybolur. Havaların ısınmasıyla birlikte ansızın ortaya çıkarlar. Sinekler ısıya karşı çok hassastır. Güneş bulutun arkasına girdiği zaman oluşan ısı düşmesinden etkilenirler. Kış günlerinde yaşama şansları yoktur. Ölmeden önce yumurtalarını toprağa veya kuytuya gömerler. Lavra ve yumurtalar soğuktan etkilenmez. Yaz sıcakları başlayınca yumurtalar çatlar ve yine sinekli günler başlar. <br />
<br />
<br />
Tükenmez kalemin dolmakalemden farkı nedir? Kalemin tarihi yazınınkinden de eskidir. İlk insanlar sivriltilmiş çakmak taşlarıyla duvar resimleri yapmıştır. Mürekkepli ****l kalemler Romalılar tarafından biliniyordu. Tükenmez kalem adı ile bilinen bilye uçlu kalemin ilk modeli 1880 yılında yapılmıştır fakat rağbet görmemiştir. Uçakların gelişmesiyle gündeme tekrar gelir. Uçaklar 2-3bin metreye çıkınca hava basıncı oldukça azalır. Dolmakalem mürekkebi basınç nedeniyle dışarı akarak kağıdı ya da giysiyi lekeler. 2.Dünya Savaşı'nda askeri uçaklarda kullanılan tükenmez kalem sonradan yaygınlaşmıştır. Tükenmez kalemlerde mürekkep kağıda pirinç uçtaki yuvaya yerleştirilmiş minik bir bilye aracılığıyla aktarılır. Fakat dolmakalemin özelliği seçkin ve yazıyı kaliteli kılmasıdır. <br />
<br />
<br />
Doktorlar niçin dizimize çekiçle vurur? Bir sandalyeye rahatça oturup bacak bacak üstüne atarken doktor dizkapağının hemen altına, kası kemiğe bağlayan tedoma minik lastik bir çekiçle vurduğu zaman bacak ileri fırlar. Bu reflekste baldır kaslarındaki duyu sinirleri kasın genişlemesine tepki verir ve yeni sinir sinyalleri oluşturarak kaslara hafif bir basınç uygulandığını ve gerildiklerini omuriliğine iletirler. Omirilik ise bu basınca dayanabilmesi için kasların kasılması gerektiğini bildirir, bacak tekrar geri hareket eder. Refleks, beyin denetiminden geçmeksizin, yani beyin devrede olmadan doğrudan omuriliğin komutlarıyla gerçekleşmektedir. Diz kapağı refleksi omuriliğin işleyişi konusunda bilgi veren önemli bir tanı yöntemidir. <br />
<br />
<br />
Yapıştırıcılar nasıl yapıştırıyor? Yapıştırıcıların sağladığı yapışma olayı aslında kimyasal bir reaksiyondan başka bir şey değildir. Günümüzde imalatçılar yapıştırıcıları sentetik malzemeler kullanarak yaparlar. Yapışma olayında benzer veya ayrı malzemeden iki madde, bir de yapışkan gerekir. Burada en önemli görev yapıştırıcıdadır. Yapıştırıcının moleküllerinin diğer iki madde molekülleri ile birleşme eğilimi gösterir bir yapıda olması gerekmektedir.<br />
Alıntıdır.. ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bunları biliyor muydunuz? (3)]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4186</link>
			<pubDate>Sun, 31 May 2009 22:26:01 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4186</guid>
			<description><![CDATA[Şempanze ve Yunus insandan sonra ki en zeki canlılardır. <br />
Şerbetçiotu çiçekleri bira yapımında kullanılır. Biranın acımsı tadını ve kokusunu bu otun çiçeklerinde bulunan uçucu yağlar ve tanen verir. <br />
Tarantulalar iki buçuk yıl yiyeceksiz yaşayabilirler. <br />
Tardigrad adı verilen iğne başından küçük böcekler -272 °C ile 92 °C arasındaki sıcaklıklarda yaşayarak, dünyanın en dayanıklı canlısı unvanını kazanmıştır. <br />
Tavuklar yılda ortalama 227 kez yumurtlar. <br />
Telefon kablolarının çoğunun içinde cam liflerinden üretilen ince teller bulunur. Fiberoptik adı verilen bu teller, ancak bir saç teli kalınlığındadır. <br />
Terli bir koltukaltının her 1 cm²&#8217;sin de ortalama olarak 100 milyon kadar bakteri bulunur. <br />
Termosların yiyecek ve içeceklerin sıcaklıklarını korumasının nedeni iç içe geçmiş kaplar arasındaki havasız boşluk, yani vakumdur. İç içe geçmiş kaplar arasındaki hava alındığı için ısı iletkenliği olmaz ve cismin ısısı başlangıçta ne ise o durumda kalır. <br />
Timsahlar dillerini dışarı çıkaramazlar. <br />
Timsahlar renk körüdür. <br />
Timsahlar yakaladıkları avlarını dişlerinin arasında 1250 kiloluk bir basınç uygulayarak ve yakaladıktan sonra vücutlarının etrafında dönerek ölüm dansı denilen burgu hareketiyle öldürürler. <br />
Tren ilk kez İngiltere&#8217; de hizmete girmiştir. <br />
Tuna Nehriyle her yıl 60 ton cıva, 9 ton bakır, 1000 ton krom, 4.500 ton kurşun, 6 bin ton çinko, 60 bin ton fosfor, 340 bin ton azot, 50 bin ton petrol Karadeniz&#8217; e akar. <br />
Türkiye&#8217;de 120 memeli hayvan, 440 kuş, 13 sürüngen, 350 balık türü yaşamaktadır. <br />
Türkiye&#8217;de en çok kullanılan erkek isimleri; Mehmet, Mustafa, Ahmet, Ali ve Hüseyin&#8217;dir. <br />
Türkiye&#8217;de en çok kullanılan soyadlar; Yılmaz, Kaya, Demir, Şahin ve Çelik&#8217;tir. <br />
Türkiye&#8217;de en yaygın burç Oğlak, ikincisi balık iken, en nadir burç ise yay burcudur. <br />
Türkiye&#8217;de evlerin %70&#8217;ine diş macunu girmemektedir ve diş fırçalama süresi 30 saniyeyi geçmemektedir. <br />
Türkiye&#8217;de hayatta olan kişiler arasında 1.537.458 kişi ile mehmet ismi birinci, 1.161.016 kişi ile Fatma ismi ikinci sırayı almaktadır. Bunları erkeklerde; Ahmet, Ali ve Hüseyin, kadınlarda ise Ayşe, Emine ve Hatice isimleri izlemektedir. <br />
Türkiye&#8217;de şeker üretiminin % 90&#8217;ı şekerpancarından, %10&#8217;u ise mısırdan elde edilir. <br />
Türkiye&#8217;de yaşayan hayvan türü sayısı tüm Avrupa kıtasında yaşayan hayvan türlerinin 1,5 katıdır. <br />
Türkiye&#8217;nin UNESCO Dünya mirası listesinde yer alan eserleri: Göreme milli parkı, Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası, Hattuşaş, Nemrut Dağı Milli Parkı, Pamukkale, Safranbolu, Truva ve Ksanthos - Letoon Antik kentleridir. <br />
Türkiyede kişi başına yıllık ekmek tüketimi 128 kilogramdır. Oysa bu miktar Danimarka&#8217;da 71, İtalya &#8216;da 68, Hollanda&#8217;da 60, Finlandiya&#8217;da ise 58 kilogramdır. <br />
Uçakla hep batıya doğru giden bir yolcu, Güneş batmadığı için devamlı gündüzü yaşar. <br />
Ukrayna, Bulgaristan, Almanya, Macaristan, Rusya Federasyonu gibi ülkelerin nüfusları giderek azalmaktadır. <br />
Uzay yolculuğunda, taşınacak bir kilogramağırlık için eklenmesi gereken yakıt miktarı 530 litredir. <br />
Uzaya çıkan ilk kadın, Rus vatandaşı Valentina Tereşkova&#8217; dır. <br />
Uzaydan sürüklenerek atmosfere giren meteor tozlarından ötürü, gezegenimizin ağırlığı her gün tonlarca artmaktadır. <br />
Uzun bir öpüşme sırasında insan vücundaki 30.000 kas hareket etmektedir. <br />
Ünlü besteci Beethoven son bestesini, sağır olarak yapmıştır. <br />
Ünlü çizgi film kahramanı Temel Reis, 1919 yılında Elzie Crisler Segar tarafından yaratılmıştır. <br />
Ünlü İspanyol şarkıcı Julio Iglesias 19 yaşındayken Real Madrid kulübünde kalecilik yapmıştır. <br />
Üzerinde uyuduğumuz şilteler yaklaşık iki milyon mikroskobik akaraya ( gözle görülmeyen küçük parazitler ) ev sahipliği yapar. <br />
Vatikan 1.000 kişi ile dünyanın en az nüfuslu ülkesidir. <br />
Venüs saat yönünde dönen tek gezegendir. <br />
Vücudumuzda bulunan yağla; 7 kalıp sabun, karbonla 9000 adet kurşunkalem, demirle 5 cm uzunluğunda çivi yapılabilir. <br />
Yaban keçileri herhangi bir tehlikeyi ıslık çalarak birbirlerine bildirirler. <br />
Yağışlı havada duran bir insan, yağışlı havada koşan bir insana göre %50 oranında daha az ıslanır. <br />
Yalnızca insanlar ve yunuslar zevk için cinsel ilişkide bulunurlar. <br />
Yeni doğmuş bir mavi balina ortalama 1800 kilodur. <br />
Yeni doğmuş mavi balina yavrusu yetişkin bir fil büyüklüğündedir. <br />
Yenilen besinlerin en kurusu %5 su içeren kavrulmuş ay çekirdeği iken, en sulusu %97 su içeren karpuzdur. <br />
Yer solucanları gerektiğinde toz biçimine dönüşüp yaşamlarını askıya alabilirler ve bu biçimde 120 yıl boyunca kalarak sonra eski biçimlerine dönebilmektedirler. <br />
Yerli dilinde İsviçre&#8217;nin başkenti Bern &#8220;ayı&#8221;, Hindistan&#8217;ın Pencap eyaleti beş akarsuyun arası, Almanya&#8217;nın Bremen kenti ise kıyının sonundaki yer anlamına gelmektedir. <br />
Yeryüzünde 170.000 kelebek türü vardır. <br />
Yeryüzünde 20.000&#8217;den fazla ağaç türü bulunur. Ağaç türlerinin en fazla çeşitlilik gösterdiği yer tropikal yağmur ormanlarıdır. <br />
Yeryüzünde etobur 600 adet bitki cinsi vardır. <br />
Yeryüzünde insandan sonra zevk için saldıran tek canlı kutup ayısıdır. <br />
Yeryüzündeki en büyük gök taşı krateri Amerika&#8217; da Arizona&#8217; dadır.Bu kraterin çapı 1200 metre, derinliği ise 180 metredir. <br />
Yeryüzündeki tüm deniz suları bir araya getirilip bir kaba konulabilseydi, yaklaşık 135 kilometre genişliğinde ve 130.000 kilometre uzunluğunda bir tüpü doldururdu. <br />
Yetişkin bir ayı bir at kadar hızlı koşabilir. <br />
Yılan balıkları geri geri yüzebilir <br />
Yılanlar her zaman avlarını kafa tarafından yutmaya başlarlar. Çünkü kurbanlarını ayaktan yutmaya başlarlarsa ağızlarına takılarak boğulmalarına yol açabilir. <br />
Yılda 3.3 milyar yolcu taşıyan Moskova metrosu dünyanın en kalabalık metrosudur. <br />
Yurt dışına çıkış sayısına göre vatandaşları en çok gezen ülkeler, Almanya, ABD ve İngiltere&#8217; dir. <br />
Yüksek binaların çoğu şiddetli rüzgârlarda salınacak şekilde yapılır. Binanın 1 metre kadar sağa sola hareket etmesi sağlanarak, bütünüyle devrilmesi önlenmiş olur. <br />
Zehirli kobra yılanının anavatanı Hindistan&#8217;dır. <br />
Zerdüşt dini İran&#8217;da 2500 yıl önce &#8220;Zerdüşt&#8221; adında biri tarafından kurulmuştur. Kutsal kitabı &#8220;Avesta&#8221; olup tapınaklarında gece gündüz yanan ve sönmesine izin verilmeyen ateş vardır. <br />
