<?xml version="1.0" encoding="iso-8859-9"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[ELTCafe.Net - Kitap Tanıtımı]]></title>
		<link>http://www.eltcafe.net/</link>
		<description><![CDATA[ELTCafe.Net - http://www.eltcafe.net]]></description>
		<pubDate>Fri, 30 Jul 2010 15:14:08 +0300</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Yüreğim Seni Çok Sevdi-Canan Tan]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=5279</link>
			<pubDate>Mon, 25 Jan 2010 01:17:00 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=5279</guid>
			<description><![CDATA[<br />
<br />
"Biliyorum, imkansız aşk bu! Ama hükmedemiyorum kendime..." demişti Murat. "Çünkü, yüreğim seni çok sevdi!.."<br />
<br />
Ardından da dizelere dökmüştü sevdasını.<br />
<br />
"Yüreğim seni çok sevdi<br />
O yürek talan<br />
O yürek yangın yeri<br />
O yürek sen istiyor<br />
Bir tek seni..."<br />
<br />
Aslı ile Murat&#8217;ın İstanbul-Bursa-Amerika üçgeninde yaşadıkları destansı aşkın öyküsü... Herkesin kendinden bir şey bulabileceği kadar gerçek...<br />
<br />
Cidden çok güzel bir kitap ben okudum ve harika tavsiye ederim ..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<br />
<br />
"Biliyorum, imkansız aşk bu! Ama hükmedemiyorum kendime..." demişti Murat. "Çünkü, yüreğim seni çok sevdi!.."<br />
<br />
Ardından da dizelere dökmüştü sevdasını.<br />
<br />
"Yüreğim seni çok sevdi<br />
O yürek talan<br />
O yürek yangın yeri<br />
O yürek sen istiyor<br />
Bir tek seni..."<br />
<br />
Aslı ile Murat&#8217;ın İstanbul-Bursa-Amerika üçgeninde yaşadıkları destansı aşkın öyküsü... Herkesin kendinden bir şey bulabileceği kadar gerçek...<br />
<br />
Cidden çok güzel bir kitap ben okudum ve harika tavsiye ederim ..]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kayıp Sembol - Dan Brown]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=5272</link>
			<pubDate>Mon, 25 Jan 2010 01:03:08 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=5272</guid>
			<description><![CDATA[<br />
<br />
Dan Brown; Da Vinci Şifresi, Melekler ve Şeytanlar'dan sonra Kayıp Sembol'de insanlığın yüzyıllardır beklediği bir gerçeğin peşinde... Harvard Simgebilim Profesörü Robert Langdon, Kongre Binası'nda konferans vermesi için yakın bir arkadaşından davet alır. Ancak, Washington'a varır varmaz oldukça garip bir durumla karşı karşıya kalan profesör, kendini korkunç bir oyunun ortasında bulur. <br />
<br />
Kongre Binası'na bırakılmış olan bir sembolün -yakın arkadaşı Peter Solomon'ın kesik eli- varlığını haber veren bir telefon, Langdon'ı hiç de yabancısı olmadığı bir dünyaya davet etmektedir. Antikçağlarda kullanılan bu sembolik çağrı, daveti alan kişiyi ezoterik bilgeliğin hüküm sürdüğü, çok eskilerde kalmış kayıp bir dünyaya sürükleyecektir. <br />
<br />
Sonu belli olmayan bu mistik daveti arkadaşını kurtarmak için kabul eden Langdon, bir anda masonik sırların, saklı kalmış tarihin ve o güne dek görmediği yerlerin gizli dünyasında inanılmaz bir gerçekle yüzleşmek zorunda kalır. Artık cevaplanması gereken sorular vardır: İnsanlığın Altın Çağı, açılmaması gereken bir kapının aralığından sırlarıyla birlikte yok mu olacak, yoksa hikmetin ışığında tüm soruların cevapları mı bulunacaktır?...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<br />
<br />
Dan Brown; Da Vinci Şifresi, Melekler ve Şeytanlar'dan sonra Kayıp Sembol'de insanlığın yüzyıllardır beklediği bir gerçeğin peşinde... Harvard Simgebilim Profesörü Robert Langdon, Kongre Binası'nda konferans vermesi için yakın bir arkadaşından davet alır. Ancak, Washington'a varır varmaz oldukça garip bir durumla karşı karşıya kalan profesör, kendini korkunç bir oyunun ortasında bulur. <br />
<br />
Kongre Binası'na bırakılmış olan bir sembolün -yakın arkadaşı Peter Solomon'ın kesik eli- varlığını haber veren bir telefon, Langdon'ı hiç de yabancısı olmadığı bir dünyaya davet etmektedir. Antikçağlarda kullanılan bu sembolik çağrı, daveti alan kişiyi ezoterik bilgeliğin hüküm sürdüğü, çok eskilerde kalmış kayıp bir dünyaya sürükleyecektir. <br />
<br />
Sonu belli olmayan bu mistik daveti arkadaşını kurtarmak için kabul eden Langdon, bir anda masonik sırların, saklı kalmış tarihin ve o güne dek görmediği yerlerin gizli dünyasında inanılmaz bir gerçekle yüzleşmek zorunda kalır. Artık cevaplanması gereken sorular vardır: İnsanlığın Altın Çağı, açılmaması gereken bir kapının aralığından sırlarıyla birlikte yok mu olacak, yoksa hikmetin ışığında tüm soruların cevapları mı bulunacaktır?...]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ateşi Yakalamak]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=5029</link>
			<pubDate>Fri, 11 Sep 2009 15:37:45 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=5029</guid>
			<description><![CDATA[Ateşi Yakalamak<br />
<br />
Sitemize üye olmadan linkleri göremezsiniz. Kayıt olmak sadece 30 saniyenizi alacak... <br />
Kayıt Ol! - <br />
Giriş Yap...<br />
<br />
<br />
Suzanne Collins<br />
PEGASUS YAYINLARI<br />
<br />
CAPITOL MUTSUZ, HUZURSUZLUK ARTIYOR, ATEŞLE DANS EDEN KIZ BİR KIVILCIM YAKTI,<br />
YERİN ALTINDAN YÜKSELEN İSYAN ŞİMDİ PATLAMA NOKTASINDA!<br />
<br />
KIVILCIMLAR PARLIYOR, ALEVLER YAYILIYOR VE CAPITOL İNTİKAM İSTİYOR.<br />
<br />
<br />
&#8220;Açlık Oyunları Serisi, insanı meraktan çatlatan, gerilim dolu, müthiş akıcı ve inanılmaz sarsıcı&#8230; Elimden bir türlü bırakamadım. Bağımlısı oldum!&#8221;<br />
-Stephen King<br />
<br />
Sabırsızlıkla çıkmasını beklediğim fenomen kitap Açlık Oyunları&#8217;nın devamı olan Ateşi Yakalamak kitabını erkenden okuma fırsatı buldum.. Benim yüksek beklentilerimi haklı çıkartmakla kalmamakla birlikte bunun çok üstüne çıktı. Bu kitap Açlık Oyunları kadar heyecanlı fakat daha bir yürek burkucu çünkü zaten karakterleri tanıyorsunuz, zaten onlarla birlikte zorluklara göğüs germiştiniz. Suzanne hikayenin gerçekleştiği yerleri ummadığım yerlere taşımış ve o bu çok zor yerleri seçmekten hiç çekinmemiş. Olağanüstü. Bu kitabı okurken uykunuzu erteleyeceksiniz. Çıktığı andan itibaren listeleri altüst edecek. Tavsiyem o sabah için hazırlanın ve takviminizi ona göre ayarlayın.<br />
-Stephenie Meyer<br />
<br />
&#8220;Zekice kurgulanmış ve çok akıcı bir kitap&#8230; Büyüleyici.&#8221;<br />
-John Green<br />
<br />
&#8220;Bilimkurgu, heyecan, gerilim ve aşkın muhteşem bir karışımı.&#8221;<br />
-USA Today<br />
<br />
&#8220;Nefes Kesiyor&#8221;<br />
Publisher Weekly<br />
<br />
&#8220;Aksiyon, Entrika, Aşk. Kesinlikle mükemmel.&#8221;<br />
Kirkus Reviews<br />
SİTE:www.kitapyurdu.com]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Ateşi Yakalamak<br />
<br />
Sitemize üye olmadan linkleri göremezsiniz. Kayıt olmak sadece 30 saniyenizi alacak... <br />
Kayıt Ol! - <br />
Giriş Yap...<br />
<br />
<br />
Suzanne Collins<br />
PEGASUS YAYINLARI<br />
<br />
CAPITOL MUTSUZ, HUZURSUZLUK ARTIYOR, ATEŞLE DANS EDEN KIZ BİR KIVILCIM YAKTI,<br />
YERİN ALTINDAN YÜKSELEN İSYAN ŞİMDİ PATLAMA NOKTASINDA!<br />
<br />
KIVILCIMLAR PARLIYOR, ALEVLER YAYILIYOR VE CAPITOL İNTİKAM İSTİYOR.<br />
<br />
<br />
&#8220;Açlık Oyunları Serisi, insanı meraktan çatlatan, gerilim dolu, müthiş akıcı ve inanılmaz sarsıcı&#8230; Elimden bir türlü bırakamadım. Bağımlısı oldum!&#8221;<br />
-Stephen King<br />
<br />
Sabırsızlıkla çıkmasını beklediğim fenomen kitap Açlık Oyunları&#8217;nın devamı olan Ateşi Yakalamak kitabını erkenden okuma fırsatı buldum.. Benim yüksek beklentilerimi haklı çıkartmakla kalmamakla birlikte bunun çok üstüne çıktı. Bu kitap Açlık Oyunları kadar heyecanlı fakat daha bir yürek burkucu çünkü zaten karakterleri tanıyorsunuz, zaten onlarla birlikte zorluklara göğüs germiştiniz. Suzanne hikayenin gerçekleştiği yerleri ummadığım yerlere taşımış ve o bu çok zor yerleri seçmekten hiç çekinmemiş. Olağanüstü. Bu kitabı okurken uykunuzu erteleyeceksiniz. Çıktığı andan itibaren listeleri altüst edecek. Tavsiyem o sabah için hazırlanın ve takviminizi ona göre ayarlayın.<br />
-Stephenie Meyer<br />
<br />
&#8220;Zekice kurgulanmış ve çok akıcı bir kitap&#8230; Büyüleyici.&#8221;<br />
-John Green<br />
<br />
&#8220;Bilimkurgu, heyecan, gerilim ve aşkın muhteşem bir karışımı.&#8221;<br />
-USA Today<br />
<br />
&#8220;Nefes Kesiyor&#8221;<br />
Publisher Weekly<br />
<br />
&#8220;Aksiyon, Entrika, Aşk. Kesinlikle mükemmel.&#8221;<br />
Kirkus Reviews<br />
SİTE:www.kitapyurdu.com]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Fedailerin Kalesi Alamut]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4646</link>
			<pubDate>Fri, 17 Jul 2009 03:39:06 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4646</guid>
			<description><![CDATA[[attachment=832]<br />
<br />
[/color]KİTABIN ADI : FEDAİLERİN KALESİ ALAMUT<br />
<br />
KİTABIN YAZARI : WLADIMIR BARTOL<br />
<br />
YAYIN EVİ VE ADRESİ: YURT KİTAP YAYIN-CAĞALOĞLU/İSTANBUL<br />
<br />
BASIM YILI : 2.BASIM AĞUSTOS 1998<br />
<br />
1.KİTABIN KONUSU: Büyük Selçuklu Devleti&#8217;ni çöküşe hazırlayan, İsmaili öğretisiyle Hasan İbn-i Sabbah&#8217;ın sıfırdan vücuda getirdiği saltanatının hikayesi.<br />
<br />
Romanda anlatılanlar aslında, sadece bin yıl önce yaşanmış ve bitmiş olaylar değil, hala bu gün de yaşanan ve gelecekte de yaşanacak olaylardır. Ancak günümüzde durum daha vahimdir. Zira eskiden, bu tip sahtekarlara çok nadir rastlanırken ve insanlar buna daha az inançlı görünürken, şimdi bu çeşit vicdan sömürücüleri değişik kisveler alyında aynı faaliyetleri devam ettirmektedirler. Yani ortalık, Hasan Sabbah&#8217;larla doludur. Bize düşen, bir virüs gibi sinsice insana nüfuz eden bu kan emicilere karşı daima bağışıklık sistemimizi canlı tutmak ve onlara fırsat vermemektir.<br />
Ayrıca, eğer insan yürekten inandıktan sonra, istediği her şeyi yapabilir. Kitap, bunu da vurgulamaktadır..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[[attachment=832]<br />
<br />
[/color]KİTABIN ADI : FEDAİLERİN KALESİ ALAMUT<br />
<br />
KİTABIN YAZARI : WLADIMIR BARTOL<br />
<br />
YAYIN EVİ VE ADRESİ: YURT KİTAP YAYIN-CAĞALOĞLU/İSTANBUL<br />
<br />
BASIM YILI : 2.BASIM AĞUSTOS 1998<br />
<br />
1.KİTABIN KONUSU: Büyük Selçuklu Devleti&#8217;ni çöküşe hazırlayan, İsmaili öğretisiyle Hasan İbn-i Sabbah&#8217;ın sıfırdan vücuda getirdiği saltanatının hikayesi.<br />
<br />
Romanda anlatılanlar aslında, sadece bin yıl önce yaşanmış ve bitmiş olaylar değil, hala bu gün de yaşanan ve gelecekte de yaşanacak olaylardır. Ancak günümüzde durum daha vahimdir. Zira eskiden, bu tip sahtekarlara çok nadir rastlanırken ve insanlar buna daha az inançlı görünürken, şimdi bu çeşit vicdan sömürücüleri değişik kisveler alyında aynı faaliyetleri devam ettirmektedirler. Yani ortalık, Hasan Sabbah&#8217;larla doludur. Bize düşen, bir virüs gibi sinsice insana nüfuz eden bu kan emicilere karşı daima bağışıklık sistemimizi canlı tutmak ve onlara fırsat vermemektir.<br />