Zeytin ağacı sürekli yeşil kalır ve ömrü 500 yılı aşabilir. <br />
Zeytin dalı eski Yunandan beri barış ve dostluğun simgesidir. <br />
Zürafalar boynuzla doğan tek hayvandır....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Şempanze ve Yunus insandan sonra ki en zeki canlılardır. <br />
Şerbetçiotu çiçekleri bira yapımında kullanılır. Biranın acımsı tadını ve kokusunu bu otun çiçeklerinde bulunan uçucu yağlar ve tanen verir. <br />
Tarantulalar iki buçuk yıl yiyeceksiz yaşayabilirler. <br />
Tardigrad adı verilen iğne başından küçük böcekler -272 °C ile 92 °C arasındaki sıcaklıklarda yaşayarak, dünyanın en dayanıklı canlısı unvanını kazanmıştır. <br />
Tavuklar yılda ortalama 227 kez yumurtlar. <br />
Telefon kablolarının çoğunun içinde cam liflerinden üretilen ince teller bulunur. Fiberoptik adı verilen bu teller, ancak bir saç teli kalınlığındadır. <br />
Terli bir koltukaltının her 1 cm²&#8217;sin de ortalama olarak 100 milyon kadar bakteri bulunur. <br />
Termosların yiyecek ve içeceklerin sıcaklıklarını korumasının nedeni iç içe geçmiş kaplar arasındaki havasız boşluk, yani vakumdur. İç içe geçmiş kaplar arasındaki hava alındığı için ısı iletkenliği olmaz ve cismin ısısı başlangıçta ne ise o durumda kalır. <br />
Timsahlar dillerini dışarı çıkaramazlar. <br />
Timsahlar renk körüdür. <br />
Timsahlar yakaladıkları avlarını dişlerinin arasında 1250 kiloluk bir basınç uygulayarak ve yakaladıktan sonra vücutlarının etrafında dönerek ölüm dansı denilen burgu hareketiyle öldürürler. <br />
Tren ilk kez İngiltere&#8217; de hizmete girmiştir. <br />
Tuna Nehriyle her yıl 60 ton cıva, 9 ton bakır, 1000 ton krom, 4.500 ton kurşun, 6 bin ton çinko, 60 bin ton fosfor, 340 bin ton azot, 50 bin ton petrol Karadeniz&#8217; e akar. <br />
Türkiye&#8217;de 120 memeli hayvan, 440 kuş, 13 sürüngen, 350 balık türü yaşamaktadır. <br />
Türkiye&#8217;de en çok kullanılan erkek isimleri; Mehmet, Mustafa, Ahmet, Ali ve Hüseyin&#8217;dir. <br />
Türkiye&#8217;de en çok kullanılan soyadlar; Yılmaz, Kaya, Demir, Şahin ve Çelik&#8217;tir. <br />
Türkiye&#8217;de en yaygın burç Oğlak, ikincisi balık iken, en nadir burç ise yay burcudur. <br />
Türkiye&#8217;de evlerin %70&#8217;ine diş macunu girmemektedir ve diş fırçalama süresi 30 saniyeyi geçmemektedir. <br />
Türkiye&#8217;de hayatta olan kişiler arasında 1.537.458 kişi ile mehmet ismi birinci, 1.161.016 kişi ile Fatma ismi ikinci sırayı almaktadır. Bunları erkeklerde; Ahmet, Ali ve Hüseyin, kadınlarda ise Ayşe, Emine ve Hatice isimleri izlemektedir. <br />
Türkiye&#8217;de şeker üretiminin % 90&#8217;ı şekerpancarından, %10&#8217;u ise mısırdan elde edilir. <br />
Türkiye&#8217;de yaşayan hayvan türü sayısı tüm Avrupa kıtasında yaşayan hayvan türlerinin 1,5 katıdır. <br />
Türkiye&#8217;nin UNESCO Dünya mirası listesinde yer alan eserleri: Göreme milli parkı, Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası, Hattuşaş, Nemrut Dağı Milli Parkı, Pamukkale, Safranbolu, Truva ve Ksanthos - Letoon Antik kentleridir. <br />
Türkiyede kişi başına yıllık ekmek tüketimi 128 kilogramdır. Oysa bu miktar Danimarka&#8217;da 71, İtalya &#8216;da 68, Hollanda&#8217;da 60, Finlandiya&#8217;da ise 58 kilogramdır. <br />
Uçakla hep batıya doğru giden bir yolcu, Güneş batmadığı için devamlı gündüzü yaşar. <br />
Ukrayna, Bulgaristan, Almanya, Macaristan, Rusya Federasyonu gibi ülkelerin nüfusları giderek azalmaktadır. <br />
Uzay yolculuğunda, taşınacak bir kilogramağırlık için eklenmesi gereken yakıt miktarı 530 litredir. <br />
Uzaya çıkan ilk kadın, Rus vatandaşı Valentina Tereşkova&#8217; dır. <br />
Uzaydan sürüklenerek atmosfere giren meteor tozlarından ötürü, gezegenimizin ağırlığı her gün tonlarca artmaktadır. <br />
Uzun bir öpüşme sırasında insan vücundaki 30.000 kas hareket etmektedir. <br />
Ünlü besteci Beethoven son bestesini, sağır olarak yapmıştır. <br />
Ünlü çizgi film kahramanı Temel Reis, 1919 yılında Elzie Crisler Segar tarafından yaratılmıştır. <br />
Ünlü İspanyol şarkıcı Julio Iglesias 19 yaşındayken Real Madrid kulübünde kalecilik yapmıştır. <br />
Üzerinde uyuduğumuz şilteler yaklaşık iki milyon mikroskobik akaraya ( gözle görülmeyen küçük parazitler ) ev sahipliği yapar. <br />
Vatikan 1.000 kişi ile dünyanın en az nüfuslu ülkesidir. <br />
Venüs saat yönünde dönen tek gezegendir. <br />
Vücudumuzda bulunan yağla; 7 kalıp sabun, karbonla 9000 adet kurşunkalem, demirle 5 cm uzunluğunda çivi yapılabilir. <br />
Yaban keçileri herhangi bir tehlikeyi ıslık çalarak birbirlerine bildirirler. <br />
Yağışlı havada duran bir insan, yağışlı havada koşan bir insana göre %50 oranında daha az ıslanır. <br />
Yalnızca insanlar ve yunuslar zevk için cinsel ilişkide bulunurlar. <br />
Yeni doğmuş bir mavi balina ortalama 1800 kilodur. <br />
Yeni doğmuş mavi balina yavrusu yetişkin bir fil büyüklüğündedir. <br />
Yenilen besinlerin en kurusu %5 su içeren kavrulmuş ay çekirdeği iken, en sulusu %97 su içeren karpuzdur. <br />
Yer solucanları gerektiğinde toz biçimine dönüşüp yaşamlarını askıya alabilirler ve bu biçimde 120 yıl boyunca kalarak sonra eski biçimlerine dönebilmektedirler. <br />
Yerli dilinde İsviçre&#8217;nin başkenti Bern &#8220;ayı&#8221;, Hindistan&#8217;ın Pencap eyaleti beş akarsuyun arası, Almanya&#8217;nın Bremen kenti ise kıyının sonundaki yer anlamına gelmektedir. <br />
Yeryüzünde 170.000 kelebek türü vardır. <br />
Yeryüzünde 20.000&#8217;den fazla ağaç türü bulunur. Ağaç türlerinin en fazla çeşitlilik gösterdiği yer tropikal yağmur ormanlarıdır. <br />
Yeryüzünde etobur 600 adet bitki cinsi vardır. <br />
Yeryüzünde insandan sonra zevk için saldıran tek canlı kutup ayısıdır. <br />
Yeryüzündeki en büyük gök taşı krateri Amerika&#8217; da Arizona&#8217; dadır.Bu kraterin çapı 1200 metre, derinliği ise 180 metredir. <br />
Yeryüzündeki tüm deniz suları bir araya getirilip bir kaba konulabilseydi, yaklaşık 135 kilometre genişliğinde ve 130.000 kilometre uzunluğunda bir tüpü doldururdu. <br />
Yetişkin bir ayı bir at kadar hızlı koşabilir. <br />
Yılan balıkları geri geri yüzebilir <br />
Yılanlar her zaman avlarını kafa tarafından yutmaya başlarlar. Çünkü kurbanlarını ayaktan yutmaya başlarlarsa ağızlarına takılarak boğulmalarına yol açabilir. <br />
Yılda 3.3 milyar yolcu taşıyan Moskova metrosu dünyanın en kalabalık metrosudur. <br />
Yurt dışına çıkış sayısına göre vatandaşları en çok gezen ülkeler, Almanya, ABD ve İngiltere&#8217; dir. <br />
Yüksek binaların çoğu şiddetli rüzgârlarda salınacak şekilde yapılır. Binanın 1 metre kadar sağa sola hareket etmesi sağlanarak, bütünüyle devrilmesi önlenmiş olur. <br />
Zehirli kobra yılanının anavatanı Hindistan&#8217;dır. <br />
Zerdüşt dini İran&#8217;da 2500 yıl önce &#8220;Zerdüşt&#8221; adında biri tarafından kurulmuştur. Kutsal kitabı &#8220;Avesta&#8221; olup tapınaklarında gece gündüz yanan ve sönmesine izin verilmeyen ateş vardır. <br />
Zeytin ağacı sürekli yeşil kalır ve ömrü 500 yılı aşabilir. <br />
Zeytin dalı eski Yunandan beri barış ve dostluğun simgesidir. <br />
Zürafalar boynuzla doğan tek hayvandır....]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Gözümüz kaç megapiksel??]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4185</link>
			<pubDate>Sun, 31 May 2009 22:07:14 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4185</guid>
			<description><![CDATA[[/color]Günlük hayatta "vay be, adamın cep telefonunun kamerası 2.0 mp" ya da bende bir makina var "12 MP" gibi sözler duyarız ve "vay be, teknoloji nerelere kadar geldi" deriz. Hatta bazen "ya bu kamera benim gözümle gördüğümden de net çıkarıyor görüntüleri" falan bile deme cüretinde bulunuruz. İşin aslını yapılan araştırmalar gösteriyor ve bakın teknoloji hala ne kadar aciz; ne kadar basit ve kainata kıyasla ne kadar geride kalmış.Açıklamayı size çeviriyorum:<br />
<br />
Gözümüz tek bir taslak üzerinde kurgulanmış anlık çekimleri yakalayan bir fotoğraf makinası değildir. Daha çok bir video silsilesine benzemektedir. Gözümüz, küçük açılarla, anlık hareket eder ve etrafımızdaki detayları beyne yansıtmak için sürekli kendisini günceller. Ayrıca iki tane gözümüz vardır ve beynimiz, çözünürlüğü daha da arttırmak için her iki gözden gelen sinyalleri toplamaktadır. Daha fazla bilgi toplamak için de haliyle gözümüzü, gördüğümüz şeyin etrafında hareket ettiririz. Bu nedenlerden dolayı, göz ve beyin birlikteliği, retinadaki fotoalıcıların sayıca fazlalığı sayesinde,bir makinada olabileceğinden çok daha yüksek çözünürlükte veriler elde etmemizi sağlar. Aşağıda verilen eşdeğer megapiksel değerler, insan gözünün bir manzarayı ne kadar netlikte gördüğünü açıklayan bilimsel bir detaydır.<br />
<br />
Yukarıdaki insan gözünün çözünürlüğünü sağlamaya neden olan veriler ışığında,şimdi önce küçük bir örnekle başlayalım: Şimdi önünüzde 90&#8217;a 90 derecelik açıda (gözümüzün açıları yani) bir görüntünün olduğunu farzedelim, aynen pencereden dışarıdaki bir manzarayı seyredermiş gibi. Bu durumda piksel sayıları ortalama bir göz için:<br />
<br />
90 derece * 60 arc-dakika/derece * 1/0.3 * 90 * 60 * 1/0.3 = 324,000,000 pixels (324 megapiksel) olur.<br />
<br />
Gerçekte her an bu kadar çok çözünürlük elde etmiyoruz, ama gözümüz bir manzarada istediğiniz tüm detayları görmenize olanak sağlamak için sürekli istediğiniz detayın etrafında hareket eder. Ama insan gözü, bu açıdan çok daha fazla bir açı görür ki bu da 180 dereceye yakındır.Biraz küçük düşünüp 120 derecelik bir açıyla bakabildiğimizi varsayacak olsak bile:<br />
<br />
120 * 120 * 60 * 60 / (0.3 * 0.3) = 576 megapiksel verisini elde ederiz.<br />
<br />
İnsan gözünün görebileceği gerçek açı değeri şüphesiz ki çoook daha fazla çözünürlüğe tekabul eder. Bu yapıdaki (çözünürlükteki) bir veriyi kaydetmek içinse, çok fazla alana kayıt imkanı sağlayabilecek kadar gelişmiş bir kamera olması lazım.<br />
<br />
Şimdi teorik bilgiyi bir kenara bırakıp , sözün özünü aktaracak olursak, pencere gibi sınırları olan bir alandan dışarıya baktığınızda gördüğünüz manzara, beyninizde 324 megapiksele eşdeğer olarak yer alıyor. Eğer görüntünüzü engelleyecek bir maniniz yoksa, 576 MP.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[[/color]Günlük hayatta "vay be, adamın cep telefonunun kamerası 2.0 mp" ya da bende bir makina var "12 MP" gibi sözler duyarız ve "vay be, teknoloji nerelere kadar geldi" deriz. Hatta bazen "ya bu kamera benim gözümle gördüğümden de net çıkarıyor görüntüleri" falan bile deme cüretinde bulunuruz. İşin aslını yapılan araştırmalar gösteriyor ve bakın teknoloji hala ne kadar aciz; ne kadar basit ve kainata kıyasla ne kadar geride kalmış.Açıklamayı size çeviriyorum:<br />
<br />
Gözümüz tek bir taslak üzerinde kurgulanmış anlık çekimleri yakalayan bir fotoğraf makinası değildir. Daha çok bir video silsilesine benzemektedir. Gözümüz, küçük açılarla, anlık hareket eder ve etrafımızdaki detayları beyne yansıtmak için sürekli kendisini günceller. Ayrıca iki tane gözümüz vardır ve beynimiz, çözünürlüğü daha da arttırmak için her iki gözden gelen sinyalleri toplamaktadır. Daha fazla bilgi toplamak için de haliyle gözümüzü, gördüğümüz şeyin etrafında hareket ettiririz. Bu nedenlerden dolayı, göz ve beyin birlikteliği, retinadaki fotoalıcıların sayıca fazlalığı sayesinde,bir makinada olabileceğinden çok daha yüksek çözünürlükte veriler elde etmemizi sağlar. Aşağıda verilen eşdeğer megapiksel değerler, insan gözünün bir manzarayı ne kadar netlikte gördüğünü açıklayan bilimsel bir detaydır.<br />
<br />
Yukarıdaki insan gözünün çözünürlüğünü sağlamaya neden olan veriler ışığında,şimdi önce küçük bir örnekle başlayalım: Şimdi önünüzde 90&#8217;a 90 derecelik açıda (gözümüzün açıları yani) bir görüntünün olduğunu farzedelim, aynen pencereden dışarıdaki bir manzarayı seyredermiş gibi. Bu durumda piksel sayıları ortalama bir göz için:<br />
<br />
90 derece * 60 arc-dakika/derece * 1/0.3 * 90 * 60 * 1/0.3 = 324,000,000 pixels (324 megapiksel) olur.<br />
<br />
Gerçekte her an bu kadar çok çözünürlük elde etmiyoruz, ama gözümüz bir manzarada istediğiniz tüm detayları görmenize olanak sağlamak için sürekli istediğiniz detayın etrafında hareket eder. Ama insan gözü, bu açıdan çok daha fazla bir açı görür ki bu da 180 dereceye yakındır.Biraz küçük düşünüp 120 derecelik bir açıyla bakabildiğimizi varsayacak olsak bile:<br />
<br />
120 * 120 * 60 * 60 / (0.3 * 0.3) = 576 megapiksel verisini elde ederiz.<br />
<br />
İnsan gözünün görebileceği gerçek açı değeri şüphesiz ki çoook daha fazla çözünürlüğe tekabul eder. Bu yapıdaki (çözünürlükteki) bir veriyi kaydetmek içinse, çok fazla alana kayıt imkanı sağlayabilecek kadar gelişmiş bir kamera olması lazım.<br />
<br />
Şimdi teorik bilgiyi bir kenara bırakıp , sözün özünü aktaracak olursak, pencere gibi sınırları olan bir alandan dışarıya baktığınızda gördüğünüz manzara, beyninizde 324 megapiksele eşdeğer olarak yer alıyor. Eğer görüntünüzü engelleyecek bir maniniz yoksa, 576 MP.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İlginç Bilgiler]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4148</link>
			<pubDate>Sun, 24 May 2009 19:39:33 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4148</guid>
			<description><![CDATA[İlginç Bilgiler <br />
<br />
<br />
1 Nisan şakasının kökeni nedir?<br />
<br />
1564 yılında Fransa kralı IX Charles, yıl başlangıcını Ocak ayının birinci gününe aldı. Daha önce<br />
Avrupada yaygın olan yıl başlangıcı Mart 25 idi. O zamanki iletişim şartlarında IX<br />
Charles'in bu kararı fazla yayılamadı. Duyanlar ise protesto amacıyla eski adetlerine<br />
devam ettiler.1 Nisan'da partiler düzenlediler. Diğerleri ise onları Nisan aptalları olarak<br />
nitelendirdiler.1 Nisan'a bütün aptalların günü adını verdiler. Bu günde diğerlerine sürpriz<br />
hediyeler verdiler, yapılmayacak partilere davet ettiler, gerçek olmayan haberler ürettiler. Yıllar sonra Ocak ayının yılın ilk ayı olmasına alışılınca, Fransızlar 1 Nisan gününü kendi kültürlerinin parçası görerek devam ettirdiler. Oradan da bütün dünyaya yayıldı.<br />
<br />
<br />
Çinliler yiyeceklerini niçin çubukla yerler?<br />
<br />
Çinlilerin yemek yeme alışkanlıklarının yiyeceklerini çok küçük parçalar halinde<br />
yemelerinden çubuk kullandıkları anlaşılıyor.Çinde eskiden yalnızca zenginler masada otururlardı.Halkın çoğunluğu tabakları ellerinde yemek yerlerdi. Bir elleriyle tabaklarını tutar, öteki<br />
elleriyle çubuk kullanarak beslenirlerdi. Hızla artan nüfus yüzünden yiyecek sıkıntısı çeken<br />
çinliler önlerindeki yiyeceği küçük parçalar halinde çoğaltarak yiyorlardı. O zamanlar ağaç<br />
sıkıntısı nedeniyle de tahta kullanımı kısıtlıydı. Masa kullanımı bu yüzden çok zordu. Çubuklar fildişinden ve kemikten yapılırdı.<br />
<br />
Dünyanın en çok söylenen şarkısı hangisidir?<br />
<br />
Bu şarkı"Happy birthday to you" dur. Şarkının asıl kaynağı Amerika'lı iki kız kardeşe aittir.<br />
Orijinal adı " Good Morning to All" yani " hepinize günaydın"dır. Daha<br />
sonra güftesi değiştirilerek bütün dünyaya yayılmıştır. Fakat telif hakkı kardeşlere<br />
aittir, onlardan sonra da Warner/chappel müzik şirketine geçmiştir. Müzik ticari amaçlı kullanıldığı zaman şirkete ödeme yapma zorunluluğu vardır.<br />
<br />
Mezara niçin çiçek konulur?<br />
<br />
İlk olarak Mısır Firavunu Tutamkamon'nun milattan önce 1346 da öldüğünde mezarının<br />
çiçekten taçlarla kaplandığı saptanmıştır. Kuzey Avrupa da ise M.Ö 2000 yıllara kadar<br />
mezara çiçek konduğu belirlenmiştir. O zamanlarda bu çiçeklerin amacı iyi ruhları çekme,<br />
kötü ruhları kovma amacıylaydı. Sonradan ise asıl amaç cesetler çürürken çıkan<br />
kokuyu kamufle etme amacını taşır. Servi ağacı da bu nedenle mazarlıklarda kullanılır. Ağacın yaprakları rüzgarı önler, kendine özgü ferah kokusu vardır.<br />
<br />
<br />
İnsan korkunca niçin dişleri birbirine vurur?<br />
<br />
Bir insan büyük bir tehlike veya korku verici olayla karşılaşınca vücudu otomatikman savunmaya geçer. Diğer canlılarda olduğu gibi dişler ve çene savunmanın ana mekanizmalarıdır.İşte bu nedenle ilk insanlardan gelen kalıtımsal yapıdan dolayı önce çene ve dişler harekete geçer. Çenedeki kaslar titrer, bu da sanki dişler birbirine vuruyormuş gibi görüntü verir.<br />
<br />
Akıl ile zeka arasında fark nedir?<br />
<br />
Akıl yalanla gerçeği, doğru ile yanlışı ayırabilme, bir konuda düşünce yürütebilme ve görüş bildirme yeteneğidir. İnsan olgunlaştıkça aklı gelişir. Zeka ise bir olayı önce anlama, ilişkileri kavrama, yargılama ve açıklayarak çözme yataneğidir. Genel olarak 12 yaşına kadar gelişir, 20 yaşına kadar sürer sonra sabit kalır. Zeka bir insanın her türlü olay karşısında aynı yeteneği gösterebileceği anlamına gelmez. Bir besteci müzik yapıtını aklıyla değil zekasıyla yaratır. Fakat en basit matematik problemini çözemeyebilir. Sonuç olarak zeka, ruhsal olaylara, algı ve hafıza yeteneğine, tutkulara, eğilimlere göre farlılıklar gösterir. Akıl somut olarak ölçülemez, zeka IQ denilen testle ölçülebilir.<br />
<br />
Üç yaşından daha önce olanları için hatırlamıyoruz?<br />
<br />
Bilim adamları geçmiş deneyimlerimizi saklayan hafızamızın beynimizde anı veya öykü şeklinde organize olduğunu ileri sürüyorlar. Üç yaşından küçükler bu şekilde iletişim kurma yeteneğine sahip değiller. Öykü ve anılarını anlatamıyorlar. Yer ve karakter kavramlarını anlamıyorlar. Üç yaşından küçükler düzgün konuşabildikleri, anlayış, seziş ve hafıza yeteneklerine sahip oldukları halde tüm olanları bir bütün olarak şekillendiremiyor, öyküye dönüştüremiyorlar. Hafızamız ne yaptığını ne yapıldığını 3&#8211;4 yaşlarında kaydetmeye başlıyor. <br />
<br />
Yumurtanın niçin bir tarafı yuvarlak, diğer tarafı sivridir?<br />
<br />
Eğer köşeli olsalardı kenarları dayanıklılık bakımından çok zayıf olurdu. En dayanıklı geometrik şekil küredir ama bu şekildeki yumurta yuvarlanacak olursa nerede duracağı belli olmaz. Yumurta yuvarlanınca düz gitmez. İnce tarafı üstünde dairesel bir yol çizer. Başladığı yere yakın bir noktada durur. Yani düz bir yerde kaybolması olanaksızdır. Yumurta, tavuğun yumurta kanalında küre şeklindedir. İlerlemesi sırasında arkada kalan dairesel kasların büzüşerek hem yumurtayı ileri iterler hem de bu kısmına baskı yaparak konik biçimini sağlarlar. Yumurtanın şeklinin nedeni de budur. Sürüngenlerde bu düzenek olmadığından yumurtaları küresel biçimdedir.<br />
<br />
Develerin hörgüçlerinde ne var?<br />
<br />