Ayrıca, eğer insan yürekten inandıktan sonra, istediği her şeyi yapabilir. Kitap, bunu da vurgulamaktadır..]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Limit Sizsiniz]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4645</link>
			<pubDate>Fri, 17 Jul 2009 03:26:25 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4645</guid>
			<description><![CDATA[[attachment=831]<br />
<br />
Mümin Sekman&#8217;ın &#8220;Limit Sizsiniz&#8221; adlı 168 sayfadan oluşan bu eseri Alfa Yayınları tarafından yayımlandı. Mümin Sekman&#8217;ın daha önce yayınlanan &#8220;Her Şey Seninle Başlar&#8221; adlı kitabı büyük ilgi görmüş ve çok satan kitaplar arasında yerini almıştı. Kitapta Andre Gide&#8217;nin &#8220;açılmamış kanatların büyüklüğü bilinmez!&#8221; sözü slogan olarak temel alınmış. Kişisel gelişim ve sosyal başarı alanında eserler veren Sekman&#8217;ın kişisel gelişim üzerine bir de web sitesi var.<br />
<br />
İçindekiler:<br />
<br />
Teşekkür<br />
Şu Hayatı Nasıl Yaşamalı<br />
Yaşamk İçin Yükselmek mi Yükselmek İçin Yaşamak mı?<br />
Kendi Kanatlarıyla Yükselmek İçin Doğanlar: Boşlukta Kanat Açmadan Uçup Uçamayacağını Bilemezsin!<br />
Önce Kendi Kanatlarına Güven: Sürekli Kanatları Kırpılan Bir Minik Serçenin Hikayesidir!<br />
Kendi Kabuğunu Kırmak: Kafesin İçinden Çıkmak Yetmez Kafesi de Kafasının İçinden Çıkarmalı İnsan!<br />
Uçaklardan Yükselme Dersleri: Kendi Kanatlarıyla Uçmanın Doğal Yasaları Nelerdir?<br />
Kendi Kanatlarıyla Uçmak İsteyenler İçin Yeni Bir &#8216;Başarı Müfredatı&#8217;<br />
Limit Sizsiniz: Kendiniz Kadar Başarılı Kendiniz Kadar Başarısız Olacaksınız.<br />
Dipnotlar<br />
<br />
Arka Kapak:<br />
<br />
Önce kendi kanatlarına güven!<br />
Büyük başarı kalpten gelir beyinde büyür ellerden hayata akar.<br />
<br />
Dışımızdaki limitler içimizdekiler kadar büyür ya da küçülür.<br />
<br />
Kafesten çıkınca değil kafesi içimizden çıkarınca özgürleşiriz.<br />
<br />
Kendi yolundan kendi kanatlarıyla kendi hayaline gidenlere<br />
Kendi gücüyle başarmayı anlatan yeni bir &#8216;başarı müfredatı&#8217;:<br />
<br />
&#8226; Baş+arı: &#8216;Baş&#8217; olmak için &#8216;arı&#8217; gibi çalışmak gerekir!<br />
<br />
&#8226; Başarı sonuç alır susar başarısızlık açıklama ister.<br />
<br />
&#8226; Başarı (b)ilgi ister. &#8216;Bilgi&#8217;nin de beşte dördü &#8216;ilgi&#8217;dir!<br />
<br />
&#8226; Sadece iyide değil kötü yolda da rekabet vardır!<br />
<br />
&#8226; Her başarının bir son kullanma tarihi bulunur!<br />
<br />
&#8226; İnsanlar üçe ayrılır: Gerçekten başarılılar başarılıyım diye geçinenler ve başarılı insanlar üzerinden geçinenler...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[[attachment=831]<br />
<br />
Mümin Sekman&#8217;ın &#8220;Limit Sizsiniz&#8221; adlı 168 sayfadan oluşan bu eseri Alfa Yayınları tarafından yayımlandı. Mümin Sekman&#8217;ın daha önce yayınlanan &#8220;Her Şey Seninle Başlar&#8221; adlı kitabı büyük ilgi görmüş ve çok satan kitaplar arasında yerini almıştı. Kitapta Andre Gide&#8217;nin &#8220;açılmamış kanatların büyüklüğü bilinmez!&#8221; sözü slogan olarak temel alınmış. Kişisel gelişim ve sosyal başarı alanında eserler veren Sekman&#8217;ın kişisel gelişim üzerine bir de web sitesi var.<br />
<br />
İçindekiler:<br />
<br />
Teşekkür<br />
Şu Hayatı Nasıl Yaşamalı<br />
Yaşamk İçin Yükselmek mi Yükselmek İçin Yaşamak mı?<br />
Kendi Kanatlarıyla Yükselmek İçin Doğanlar: Boşlukta Kanat Açmadan Uçup Uçamayacağını Bilemezsin!<br />
Önce Kendi Kanatlarına Güven: Sürekli Kanatları Kırpılan Bir Minik Serçenin Hikayesidir!<br />
Kendi Kabuğunu Kırmak: Kafesin İçinden Çıkmak Yetmez Kafesi de Kafasının İçinden Çıkarmalı İnsan!<br />
Uçaklardan Yükselme Dersleri: Kendi Kanatlarıyla Uçmanın Doğal Yasaları Nelerdir?<br />
Kendi Kanatlarıyla Uçmak İsteyenler İçin Yeni Bir &#8216;Başarı Müfredatı&#8217;<br />
Limit Sizsiniz: Kendiniz Kadar Başarılı Kendiniz Kadar Başarısız Olacaksınız.<br />
Dipnotlar<br />
<br />
Arka Kapak:<br />
<br />
Önce kendi kanatlarına güven!<br />
Büyük başarı kalpten gelir beyinde büyür ellerden hayata akar.<br />
<br />
Dışımızdaki limitler içimizdekiler kadar büyür ya da küçülür.<br />
<br />
Kafesten çıkınca değil kafesi içimizden çıkarınca özgürleşiriz.<br />
<br />
Kendi yolundan kendi kanatlarıyla kendi hayaline gidenlere<br />
Kendi gücüyle başarmayı anlatan yeni bir &#8216;başarı müfredatı&#8217;:<br />
<br />
&#8226; Baş+arı: &#8216;Baş&#8217; olmak için &#8216;arı&#8217; gibi çalışmak gerekir!<br />
<br />
&#8226; Başarı sonuç alır susar başarısızlık açıklama ister.<br />
<br />
&#8226; Başarı (b)ilgi ister. &#8216;Bilgi&#8217;nin de beşte dördü &#8216;ilgi&#8217;dir!<br />
<br />
&#8226; Sadece iyide değil kötü yolda da rekabet vardır!<br />
<br />
&#8226; Her başarının bir son kullanma tarihi bulunur!<br />
<br />
&#8226; İnsanlar üçe ayrılır: Gerçekten başarılılar başarılıyım diye geçinenler ve başarılı insanlar üzerinden geçinenler...]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Olasılıksız]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4644</link>
			<pubDate>Fri, 17 Jul 2009 03:20:51 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4644</guid>
			<description><![CDATA[[attachment=830]<br />
<br />
Bitirmek için yarını başkasına anlatmak için bitirmeyi beklemeyeceksiniz.<br />
<br />
<br />
Bir sabah yıllardır görmediğiniz bir arkadaşınızı düşünerek uyandınız. <br />
Bir saat sonra onunla sokakta karşılaştınız. <br />
Sizce bu sadece bir tesadüf mü yoksa çok daha farklı bir anlamı olabilir mi? <br />
<br />
Siz hiç Loto'da büyük ikramiyeyi kazanmadınız. <br />
Ama birileri kazanıyor. Hem de sürekli! <br />
Onlar sizden daha mı şanslılar? <br />
<br />
Şans nedir gerçekten? İçinizde bütün parayı kırmızıya yatırmanız <br />
gerektiğini söyleyen bir his var. Bu his bir öngörü müdür? Yoksa daha fazlası mı? <br />
<br />
Yolda gidiyorsunuz. Kafanızı çevirip yandaki küçük parkta baktınız <br />
ve bir anda bu anı daha önce de yaşamış olduğunuzu hissettiniz. <br />
Evet Deja Vu. Sizce nedir Deja Vu; Geçmiş mi rüya mi yoksa geleceği mi görüyorsunuz?<br />
<br />
<br />
<br />
Clive Cussler'dan; 'Olasılıksız demek yetersiz kalacaktır. <br />
İnsanı adeta büyüsü altına alan bu hikayede Adam Fewer <br />
bilim felsefe entrika ve maceradan ortaya bir başyapıt çıkarmış.'<br />
<br />
Yazar: Adam Fawer <br />
Yayınevi: APRIL Yayınları <br />
<br />
Olasılıksız kitabı insanı içine çeken bir büyüye sahip şizofren hastlarının iç dünyasına yapacağınız yolculuk sırasında tüyleriniz ürperecek kanınız donacak sayfaları çeviriken kitabın keşke milyonlarca sayfasının olmasını dileyecek ve öyle olduğunu sanacaksınız...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[[attachment=830]<br />
<br />
Bitirmek için yarını başkasına anlatmak için bitirmeyi beklemeyeceksiniz.<br />
<br />
<br />
Bir sabah yıllardır görmediğiniz bir arkadaşınızı düşünerek uyandınız. <br />
Bir saat sonra onunla sokakta karşılaştınız. <br />
Sizce bu sadece bir tesadüf mü yoksa çok daha farklı bir anlamı olabilir mi? <br />
<br />
Siz hiç Loto'da büyük ikramiyeyi kazanmadınız. <br />
Ama birileri kazanıyor. Hem de sürekli! <br />
Onlar sizden daha mı şanslılar? <br />
<br />
Şans nedir gerçekten? İçinizde bütün parayı kırmızıya yatırmanız <br />
gerektiğini söyleyen bir his var. Bu his bir öngörü müdür? Yoksa daha fazlası mı? <br />
<br />
Yolda gidiyorsunuz. Kafanızı çevirip yandaki küçük parkta baktınız <br />
ve bir anda bu anı daha önce de yaşamış olduğunuzu hissettiniz. <br />
Evet Deja Vu. Sizce nedir Deja Vu; Geçmiş mi rüya mi yoksa geleceği mi görüyorsunuz?<br />
<br />
<br />
<br />
Clive Cussler'dan; 'Olasılıksız demek yetersiz kalacaktır. <br />
İnsanı adeta büyüsü altına alan bu hikayede Adam Fewer <br />
bilim felsefe entrika ve maceradan ortaya bir başyapıt çıkarmış.'<br />
<br />
Yazar: Adam Fawer <br />
Yayınevi: APRIL Yayınları <br />
<br />
Olasılıksız kitabı insanı içine çeken bir büyüye sahip şizofren hastlarının iç dünyasına yapacağınız yolculuk sırasında tüyleriniz ürperecek kanınız donacak sayfaları çeviriken kitabın keşke milyonlarca sayfasının olmasını dileyecek ve öyle olduğunu sanacaksınız...]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Sen Bir İstisna Mısın?]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4618</link>
			<pubDate>Wed, 15 Jul 2009 00:32:24 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4618</guid>
			<description><![CDATA[[attachment=819]<br />
<br />
İnsanın var olduğu ilk günden beri, aklını ve kalbini meşgul eden soru ve kuşkular olagelmiştir. Ve son insanın da bu dünyadan ayrılacağı ana kadar bu soru ve kuşkular insanlığı meşgul etmeye devam edecektir. Çünkü ilk insanın psikolojisi ne ise, son insanın da psikolojisi o olacaktır, temel esaslar açısından. <br />
Ve insanın psikolojik aleminde en önemli yerlerden birini din duygusu işgal etmektedir. Bundandır ki, tanrısal bir din inancını benimsemeyenler, insan ürünü dinler icat etmekte ve ona inanıp yaşamlarını ona göre sürdürmektedirler. <br />
Timaş Yayınlarından çıkan ve Ömer Sevinçgül&#8217;ün kaleme aldığı 12 kitaplık &#8220;Özel İnsanlar Arıyorum&#8221; dizisinin sekizinci kitabı olan sen bir istisna mısın? isimli kitap, insanoğlunun din ve yaşam eksenli soru ve kuşkularına cevaplardan oluşmakta. Kitaptan Bazı Başlıklar: seni sana karşı yalnız bırakamazdım.. sen garip bir adamsın... ölmeyi öğrenmek istiyorum... "insan ölünce uyanacak" ne demek? ne diyorsun şu misyonerlere? elif lam mim ne demek? firavunu nasıl bilirsin? beklentisiz sevebilir misin? "kurana sarıl" diyorsun, iyi de kuran ne? şeytanın dırdırları hiç bitmeyecek mi?<br />
Yazar:Ömer Seviçgül..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[[attachment=819]<br />
<br />
İnsanın var olduğu ilk günden beri, aklını ve kalbini meşgul eden soru ve kuşkular olagelmiştir. Ve son insanın da bu dünyadan ayrılacağı ana kadar bu soru ve kuşkular insanlığı meşgul etmeye devam edecektir. Çünkü ilk insanın psikolojisi ne ise, son insanın da psikolojisi o olacaktır, temel esaslar açısından. <br />
Ve insanın psikolojik aleminde en önemli yerlerden birini din duygusu işgal etmektedir. Bundandır ki, tanrısal bir din inancını benimsemeyenler, insan ürünü dinler icat etmekte ve ona inanıp yaşamlarını ona göre sürdürmektedirler. <br />