Genelde hörgüçlerinde su olduğu ve uzun yolculuklarında bu suyu kullandıkları söylenir ama doğru değildir. Develerin hörgüçlerinde 30-35 kg kadar yağ bulunur. Yiyecek bulamadıkları zaman bu enerjiyle hareketlerini sağlarlar ayrıca yağ çöl sıcağına karşı koruma görevi de yapar. Develer suya az gereksinim duyarlar. Burun mukozaları insana göre 100 kat daha büyüktür. Soluk alırken havadaki nemin üçte ikisini kazanabilirler. Su kaybını da dokularından kaybederler, kandaki su etkilenmez.<br />
<br />
Çinlilerin gözleri niçin çekiktir?<br />
<br />
Yalnız çinlilerin değil, Orta ve Güneydoğu Asya'da yaşayanların, japonların hatta Eskimoların da gözleri çekiktir. Aslında göz yapısı bütün dünyada aynıdır. Farkı yaratan göz kapaklarıdır. Çekik gözlü diye nitelendirilen ırklarda gözün üzerindeki göz kapağının ikinci kıvrımı, gözün üstüne daha çok inmiştir. Bazı teorilere göre bu kıvrım insanların gözlerini yoğun kar tabakasının, göz kamaştıran ışığından korumak için bir çeşit kar gözlüğü gibi gelişmiştir. Çinde ve öteki bölgelerde her ne kadar yoğun kar yağmıyorsa da onların atalarının buzul çağında kuzeyde yaşadıkları daha sonra güneye indikleri kanıtlanmıştır. Yalnız gözleri değil, burunları da rüzgara karşı korunmak için küçülmüş, burun delikleri soğuğu engellemek için daralmıştır. Ciltleri de koruma amaçlı olarak yağlıdır. Göz kapakları da yağlıdır. Gözü ve iç tabakalarını kara ve buza karşı korur. Yani çekik gözlü değil, düşük göz kapaklı, demek daha doğrudur.<br />
<br />
<br />
Kumaşlar yıkandıktan sonra niçin çeker?<br />
<br />
Aslında kumaş ıslanınca lifler şiştiğinden kumaşın az biraz uzaması gerekmektedir. Ama bükümlerin açılarındaki deformasyonun yarattığı çekme kuvveti daha fazla olduğundan sonuçta kumaş boydan kısalır. Kumaş yıkandıktan sonra kurutulduğunda şişmiş lifler eski durumlarına gelirler. Ama kumaş ilk ölçülerine dönemez. Su, yüksek ısı, çalkalama, sabun hepsi kumaşın çekmesini kolaylaştırır. Kumaş birkaç kez yıkandıktan sonra ölçüleri belli bir dengeye ulaşır ve ondan sonra yıkandığında çekmez.<br />
<br />
İnsanlar saatlerini niçin sol kollarına takarlar?<br />
<br />
Özel bir durum veya farklı olma düşüncesi yoksa insanların çoğu saatlerini sol kola takar. Çünkü çoğunluk sağ elini kullanmaktadır ve bu kolun daha hareketli olması nedeniyle saatin bir yerlere çarpıp zarar görme olasılığı yüksektir. Zaten saatin kurma düğmesi 3 rakamının yanındadır. İnsanlar saati kurmak istedikleri zaman onu bilekten çıkarmadan sağ elle uzattıkları sol kollarındaki saati kurabilirler.<br />
<br />
Bir hafta niçin 7 gündür?<br />
<br />
Babilliler 7 günlük haftayı zaman birimi olarak kullanıyorlardı. İlk çağlarda bilinen <br />
beş gezegen ile güneş ve ayın sayısı nın 7 oluşu bu sayıyı gizemli ve uğurlu kılıyordu. Daha sonra dinlerde göğün 7 kat oluşu ve doğadaki ana renk sayısının 7 oluşu, müzik notalarının 7 oluşu sayının önemini daha çok belirtti. Daha sonra Fransa takvim yapısını değiştirerek hafta sayısını 10 yaptı ama kabul görmedi. Rusya 5 günlük hafta uygulamasına geçti, o da tutulmadı. Sonunda yine hafta 7 gün olarak kaldı.<br />
<br />
Niçin otellerin kapıları döner kapıdır?<br />
<br />
Döner kapıların tek amacı enerji tasarrufudur. Büyük binaların içerleri devamlı olarak ısıtılır. Açılan normal kapıdan içeri soğuk hava rahatlıkla girer. Eğer normal kapı kullanılırsa hava değişimi nedeniyle klimalar veya motorlar yeniden çalışacaktır. Özellikle çok kişinin girip çıktığı otel veya benzeri binalarda enerji tasarrufu için döner kapı kullanılır. Döner kanatlar sıcak havanın dışarı çıkmasına, soğuk havanın da içeri girmesini engeller.<br />
<br />
İmdat çağrısı S.O.S 'in anlamı nedir?<br />
<br />
Çok kişi "Save our Ship" gemimizi kurtar; "Save our Soul" ruhumuzu kurtar; "Stop Other Signals" diğer sinyalleri sözcüklerinin kısaltılmışı sanır. Oysa hiçbiri değildir. Tamamen telgraf zamanından kalma mors alfabesiyle ilgilidir. İmdat çağrısının çok kolay akılda tutulabilmesi için 1908 de üç çizgi, üç nokta, üç çizgi olan S.O.S seçildi.<br />
<br />
Doktorlar niçin dizimize çekiçle vurur?<br />
<br />
Bir sandalyeye rahatça oturup bacak bacak üstüne atarken doktor dizkapağının hemen altına, kası kemiğe bağlayan tedoma minik lastik bir çekiçle vurduğu zaman bacak ileri fırlar. Bu reflekste baldır kaslarındaki duyu sinirleri kasın genişlemesine tepki verir ve yeni sinir sinyalleri oluşturarak kaslara hafif bir basınç uygulandığını ve gerildiklerini omuriliğine iletirler. Omirilik ise bu basınca dayanabilmesi için kasların kasılması gerektiğini bildirir, bacak tekrar geri hareket eder. Refleks, beyin denetiminden geçmeksizin, yani beyin devrede olmadan doğrudan omuriliğin komutlarıyla gerçekleşmektedir. Diz kapağı refleksi omuriliğin işleyişi konusunda bilgi veren önemli bir tanı yöntemidir.<br />
<br />
Tükenmez kalemin dolma kalemden farkı nedir?<br />
<br />
Kalemin tarihi yazınınkinden de eskidir. İlk insanlar sivriltilmiş çakmak taşlarıyla duvar resimleri yapmıştır. Mürekkepli metal kalemler Romalılar tarafından biliniyordu. Tükenmez kalem adı ile bilinen bilye uçlu kalemin ilk modeli 1880 yılında yapılmıştır fakat rağbet görmemiştir. Uçakların gelişmesiyle gündeme tekrar gelir. Uçaklar 2-3bin metreye çıkınca hava basıncı oldukça azalır. Dolmakalem mürekkebi basınç nedeniyle dışarı akarak kağıdı ya da giysiyi lekeler. 2.Dünya Savaşı'nda askeri uçaklarda kullanılan tükenmez kalem sonradan yaygınlaşmıştır. Tükenmez kalemlerde mürekkep kağıda pirinç uçtaki yuvaya yerleştirilmiş minik bir bilye aracılığıyla aktarılır. Fakat dolmakalemin özelliği seçkin ve yazıyı kaliteli kılmasıdır.<br />
<br />
Radyonun sesi açılınca pil daha çabuk mu biter?<br />
<br />
Pille çalışan portatif radyolarda sesin yüksekliği pilin ömrünü etkiler. Radyo açık, sesi kapalı durumu ile sesin sonuna kadar açık durumu arasındaki fark pillerin ömürlerinin kısalmasına neden olur. Ses sonuna kadar açıldığında pillerden çekilen akım yüzde 30 artmaktadır. Bu durum, küçüğünden büyüğüne, pille çalışan ve ses yükselticisi olan bütün radyo, teyp, volkmen vb. için aynıdır.<br />
<br />
Horozlar niçin sabahları erkenden öterler?<br />
<br />
Sabah güneş doğarken ötmek yalnız horozlara özgü değildir. Kulağa en çok<br />
horozun sesinin gelmesi, onun sesinin diğerlerinden daha güçlü olmasıdır. Kuşların büyük çoğunluğu da aynı saatlerde ağaçlarda koro halinde öterler. Gün boyu hem horozlar hem kuşlar bu ötüşü sürdürürler ama seslerinin en güçlü çıktığı zaman sabah saatleridir. Horoz ve kuşların sabah gün doğarken ötmeleri biyolojik saatleriyle ayarlanmıştır <br />
<br />
Evlerimizdeki sinekler kışın nereye gidiyor?<br />
<br />
Sineklerin her türü kışın ortadan kaybolur. Havaların ısınmasıyla birlikte ansızın ortaya çıkarlar. Sinekler ısıya karşı çok hassastır. Güneş bulutun arkasına girdiği zaman oluşan ısı düşmesinden etkilenirler. Kış günlerinde yaşama şansları yoktur. Ölmeden önce yumurtalarını toprağa veya kuytuya gömerler. Lavra ve yumurtalar soğuktan etkilenmez. Yaz sıcakları başlayınca yumurtalar çatlar ve yine sinekli günler başlar.<br />
<br />
Termos nasıl sıcağı sıcak, soğuğu soğuk tutuyor?<br />
<br />
Tek nedeni vardır, vakum. Yani boşluk. Bir termosta iç içe geçmiş iki kap vardır. Dıştaki metal bir kap olup içteki<br />
genellikle bir cam şişedir. İkisinin arasındaki hava ise boşaltılmıştır. Tam olmasa da üreticiler tarafından elde edilebilen tama yakın bir boşluk vardır. Vakumlu bir ortamda hava molekülleri de ılmadığından ısı iletilemez.Cismin ısısı başlangıçta ne ise o halde kalır.İçerden dışarıya, dışarıdan içeriye ısı geçişi olmaz.Böylece termosa konan sıvı sıcaksa sıcak, soğuksa soğuk kalır.<br />
<br />
Kuşlar nasıl konuşabiliyor?<br />
<br />
Her insan ağzıyla konuşur ama konuşabilmeyi sağlayan asıl organ beyindir. Beyinde oluşan düşünceler dilimize ve dudaklarımıza aktarılır. Hayvanlar bu nedenle konuşamaz. Papağan ve benzeri kuşların yaptıkları konuşma değil, mükemmel bir ses tınısı ezberi ve tekrardır. Sesleri ezberler ve taklit ederler. Kuşların ses organları memeli hayvanlardan farklı olarak gırtlakta değil göğüs kafeslerinin dibinde, karın boşluğunun derinliklerindedir. Kuşların doğasında ses taklit yeteneği vardır. Doğayla iç içe yaşarken diğer kuşların seslerini taklit ederek bir çeşit iletişim sağlarlar.<br />
<br />
Kediler balık ve sütü niçin severler?<br />
<br />
Kedilerin sudan hoşlanmadığı bilinir. Ama aslında kediler çok iyi yüzerler. Hava şartlarından dolayı ve de tembelliklerinden suya girmeyi sevmezler. Ev kedisinin balık sevmesinin yanında kuşlara ve farelere olan düşkünlüğünün nedeni evcilleştirilmeden önce Mısır'da Nil vadisinde balık, kurbağa, küçük kuş ve fareleri avlayarak yaşamış olmasıdır. Zaten eski Mısırlılar kedileri fare avcıları olduğu için evcilleştirmişlerdir. Günümüzde kedinin kuzey Hindistan ve Güneydoğu Asya'da yaşayan türleri ırmakların kenarlarında balık avlayarak yaşamaktadır. Patileri ile balıkları sudan dışarı atar, gerekirse suya tamamen girerler. Eski Mısır'da kedi bakıcıları onları ekmek ve sütle beslemişlerdir. Kedilerin süt zevkinin de Mısırlı bakıcılarının yarattığı beslenme alışkanlığından kaynaklanmaktadır.<br />
<br />
Bardaktaki buzlar niçin birbirlerine yapışırlar?<br />
<br />
Buzun erimesi için yalnızca sıcaklık değil basınç da önemlidir. Dağlardaki buzulların kayma nedeni de budur. Basınçla alt tabaka erir ve kayma oluşur. Bir kabın içinde ya da bir bardakta üstüste duran buzların herbiri altındakine değdiği noktada bir basınç oluşturur ve bu noktada çok küçük kısım erir.Buradan hareket eden su çok az yanda iki buz küpçüğünün birleştiği noktada tekrar donar. İki buz parçası kaynak yapılmışçasına birbirlerine yapışır ve orada bir daha erime olmaz. <br />
-Alıntıdır..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[İlginç Bilgiler <br />
<br />
<br />
1 Nisan şakasının kökeni nedir?<br />
<br />
1564 yılında Fransa kralı IX Charles, yıl başlangıcını Ocak ayının birinci gününe aldı. Daha önce<br />
Avrupada yaygın olan yıl başlangıcı Mart 25 idi. O zamanki iletişim şartlarında IX<br />
Charles'in bu kararı fazla yayılamadı. Duyanlar ise protesto amacıyla eski adetlerine<br />
devam ettiler.1 Nisan'da partiler düzenlediler. Diğerleri ise onları Nisan aptalları olarak<br />
nitelendirdiler.1 Nisan'a bütün aptalların günü adını verdiler. Bu günde diğerlerine sürpriz<br />
hediyeler verdiler, yapılmayacak partilere davet ettiler, gerçek olmayan haberler ürettiler. Yıllar sonra Ocak ayının yılın ilk ayı olmasına alışılınca, Fransızlar 1 Nisan gününü kendi kültürlerinin parçası görerek devam ettirdiler. Oradan da bütün dünyaya yayıldı.<br />
<br />
<br />
Çinliler yiyeceklerini niçin çubukla yerler?<br />
<br />
Çinlilerin yemek yeme alışkanlıklarının yiyeceklerini çok küçük parçalar halinde<br />
yemelerinden çubuk kullandıkları anlaşılıyor.Çinde eskiden yalnızca zenginler masada otururlardı.Halkın çoğunluğu tabakları ellerinde yemek yerlerdi. Bir elleriyle tabaklarını tutar, öteki<br />
elleriyle çubuk kullanarak beslenirlerdi. Hızla artan nüfus yüzünden yiyecek sıkıntısı çeken<br />
çinliler önlerindeki yiyeceği küçük parçalar halinde çoğaltarak yiyorlardı. O zamanlar ağaç<br />
sıkıntısı nedeniyle de tahta kullanımı kısıtlıydı. Masa kullanımı bu yüzden çok zordu. Çubuklar fildişinden ve kemikten yapılırdı.<br />
<br />
Dünyanın en çok söylenen şarkısı hangisidir?<br />
<br />
Bu şarkı"Happy birthday to you" dur. Şarkının asıl kaynağı Amerika'lı iki kız kardeşe aittir.<br />
Orijinal adı " Good Morning to All" yani " hepinize günaydın"dır. Daha<br />
sonra güftesi değiştirilerek bütün dünyaya yayılmıştır. Fakat telif hakkı kardeşlere<br />
aittir, onlardan sonra da Warner/chappel müzik şirketine geçmiştir. Müzik ticari amaçlı kullanıldığı zaman şirkete ödeme yapma zorunluluğu vardır.<br />
<br />
Mezara niçin çiçek konulur?<br />
<br />
İlk olarak Mısır Firavunu Tutamkamon'nun milattan önce 1346 da öldüğünde mezarının<br />
çiçekten taçlarla kaplandığı saptanmıştır. Kuzey Avrupa da ise M.Ö 2000 yıllara kadar<br />
mezara çiçek konduğu belirlenmiştir. O zamanlarda bu çiçeklerin amacı iyi ruhları çekme,<br />
kötü ruhları kovma amacıylaydı. Sonradan ise asıl amaç cesetler çürürken çıkan<br />
kokuyu kamufle etme amacını taşır. Servi ağacı da bu nedenle mazarlıklarda kullanılır. Ağacın yaprakları rüzgarı önler, kendine özgü ferah kokusu vardır.<br />
<br />
<br />
İnsan korkunca niçin dişleri birbirine vurur?<br />
<br />
Bir insan büyük bir tehlike veya korku verici olayla karşılaşınca vücudu otomatikman savunmaya geçer. Diğer canlılarda olduğu gibi dişler ve çene savunmanın ana mekanizmalarıdır.İşte bu nedenle ilk insanlardan gelen kalıtımsal yapıdan dolayı önce çene ve dişler harekete geçer. Çenedeki kaslar titrer, bu da sanki dişler birbirine vuruyormuş gibi görüntü verir.<br />
<br />
Akıl ile zeka arasında fark nedir?<br />
<br />
Akıl yalanla gerçeği, doğru ile yanlışı ayırabilme, bir konuda düşünce yürütebilme ve görüş bildirme yeteneğidir. İnsan olgunlaştıkça aklı gelişir. Zeka ise bir olayı önce anlama, ilişkileri kavrama, yargılama ve açıklayarak çözme yataneğidir. Genel olarak 12 yaşına kadar gelişir, 20 yaşına kadar sürer sonra sabit kalır. Zeka bir insanın her türlü olay karşısında aynı yeteneği gösterebileceği anlamına gelmez. Bir besteci müzik yapıtını aklıyla değil zekasıyla yaratır. Fakat en basit matematik problemini çözemeyebilir. Sonuç olarak zeka, ruhsal olaylara, algı ve hafıza yeteneğine, tutkulara, eğilimlere göre farlılıklar gösterir. Akıl somut olarak ölçülemez, zeka IQ denilen testle ölçülebilir.<br />
<br />
Üç yaşından daha önce olanları için hatırlamıyoruz?<br />
<br />
Bilim adamları geçmiş deneyimlerimizi saklayan hafızamızın beynimizde anı veya öykü şeklinde organize olduğunu ileri sürüyorlar. Üç yaşından küçükler bu şekilde iletişim kurma yeteneğine sahip değiller. Öykü ve anılarını anlatamıyorlar. Yer ve karakter kavramlarını anlamıyorlar. Üç yaşından küçükler düzgün konuşabildikleri, anlayış, seziş ve hafıza yeteneklerine sahip oldukları halde tüm olanları bir bütün olarak şekillendiremiyor, öyküye dönüştüremiyorlar. Hafızamız ne yaptığını ne yapıldığını 3&#8211;4 yaşlarında kaydetmeye başlıyor. <br />
<br />
Yumurtanın niçin bir tarafı yuvarlak, diğer tarafı sivridir?<br />
<br />
Eğer köşeli olsalardı kenarları dayanıklılık bakımından çok zayıf olurdu. En dayanıklı geometrik şekil küredir ama bu şekildeki yumurta yuvarlanacak olursa nerede duracağı belli olmaz. Yumurta yuvarlanınca düz gitmez. İnce tarafı üstünde dairesel bir yol çizer. Başladığı yere yakın bir noktada durur. Yani düz bir yerde kaybolması olanaksızdır. Yumurta, tavuğun yumurta kanalında küre şeklindedir. İlerlemesi sırasında arkada kalan dairesel kasların büzüşerek hem yumurtayı ileri iterler hem de bu kısmına baskı yaparak konik biçimini sağlarlar. Yumurtanın şeklinin nedeni de budur. Sürüngenlerde bu düzenek olmadığından yumurtaları küresel biçimdedir.<br />
<br />
Develerin hörgüçlerinde ne var?<br />
<br />
Genelde hörgüçlerinde su olduğu ve uzun yolculuklarında bu suyu kullandıkları söylenir ama doğru değildir. Develerin hörgüçlerinde 30-35 kg kadar yağ bulunur. Yiyecek bulamadıkları zaman bu enerjiyle hareketlerini sağlarlar ayrıca yağ çöl sıcağına karşı koruma görevi de yapar. Develer suya az gereksinim duyarlar. Burun mukozaları insana göre 100 kat daha büyüktür. Soluk alırken havadaki nemin üçte ikisini kazanabilirler. Su kaybını da dokularından kaybederler, kandaki su etkilenmez.<br />
<br />
Çinlilerin gözleri niçin çekiktir?<br />
<br />
Yalnız çinlilerin değil, Orta ve Güneydoğu Asya'da yaşayanların, japonların hatta Eskimoların da gözleri çekiktir. Aslında göz yapısı bütün dünyada aynıdır. Farkı yaratan göz kapaklarıdır. Çekik gözlü diye nitelendirilen ırklarda gözün üzerindeki göz kapağının ikinci kıvrımı, gözün üstüne daha çok inmiştir. Bazı teorilere göre bu kıvrım insanların gözlerini yoğun kar tabakasının, göz kamaştıran ışığından korumak için bir çeşit kar gözlüğü gibi gelişmiştir. Çinde ve öteki bölgelerde her ne kadar yoğun kar yağmıyorsa da onların atalarının buzul çağında kuzeyde yaşadıkları daha sonra güneye indikleri kanıtlanmıştır. Yalnız gözleri değil, burunları da rüzgara karşı korunmak için küçülmüş, burun delikleri soğuğu engellemek için daralmıştır. Ciltleri de koruma amaçlı olarak yağlıdır. Göz kapakları da yağlıdır. Gözü ve iç tabakalarını kara ve buza karşı korur. Yani çekik gözlü değil, düşük göz kapaklı, demek daha doğrudur.<br />
<br />
<br />
Kumaşlar yıkandıktan sonra niçin çeker?<br />
<br />
Aslında kumaş ıslanınca lifler şiştiğinden kumaşın az biraz uzaması gerekmektedir. Ama bükümlerin açılarındaki deformasyonun yarattığı çekme kuvveti daha fazla olduğundan sonuçta kumaş boydan kısalır. Kumaş yıkandıktan sonra kurutulduğunda şişmiş lifler eski durumlarına gelirler. Ama kumaş ilk ölçülerine dönemez. Su, yüksek ısı, çalkalama, sabun hepsi kumaşın çekmesini kolaylaştırır. Kumaş birkaç kez yıkandıktan sonra ölçüleri belli bir dengeye ulaşır ve ondan sonra yıkandığında çekmez.<br />
<br />
İnsanlar saatlerini niçin sol kollarına takarlar?<br />
<br />
Özel bir durum veya farklı olma düşüncesi yoksa insanların çoğu saatlerini sol kola takar. Çünkü çoğunluk sağ elini kullanmaktadır ve bu kolun daha hareketli olması nedeniyle saatin bir yerlere çarpıp zarar görme olasılığı yüksektir. Zaten saatin kurma düğmesi 3 rakamının yanındadır. İnsanlar saati kurmak istedikleri zaman onu bilekten çıkarmadan sağ elle uzattıkları sol kollarındaki saati kurabilirler.<br />
<br />
Bir hafta niçin 7 gündür?<br />
<br />
Babilliler 7 günlük haftayı zaman birimi olarak kullanıyorlardı. İlk çağlarda bilinen <br />
beş gezegen ile güneş ve ayın sayısı nın 7 oluşu bu sayıyı gizemli ve uğurlu kılıyordu. Daha sonra dinlerde göğün 7 kat oluşu ve doğadaki ana renk sayısının 7 oluşu, müzik notalarının 7 oluşu sayının önemini daha çok belirtti. Daha sonra Fransa takvim yapısını değiştirerek hafta sayısını 10 yaptı ama kabul görmedi. Rusya 5 günlük hafta uygulamasına geçti, o da tutulmadı. Sonunda yine hafta 7 gün olarak kaldı.<br />
<br />
Niçin otellerin kapıları döner kapıdır?<br />
<br />
Döner kapıların tek amacı enerji tasarrufudur. Büyük binaların içerleri devamlı olarak ısıtılır. Açılan normal kapıdan içeri soğuk hava rahatlıkla girer. Eğer normal kapı kullanılırsa hava değişimi nedeniyle klimalar veya motorlar yeniden çalışacaktır. Özellikle çok kişinin girip çıktığı otel veya benzeri binalarda enerji tasarrufu için döner kapı kullanılır. Döner kanatlar sıcak havanın dışarı çıkmasına, soğuk havanın da içeri girmesini engeller.<br />
<br />
İmdat çağrısı S.O.S 'in anlamı nedir?<br />
<br />