Timaş Yayınlarından çıkan ve Ömer Sevinçgül&#8217;ün kaleme aldığı 12 kitaplık &#8220;Özel İnsanlar Arıyorum&#8221; dizisinin sekizinci kitabı olan sen bir istisna mısın? isimli kitap, insanoğlunun din ve yaşam eksenli soru ve kuşkularına cevaplardan oluşmakta. Kitaptan Bazı Başlıklar: seni sana karşı yalnız bırakamazdım.. sen garip bir adamsın... ölmeyi öğrenmek istiyorum... "insan ölünce uyanacak" ne demek? ne diyorsun şu misyonerlere? elif lam mim ne demek? firavunu nasıl bilirsin? beklentisiz sevebilir misin? "kurana sarıl" diyorsun, iyi de kuran ne? şeytanın dırdırları hiç bitmeyecek mi?<br />
Yazar:Ömer Seviçgül..]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Cahillikler Kitabı]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4617</link>
			<pubDate>Wed, 15 Jul 2009 00:28:10 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4617</guid>
			<description><![CDATA[[attachment=818]<br />
<br />
Bildiğinizi düşündüğünüz her şey yanlış... <br />
<br />
Bu kitap, yaygın kanılarla ilgili yanlış bilgilerimizin ve yanlış anlamalarımızın kapsamlı bir listesini sunuyor. <br />
<br />
Cahillikler Kitabı, filozofların, bilimcilerin ve sokaktaki insanların tarihin büyük bölümünde cevabını aradıkları bir soruya ışık tutuyor: Hakikat nedir, zırva nedir? <br />
<br />
Thomas Edison herhangi bir şey hakkında yüzde birin milyonda birinden daha az şey bildiğimizi söylüyordu; Mark Twain sadece matematikte uzmanlaşmak için sekiz milyon yıl gerektiğini düşünüyordu. Cahillikler Kitabı da, bilinecek ne varsa bildiklerini düşünenlere, 'her şey bu metinde açıklanmıştır, bilmeniz gereken başka hiçbir şey yok' diyenlere meydan okuyor. <br />
<br />
Siz hâlâ iki tane burun deliğimiz olduğunu, Dünya'nın tek bir uydusunun bulunduğunu, beş duyumuz olduğunu, suyun renksiz olduğunu, Amerika'nın adının Amerigo Vespucci'den geldiğini ya da 36 Osmanlı padişahı olduğunu düşünüyorsanız bu kitabı mutlaka okumalısınız.<br />
<br />
Yazarlar:John Lloyd ve John Mitchinson...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[[attachment=818]<br />
<br />
Bildiğinizi düşündüğünüz her şey yanlış... <br />
<br />
Bu kitap, yaygın kanılarla ilgili yanlış bilgilerimizin ve yanlış anlamalarımızın kapsamlı bir listesini sunuyor. <br />
<br />
Cahillikler Kitabı, filozofların, bilimcilerin ve sokaktaki insanların tarihin büyük bölümünde cevabını aradıkları bir soruya ışık tutuyor: Hakikat nedir, zırva nedir? <br />
<br />
Thomas Edison herhangi bir şey hakkında yüzde birin milyonda birinden daha az şey bildiğimizi söylüyordu; Mark Twain sadece matematikte uzmanlaşmak için sekiz milyon yıl gerektiğini düşünüyordu. Cahillikler Kitabı da, bilinecek ne varsa bildiklerini düşünenlere, 'her şey bu metinde açıklanmıştır, bilmeniz gereken başka hiçbir şey yok' diyenlere meydan okuyor. <br />
<br />
Siz hâlâ iki tane burun deliğimiz olduğunu, Dünya'nın tek bir uydusunun bulunduğunu, beş duyumuz olduğunu, suyun renksiz olduğunu, Amerika'nın adının Amerigo Vespucci'den geldiğini ya da 36 Osmanlı padişahı olduğunu düşünüyorsanız bu kitabı mutlaka okumalısınız.<br />
<br />
Yazarlar:John Lloyd ve John Mitchinson...]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Vampir Akademisi]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4420</link>
			<pubDate>Thu, 09 Jul 2009 10:28:42 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4420</guid>
			<description><![CDATA[Sitemize üye olmadan linkleri göremezsiniz. Kayıt olmak sadece 30 saniyenizi alacak... <br />
Kayıt Ol! - <br />
Giriş Yap...<br />
<br />
Popüleritesi hızla artan vampir romanlarının en yenilerinden "Vampir Akademisi" klasik vampir romanlarından farklı bir vampir portresi çiziyor.<br />
<br />
Stephenie Meyer&#8217;in 2005 yılında yayımlanan ve satış rekorları kıran romanı Alacakaranlık/Twilight filme uyarlandı ve en az kitap kadar ilgi gördü. Yirmiden fazla dile çevrilen kitap Edward Collen adlı bir vampirle liseli bir genç kızın imkansız aşkını anlatıyordu. Filmi izleyenler Alacakaranlık romanına, ardından da serinin diğer kitapları Tutulma, Yeniay ve Şafak Vakti&#8217;ne ilgi gösterince raflardaki &#8216;vampir&#8217; romanlarının sayısı bir hayli arttı. Bu kitaplardan biri de Artemis Yayınları&#8217;ndan çıkan Vampir Akademisi... Richelle Mead&#8217;in yazdığı kitap vampir prenses Lissa ile onun arkadaşı ve aynı zamanda gardiyanı olan Rose&#8217;un hikayesini anlatıyor.<br />
<br />
Bu romanda ne gümüş kurşunlar ne de tahta kazıklar var. Üstelik vampirler karanlık sokaklarda masum insanların arkasından yaklaşıp kanları da emmiyorlar. Onun yerine kanlarını kendi istekleriyle veren besleyiciler var. Vampirlerimiz klasik vampir hikayelerinin aksine ölümlü... Üstelik bu ölümlü vampirlerin peşindeki zombi vampirler onları kendilerine benzetmek istiyor.<br />
<br />
Peşinde kim var?<br />
<br />
Sitemize üye olmadan linkleri göremezsiniz. Kayıt olmak sadece 30 saniyenizi alacak... <br />
Kayıt Ol! - <br />
Giriş Yap...<br />
<br />
Lissa Dragomir, bir Moroi prensesi, ölümlü bir vampir. Lissa&#8217;nın en yakın arkadaşı Rose Hattaway ise ebeveynlerinden biri vampir diğeri insan olan bir dhampir. Rose aynı zamanda Lissa&#8217;yı vampirlerin en tehlikelilerden ölümsüz Strigoilerden korumak zorunda olan bir gardiyan. Moroiler canlı, Strigoiler yaşayan ölüydü. Moroiler ölümlü, Strigoiler ölümsüzdü. Moroiler doğar, Strigoiler yapılırdı. Strigoi yapmanın tek yolu vardı. Strigoiler tek ısırıkla insanları, dhampirleri veya Moroileri dönüştürebilirdi. Ölümsüzlük vaadiyle baştan çıkan bir Moroi beslenme esnasında kasıtlı olarak birini öldürürse Strigoi olabilirdi. Bu da bütün günahların en büyüğüydü...<br />
<br />
Rose ve Lissa iki yıl süren kaçak yaşamın ardından yakalanıp Aziz Vlademir Akademisi&#8217;ne getirilmişti. Rose gardiyan eğitimine devam ederken Lissa&#8217;nın odasına bırakılan kanlar içindeki ölü hayvanlar ve tehdit mesajları herkesi tedirgin etmişti. Peki ama bu tehditler kimden geliyordu? Lissa&#8217;nın peşine düşen Strigoiler miydi? Farklı bir vampir hikayesi okumak istiyorsanız Vampir Akademisi&#8217;ni kaçırmayın. (Berrin Haberveren)<br />
Daha Fazla Bilgi İçin:<br />
Sitemize üye olmadan linkleri göremezsiniz. Kayıt olmak sadece 30 saniyenizi alacak... <br />
Kayıt Ol! - <br />
Giriş Yap...<br />
---alıntıdır----]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Sitemize üye olmadan linkleri göremezsiniz. Kayıt olmak sadece 30 saniyenizi alacak... <br />
Kayıt Ol! - <br />
Giriş Yap...<br />
<br />
Popüleritesi hızla artan vampir romanlarının en yenilerinden "Vampir Akademisi" klasik vampir romanlarından farklı bir vampir portresi çiziyor.<br />
<br />
Stephenie Meyer&#8217;in 2005 yılında yayımlanan ve satış rekorları kıran romanı Alacakaranlık/Twilight filme uyarlandı ve en az kitap kadar ilgi gördü. Yirmiden fazla dile çevrilen kitap Edward Collen adlı bir vampirle liseli bir genç kızın imkansız aşkını anlatıyordu. Filmi izleyenler Alacakaranlık romanına, ardından da serinin diğer kitapları Tutulma, Yeniay ve Şafak Vakti&#8217;ne ilgi gösterince raflardaki &#8216;vampir&#8217; romanlarının sayısı bir hayli arttı. Bu kitaplardan biri de Artemis Yayınları&#8217;ndan çıkan Vampir Akademisi... Richelle Mead&#8217;in yazdığı kitap vampir prenses Lissa ile onun arkadaşı ve aynı zamanda gardiyanı olan Rose&#8217;un hikayesini anlatıyor.<br />
<br />
Bu romanda ne gümüş kurşunlar ne de tahta kazıklar var. Üstelik vampirler karanlık sokaklarda masum insanların arkasından yaklaşıp kanları da emmiyorlar. Onun yerine kanlarını kendi istekleriyle veren besleyiciler var. Vampirlerimiz klasik vampir hikayelerinin aksine ölümlü... Üstelik bu ölümlü vampirlerin peşindeki zombi vampirler onları kendilerine benzetmek istiyor.<br />
<br />
Peşinde kim var?<br />
<br />
Sitemize üye olmadan linkleri göremezsiniz. Kayıt olmak sadece 30 saniyenizi alacak... <br />
Kayıt Ol! - <br />
Giriş Yap...<br />
<br />
Lissa Dragomir, bir Moroi prensesi, ölümlü bir vampir. Lissa&#8217;nın en yakın arkadaşı Rose Hattaway ise ebeveynlerinden biri vampir diğeri insan olan bir dhampir. Rose aynı zamanda Lissa&#8217;yı vampirlerin en tehlikelilerden ölümsüz Strigoilerden korumak zorunda olan bir gardiyan. Moroiler canlı, Strigoiler yaşayan ölüydü. Moroiler ölümlü, Strigoiler ölümsüzdü. Moroiler doğar, Strigoiler yapılırdı. Strigoi yapmanın tek yolu vardı. Strigoiler tek ısırıkla insanları, dhampirleri veya Moroileri dönüştürebilirdi. Ölümsüzlük vaadiyle baştan çıkan bir Moroi beslenme esnasında kasıtlı olarak birini öldürürse Strigoi olabilirdi. Bu da bütün günahların en büyüğüydü...<br />
<br />
Rose ve Lissa iki yıl süren kaçak yaşamın ardından yakalanıp Aziz Vlademir Akademisi&#8217;ne getirilmişti. Rose gardiyan eğitimine devam ederken Lissa&#8217;nın odasına bırakılan kanlar içindeki ölü hayvanlar ve tehdit mesajları herkesi tedirgin etmişti. Peki ama bu tehditler kimden geliyordu? Lissa&#8217;nın peşine düşen Strigoiler miydi? Farklı bir vampir hikayesi okumak istiyorsanız Vampir Akademisi&#8217;ni kaçırmayın. (Berrin Haberveren)<br />
Daha Fazla Bilgi İçin:<br />
Sitemize üye olmadan linkleri göremezsiniz. Kayıt olmak sadece 30 saniyenizi alacak... <br />
Kayıt Ol! - <br />
Giriş Yap...<br />
---alıntıdır----]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Maçolar İçin &quot;AŞK&quot;]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4360</link>
			<pubDate>Fri, 03 Jul 2009 17:09:56 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4360</guid>
			<description><![CDATA[<br />
Sitemize üye olmadan linkleri göremezsiniz. Kayıt olmak sadece 30 saniyenizi alacak... <br />
Kayıt Ol! - <br />
Giriş Yap...<br />
<br />
"Pembe kitap bizi bozar&#8221; diyen Maço'ların talebi karşılık buldu, Elif Şafak'ın Aşk romanının "Maço Kapak"lı versiyonu çıktı.<br />
<br />
Bir kitap alırken kıstaslarınız nedir? Yazarı, içeriği, türü, popülerliği, belki fiyatı... Ama ya rengi? Bu da oldu ve Elif Şafak&#8217;ın &#8220;Aşk&#8221; romanı pembe kapağı nedeniyle erkek okurlardan şikayet aldı.<br />
<br />
&#8220;Pembe kitap bizi bozar&#8221; dedi &#8220;delikanlılar&#8221; ve Şafak&#8217;ın imza günlerinde bu dertlerini yazara aktardılar: &#8220;Biz kitabı sevdik, evde veya yakın çevremizde rahat okuyoruz ama topluluk içinde pembe rengi saklama gereği duyuyoruz.&#8221;<br />
Halbuki pembe kitap kapağından korkan erkek soyu, giyim kuşamında bu rengi &#8220;keşfetmiş&#8221; durumda... Gittikçe daha fazla pembe gömlek / omza atılan pembe kazak görüyoruz örneğin. Hatta Nike, Mercurial Vapor diye pespembe bir futbol ayakkabısı bile üretti.<br />
<br />
Ama pembe kitap fobisinin fitilini, AKP&#8217;nin düzenlediği Kütüphane Söyleşileri&#8217;ne katılan Şafak&#8217;ın bir erkek okuru ateşledi: &#8220;Pembe kapaklı bir kitapla ortalıkta dolaşamıyorum.&#8221;<br />
<br />