Çok kişi "Save our Ship" gemimizi kurtar; "Save our Soul" ruhumuzu kurtar; "Stop Other Signals" diğer sinyalleri sözcüklerinin kısaltılmışı sanır. Oysa hiçbiri değildir. Tamamen telgraf zamanından kalma mors alfabesiyle ilgilidir. İmdat çağrısının çok kolay akılda tutulabilmesi için 1908 de üç çizgi, üç nokta, üç çizgi olan S.O.S seçildi.<br />
<br />
Doktorlar niçin dizimize çekiçle vurur?<br />
<br />
Bir sandalyeye rahatça oturup bacak bacak üstüne atarken doktor dizkapağının hemen altına, kası kemiğe bağlayan tedoma minik lastik bir çekiçle vurduğu zaman bacak ileri fırlar. Bu reflekste baldır kaslarındaki duyu sinirleri kasın genişlemesine tepki verir ve yeni sinir sinyalleri oluşturarak kaslara hafif bir basınç uygulandığını ve gerildiklerini omuriliğine iletirler. Omirilik ise bu basınca dayanabilmesi için kasların kasılması gerektiğini bildirir, bacak tekrar geri hareket eder. Refleks, beyin denetiminden geçmeksizin, yani beyin devrede olmadan doğrudan omuriliğin komutlarıyla gerçekleşmektedir. Diz kapağı refleksi omuriliğin işleyişi konusunda bilgi veren önemli bir tanı yöntemidir.<br />
<br />
Tükenmez kalemin dolma kalemden farkı nedir?<br />
<br />
Kalemin tarihi yazınınkinden de eskidir. İlk insanlar sivriltilmiş çakmak taşlarıyla duvar resimleri yapmıştır. Mürekkepli metal kalemler Romalılar tarafından biliniyordu. Tükenmez kalem adı ile bilinen bilye uçlu kalemin ilk modeli 1880 yılında yapılmıştır fakat rağbet görmemiştir. Uçakların gelişmesiyle gündeme tekrar gelir. Uçaklar 2-3bin metreye çıkınca hava basıncı oldukça azalır. Dolmakalem mürekkebi basınç nedeniyle dışarı akarak kağıdı ya da giysiyi lekeler. 2.Dünya Savaşı'nda askeri uçaklarda kullanılan tükenmez kalem sonradan yaygınlaşmıştır. Tükenmez kalemlerde mürekkep kağıda pirinç uçtaki yuvaya yerleştirilmiş minik bir bilye aracılığıyla aktarılır. Fakat dolmakalemin özelliği seçkin ve yazıyı kaliteli kılmasıdır.<br />
<br />
Radyonun sesi açılınca pil daha çabuk mu biter?<br />
<br />
Pille çalışan portatif radyolarda sesin yüksekliği pilin ömrünü etkiler. Radyo açık, sesi kapalı durumu ile sesin sonuna kadar açık durumu arasındaki fark pillerin ömürlerinin kısalmasına neden olur. Ses sonuna kadar açıldığında pillerden çekilen akım yüzde 30 artmaktadır. Bu durum, küçüğünden büyüğüne, pille çalışan ve ses yükselticisi olan bütün radyo, teyp, volkmen vb. için aynıdır.<br />
<br />
Horozlar niçin sabahları erkenden öterler?<br />
<br />
Sabah güneş doğarken ötmek yalnız horozlara özgü değildir. Kulağa en çok<br />
horozun sesinin gelmesi, onun sesinin diğerlerinden daha güçlü olmasıdır. Kuşların büyük çoğunluğu da aynı saatlerde ağaçlarda koro halinde öterler. Gün boyu hem horozlar hem kuşlar bu ötüşü sürdürürler ama seslerinin en güçlü çıktığı zaman sabah saatleridir. Horoz ve kuşların sabah gün doğarken ötmeleri biyolojik saatleriyle ayarlanmıştır <br />
<br />
Evlerimizdeki sinekler kışın nereye gidiyor?<br />
<br />
Sineklerin her türü kışın ortadan kaybolur. Havaların ısınmasıyla birlikte ansızın ortaya çıkarlar. Sinekler ısıya karşı çok hassastır. Güneş bulutun arkasına girdiği zaman oluşan ısı düşmesinden etkilenirler. Kış günlerinde yaşama şansları yoktur. Ölmeden önce yumurtalarını toprağa veya kuytuya gömerler. Lavra ve yumurtalar soğuktan etkilenmez. Yaz sıcakları başlayınca yumurtalar çatlar ve yine sinekli günler başlar.<br />
<br />
Termos nasıl sıcağı sıcak, soğuğu soğuk tutuyor?<br />
<br />
Tek nedeni vardır, vakum. Yani boşluk. Bir termosta iç içe geçmiş iki kap vardır. Dıştaki metal bir kap olup içteki<br />
genellikle bir cam şişedir. İkisinin arasındaki hava ise boşaltılmıştır. Tam olmasa da üreticiler tarafından elde edilebilen tama yakın bir boşluk vardır. Vakumlu bir ortamda hava molekülleri de ılmadığından ısı iletilemez.Cismin ısısı başlangıçta ne ise o halde kalır.İçerden dışarıya, dışarıdan içeriye ısı geçişi olmaz.Böylece termosa konan sıvı sıcaksa sıcak, soğuksa soğuk kalır.<br />
<br />
Kuşlar nasıl konuşabiliyor?<br />
<br />
Her insan ağzıyla konuşur ama konuşabilmeyi sağlayan asıl organ beyindir. Beyinde oluşan düşünceler dilimize ve dudaklarımıza aktarılır. Hayvanlar bu nedenle konuşamaz. Papağan ve benzeri kuşların yaptıkları konuşma değil, mükemmel bir ses tınısı ezberi ve tekrardır. Sesleri ezberler ve taklit ederler. Kuşların ses organları memeli hayvanlardan farklı olarak gırtlakta değil göğüs kafeslerinin dibinde, karın boşluğunun derinliklerindedir. Kuşların doğasında ses taklit yeteneği vardır. Doğayla iç içe yaşarken diğer kuşların seslerini taklit ederek bir çeşit iletişim sağlarlar.<br />
<br />
Kediler balık ve sütü niçin severler?<br />
<br />
Kedilerin sudan hoşlanmadığı bilinir. Ama aslında kediler çok iyi yüzerler. Hava şartlarından dolayı ve de tembelliklerinden suya girmeyi sevmezler. Ev kedisinin balık sevmesinin yanında kuşlara ve farelere olan düşkünlüğünün nedeni evcilleştirilmeden önce Mısır'da Nil vadisinde balık, kurbağa, küçük kuş ve fareleri avlayarak yaşamış olmasıdır. Zaten eski Mısırlılar kedileri fare avcıları olduğu için evcilleştirmişlerdir. Günümüzde kedinin kuzey Hindistan ve Güneydoğu Asya'da yaşayan türleri ırmakların kenarlarında balık avlayarak yaşamaktadır. Patileri ile balıkları sudan dışarı atar, gerekirse suya tamamen girerler. Eski Mısır'da kedi bakıcıları onları ekmek ve sütle beslemişlerdir. Kedilerin süt zevkinin de Mısırlı bakıcılarının yarattığı beslenme alışkanlığından kaynaklanmaktadır.<br />
<br />
Bardaktaki buzlar niçin birbirlerine yapışırlar?<br />
<br />
Buzun erimesi için yalnızca sıcaklık değil basınç da önemlidir. Dağlardaki buzulların kayma nedeni de budur. Basınçla alt tabaka erir ve kayma oluşur. Bir kabın içinde ya da bir bardakta üstüste duran buzların herbiri altındakine değdiği noktada bir basınç oluşturur ve bu noktada çok küçük kısım erir.Buradan hareket eden su çok az yanda iki buz küpçüğünün birleştiği noktada tekrar donar. İki buz parçası kaynak yapılmışçasına birbirlerine yapışır ve orada bir daha erime olmaz. <br />
-Alıntıdır..]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Akrebin Avlanma Mekanizması]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4058</link>
			<pubDate>Sat, 16 May 2009 19:42:55 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4058</guid>
			<description><![CDATA[Görüş yeteneği oldukça yetersiz olan kum akrepleri nasıl oluyor da gece, avlarının yerlerini hiç şaşırmadan belirleyebiliyorlar? <br />
<br />
Biyologlar, daha önce bu beceriyle, akrebin sekiz bacağında da bulunan yarık biçimli bir algılayıcı arasında bağ kurmuşlardı. Şimdiyse Münih Teknik Üniversitesi&#8217;ndeki fizikçiler, akrebin bu algılayıcılardan gelen sinyalleri işleyerek avlarının yerini nasıl belirlediklerini ortaya koymuş bulunuyorlar. Akrebin yakınlarına bir yere bir kelebeğin konduğunu düşünün. Kelebek iki tür dalga yayacaktır. Birincisi, saniyede 150 m hızla ilerleyen hacim dalgaları; ikincisiyse, yüzeye paralel olarak saniyede 50 m hızla yol alan Rayleigh dalgaları. Ava olan mesafe, bu iki dalganın akrebe ulaşma süreleri arasındaki farktan belirleniyor. Ancak sadece avla arasındaki mesafeyi bilmek, akrebin onu yakaladığı anlamına gelmiyor. Avın hangi yönde olduğunu da bilmesi gerekiyor. İşte tam burada devreye akrebin bacakları giriyor. Akrebin bacakları, yaklaşık 5 cm çaplı bir daire üzerinde yere basıyor. Dolayısıyla, avın yaydığı Rayleigh dalgasının akrebin ava en yakın bacağına ulaşmasıyla, en uzaktaki algılayıcıya varması arasında 5 milisaniye kadar bir fark oluyor. Algılayıcılardan biri, Rayleigh dalgasını saptadığında, bir ya da daha fazla nöron (sinir hücresi) akrebin beynine yüksek frekansta bir sinyal gönderiyor, bu &#8220;uyarıcı&#8221; sinyal, beyinde diğer üç bacaktan gelen sinyalleri de alan bir nörona ulaşıyor. Münih araştırma ekibinin vardığı sonuçlar, bacaklardan gelen sinyalleri işlemden geçiren sekiz nöronun bir &#8220;komite&#8221; gibi toplanıp, avın yönünü &#8220;oylama&#8221; yöntemiyle belirlediğini gösteriyor. Sistem ayrıca her algılayıcı için bir ya da iki nöronun, avın yönünün duyarlı bir biçimde belirlenmesi için yeterli olduğunu gösteriyor. Tüm bu bilgiler Allah&#8217;ın sonsuz aklının birer tecellisidir ve bu akıl her canlıda açıkça gözükmektedir...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Görüş yeteneği oldukça yetersiz olan kum akrepleri nasıl oluyor da gece, avlarının yerlerini hiç şaşırmadan belirleyebiliyorlar? <br />
<br />
Biyologlar, daha önce bu beceriyle, akrebin sekiz bacağında da bulunan yarık biçimli bir algılayıcı arasında bağ kurmuşlardı. Şimdiyse Münih Teknik Üniversitesi&#8217;ndeki fizikçiler, akrebin bu algılayıcılardan gelen sinyalleri işleyerek avlarının yerini nasıl belirlediklerini ortaya koymuş bulunuyorlar. Akrebin yakınlarına bir yere bir kelebeğin konduğunu düşünün. Kelebek iki tür dalga yayacaktır. Birincisi, saniyede 150 m hızla ilerleyen hacim dalgaları; ikincisiyse, yüzeye paralel olarak saniyede 50 m hızla yol alan Rayleigh dalgaları. Ava olan mesafe, bu iki dalganın akrebe ulaşma süreleri arasındaki farktan belirleniyor. Ancak sadece avla arasındaki mesafeyi bilmek, akrebin onu yakaladığı anlamına gelmiyor. Avın hangi yönde olduğunu da bilmesi gerekiyor. İşte tam burada devreye akrebin bacakları giriyor. Akrebin bacakları, yaklaşık 5 cm çaplı bir daire üzerinde yere basıyor. Dolayısıyla, avın yaydığı Rayleigh dalgasının akrebin ava en yakın bacağına ulaşmasıyla, en uzaktaki algılayıcıya varması arasında 5 milisaniye kadar bir fark oluyor. Algılayıcılardan biri, Rayleigh dalgasını saptadığında, bir ya da daha fazla nöron (sinir hücresi) akrebin beynine yüksek frekansta bir sinyal gönderiyor, bu &#8220;uyarıcı&#8221; sinyal, beyinde diğer üç bacaktan gelen sinyalleri de alan bir nörona ulaşıyor. Münih araştırma ekibinin vardığı sonuçlar, bacaklardan gelen sinyalleri işlemden geçiren sekiz nöronun bir &#8220;komite&#8221; gibi toplanıp, avın yönünü &#8220;oylama&#8221; yöntemiyle belirlediğini gösteriyor. Sistem ayrıca her algılayıcı için bir ya da iki nöronun, avın yönünün duyarlı bir biçimde belirlenmesi için yeterli olduğunu gösteriyor. Tüm bu bilgiler Allah&#8217;ın sonsuz aklının birer tecellisidir ve bu akıl her canlıda açıkça gözükmektedir...]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kardeş Kardeşe Borç Vermez]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4032</link>
			<pubDate>Thu, 14 May 2009 21:56:44 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4032</guid>
			<description><![CDATA[[/b]  <br />
Mustafa Kemal Paşa, 3 Mayıs 1920 günü Doğu Cephesi Komutanı Kazım Karabekir Paşa&#8217;ya yazdığı bir mektupta &#8220;Devlette hiç para kalmadı. Şu anda içeride para temin edebileceğimiz bir kaynak da yok. Başka kaynaklardan para temin edinceye kadar Azerbaycan hükümetinden borç para alınmasını temin etmenizi rica ederim&#8221; diyordu. Kazım Karabekir Paşa, isteği Azerbaycan hükümetine iletti. Bu istek, Azerbaycan Sovyet Sosyalist Halk Cumhuriyeti ile Ankara Hükümeti arasındaki ilk resmi temastı. <br />
<br />
Azerbaycan&#8217;dan Türkiye&#8217;ye uzanan kardeş eli 1921 yılı içinde Nerimanov&#8217;un şahsi emri ile Azerbaycan Dışişleri Bakanı Mirza Davut Hüseyinov, kazanılan Birinci-İkinci İnönü Savaşları münasebetiyle çektiği telgrafta &#8220;...Kazanılan bu büyük zaferlerden dolayı Türk halkını Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti adına kutluyoruz.&#8221; diyor ve bu büyük zaferlerin şerefine Azerbaycan halkının yardım için 30 sistern petrol, 2 sistern benzin, 8 sistern kerosin gönderdiğini bildiriyordu. <br />
<br />
Aynı yılın Mayıs ayında Azerbaycan devleti, TBMM hükümetine 62 sistern petrol gönderdi ve bundan sonra savaş bitinceye kadar aynı değerde petrol ve üç vagon dolusu kerosin göndermeyi taahhüt etti. Bu taahhüdün dışında 1922 yılında Batum yolu ile Azerbaycan dokuz bin tondan fazla kerosin ve 350 ton benzin gönderdi. <br />
<br />
Mustafa Kemal Paşa 1921 yılında Nerimanov&#8217;a bir mektup yazarak borç para talep etmişti. Bu mektubu 17 Mart 1921 günü büyükelçi Nerimanov&#8217;a ulaştırdı. Nerimanov, derhal 500 kg. altın gönderdi. Bunun 200 kg. devlet bütçesine, kalanı ise mühimmat ve silah için kullanıldı. Daha sonra Nerimanov Rusya&#8217;dan aldığı 10 milyon altın rubleyi Ankara&#8217;ya gönderdi. Bu yardımlarla savaş içindeki ülkenin durumunda belirgin bir düzelme oldu. <br />
<br />
23 Mart 1921&#8217;de Azerbaycan hükümeti talep etmediği halde Türkiye&#8217;ye Azerbaycan halkının hediyesi olarak 30 sistern petrol, 2 sistern benzin, 8 sistern yağ gönderdi. <br />
<br />
Nerimanov, Mustafa Kemal Paşa&#8217;nın yazdığı mektuba yazdığı cevabi mektubunda her gün kazanılan başarılarla Türk halkının emperyalizmden kurtulma günlerinin yaklaştığını, bu yüzden kahraman Türk halkını kutladığını yazıyor ve sonra ilave ediyordu; &#8220;Paşam, bizim Türk milletinde kardeş kardeşe borç vermez. Kardeş, her zaman kardeşinin elinden tutar. Biz kardeşiz, her zaman elinizden tutacağız ve tutmaya devam edeceğiz.&#8221; (A. Şemseddinov, Kurtuluş Savaşı Yıllarında Türkiye-Sovyetler Birliği Alâkaları, shf.66)<br />
  <br />
       Şimdi biz, Ermenistan Karabağdan çekilmeden , Ermenistan kapılarını açarsak, bu, kardeşimiz olan Azerbaycan'a ihanet değil de nedir. Bu karara onay verenler bu vebali taşayamacaklar ve tarih onları hep kardeş haini olarak yazacaktır. <br />
<br />
<br />
[b]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[[/b]  <br />
Mustafa Kemal Paşa, 3 Mayıs 1920 günü Doğu Cephesi Komutanı Kazım Karabekir Paşa&#8217;ya yazdığı bir mektupta &#8220;Devlette hiç para kalmadı. Şu anda içeride para temin edebileceğimiz bir kaynak da yok. Başka kaynaklardan para temin edinceye kadar Azerbaycan hükümetinden borç para alınmasını temin etmenizi rica ederim&#8221; diyordu. Kazım Karabekir Paşa, isteği Azerbaycan hükümetine iletti. Bu istek, Azerbaycan Sovyet Sosyalist Halk Cumhuriyeti ile Ankara Hükümeti arasındaki ilk resmi temastı. <br />
<br />
Azerbaycan&#8217;dan Türkiye&#8217;ye uzanan kardeş eli 1921 yılı içinde Nerimanov&#8217;un şahsi emri ile Azerbaycan Dışişleri Bakanı Mirza Davut Hüseyinov, kazanılan Birinci-İkinci İnönü Savaşları münasebetiyle çektiği telgrafta &#8220;...Kazanılan bu büyük zaferlerden dolayı Türk halkını Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti adına kutluyoruz.&#8221; diyor ve bu büyük zaferlerin şerefine Azerbaycan halkının yardım için 30 sistern petrol, 2 sistern benzin, 8 sistern kerosin gönderdiğini bildiriyordu. <br />
<br />
Aynı yılın Mayıs ayında Azerbaycan devleti, TBMM hükümetine 62 sistern petrol gönderdi ve bundan sonra savaş bitinceye kadar aynı değerde petrol ve üç vagon dolusu kerosin göndermeyi taahhüt etti. Bu taahhüdün dışında 1922 yılında Batum yolu ile Azerbaycan dokuz bin tondan fazla kerosin ve 350 ton benzin gönderdi. <br />
<br />
Mustafa Kemal Paşa 1921 yılında Nerimanov&#8217;a bir mektup yazarak borç para talep etmişti. Bu mektubu 17 Mart 1921 günü büyükelçi Nerimanov&#8217;a ulaştırdı. Nerimanov, derhal 500 kg. altın gönderdi. Bunun 200 kg. devlet bütçesine, kalanı ise mühimmat ve silah için kullanıldı. Daha sonra Nerimanov Rusya&#8217;dan aldığı 10 milyon altın rubleyi Ankara&#8217;ya gönderdi. Bu yardımlarla savaş içindeki ülkenin durumunda belirgin bir düzelme oldu. <br />
<br />
23 Mart 1921&#8217;de Azerbaycan hükümeti talep etmediği halde Türkiye&#8217;ye Azerbaycan halkının hediyesi olarak 30 sistern petrol, 2 sistern benzin, 8 sistern yağ gönderdi. <br />
<br />
Nerimanov, Mustafa Kemal Paşa&#8217;nın yazdığı mektuba yazdığı cevabi mektubunda her gün kazanılan başarılarla Türk halkının emperyalizmden kurtulma günlerinin yaklaştığını, bu yüzden kahraman Türk halkını kutladığını yazıyor ve sonra ilave ediyordu; &#8220;Paşam, bizim Türk milletinde kardeş kardeşe borç vermez. Kardeş, her zaman kardeşinin elinden tutar. Biz kardeşiz, her zaman elinizden tutacağız ve tutmaya devam edeceğiz.&#8221; (A. Şemseddinov, Kurtuluş Savaşı Yıllarında Türkiye-Sovyetler Birliği Alâkaları, shf.66)<br />
  <br />
       Şimdi biz, Ermenistan Karabağdan çekilmeden , Ermenistan kapılarını açarsak, bu, kardeşimiz olan Azerbaycan'a ihanet değil de nedir. Bu karara onay verenler bu vebali taşayamacaklar ve tarih onları hep kardeş haini olarak yazacaktır. <br />
<br />
<br />
[b]]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hayvanların gözüyle Dünya nasıl görünüyor?]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4020</link>
			<pubDate>Thu, 14 May 2009 20:43:26 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4020</guid>
			<description><![CDATA[Hayvanların gözüyle dünya nasıl görünüyor?<br />
<br />
Yüzyıllardır insanoğlu kendi dışındaki canlıların nasıl gördüğünü merak etmştir. Yapılan son araştırmalar canlıların görme duyusunun oldukça çeşitli bir yelpazede yer aldığını ortaya koyuyor.<br />
<br />
Mesela yusufçuk böceklerinin beyni çok hızlı çalışır fakat görme duyuları bir o kadar yavaştır. Güvercinler ise farklı renk tonlarını en gelişmiş bilgisayar programlarından bile daha detaylı biçimde saptayabilme yeteneğine sahiptir. <br />
<br />
İşte size doğruluğu bilimsel olarak da kanıtlanmış yedi hayvan ve bu hayvanların dünyayı nasıl gördüğü...<br />
<br />
<br />
<br />
Atlar <br />
<br />
Atlar inanılmaz bir görüş alanına sahipler fakat dürbün görüş alanına sahip oldukları için tam olarak iki göz arasında kalan bölgedeki görüntüyü göremiyorlar. YAni gözleri geniş alandaki bir manzarayı ikiye bölüyor.<br />
<br />
<br />
<br />
Maymunlar<br />
<br />
Eski dünya maymunlarının aynı bir insan gibi kırmızı, yeşil ve mavi renklerini algılayabildiği zaten kanıtlanmıştı. Fakat birçok yeni dünya maymunu bu yetiye sahip değil. Hatta bugün bir maymun ailesinin her bir üyesi bile aynı görme algısına sahip değil. Maymunlar içinde tam altı farklı tipte renk körlüğü mevcut. Bu anlamda maymunlar tıpkı insanlara benziyor. Erkek maymunlarda renk körlüğü kadınlara göre daha yaygın.<br />
<br />
<br />
<br />
Kuşlar<br />
<br />
Birçok kuş farklı görüyor. Mesela güvercinler milyonlarca farklı renk tonunu algılayabiliyor. Zaten doğada rengi en geniş yelpazede algılayan hayvan türü olarak biliniyorlar. Gözlerinde diğer canlı türlerine göre çok daha fazla renk reseptörü bulunuyor.<br />
<br />
<br />
<br />
Kedi ve köpekler<br />
<br />
Kediler ve köpekler güçlü bir görüş algısına sahip değiller. Bu iki canlı türünün koku ve ses algıları görme duyularından daha fazla gelişmiş. Özellikle kediler, köpeklere göre bu konuda daha kötüler. Renk körüdürler. Köpekler zaman zaman sarı ve mavi arasındaki farkı algılayabiliyorlar fakat kediler bunu bile ayrıt edemiyor. Fakat kediler gece görüşü açısından insanlardan bile daha iyi.<br />
<br />
<br />
<br />
Yılanlar<br />
<br />