Bu itiraf üzerine Hikmet Bila Vatan gazetesindeki köşesinde &#8220;Pembe korkusu&#8221; başlıklı bir yazı yazdı. &#8220;Türkiye&#8217;de erkek pembeden rahatsız olmuyor ki... Pembeden korkuyor. Ödü kopuyor&#8221; diyordu Bila. Çünkü onlar &#8220;erkek&#8221;ti, pembe ise &#8220;kız rengi&#8221;.<br />
<br />
Ama &#8220;pembefobik&#8221; erkeklerin istediği oldu. Doğan Kitap, pembe kapağa alternatif, kül rengi bir kapak tasarladı &#8220;Aşk&#8221; için ve 20 bin özel baskı yaptı (pembe kitap 180 bin basılmıştı).<br />
<br />
Kısacası artık kitap raflarında da harem selamlık var; bir türlü yan yana duramayan kadınla erkek, kitap kapağında da ayrılacak birbirinden... Pembenin karizmasını çizdiğini düşünenler, ellerinde gri bir kitapla göğüslerini gere gere dolaşacaklar.<br />
Detaylı Bilgi İçin:<br />
Sitemize üye olmadan linkleri göremezsiniz. Kayıt olmak sadece 30 saniyenizi alacak... <br />
Kayıt Ol! - <br />
Giriş Yap...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<br />
Sitemize üye olmadan linkleri göremezsiniz. Kayıt olmak sadece 30 saniyenizi alacak... <br />
Kayıt Ol! - <br />
Giriş Yap...<br />
<br />
"Pembe kitap bizi bozar&#8221; diyen Maço'ların talebi karşılık buldu, Elif Şafak'ın Aşk romanının "Maço Kapak"lı versiyonu çıktı.<br />
<br />
Bir kitap alırken kıstaslarınız nedir? Yazarı, içeriği, türü, popülerliği, belki fiyatı... Ama ya rengi? Bu da oldu ve Elif Şafak&#8217;ın &#8220;Aşk&#8221; romanı pembe kapağı nedeniyle erkek okurlardan şikayet aldı.<br />
<br />
&#8220;Pembe kitap bizi bozar&#8221; dedi &#8220;delikanlılar&#8221; ve Şafak&#8217;ın imza günlerinde bu dertlerini yazara aktardılar: &#8220;Biz kitabı sevdik, evde veya yakın çevremizde rahat okuyoruz ama topluluk içinde pembe rengi saklama gereği duyuyoruz.&#8221;<br />
Halbuki pembe kitap kapağından korkan erkek soyu, giyim kuşamında bu rengi &#8220;keşfetmiş&#8221; durumda... Gittikçe daha fazla pembe gömlek / omza atılan pembe kazak görüyoruz örneğin. Hatta Nike, Mercurial Vapor diye pespembe bir futbol ayakkabısı bile üretti.<br />
<br />
Ama pembe kitap fobisinin fitilini, AKP&#8217;nin düzenlediği Kütüphane Söyleşileri&#8217;ne katılan Şafak&#8217;ın bir erkek okuru ateşledi: &#8220;Pembe kapaklı bir kitapla ortalıkta dolaşamıyorum.&#8221;<br />
<br />
Bu itiraf üzerine Hikmet Bila Vatan gazetesindeki köşesinde &#8220;Pembe korkusu&#8221; başlıklı bir yazı yazdı. &#8220;Türkiye&#8217;de erkek pembeden rahatsız olmuyor ki... Pembeden korkuyor. Ödü kopuyor&#8221; diyordu Bila. Çünkü onlar &#8220;erkek&#8221;ti, pembe ise &#8220;kız rengi&#8221;.<br />
<br />
Ama &#8220;pembefobik&#8221; erkeklerin istediği oldu. Doğan Kitap, pembe kapağa alternatif, kül rengi bir kapak tasarladı &#8220;Aşk&#8221; için ve 20 bin özel baskı yaptı (pembe kitap 180 bin basılmıştı).<br />
<br />
Kısacası artık kitap raflarında da harem selamlık var; bir türlü yan yana duramayan kadınla erkek, kitap kapağında da ayrılacak birbirinden... Pembenin karizmasını çizdiğini düşünenler, ellerinde gri bir kitapla göğüslerini gere gere dolaşacaklar.<br />
Detaylı Bilgi İçin:<br />
Sitemize üye olmadan linkleri göremezsiniz. Kayıt olmak sadece 30 saniyenizi alacak... <br />
Kayıt Ol! - <br />
Giriş Yap...]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bir Urfa Kitabı[Canlarına Değsin]]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4359</link>
			<pubDate>Fri, 03 Jul 2009 17:07:04 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4359</guid>
			<description><![CDATA[Sitemize üye olmadan linkleri göremezsiniz. Kayıt olmak sadece 30 saniyenizi alacak... <br />
Kayıt Ol! - <br />
Giriş Yap...<br />
<br />
Mehmet Saraç artık olmayan insanları, Müslüman-Yahudi aşklarını, 'çikifte' efsanesini, sıra gecelerini ve hafızasında kalan yemekleri Canlarına Değsin kitabında anlattı.<br />
<br />
Bilen bilir, her yazının başlangıcı sancılıdır, acıtır insanı. Mesele işin hakkını veremeyeceğini düşünmekten ölesiye korkmaktır. Hele ortada gerçek hayatlar, yozlaşmaya direnen kültürler, hâlâ unutulmayan 'vefa' gibi kavramlar, 40 yıl önce ölen anneye duyulan iç sızlatıcı hayranlık varsa, korku elle tutulacak kadar gerçektir. Gazeteci Mehmet Saraç, Everest Yayınları'ndan çıkan "Canlarına Değsin" kitabını bundan 40 yıl önce 23 Nisan'da ölen annesi Cemile'nin canına değsin diye yazmış. O günden sonraki bütün 23 Nisanlarını çok kötü yaşayan bir çocuğun, tam 41 yıl sonra mutlu olduğu ilk 23 Nisan'ın ürünü yani. Hayır, yanlış anlaşılmasın ne bir matem kitabı Canlarına Değsin, ne de salt bir anılar dizini; bir Urfa kitabı her şeyiyle.<br />
<br />
Yemekleriyle, müziğiyle, kültürüyle, erkekleriyle, kadınlarıyla, çocuklarıyla, efsaneleriyle, sıralarıyla, dağda yakılan türküleriyle kehribar sarısı bir şehrin öyküsü. Tektek Dağları'na sırtını dayayan bir kent Urfa, ama Saraç'ın deyimiyle sadece adı dağmış, adama dağ gibi yüksekten bakmazmış Tektek Dağları. İçinde hiçbir kurgu olmayan kitabını, tıpkı o dağ gibi 'mütevazı ve haddini bilen' bir kitap olarak tarif ediyor. Canlarına Değsin'in macerası yazarının iki yıl önce bir cenaze nedeniyle Urfa'ya gitmesiyle başlıyor.<br />
<br />
Urfa'da her özel günde olduğu gibi cenazelerin de kendine özgü bir yemek ritüeli var, buradan yola çıkarak ilk önce Urfa yemekleriyle ilgili bir şeyler yazmayı düşünüyor ve masaya bu fikirle oturuyor Mehmet Saraç. Tarihteki ilk üniversitenin, ilk akademinin, ilk Hıristiyan kent olmasının, paganlığın, Yahudiliğin ve Müslümanlığın Urfa kültürüne ve mutfağına kattığı çok şey olduğunu biliyor bu kararı verirken.<br />
<br />
Tam da bunu yansıtacak bir kitap yazmayı düşünürken, Urfa kendisini yazdırmaya başlıyor: "Eskiden her yemeğin bir ritüeli, zamanı, mevsimi vardı. Tarihinden söz etmeden, Urfa yemeklerini, örneğin çiğ köfteyi anlatamazdım. Ardından unutulanlar dökülmeye başladı, örneğin gruplar halinde müzik yapmak için haftalarca dağda yatma geleneği. 90 bin keşişin dağda yatıp, manastırda kaldığını duyduğumda tüylerim diken diken oldu."<br />
<br />
ANILARA EŞLİK EDEN LEZZETLER<br />
Derken işin içine çocukluk ve ilk gençlik anıları girmeye başlamış, engel olmamış o da. Yaşam öyküsünü yazarken, aşkını da anlattığını fark etmiş, artık olmayan her insanın kendinde bıraktığı yemek anılarını da: "Düşünsenize sevdiğinize 'ciğerim' diye hitap ediyorsunuz." Canlarına Değsin'i bir gecede soluksuz okurken, o yılların Urfası, Nizip'i hemen canlanıverdi zihnimde. Minibüs camlarından izlenen dağlar; yıllar sonra Türkiye'nin en büyük modacılarından biri olacak kardeş Faruk'la yollarda vakit geçirmek için sayılan hayvanlar; anne-babadan kaçak girilen dereler, havuzlar; uçsuz bucaksız fıstık tarlaları; ama en çok da pişirilen kıymalılar, tiritler, pendirli helvalar, lıklıkı kifteler, çikifiteler, haşhaş kebapları, kuymaklar, doğramalar, sögürmeler, Yahudi kifteleri, tırşikler...<br />
<br />
Kitapta Saraç'ın çocukluk anılarına Urfa yemekleri eşlik ediyor. Zaten Urfa'da yemeksiz anı biriktirmek de mümkün değil. Doğumda, düğünde, ölümde, bayramda özel ritüellerle yapılan yemekler o kadar hayatın içinde ki, Saraç'ın tam bir yemek üstadı olan gözlüklü dedesinin yaptığı yemekleri okurken, yutkunmamak ve gözlüklü dedenin ruhuna Fatiha okumamak mümkün değil. Canı tirit çeken diğer huysuz dedenin, bastonunu taşlara vura vura kasapların yolunu tutmasına eşlik etmemek, erkenden rahmete giden Cemile annenin Urfalıların 'kıymalı' dediği lahmacunun içini hazırlarken kuru soğanı, kuru isotu, frenksuyunu ve tuzu alelacele karmasını hayal etmemek de. 'Balcan' dedikleri patlıcanın çıktığı yaz mevsiminde mutfaklarda pişen kaç türlü patlıcan yemeğini tatmanın mutluluğu bile satırlardan akıyor adeta: "Bizim kentimizde insanlar yemekle yaşar, yaşadıkça da yer; Allah'ın onlara bahşettiklerine şükreder etmez de bir başka öğünü düşler; her fırsatta mekâna, zamana ve keyiflerine göre yer içer, çalıp söyler, gülüp eğlenir. Ne mutlu onlara."<br />
<br />
İNTİBAK EDİNCE<br />
Dedik ya, sadece anılar, yemekler, şehirler, çocuklar, insanlar yok Canlarına Değsin'de, bunlara fon oluşturan Türkiye de var, politika da, radyonun ajans saatlerinde ismi dikkatle dinlenen Deniz Gezmişler, Mahir Çayanlar da, onların ardından her 10 yılda bir gelen askerler de... Sonra tanışılan yoldaşlar, okunan kitaplar, kazanılan üniversiteler ve gelinen, intibak edilen (uyum sağlanan) yeni şehir, İstanbul. Öyle güzel anlatmış ki intibakı o yılların 'ürkek kuş'u Mehmet Saraç, üstüne söz söylemeye ne hacet: "Bilmedikleri yuha ekmekten, 'lavaş' dedikleri açık ekmekten, 'Sadece ekmek işte,' dedikleri dırnaklı ekmekten; yulaflı, kepekli, cevizli, zeytinli, light, alman, çiçek, baton, dilim dilim türlü çeşitli ekmeğe terfi edip soframızı donattık...<br />
<br />
'Yatı'ya gitmekten, 'oda'da oturmaktan, 'sıra gezmekten', sabahtan akşama arkadaş buluşmalarından vazgeçtik; haftadan haftaya, on beşten on beşe 'takılma'ya alışıp haftanın sonlarını, olmadı on beşleri özler olduk... Memlekette yaz geldi mi 'tahtın' üstünde damda yatardık, yün yastık, yün yorgan, yün döşekte, yıldızlar koynumuzdaydı, Aydede ayakucumuzda; şimdi dört duvar beton arasında, 'sağlıklı' yatakta, yorgan yastık baş başa yalnızlığımızı paylaşırız.<br />
<br />
" Belki de aradan 50 yıl geçtikten sonra yazmaya ancak cesaret edebildiği, ama her bir detayını kendisini de şaşırtacak şekilde anımsadığı çocukluk yıllarının Urfası'nı anlatırken; kültürüne bir 'habbe' borç ödediğini düşünüyor, en çok da birine: "Kitabımı anneme ithaf ettim ve ithaf cümlesinde annemi, kızlık soyadıyla anmak istedim. Çünkü ben kadınların kocalarının karıları değil, babaların kızları olduğuna inanırım." Genç kızlığında yorgan altlarında elinde mumla Tolstoy okuyan, elinden her iş gelen, evlendikten sonra kendisini çocuklarına adayan ve bütün vücudunu saran kansere aylarca tek koluyla direnen anne Cemile, kitabın her yerinde. Gencecik ölen anne için tutulan matemin sonu bu kitap ve bana kalırsa yeşil gözlü oğuldan, oğullarına sinema parası bulmak için sırma saçlarını satan anneye hediye...<br />
<br />
Biz iki 'intibak' eden, tatlarından vazgeçemediğimiz tırşikler, sögürmeler, boranılar, lıklıkı kiftelerin hayallerinin eşliğinde; her hastalığa 'üzüntüden' diyen annelerimizin gölgesinde; dam başlarında yıldızları sayarak daldığımız uykuların özleminde; sonradan öğrendiğimiz semizotları, ıstakozlar, lakerdaları ve daha birçok şeyi de tebessümle anarak söyleştik. Mehmet Saraç'ın kitabı imzalarken yazdığı tabirle 'bildiğimiz anılarla', unutmak istemediklerimizle ve yeni öğrendiklerimizle. İntibak edeceklere rehber olsun diye...<br />
<br />
ANIMSAMAK BENİ ŞAŞIRTTI<br />
- Yazdıklarınızı anımsadıkça şaşırdınız mı?<br />
- Çok şaşırdım. Dedemin şalvarının cebinin ucu ya da amcamın serçe parmağı gibi bir ayrıntı bile kalmış belleğimde. Anılar saklandıkları yerden çıktı, geldi, yazdırdılar kendilerini.<br />
<br />
- Urfalılık sizi belirleyen bir şey miydi?<br />
- Yaşama şuralı olmak, buralı olmak penceresinden bakmıyorum. Ama kişinin var oluş biçimi kültürüyle doğrudan ilintili. Kitapta benim Urfalılığım var.<br />
<br />
- Bugünden o günlere baktığınız zaman içinizi sızlatan neler var Urfa'ya dair?<br />
- Bir kere yapılan çok büyük bir hata var: Sadece bir kültür var olmuş gibi anlatılıyor. Urfa'da da putperestlik, Musevilik, Hıristiyanlık, Müslümanlık yaşanmış ve Urfa bütün bunların tamamı.<br />
<br />
- Urfalılık yemek ve eğlenceyle çok yan yana artık. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?<br />
- Urfalılar ne sadece yemeğe ne de sadece eğlenceye düşkündür. Ama hayatlarında olmazsa olmaz iki şeydir; yemek ve müzik. Örneğin bir Urfalı, haftada en az üç çeşit patlıcan yemek ister. Mutlaka yüreği ezilir, haftada bir-iki kere bulgur ve lahmacun yemek ister. Ayrıca Urfa eğlenmez, müzik yapar. Ve bu kültür ta eski Yunan mitolojisinden Orpheus'a dayanır. Herkes memleketine şarkı türkü dizmiş, ama hiçbiri 'Urfanın etrafı dumanlı dağlar gibi...' ya da 'Urfalıyam ezelden...' gibi olmamış o yüzden.<br />
<br />
- Peki şimdi nasıl devam ediyor bu kültür? Sıra gecelerinde mi?<br />
- Orada da bir yanlış bilgi var. Sıra gecesi denen şu anda yaşatılan şey değil, gerçek sıra gecesinde müzik olmaz. Çünkü müzik öyle yarım saatlik-bir saatlik bir iş değildir, üstelik müzik evin-ailenin içinde yapılmaz. Şimdi icat edilen, ticari ve turistik bir şey.<br />
<br />
- Dönme şansınız olsa döner misiniz Urfa'ya?<br />
- Son zamanlarda bunu düşünmeye başladım. Çünkü yaş ilerledikçe insanın ailesi ve kültürü gelip boğazına çöküyor.<br />
<br />
- İyi bildiğiniz yemek var mı?<br />
- Bütün Urfa yemeklerini çok iyi yaparım.<br />
<br />
URFA MUTFAĞINDAN TABİRLER<br />
İsot: Urfalılar ister kuru olsun, ister taze, bibere isot der.<br />
Frenksuyu: Domates salçası.<br />
Lenger: Büyük bakır kap.<br />
Bıyambalı: Meyankökü şerbeti.<br />
Fitil eti: Bonfile.<br />
Kuşhana: Büyük tencere.<br />
Maltız: Yemek pişirmekte kullanılan, içinde ızgarası olan, ayaklı, sacdan, taşınır ocak.<br />
Yuha ekmeği: Sacda pişirilip kurutulan ve yemek öncesi ıslatılıp yenilen ev ekmeği.<br />
Dırnaklı ekmek: Ekmek fırınlarında ve fırıncının tırnaklarıyla şekil verdiği ekmek.<br />
Kuymak: Doğum sonrası kadınlara unla yapılan bir çeşit yiyecek.<br />
Tezze pendir: Baharda çıkan ilk peynir.<br />
Kemeli: Baharda toprak altından çıkan değerli bir mantar türü.<br />
Pirpirim: Yabani semizotu.<br />
Hardel: Çiğ köfteyle tüketilen bir çeşit ot.<br />
Aşlık almak: Yemek için malzeme alımı.<br />
Kavurga: Kavrulmuş buğday, karpuz, kavun çekirdeği karışımı eğlencelik.<br />
Habbe: Tane.<br />
Zırh: Et doğramaya yarayan büyük bıçak.<br />
Açık ekmek: Taş fırında pişirilen uzun ve büyük lavaş ekmek.<br />
Has: Marul.<br />
Palıza: Bir çeşit sütlü tatlı.<br />
Lolaz: Börülce.<br />
Külünçe: Hamurdan yapılan ve uzun süre dayanan çörek.<br />
Çiriş: Yarmanın (dövme) çekilmiş hali.<br />
<br />
URFA MUTFAĞINDAN BİRKAÇ TARİF<br />
Sögürme: Patlıcanlar taş fırında pişirilir. Daha sonra kabukları soyulur, havanda dövülür ve miktarıyla orantılı sarımsak da ezilerek içine katılır, ardından da tuz eklenir. Tabaklara alındıktan sonra, üstüne kavrulmuş kuzu kıyması serilir ve sadeyağ gezdirilerek servise hazır hale gelir.<br />
<br />
Lıklıkı kifte: Önce içi hazırlanır: İçyağı, isot, karabiber, doğranmış kuru soğan bir güzel yoğurulup küçük zeytin taneleri haline getirilerek, bir kenara konur, onlar bir süre sırasını bekler. Sonra lıklıkı kiftenin kiftesi yoğurulur: Et, bulgur, isot ve tuz. Salça yok ya da çok az. Ardından yoğurulan kifteden ceviz büyüklüğünde parçalar koparılır ki, içi içli kifte gibi açıp doldurulduğunda ağzı kapatılıp, bir kenara koyulabilsin. Koparılan parçalar önceki taneler doldurularak ağzı kapatılır. Sonra da kaynar suda haşlanır, soğumadan servis yapılır.<br />
Detaylı Bilgi İçin:<br />
Sitemize üye olmadan linkleri göremezsiniz. Kayıt olmak sadece 30 saniyenizi alacak... <br />
Kayıt Ol! - <br />
Giriş Yap...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Sitemize üye olmadan linkleri göremezsiniz. Kayıt olmak sadece 30 saniyenizi alacak... <br />
Kayıt Ol! - <br />
Giriş Yap...<br />
<br />
Mehmet Saraç artık olmayan insanları, Müslüman-Yahudi aşklarını, 'çikifte' efsanesini, sıra gecelerini ve hafızasında kalan yemekleri Canlarına Değsin kitabında anlattı.<br />
<br />
Bilen bilir, her yazının başlangıcı sancılıdır, acıtır insanı. Mesele işin hakkını veremeyeceğini düşünmekten ölesiye korkmaktır. Hele ortada gerçek hayatlar, yozlaşmaya direnen kültürler, hâlâ unutulmayan 'vefa' gibi kavramlar, 40 yıl önce ölen anneye duyulan iç sızlatıcı hayranlık varsa, korku elle tutulacak kadar gerçektir. Gazeteci Mehmet Saraç, Everest Yayınları'ndan çıkan "Canlarına Değsin" kitabını bundan 40 yıl önce 23 Nisan'da ölen annesi Cemile'nin canına değsin diye yazmış. O günden sonraki bütün 23 Nisanlarını çok kötü yaşayan bir çocuğun, tam 41 yıl sonra mutlu olduğu ilk 23 Nisan'ın ürünü yani. Hayır, yanlış anlaşılmasın ne bir matem kitabı Canlarına Değsin, ne de salt bir anılar dizini; bir Urfa kitabı her şeyiyle.<br />
<br />
Yemekleriyle, müziğiyle, kültürüyle, erkekleriyle, kadınlarıyla, çocuklarıyla, efsaneleriyle, sıralarıyla, dağda yakılan türküleriyle kehribar sarısı bir şehrin öyküsü. Tektek Dağları'na sırtını dayayan bir kent Urfa, ama Saraç'ın deyimiyle sadece adı dağmış, adama dağ gibi yüksekten bakmazmış Tektek Dağları. İçinde hiçbir kurgu olmayan kitabını, tıpkı o dağ gibi 'mütevazı ve haddini bilen' bir kitap olarak tarif ediyor. Canlarına Değsin'in macerası yazarının iki yıl önce bir cenaze nedeniyle Urfa'ya gitmesiyle başlıyor.<br />
<br />
Urfa'da her özel günde olduğu gibi cenazelerin de kendine özgü bir yemek ritüeli var, buradan yola çıkarak ilk önce Urfa yemekleriyle ilgili bir şeyler yazmayı düşünüyor ve masaya bu fikirle oturuyor Mehmet Saraç. Tarihteki ilk üniversitenin, ilk akademinin, ilk Hıristiyan kent olmasının, paganlığın, Yahudiliğin ve Müslümanlığın Urfa kültürüne ve mutfağına kattığı çok şey olduğunu biliyor bu kararı verirken.<br />
<br />
Tam da bunu yansıtacak bir kitap yazmayı düşünürken, Urfa kendisini yazdırmaya başlıyor: "Eskiden her yemeğin bir ritüeli, zamanı, mevsimi vardı. Tarihinden söz etmeden, Urfa yemeklerini, örneğin çiğ köfteyi anlatamazdım. Ardından unutulanlar dökülmeye başladı, örneğin gruplar halinde müzik yapmak için haftalarca dağda yatma geleneği. 90 bin keşişin dağda yatıp, manastırda kaldığını duyduğumda tüylerim diken diken oldu."<br />
<br />
ANILARA EŞLİK EDEN LEZZETLER<br />
Derken işin içine çocukluk ve ilk gençlik anıları girmeye başlamış, engel olmamış o da. Yaşam öyküsünü yazarken, aşkını da anlattığını fark etmiş, artık olmayan her insanın kendinde bıraktığı yemek anılarını da: "Düşünsenize sevdiğinize 'ciğerim' diye hitap ediyorsunuz." Canlarına Değsin'i bir gecede soluksuz okurken, o yılların Urfası, Nizip'i hemen canlanıverdi zihnimde. Minibüs camlarından izlenen dağlar; yıllar sonra Türkiye'nin en büyük modacılarından biri olacak kardeş Faruk'la yollarda vakit geçirmek için sayılan hayvanlar; anne-babadan kaçak girilen dereler, havuzlar; uçsuz bucaksız fıstık tarlaları; ama en çok da pişirilen kıymalılar, tiritler, pendirli helvalar, lıklıkı kifteler, çikifiteler, haşhaş kebapları, kuymaklar, doğramalar, sögürmeler, Yahudi kifteleri, tırşikler...<br />
<br />
Kitapta Saraç'ın çocukluk anılarına Urfa yemekleri eşlik ediyor. Zaten Urfa'da yemeksiz anı biriktirmek de mümkün değil. Doğumda, düğünde, ölümde, bayramda özel ritüellerle yapılan yemekler o kadar hayatın içinde ki, Saraç'ın tam bir yemek üstadı olan gözlüklü dedesinin yaptığı yemekleri okurken, yutkunmamak ve gözlüklü dedenin ruhuna Fatiha okumamak mümkün değil. Canı tirit çeken diğer huysuz dedenin, bastonunu taşlara vura vura kasapların yolunu tutmasına eşlik etmemek, erkenden rahmete giden Cemile annenin Urfalıların 'kıymalı' dediği lahmacunun içini hazırlarken kuru soğanı, kuru isotu, frenksuyunu ve tuzu alelacele karmasını hayal etmemek de. 'Balcan' dedikleri patlıcanın çıktığı yaz mevsiminde mutfaklarda pişen kaç türlü patlıcan yemeğini tatmanın mutluluğu bile satırlardan akıyor adeta: "Bizim kentimizde insanlar yemekle yaşar, yaşadıkça da yer; Allah'ın onlara bahşettiklerine şükreder etmez de bir başka öğünü düşler; her fırsatta mekâna, zamana ve keyiflerine göre yer içer, çalıp söyler, gülüp eğlenir. Ne mutlu onlara."<br />
<br />
İNTİBAK EDİNCE<br />
Dedik ya, sadece anılar, yemekler, şehirler, çocuklar, insanlar yok Canlarına Değsin'de, bunlara fon oluşturan Türkiye de var, politika da, radyonun ajans saatlerinde ismi dikkatle dinlenen Deniz Gezmişler, Mahir Çayanlar da, onların ardından her 10 yılda bir gelen askerler de... Sonra tanışılan yoldaşlar, okunan kitaplar, kazanılan üniversiteler ve gelinen, intibak edilen (uyum sağlanan) yeni şehir, İstanbul. Öyle güzel anlatmış ki intibakı o yılların 'ürkek kuş'u Mehmet Saraç, üstüne söz söylemeye ne hacet: "Bilmedikleri yuha ekmekten, 'lavaş' dedikleri açık ekmekten, 'Sadece ekmek işte,' dedikleri dırnaklı ekmekten; yulaflı, kepekli, cevizli, zeytinli, light, alman, çiçek, baton, dilim dilim türlü çeşitli ekmeğe terfi edip soframızı donattık...<br />
<br />
'Yatı'ya gitmekten, 'oda'da oturmaktan, 'sıra gezmekten', sabahtan akşama arkadaş buluşmalarından vazgeçtik; haftadan haftaya, on beşten on beşe 'takılma'ya alışıp haftanın sonlarını, olmadı on beşleri özler olduk... Memlekette yaz geldi mi 'tahtın' üstünde damda yatardık, yün yastık, yün yorgan, yün döşekte, yıldızlar koynumuzdaydı, Aydede ayakucumuzda; şimdi dört duvar beton arasında, 'sağlıklı' yatakta, yorgan yastık baş başa yalnızlığımızı paylaşırız.<br />
<br />
" Belki de aradan 50 yıl geçtikten sonra yazmaya ancak cesaret edebildiği, ama her bir detayını kendisini de şaşırtacak şekilde anımsadığı çocukluk yıllarının Urfası'nı anlatırken; kültürüne bir 'habbe' borç ödediğini düşünüyor, en çok da birine: "Kitabımı anneme ithaf ettim ve ithaf cümlesinde annemi, kızlık soyadıyla anmak istedim. Çünkü ben kadınların kocalarının karıları değil, babaların kızları olduğuna inanırım." Genç kızlığında yorgan altlarında elinde mumla Tolstoy okuyan, elinden her iş gelen, evlendikten sonra kendisini çocuklarına adayan ve bütün vücudunu saran kansere aylarca tek koluyla direnen anne Cemile, kitabın her yerinde. Gencecik ölen anne için tutulan matemin sonu bu kitap ve bana kalırsa yeşil gözlü oğuldan, oğullarına sinema parası bulmak için sırma saçlarını satan anneye hediye...<br />