Yılanlar iki sistemli göz algısına sahip. Bu sistemlerden biri renkleri çok daha iyi algılıyor. Dİğer sistem de ısıya dayalı algıya sahip. Bu anlamda gözleri aynı bir infrared detektör gibi işliyor. Yani diğer canlıları ve insanları ısıya dayalı özel bir algıyla seçebiliyorlar.<br />
<br />
<br />
<br />
Sinekler ve böcekler<br />
<br />
Parçalara ayrılmış göz yapıları görme algılarını insanlardan farklı kılıyor. Nokta gözlü bu haşerelerin birçok türünün gözlerinde 30 bin civarında lens bulunabiliyor. Mesela yusufçuk böceğinin beyni inanımaz bir hızda işliyor. Fakat gördükleri herşeyi ağır çekimde algılıyorlar.<br />
<br />
Renkleri de ayırt edebiliyorlar ama diğer hayvanlar kadar güçlü değil. Görme algıları harekete çok duyarlı. Bu nedenle öldürme konusunda çok atik ve sertler.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Hayvanların gözüyle dünya nasıl görünüyor?<br />
<br />
Yüzyıllardır insanoğlu kendi dışındaki canlıların nasıl gördüğünü merak etmştir. Yapılan son araştırmalar canlıların görme duyusunun oldukça çeşitli bir yelpazede yer aldığını ortaya koyuyor.<br />
<br />
Mesela yusufçuk böceklerinin beyni çok hızlı çalışır fakat görme duyuları bir o kadar yavaştır. Güvercinler ise farklı renk tonlarını en gelişmiş bilgisayar programlarından bile daha detaylı biçimde saptayabilme yeteneğine sahiptir. <br />
<br />
İşte size doğruluğu bilimsel olarak da kanıtlanmış yedi hayvan ve bu hayvanların dünyayı nasıl gördüğü...<br />
<br />
<br />
<br />
Atlar <br />
<br />
Atlar inanılmaz bir görüş alanına sahipler fakat dürbün görüş alanına sahip oldukları için tam olarak iki göz arasında kalan bölgedeki görüntüyü göremiyorlar. YAni gözleri geniş alandaki bir manzarayı ikiye bölüyor.<br />
<br />
<br />
<br />
Maymunlar<br />
<br />
Eski dünya maymunlarının aynı bir insan gibi kırmızı, yeşil ve mavi renklerini algılayabildiği zaten kanıtlanmıştı. Fakat birçok yeni dünya maymunu bu yetiye sahip değil. Hatta bugün bir maymun ailesinin her bir üyesi bile aynı görme algısına sahip değil. Maymunlar içinde tam altı farklı tipte renk körlüğü mevcut. Bu anlamda maymunlar tıpkı insanlara benziyor. Erkek maymunlarda renk körlüğü kadınlara göre daha yaygın.<br />
<br />
<br />
<br />
Kuşlar<br />
<br />
Birçok kuş farklı görüyor. Mesela güvercinler milyonlarca farklı renk tonunu algılayabiliyor. Zaten doğada rengi en geniş yelpazede algılayan hayvan türü olarak biliniyorlar. Gözlerinde diğer canlı türlerine göre çok daha fazla renk reseptörü bulunuyor.<br />
<br />
<br />
<br />
Kedi ve köpekler<br />
<br />
Kediler ve köpekler güçlü bir görüş algısına sahip değiller. Bu iki canlı türünün koku ve ses algıları görme duyularından daha fazla gelişmiş. Özellikle kediler, köpeklere göre bu konuda daha kötüler. Renk körüdürler. Köpekler zaman zaman sarı ve mavi arasındaki farkı algılayabiliyorlar fakat kediler bunu bile ayrıt edemiyor. Fakat kediler gece görüşü açısından insanlardan bile daha iyi.<br />
<br />
<br />
<br />
Yılanlar<br />
<br />
Yılanlar iki sistemli göz algısına sahip. Bu sistemlerden biri renkleri çok daha iyi algılıyor. Dİğer sistem de ısıya dayalı algıya sahip. Bu anlamda gözleri aynı bir infrared detektör gibi işliyor. Yani diğer canlıları ve insanları ısıya dayalı özel bir algıyla seçebiliyorlar.<br />
<br />
<br />
<br />
Sinekler ve böcekler<br />
<br />
Parçalara ayrılmış göz yapıları görme algılarını insanlardan farklı kılıyor. Nokta gözlü bu haşerelerin birçok türünün gözlerinde 30 bin civarında lens bulunabiliyor. Mesela yusufçuk böceğinin beyni inanımaz bir hızda işliyor. Fakat gördükleri herşeyi ağır çekimde algılıyorlar.<br />
<br />
Renkleri de ayırt edebiliyorlar ama diğer hayvanlar kadar güçlü değil. Görme algıları harekete çok duyarlı. Bu nedenle öldürme konusunda çok atik ve sertler.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Çiğnediğimiz sakız..]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=3899</link>
			<pubDate>Fri, 08 May 2009 19:27:36 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=3899</guid>
			<description><![CDATA[Bir dahaki sefer ayakkabınıza yapışan o sakıza lanet ederken, tarihin bir parçasının size yapıştığını düşünün.<br />
<br />
[attachment=597]<br />
<br />
Temmuz 2007&#8217;de Finlandiya&#8217;da, üzerinde diş izleri bulunan 5500 yıllık bir sakız bulundu, ama sakız çiğneme ihtiyacımız daha da eski tarihlere dayanıyor. Fin kazısı danışmanlarından Sami Viljanmaa, &#8220;Sakız çiğnemenin 10 bin yıldan daha öncelere uzanan bir tarihi var&#8221; diyor. Öğrenmemiz gereken, ne kadar daha önceyeAĞIZDAKİ BAĞIMLILIK<br />
İÖ 4000-3500<br />
Sakız, çanak çömlek ve ok başlarının onarımında tutkal olarak kullanıldı. Arkeologlar, Neolitik insanların, ağız enfeksiyonlarını tedavi amaçlı &#8220;sakız&#8221; çiğneyerek antiseptik özelliklerinden yararlandıklarına inanıyor. <br />
<br />
İS 50<br />
Eski Yunanlılar sakız ağacından elde edilen reçineyi (çamsakızı) çiğnedi. <br />
<br />
1500&#8217;ler<br />
İspanyol kayıtları, Mayaların sapodilla ağacının (Manilkara zapota) besisuyundan yapılan sakızı çiğnediklerini gösteriyor. <br />
<br />
POPÜLERLEŞME<br />
1600&#8217;ler<br />
Amerikan yerlileri çiğneme alışkanlıklarını Avrupalı sömürgecilerle paylaşıyor. <br />
<br />
1848<br />
John Curtis, ilk ticari sakız olan Maine Eyaleti Halis Alaçam Sakızı&#8217;nı piyasaya sürüyor.<br />
<br />
1860&#8217;lar<br />
Meksikalı general Antonio López de Santa Anna Amerika&#8217;ya ulaşıyor. O, lastik üretimi için satma umuduyla sapodilla sakızını New York&#8217;a getiriyor. <br />
<br />
1869<br />
Ohio&#8217;lu bir diş hekimi, William Semple, sakız için ilk patenti alıyor. <br />
<br />
PEMBE BİR DÜNYA<br />
1891<br />
William Wrigley, Jr., sattığı her kabartma tozu kutusu ile birlikte iki paket sakız veriyor. Sakız hızla popülerleşiyor. Doublemint ikizleri ve Wrigley beyzbol sahası da onu izliyor.<br />
<br />
1928<br />
Walter Diemar tesadüfen balonlu sakızın formülünü keşfediyor. Ve elindeki tek gıda boyasını ekliyor: Parlak pembe<br />
<br />
1941-45<br />
Askerlere erzak ve yiyecekleri ile birlikte balonlu sakız da dağıtılıyor. Paris&#8217;ten Filipinler&#8217;e kadar balon şişiren Amerikan güçleri, tutulmasını hızlandırıyor. <br />
<br />
SAKIZ HABERLERİ<br />
1950&#8217;ler<br />
Şekersiz sakız piyasaya sürülüyor. <br />
<br />
1996<br />
Sigarayı bırakmaya yardımcı olan ilk nikotin sakızı Nicorette, tezgâhlarda yerini alıyor. <br />
<br />
2004<br />
Singapur, sakıza uyguladığı yasağı hafifletiyor. <br />
<br />
2007<br />
Bilim insanları suda çözülen ve kaldırım veya giysilerden kolayca çıkarılabilen sakızı test edip geliştiriyor.<br />
uzandığı...<br />
Alıntıdır..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bir dahaki sefer ayakkabınıza yapışan o sakıza lanet ederken, tarihin bir parçasının size yapıştığını düşünün.<br />
<br />
[attachment=597]<br />
<br />
Temmuz 2007&#8217;de Finlandiya&#8217;da, üzerinde diş izleri bulunan 5500 yıllık bir sakız bulundu, ama sakız çiğneme ihtiyacımız daha da eski tarihlere dayanıyor. Fin kazısı danışmanlarından Sami Viljanmaa, &#8220;Sakız çiğnemenin 10 bin yıldan daha öncelere uzanan bir tarihi var&#8221; diyor. Öğrenmemiz gereken, ne kadar daha önceyeAĞIZDAKİ BAĞIMLILIK<br />
İÖ 4000-3500<br />
Sakız, çanak çömlek ve ok başlarının onarımında tutkal olarak kullanıldı. Arkeologlar, Neolitik insanların, ağız enfeksiyonlarını tedavi amaçlı &#8220;sakız&#8221; çiğneyerek antiseptik özelliklerinden yararlandıklarına inanıyor. <br />
<br />
İS 50<br />
Eski Yunanlılar sakız ağacından elde edilen reçineyi (çamsakızı) çiğnedi. <br />
<br />
1500&#8217;ler<br />
İspanyol kayıtları, Mayaların sapodilla ağacının (Manilkara zapota) besisuyundan yapılan sakızı çiğnediklerini gösteriyor. <br />
<br />
POPÜLERLEŞME<br />
1600&#8217;ler<br />
Amerikan yerlileri çiğneme alışkanlıklarını Avrupalı sömürgecilerle paylaşıyor. <br />
<br />
1848<br />
John Curtis, ilk ticari sakız olan Maine Eyaleti Halis Alaçam Sakızı&#8217;nı piyasaya sürüyor.<br />
<br />
1860&#8217;lar<br />
Meksikalı general Antonio López de Santa Anna Amerika&#8217;ya ulaşıyor. O, lastik üretimi için satma umuduyla sapodilla sakızını New York&#8217;a getiriyor. <br />
<br />
1869<br />
Ohio&#8217;lu bir diş hekimi, William Semple, sakız için ilk patenti alıyor. <br />
<br />
PEMBE BİR DÜNYA<br />
1891<br />
William Wrigley, Jr., sattığı her kabartma tozu kutusu ile birlikte iki paket sakız veriyor. Sakız hızla popülerleşiyor. Doublemint ikizleri ve Wrigley beyzbol sahası da onu izliyor.<br />
<br />
1928<br />
Walter Diemar tesadüfen balonlu sakızın formülünü keşfediyor. Ve elindeki tek gıda boyasını ekliyor: Parlak pembe<br />
<br />
1941-45<br />
Askerlere erzak ve yiyecekleri ile birlikte balonlu sakız da dağıtılıyor. Paris&#8217;ten Filipinler&#8217;e kadar balon şişiren Amerikan güçleri, tutulmasını hızlandırıyor. <br />
<br />
SAKIZ HABERLERİ<br />
1950&#8217;ler<br />
Şekersiz sakız piyasaya sürülüyor. <br />
<br />
1996<br />
Sigarayı bırakmaya yardımcı olan ilk nikotin sakızı Nicorette, tezgâhlarda yerini alıyor. <br />
<br />
2004<br />
Singapur, sakıza uyguladığı yasağı hafifletiyor. <br />
<br />
2007<br />
Bilim insanları suda çözülen ve kaldırım veya giysilerden kolayca çıkarılabilen sakızı test edip geliştiriyor.<br />
uzandığı...<br />
Alıntıdır..]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>