<br />
Biz iki 'intibak' eden, tatlarından vazgeçemediğimiz tırşikler, sögürmeler, boranılar, lıklıkı kiftelerin hayallerinin eşliğinde; her hastalığa 'üzüntüden' diyen annelerimizin gölgesinde; dam başlarında yıldızları sayarak daldığımız uykuların özleminde; sonradan öğrendiğimiz semizotları, ıstakozlar, lakerdaları ve daha birçok şeyi de tebessümle anarak söyleştik. Mehmet Saraç'ın kitabı imzalarken yazdığı tabirle 'bildiğimiz anılarla', unutmak istemediklerimizle ve yeni öğrendiklerimizle. İntibak edeceklere rehber olsun diye...<br />
<br />
ANIMSAMAK BENİ ŞAŞIRTTI<br />
- Yazdıklarınızı anımsadıkça şaşırdınız mı?<br />
- Çok şaşırdım. Dedemin şalvarının cebinin ucu ya da amcamın serçe parmağı gibi bir ayrıntı bile kalmış belleğimde. Anılar saklandıkları yerden çıktı, geldi, yazdırdılar kendilerini.<br />
<br />
- Urfalılık sizi belirleyen bir şey miydi?<br />
- Yaşama şuralı olmak, buralı olmak penceresinden bakmıyorum. Ama kişinin var oluş biçimi kültürüyle doğrudan ilintili. Kitapta benim Urfalılığım var.<br />
<br />
- Bugünden o günlere baktığınız zaman içinizi sızlatan neler var Urfa'ya dair?<br />
- Bir kere yapılan çok büyük bir hata var: Sadece bir kültür var olmuş gibi anlatılıyor. Urfa'da da putperestlik, Musevilik, Hıristiyanlık, Müslümanlık yaşanmış ve Urfa bütün bunların tamamı.<br />
<br />
- Urfalılık yemek ve eğlenceyle çok yan yana artık. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?<br />
- Urfalılar ne sadece yemeğe ne de sadece eğlenceye düşkündür. Ama hayatlarında olmazsa olmaz iki şeydir; yemek ve müzik. Örneğin bir Urfalı, haftada en az üç çeşit patlıcan yemek ister. Mutlaka yüreği ezilir, haftada bir-iki kere bulgur ve lahmacun yemek ister. Ayrıca Urfa eğlenmez, müzik yapar. Ve bu kültür ta eski Yunan mitolojisinden Orpheus'a dayanır. Herkes memleketine şarkı türkü dizmiş, ama hiçbiri 'Urfanın etrafı dumanlı dağlar gibi...' ya da 'Urfalıyam ezelden...' gibi olmamış o yüzden.<br />
<br />
- Peki şimdi nasıl devam ediyor bu kültür? Sıra gecelerinde mi?<br />
- Orada da bir yanlış bilgi var. Sıra gecesi denen şu anda yaşatılan şey değil, gerçek sıra gecesinde müzik olmaz. Çünkü müzik öyle yarım saatlik-bir saatlik bir iş değildir, üstelik müzik evin-ailenin içinde yapılmaz. Şimdi icat edilen, ticari ve turistik bir şey.<br />
<br />
- Dönme şansınız olsa döner misiniz Urfa'ya?<br />
- Son zamanlarda bunu düşünmeye başladım. Çünkü yaş ilerledikçe insanın ailesi ve kültürü gelip boğazına çöküyor.<br />
<br />
- İyi bildiğiniz yemek var mı?<br />
- Bütün Urfa yemeklerini çok iyi yaparım.<br />
<br />
URFA MUTFAĞINDAN TABİRLER<br />
İsot: Urfalılar ister kuru olsun, ister taze, bibere isot der.<br />
Frenksuyu: Domates salçası.<br />
Lenger: Büyük bakır kap.<br />
Bıyambalı: Meyankökü şerbeti.<br />
Fitil eti: Bonfile.<br />
Kuşhana: Büyük tencere.<br />
Maltız: Yemek pişirmekte kullanılan, içinde ızgarası olan, ayaklı, sacdan, taşınır ocak.<br />
Yuha ekmeği: Sacda pişirilip kurutulan ve yemek öncesi ıslatılıp yenilen ev ekmeği.<br />
Dırnaklı ekmek: Ekmek fırınlarında ve fırıncının tırnaklarıyla şekil verdiği ekmek.<br />
Kuymak: Doğum sonrası kadınlara unla yapılan bir çeşit yiyecek.<br />
Tezze pendir: Baharda çıkan ilk peynir.<br />
Kemeli: Baharda toprak altından çıkan değerli bir mantar türü.<br />
Pirpirim: Yabani semizotu.<br />
Hardel: Çiğ köfteyle tüketilen bir çeşit ot.<br />
Aşlık almak: Yemek için malzeme alımı.<br />
Kavurga: Kavrulmuş buğday, karpuz, kavun çekirdeği karışımı eğlencelik.<br />
Habbe: Tane.<br />
Zırh: Et doğramaya yarayan büyük bıçak.<br />
Açık ekmek: Taş fırında pişirilen uzun ve büyük lavaş ekmek.<br />
Has: Marul.<br />
Palıza: Bir çeşit sütlü tatlı.<br />
Lolaz: Börülce.<br />
Külünçe: Hamurdan yapılan ve uzun süre dayanan çörek.<br />
Çiriş: Yarmanın (dövme) çekilmiş hali.<br />
<br />
URFA MUTFAĞINDAN BİRKAÇ TARİF<br />
Sögürme: Patlıcanlar taş fırında pişirilir. Daha sonra kabukları soyulur, havanda dövülür ve miktarıyla orantılı sarımsak da ezilerek içine katılır, ardından da tuz eklenir. Tabaklara alındıktan sonra, üstüne kavrulmuş kuzu kıyması serilir ve sadeyağ gezdirilerek servise hazır hale gelir.<br />
<br />
Lıklıkı kifte: Önce içi hazırlanır: İçyağı, isot, karabiber, doğranmış kuru soğan bir güzel yoğurulup küçük zeytin taneleri haline getirilerek, bir kenara konur, onlar bir süre sırasını bekler. Sonra lıklıkı kiftenin kiftesi yoğurulur: Et, bulgur, isot ve tuz. Salça yok ya da çok az. Ardından yoğurulan kifteden ceviz büyüklüğünde parçalar koparılır ki, içi içli kifte gibi açıp doldurulduğunda ağzı kapatılıp, bir kenara koyulabilsin. Koparılan parçalar önceki taneler doldurularak ağzı kapatılır. Sonra da kaynar suda haşlanır, soğumadan servis yapılır.<br />
Detaylı Bilgi İçin:<br />
Sitemize üye olmadan linkleri göremezsiniz. Kayıt olmak sadece 30 saniyenizi alacak... <br />
Kayıt Ol! - <br />
Giriş Yap...]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bakırköy Akıl Hastanesi'nin Gizli Tarihi]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4358</link>
			<pubDate>Fri, 03 Jul 2009 17:04:35 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4358</guid>
			<description><![CDATA[Sitemize üye olmadan linkleri göremezsiniz. Kayıt olmak sadece 30 saniyenizi alacak... <br />
Kayıt Ol! - <br />
Giriş Yap...<br />
<br />
Kimi zaman şakalarımıza konu olan, bazen de sadece önünden geçtiğimiz "Bakırköy Akıl Hastanesi'nin Gizli Tarihi"<br />
<br />
Hastanenin asıl sahipleri<br />
Bakırköy Akıl Hastanesi&#8217;nin Gizli Tarihi kitabının doğuş sebebi ise, az evvel Mumcu&#8217;nun kaleminden aktardıklarımdan farklı değil.. Kitapta, &#8220;olan bitenin nesnesi&#8221; olanlar, yani doktorlar, hemşireler, başhekimler, hatta bahçıvan, hastabakıcı, teknisyenler, kendi yaşamlarından kesitleri, gözlemlerini, düşüncelerini de &#8220;işin içine katarak&#8221;, yollarının Bakırköy&#8217;den geçtiği dönemi anlatıyorlar. Bir de kitapta imzası bulunmayanlar var; hastanenin asıl sahibi olan hastalar... Onlar, unutulmaz karakterleriyle, hüzünlü ve gülümseten yaşamlarıyla, yazıya dökülen anılarda can buluyorlar.<br />
<br />
100&#8217;e yakın kişinin tanıklığından oluşan gizli tarih, okurlara Bakırköy&#8217;le ilgili farklı yönlerden bilgiler veriyor. Bazı yazılar, hastanenin zaman içindeki değişimini gözler önüne seriyor. Bazıları, hastalar ve diğer çalışanlarla ilgili anekdotlara odaklanıyor. Çoğunluğu ise, &#8220;Bakırköylü&#8221; olmanın, yaşanmadan bilinmesi çok zor yanlarını, az da olsa anlamaya olanak sağlıyor.<br />
<br />
Editörlerinden Betül Yalçıner, önsözü &#8220;Hiçbir şey Bakırköy kadar şaşırtıcı değildir, yazı hariç!&#8221; cümlesiyle bitirmiş. Kitabı okuyunca Yalçıner&#8217;e hak vermemek elde değil. Henüz &#8220;sınırları aşıp da&#8221; Bakırköy&#8217;e yolu düşmemiş olanlar için, anlatılanların hayli şaşırtıcı olduğu kesin!<br />
<br />
Kalk, kalk diyorlar!<br />
Güler Derin, Hemşire: &#8220;Bir büyük kağıda bir gemi, bacası tüten bir ev, eve koşan bir çocuk resmi çizer, tişörtünün ön kısmına astırır, kantine girer, bir saat sonra, içi sigara ve bozuk para dolu bir poşetle gelirdi. &#8216;Kimden aldın İzzet?&#8217; dediğimizde, &#8216;Resim sergime kim baktıysa aldım. Öyle bedava yok. İki defa bakandan yine aldım&#8217; diye cevap verirdi.&#8221;<br />
<br />
&#8220;...Yine bir gün, &#8216;Kızım Güher, beni şu kapıdan dış bahçeye ancak sen çıkarırsın&#8217; dedi. Adli serviste konsültasyon vs. hariç, kimse çıkartılmaz. Neyse, yaşlı, hiçbir yere kaçamaz, refakatimde biraz gezdireyim dedim. Servis kapısından İç Bahçe&#8217;ye çıktık. Hemen bir çama yaslanarak sırtı bana dönük oturdu. Onu bırakıp, servise dönüyormuş gibi yaptım, demir kapıyı açıp kapattım, usulca arkasına oturdum. Gittiğimi sanıyordu. Minik bir çam parçası elinde cigara ağızlığı yapıyor.<br />
<br />
Küçücük çamla nasıl da güzel ağızlık yapardı. Birden konuşmaya, &#8216;Ben şimdi oturdum buraya. Siz kalkın pezevenk, şerefsizler!&#8217; demeye başladı. Etrafa baktım, kimse yok. &#8216;Mehmet Dede, sen kimle konuşuyorsun?&#8217; diye sordum. &#8216;Ya, sen beni bıraktın gittin, tepemde bu adamlar hiç rahat vermediler bana,&#8217; dedi. &#8216;Dede hangi adamlar, kimse yok,&#8217; dedim. &#8216;Yok kızım, durmadan kalk kalk diyorlar,&#8217; dedi. Anladım ki, oturduğu çamın tepesinde kargalar &#8216;gak, gak, gak&#8217; ötüyorlardı. O sesleri &#8216;kalk&#8217; anlamıştı. Çok güldüm. Ben onu, onların karga olduğuna inandıramazdım, o da beni adam olduklarına inandıramazdı.&#8221;<br />
<br />
Haddimi bildim<br />
Ali Nahit Babaoğlu, Doktor: &#8220;Bir de bir zamanlar sağlık müdürlüğünde bulunan, adının başında &#8216;prof&#8217; unvanı da olan, ismi lazım değil bir zatın, gene ismi lazım değil bazı doktor beylerin hazırladığı birtakım durumları bahane ederek, gecenin bir vakti kalabalık ekibiyle gelip bizim K-3&#8217;te hastalara kızlık muayenesi yapılması var. Ama onu da anlatmayalım. Salih Yaşar&#8217;ın başhekimliği sırasında, A Blok 3. katta namus denetimi de var anlatılması gerekmeyen.&#8221;<br />
<br />
Faruk Bayülkem, Eski Başhekim: 07.09.1977&#8217;de yaş haddinden ben de emekliye ayrıldım. &#8220;Bu kadar sene çalıştınız, en iyi neyi bilirsiniz?&#8221; diye soranlara, &#8220;Haddimi bildim&#8221; diye cevap verdim.<br />
<br />
Çiğdem Özkara, Doktor: &#8220;Pencerenin önündeki gözcü, bir perşembe sabahı alarm verdi: &#8216;Geliyooor!&#8217; Şefimiz Yıldırım Aktuna vizite teşrif etmek üzere bahçe yolunda görünmüştü. Bu olayı huzursuzluk içinde bekleyen tüm asistanlar irkildik, hatta ben oturduğum yerden havaya fırladım. Nasıl olduysa oldu, sabah kahvaltımızın ayrılmaz parçası olan çaydanlık, sehpanın üztünden önce havaya fırladı, sonra duvara yapıştı. Telaşla ayağa kalkarken, ibiğine çarparak pike yapmasına vesile olduğum belirgin bir şekilde ortadaydı. Duvara ve Dilek&#8217;in üzerine yapışan çay tanelerini toplamaya çalışırken, kazaya neden olan alarmın da sahte olduğu anlaşıldı. Yıldırım Bey neden yıldırırdı bizleri? &#8220;<br />
<br />
İki gün sonra fark edilen ölü<br />
Ayşe Altınyurt, Hemşire: &#8220;1976 yılında Bakırköy&#8217;e, Raşit Tahsin, Akut Psikiyatri Servisi&#8217;ne atandım. ... Yeterli hemşire yoktu. ... Lambalar yanmazdı. TV ışığında tedavi yaptığımı hatırlıyorum. Enjeksiyon yapmak için yeterli iğne ucu yoktu, aynı iğne ucunu birkaç hastaya kullanırdık. İğne uçları artık kütleşmişti, yamulanı düzeltip yine kullanırdık. Serviste kaşık yoktu, tabak yoktu, tek bir kapta yemek papara yapılıyor ve hastalar elleriyle yiyorlardı. Hastaların giysileri de yoktu ve hepsi bitlenmişti.<br />
<br />
Beni 14-B&#8217;ye verdiler. Burada iki büyük koğuş ve iki yüz elli civarında hasta vardı. Bitler duvarlarda yürüyordu. Az sayıda ranza vardı ama hastaların çoğu yine yerde yatıyordu. Bir battaniyeyi birkaç hasta paylaşıyor, battaniyeyi kaldırdığımızda altından dört beş hasta çıkıyordu. Kalabalık olduğundan hastaların adını bilemiyorduk. Ölen bir hastanın fark edilmesi bazen bir iki günü buluyordu.&#8221;<br />
<br />
42 yıl sonra eve dönüş<br />
Cüneyt Evren, Doktor: &#8220;İkinci hikâye, bir uzmanla şizofren bir hasta arasında geçen diyalog. Uzman, lateralizasyon ile ilgili bir çalışma için soru soruyor. Hastanın hangi elini kullandığını anlamak için &#8216;İğneden iplik geçir&#8217; diyor. Uzun bir sessizlik oluyor. Uzman &#8216;Hadisene!&#8217; diyor. Hasta &#8216;İğne iplik yok ki, nasıl geçireceğim?&#8217; diye soruyor. Uzman da &#8216;İğne iplik yoksa hayal de mi edemiyorsun?&#8217; diye ısrar ediyor. Uzun bir sessizlik daha oluyor, uzman sinirleniyor: &#8216;Hadisene! Hayal etsene!&#8217; Hasta da sinirleniyor: &#8216;Ettim ya!&#8217; O gün, hastaları hafife almamam gerektiğini daha iyi anladım.&#8221;<br />
<br />
Şaban Demirel, Hastabakıcı: &#8220;Kırk iki yıldan beri BRSHH&#8217;de kapalı servislerden birinde yatan bir hastayı, yıllar sonra evine teslim ettim. Sosyal hizmet uzmanı araştırmış, hastanın Kütahya ili Tavşanlı ilçesinde doğduğunu öğrenmiş. Hastayı özel araba ile götürdüm, muhtarı buldum, durumu anlattım. Meğer bu hasta yirmi yaşındayken köyünden kaçmış, annesine de öldü demişler. Hasta hafif mental retarde. Annesi 93 yaşında dinç bir kadın, tarlada çalışıyor. Oğlunu tanıyamadı, bize inanmadı zaten. Ancak yakınları ile ilgili sorulara cevap verince, oğlu olduğuna emin oldu.&#8221; (Aslı Uluşahin)<br />
Detaylı Bilgi İçin:<br />
Sitemize üye olmadan linkleri göremezsiniz. Kayıt olmak sadece 30 saniyenizi alacak... <br />
Kayıt Ol! - <br />
Giriş Yap...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Sitemize üye olmadan linkleri göremezsiniz. Kayıt olmak sadece 30 saniyenizi alacak... <br />
Kayıt Ol! - <br />
Giriş Yap...<br />
<br />
Kimi zaman şakalarımıza konu olan, bazen de sadece önünden geçtiğimiz "Bakırköy Akıl Hastanesi'nin Gizli Tarihi"<br />
<br />
Hastanenin asıl sahipleri<br />
Bakırköy Akıl Hastanesi&#8217;nin Gizli Tarihi kitabının doğuş sebebi ise, az evvel Mumcu&#8217;nun kaleminden aktardıklarımdan farklı değil.. Kitapta, &#8220;olan bitenin nesnesi&#8221; olanlar, yani doktorlar, hemşireler, başhekimler, hatta bahçıvan, hastabakıcı, teknisyenler, kendi yaşamlarından kesitleri, gözlemlerini, düşüncelerini de &#8220;işin içine katarak&#8221;, yollarının Bakırköy&#8217;den geçtiği dönemi anlatıyorlar. Bir de kitapta imzası bulunmayanlar var; hastanenin asıl sahibi olan hastalar... Onlar, unutulmaz karakterleriyle, hüzünlü ve gülümseten yaşamlarıyla, yazıya dökülen anılarda can buluyorlar.<br />
<br />
100&#8217;e yakın kişinin tanıklığından oluşan gizli tarih, okurlara Bakırköy&#8217;le ilgili farklı yönlerden bilgiler veriyor. Bazı yazılar, hastanenin zaman içindeki değişimini gözler önüne seriyor. Bazıları, hastalar ve diğer çalışanlarla ilgili anekdotlara odaklanıyor. Çoğunluğu ise, &#8220;Bakırköylü&#8221; olmanın, yaşanmadan bilinmesi çok zor yanlarını, az da olsa anlamaya olanak sağlıyor.<br />
<br />
Editörlerinden Betül Yalçıner, önsözü &#8220;Hiçbir şey Bakırköy kadar şaşırtıcı değildir, yazı hariç!&#8221; cümlesiyle bitirmiş. Kitabı okuyunca Yalçıner&#8217;e hak vermemek elde değil. Henüz &#8220;sınırları aşıp da&#8221; Bakırköy&#8217;e yolu düşmemiş olanlar için, anlatılanların hayli şaşırtıcı olduğu kesin!<br />
<br />
Kalk, kalk diyorlar!<br />
Güler Derin, Hemşire: &#8220;Bir büyük kağıda bir gemi, bacası tüten bir ev, eve koşan bir çocuk resmi çizer, tişörtünün ön kısmına astırır, kantine girer, bir saat sonra, içi sigara ve bozuk para dolu bir poşetle gelirdi. &#8216;Kimden aldın İzzet?&#8217; dediğimizde, &#8216;Resim sergime kim baktıysa aldım. Öyle bedava yok. İki defa bakandan yine aldım&#8217; diye cevap verirdi.&#8221;<br />
<br />
&#8220;...Yine bir gün, &#8216;Kızım Güher, beni şu kapıdan dış bahçeye ancak sen çıkarırsın&#8217; dedi. Adli serviste konsültasyon vs. hariç, kimse çıkartılmaz. Neyse, yaşlı, hiçbir yere kaçamaz, refakatimde biraz gezdireyim dedim. Servis kapısından İç Bahçe&#8217;ye çıktık. Hemen bir çama yaslanarak sırtı bana dönük oturdu. Onu bırakıp, servise dönüyormuş gibi yaptım, demir kapıyı açıp kapattım, usulca arkasına oturdum. Gittiğimi sanıyordu. Minik bir çam parçası elinde cigara ağızlığı yapıyor.<br />
<br />
Küçücük çamla nasıl da güzel ağızlık yapardı. Birden konuşmaya, &#8216;Ben şimdi oturdum buraya. Siz kalkın pezevenk, şerefsizler!&#8217; demeye başladı. Etrafa baktım, kimse yok. &#8216;Mehmet Dede, sen kimle konuşuyorsun?&#8217; diye sordum. &#8216;Ya, sen beni bıraktın gittin, tepemde bu adamlar hiç rahat vermediler bana,&#8217; dedi. &#8216;Dede hangi adamlar, kimse yok,&#8217; dedim. &#8216;Yok kızım, durmadan kalk kalk diyorlar,&#8217; dedi. Anladım ki, oturduğu çamın tepesinde kargalar &#8216;gak, gak, gak&#8217; ötüyorlardı. O sesleri &#8216;kalk&#8217; anlamıştı. Çok güldüm. Ben onu, onların karga olduğuna inandıramazdım, o da beni adam olduklarına inandıramazdı.&#8221;<br />
<br />
Haddimi bildim<br />
Ali Nahit Babaoğlu, Doktor: &#8220;Bir de bir zamanlar sağlık müdürlüğünde bulunan, adının başında &#8216;prof&#8217; unvanı da olan, ismi lazım değil bir zatın, gene ismi lazım değil bazı doktor beylerin hazırladığı birtakım durumları bahane ederek, gecenin bir vakti kalabalık ekibiyle gelip bizim K-3&#8217;te hastalara kızlık muayenesi yapılması var. Ama onu da anlatmayalım. Salih Yaşar&#8217;ın başhekimliği sırasında, A Blok 3. katta namus denetimi de var anlatılması gerekmeyen.&#8221;<br />
<br />
Faruk Bayülkem, Eski Başhekim: 07.09.1977&#8217;de yaş haddinden ben de emekliye ayrıldım. &#8220;Bu kadar sene çalıştınız, en iyi neyi bilirsiniz?&#8221; diye soranlara, &#8220;Haddimi bildim&#8221; diye cevap verdim.<br />
<br />
Çiğdem Özkara, Doktor: &#8220;Pencerenin önündeki gözcü, bir perşembe sabahı alarm verdi: &#8216;Geliyooor!&#8217; Şefimiz Yıldırım Aktuna vizite teşrif etmek üzere bahçe yolunda görünmüştü. Bu olayı huzursuzluk içinde bekleyen tüm asistanlar irkildik, hatta ben oturduğum yerden havaya fırladım. Nasıl olduysa oldu, sabah kahvaltımızın ayrılmaz parçası olan çaydanlık, sehpanın üztünden önce havaya fırladı, sonra duvara yapıştı. Telaşla ayağa kalkarken, ibiğine çarparak pike yapmasına vesile olduğum belirgin bir şekilde ortadaydı. Duvara ve Dilek&#8217;in üzerine yapışan çay tanelerini toplamaya çalışırken, kazaya neden olan alarmın da sahte olduğu anlaşıldı. Yıldırım Bey neden yıldırırdı bizleri? &#8220;<br />
<br />
İki gün sonra fark edilen ölü<br />
Ayşe Altınyurt, Hemşire: &#8220;1976 yılında Bakırköy&#8217;e, Raşit Tahsin, Akut Psikiyatri Servisi&#8217;ne atandım. ... Yeterli hemşire yoktu. ... Lambalar yanmazdı. TV ışığında tedavi yaptığımı hatırlıyorum. Enjeksiyon yapmak için yeterli iğne ucu yoktu, aynı iğne ucunu birkaç hastaya kullanırdık. İğne uçları artık kütleşmişti, yamulanı düzeltip yine kullanırdık. Serviste kaşık yoktu, tabak yoktu, tek bir kapta yemek papara yapılıyor ve hastalar elleriyle yiyorlardı. Hastaların giysileri de yoktu ve hepsi bitlenmişti.<br />
<br />
Beni 14-B&#8217;ye verdiler. Burada iki büyük koğuş ve iki yüz elli civarında hasta vardı. Bitler duvarlarda yürüyordu. Az sayıda ranza vardı ama hastaların çoğu yine yerde yatıyordu. Bir battaniyeyi birkaç hasta paylaşıyor, battaniyeyi kaldırdığımızda altından dört beş hasta çıkıyordu. Kalabalık olduğundan hastaların adını bilemiyorduk. Ölen bir hastanın fark edilmesi bazen bir iki günü buluyordu.&#8221;<br />
<br />
42 yıl sonra eve dönüş<br />
Cüneyt Evren, Doktor: &#8220;İkinci hikâye, bir uzmanla şizofren bir hasta arasında geçen diyalog. Uzman, lateralizasyon ile ilgili bir çalışma için soru soruyor. Hastanın hangi elini kullandığını anlamak için &#8216;İğneden iplik geçir&#8217; diyor. Uzun bir sessizlik oluyor. Uzman &#8216;Hadisene!&#8217; diyor. Hasta &#8216;İğne iplik yok ki, nasıl geçireceğim?&#8217; diye soruyor. Uzman da &#8216;İğne iplik yoksa hayal de mi edemiyorsun?&#8217; diye ısrar ediyor. Uzun bir sessizlik daha oluyor, uzman sinirleniyor: &#8216;Hadisene! Hayal etsene!&#8217; Hasta da sinirleniyor: &#8216;Ettim ya!&#8217; O gün, hastaları hafife almamam gerektiğini daha iyi anladım.&#8221;<br />
<br />
Şaban Demirel, Hastabakıcı: &#8220;Kırk iki yıldan beri BRSHH&#8217;de kapalı servislerden birinde yatan bir hastayı, yıllar sonra evine teslim ettim. Sosyal hizmet uzmanı araştırmış, hastanın Kütahya ili Tavşanlı ilçesinde doğduğunu öğrenmiş. Hastayı özel araba ile götürdüm, muhtarı buldum, durumu anlattım. Meğer bu hasta yirmi yaşındayken köyünden kaçmış, annesine de öldü demişler. Hasta hafif mental retarde. Annesi 93 yaşında dinç bir kadın, tarlada çalışıyor. Oğlunu tanıyamadı, bize inanmadı zaten. Ancak yakınları ile ilgili sorulara cevap verince, oğlu olduğuna emin oldu.&#8221; (Aslı Uluşahin)<br />
Detaylı Bilgi İçin:<br />
Sitemize üye olmadan linkleri göremezsiniz. Kayıt olmak sadece 30 saniyenizi alacak... <br />
Kayıt Ol! - <br />
Giriş Yap...]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bitti Denen Yerden Başlamak]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4357</link>
			<pubDate>Fri, 03 Jul 2009 17:02:27 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4357</guid>
			<description><![CDATA[Sitemize üye olmadan linkleri göremezsiniz. Kayıt olmak sadece 30 saniyenizi alacak... <br />
Kayıt Ol! - <br />
Giriş Yap...<br />
<br />
Ölüme bile çelme takan bir kadının yaşam mücadelesinin öyküsü.<br />
<br />
Bazen insanın hayatının artık tamamen bittiğini ve kendisi için sonun başlangıcını yaşadığını hissettiği zamanlar olur. Bütün dünyanın, hatta insanların hepsinin teker teker üstüne geldiğini, her kötü şeyin kendisini bulduğunu, zorlukların altında kalacağını ve kalkamayacağını düşündüğü anlar olur.<br />
<br />
Ama belki de o bittim dediğiniz an sizin yeniden başlangıcınız olacaktır. Yeter ki, kendinize olan güveninizi ve inancınızı yitirmeyin. Her nefes alışverişinizde benliğinizde bulunan ama isteyerek ya da istemeyerek bir kenara bıraktığınız o gücü hatırlayın ve içinizdeki gücü yeni bir ışığa çevirin.<br />
<br />
Hayat yaşamaya değer. Geçmiş arkada kalan merdiven, ister inin ister çıkın sonuç her ikisinde de varmak istediğiniz yer, yani hedefiniz. Bunu ben yaptım ve başardım. Sizler de yapabilirsiniz. Tek ihtiyacınız olan başarmayı istemek ve başarı için hedefinizi belirlemek.<br />
<br />
"Yeter ki isteyin!"<br />
<br />
Detaylı Bilgi İçin:<br />
Sitemize üye olmadan linkleri göremezsiniz. Kayıt olmak sadece 30 saniyenizi alacak... <br />
Kayıt Ol! - <br />
Giriş Yap...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Sitemize üye olmadan linkleri göremezsiniz. Kayıt olmak sadece 30 saniyenizi alacak... <br />
Kayıt Ol! - <br />
Giriş Yap...<br />
<br />
Ölüme bile çelme takan bir kadının yaşam mücadelesinin öyküsü.<br />
<br />
Bazen insanın hayatının artık tamamen bittiğini ve kendisi için sonun başlangıcını yaşadığını hissettiği zamanlar olur. Bütün dünyanın, hatta insanların hepsinin teker teker üstüne geldiğini, her kötü şeyin kendisini bulduğunu, zorlukların altında kalacağını ve kalkamayacağını düşündüğü anlar olur.<br />
<br />
Ama belki de o bittim dediğiniz an sizin yeniden başlangıcınız olacaktır. Yeter ki, kendinize olan güveninizi ve inancınızı yitirmeyin. Her nefes alışverişinizde benliğinizde bulunan ama isteyerek ya da istemeyerek bir kenara bıraktığınız o gücü hatırlayın ve içinizdeki gücü yeni bir ışığa çevirin.<br />
<br />
Hayat yaşamaya değer. Geçmiş arkada kalan merdiven, ister inin ister çıkın sonuç her ikisinde de varmak istediğiniz yer, yani hedefiniz. Bunu ben yaptım ve başardım. Sizler de yapabilirsiniz. Tek ihtiyacınız olan başarmayı istemek ve başarı için hedefinizi belirlemek.<br />
<br />
"Yeter ki isteyin!"<br />
<br />
Detaylı Bilgi İçin:<br />
Sitemize üye olmadan linkleri göremezsiniz. Kayıt olmak sadece 30 saniyenizi alacak... <br />
Kayıt Ol! - <br />
Giriş Yap...]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Osmanlı'nın Felaket Seneleri]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4356</link>
			<pubDate>Fri, 03 Jul 2009 16:57:22 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4356</guid>
			<description><![CDATA[<br />
<br />
Sitemize üye olmadan linkleri göremezsiniz. Kayıt olmak sadece 30 saniyenizi alacak... <br />
Kayıt Ol! - <br />
Giriş Yap...<br />
Osmanlı ordusunun nasıl adım adım bozguna gittiğini ve bir dönemin hüzünle kapanan son perdesine işık tutuyor.<br />
<br />
1683'te başlayan İkinci Viyana Bozgunu ile 1699 Karlofça Barışı arasında cereyan eden olayları anlatan "Felaket Seneleri", 1908' de İkdam gazetesinde tefrika edildikten sonra, 1912 yılında ilavelerle kitap halinde çıkmış ve 1913 yılında Kitaphane-i Askeriyye'de, İbrahim Hilmi tarafından ikinci baskısı yapılmıştır.<br />
<br />
Sitemize üye olmadan linkleri göremezsiniz. Kayıt olmak sadece 30 saniyenizi alacak... <br />
Kayıt Ol! - <br />
Giriş Yap...<br />
"Osmanlı&#8217;nın Felaket Seneleri" isimli eserini hazırlarken, Türk kaynaklarının yanında Batı kaynaklarından da istifade eden Ahmed Refik Bey; okuyucusunu, orijinal üslûbu ve sürükleyici anlatımıyla, yaşadığımız dünyadan alıp Viyana Kuşatması günlerine götürüyor adeta. Yazar, devleti idare edenlerin gafletleri yüzünden düştüğümüz halleri ve yaşadığımız dramları anlattığı eserinde, başarılarımız yanında hatalarımızı da gözler önüne seriyor.<br />
<br />
Mazimizdeki mağlûbiyetleri ve felaketleri, zaferlerimizden daha fazla bilmek ve öğrenmek mecburiyetindeyiz. Milletimizi acılara ve hüzünlere boğan olayların gerçek sebeplerini öğrenmek ve yaşanmış tarihten ders almak zorundayız.<br />
<br />
Halkımıza köklü bir tarih şuuru ve milliyet duygusu aşılamayı hedefleyen eser, zafer ve destanlarla örülü bir tarihin, hüzünle kapanan son perdesine işık tutuyor.<br />
<br />
Osmanlı ordusunun nasıl adım adım bozguna gittiğini göstermesi, bir dönemin genel resmini ortaya koyması ve pek çok ibret verici hadiseyi nakletmesi bakımından da ayrı bir ehemmiyet gösteren, "Osmanlı&#8217;nın Felaket Seneleri" Yitik Hazine Yayınları'ndan çıktı.<br />
Daha Fazla Bilgi İçin:<br />
Sitemize üye olmadan linkleri göremezsiniz. Kayıt olmak sadece 30 saniyenizi alacak... <br />
Kayıt Ol! - <br />
Giriş Yap...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<br />
<br />
Sitemize üye olmadan linkleri göremezsiniz. Kayıt olmak sadece 30 saniyenizi alacak... <br />
Kayıt Ol! - <br />
Giriş Yap...<br />
Osmanlı ordusunun nasıl adım adım bozguna gittiğini ve bir dönemin hüzünle kapanan son perdesine işık tutuyor.<br />
<br />
1683'te başlayan İkinci Viyana Bozgunu ile 1699 Karlofça Barışı arasında cereyan eden olayları anlatan "Felaket Seneleri", 1908' de İkdam gazetesinde tefrika edildikten sonra, 1912 yılında ilavelerle kitap halinde çıkmış ve 1913 yılında Kitaphane-i Askeriyye'de, İbrahim Hilmi tarafından ikinci baskısı yapılmıştır.<br />
<br />
Sitemize üye olmadan linkleri göremezsiniz. Kayıt olmak sadece 30 saniyenizi alacak... <br />
Kayıt Ol! - <br />
Giriş Yap...<br />
"Osmanlı&#8217;nın Felaket Seneleri" isimli eserini hazırlarken, Türk kaynaklarının yanında Batı kaynaklarından da istifade eden Ahmed Refik Bey; okuyucusunu, orijinal üslûbu ve sürükleyici anlatımıyla, yaşadığımız dünyadan alıp Viyana Kuşatması günlerine götürüyor adeta. Yazar, devleti idare edenlerin gafletleri yüzünden düştüğümüz halleri ve yaşadığımız dramları anlattığı eserinde, başarılarımız yanında hatalarımızı da gözler önüne seriyor.<br />
<br />
Mazimizdeki mağlûbiyetleri ve felaketleri, zaferlerimizden daha fazla bilmek ve öğrenmek mecburiyetindeyiz. Milletimizi acılara ve hüzünlere boğan olayların gerçek sebeplerini öğrenmek ve yaşanmış tarihten ders almak zorundayız.<br />
<br />
Halkımıza köklü bir tarih şuuru ve milliyet duygusu aşılamayı hedefleyen eser, zafer ve destanlarla örülü bir tarihin, hüzünle kapanan son perdesine işık tutuyor.<br />
<br />
Osmanlı ordusunun nasıl adım adım bozguna gittiğini göstermesi, bir dönemin genel resmini ortaya koyması ve pek çok ibret verici hadiseyi nakletmesi bakımından da ayrı bir ehemmiyet gösteren, "Osmanlı&#8217;nın Felaket Seneleri" Yitik Hazine Yayınları'ndan çıktı.<br />
Daha Fazla Bilgi İçin:<br />
Sitemize üye olmadan linkleri göremezsiniz. Kayıt olmak sadece 30 saniyenizi alacak... <br />
Kayıt Ol! - <br />
Giriş Yap...]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ferrari'sini Satan Bilge]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4283</link>
			<pubDate>Tue, 30 Jun 2009 06:54:29 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4283</guid>
			<description><![CDATA["Kalabalık mahkeme salonunun tam ortasında yığılmış durumdaydı.<br />
O,büyük düşleri olan,zeki,yakışıklı,korkusuz ve ülkenin en seçkin avukatıydı.<br />
Onu on yedi yıldır tanıyordum.Julian'ın şok edici mahkeme gösterileri sürekli gazetelerin ön sayfalarında yer alıyordu.<br />
Çoğu kimsenin sadece düşleyebileceği her şeyi elde etmişti.<br />
Yıldızlara varan mesleki şöhret,milyonlarca dolarlık banka hesapları,en pahalı semtte olağanüstü bir malikane,özel bir jet,tropikal bir ada,yazlık bir ev ve çok değer verdiği varlığı<br />
-malikanesine uzanan özel yolunun ortasına parkettiği kırmızı bir Ferrari.<br />
Şimdi ise büyük Julian kalp krizi geçirmiş,çaresiz bir bebek gibi yerde kıvranıyor ve deli gibi sarsılıyordu.<br />
<br />
ROBİN SHARMA]]></description>
			<content:encoded><![CDATA["Kalabalık mahkeme salonunun tam ortasında yığılmış durumdaydı.<br />
O,büyük düşleri olan,zeki,yakışıklı,korkusuz ve ülkenin en seçkin avukatıydı.<br />
Onu on yedi yıldır tanıyordum.Julian'ın şok edici mahkeme gösterileri sürekli gazetelerin ön sayfalarında yer alıyordu.<br />
Çoğu kimsenin sadece düşleyebileceği her şeyi elde etmişti.<br />
Yıldızlara varan mesleki şöhret,milyonlarca dolarlık banka hesapları,en pahalı semtte olağanüstü bir malikane,özel bir jet,tropikal bir ada,yazlık bir ev ve çok değer verdiği varlığı<br />
-malikanesine uzanan özel yolunun ortasına parkettiği kırmızı bir Ferrari.<br />
Şimdi ise büyük Julian kalp krizi geçirmiş,çaresiz bir bebek gibi yerde kıvranıyor ve deli gibi sarsılıyordu.<br />
<br />
ROBİN SHARMA]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[&quot;masumiyet müzesi&quot; Orhan Pamuk]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4231</link>
			<pubDate>Sun, 07 Jun 2009 13:52:58 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4231</guid>
			<description><![CDATA[[attachment=691]<br />
<br />
"hayatımın en mutlı anıymış, bilmiyordum."<br />
Nobel ödüllü yazarımız Orhan Pamuk&#8217;un üzerinde altı yıldır çalıştığı aşk romanı bu sözlerle başlıyor...<br />
<br />
Ülkemizde ve dünyada milyonlarca okurun sevgi ve hayranlığını kazanmış olan, kitapları elli sekiz dile çevrilen ve her yeni romanı büyük bir merakla bütün dünyada beklenen Pamuk, okurlarına unutulmaz rüyalar gibi, akıllardan hiç çıkmayacak sarsıcı bir hikâye anlatıyor.<br />
<br />
Nobel ödüllü yazarımız Orhan Pamuk&#8217;un son romanı &#8220;Masumiyet Müzesi&#8221; İletişim Yayınlarından piyasaya çıktı. Çıkar çıkmaz da en çok kitaplar arasında yerini aldı. Bir aşk romanı olarak nitelenen kitap, &#8220;Cevdet Bey ve Oğulları&#8221;ndan sonra yazarın en uzun romanı. Kitapta sadece aşk konusu ele alınmıyor. Flört, nişanlılık, tartışma, evlilik öncesi ilişkiler, kız isteme, ayrılıklar, boşanmalar gibi konular da kitapta yer buluyor. Kitapta yaklaşık 150 karakter var ve bunların bir kısmı da gerçek hayattan alınmış. Konusu İstanbul&#8217;da geçiyor. Kitabın ismi ise Orhan Pamuk&#8217;un açmayı düşündüğü müzeden geliyor. Kitabı okuduktan sonra aşk, evlilik, arkadaşlık, aile ve mutluluk hakkındaki görüşlerinizin değişeceğine inanıyoruz.<br />
<br />
Kitapta yer alan konular 1975 yılı ile birlikte başlıyor ve tekstil zengini Basmacı ailesinin okumuş 30 yaşındaki oğulları Kemal ile uzak akrabaları, yoksul Keskin ailesinin 18 yaşındaki güzel kızı, tezgahtarlık yapan Füsun arasındaki aşk anlatılıyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[[attachment=691]<br />
<br />
"hayatımın en mutlı anıymış, bilmiyordum."<br />
Nobel ödüllü yazarımız Orhan Pamuk&#8217;un üzerinde altı yıldır çalıştığı aşk romanı bu sözlerle başlıyor...<br />
<br />
Ülkemizde ve dünyada milyonlarca okurun sevgi ve hayranlığını kazanmış olan, kitapları elli sekiz dile çevrilen ve her yeni romanı büyük bir merakla bütün dünyada beklenen Pamuk, okurlarına unutulmaz rüyalar gibi, akıllardan hiç çıkmayacak sarsıcı bir hikâye anlatıyor.<br />
<br />
Nobel ödüllü yazarımız Orhan Pamuk&#8217;un son romanı &#8220;Masumiyet Müzesi&#8221; İletişim Yayınlarından piyasaya çıktı. Çıkar çıkmaz da en çok kitaplar arasında yerini aldı. Bir aşk romanı olarak nitelenen kitap, &#8220;Cevdet Bey ve Oğulları&#8221;ndan sonra yazarın en uzun romanı. Kitapta sadece aşk konusu ele alınmıyor. Flört, nişanlılık, tartışma, evlilik öncesi ilişkiler, kız isteme, ayrılıklar, boşanmalar gibi konular da kitapta yer buluyor. Kitapta yaklaşık 150 karakter var ve bunların bir kısmı da gerçek hayattan alınmış. Konusu İstanbul&#8217;da geçiyor. Kitabın ismi ise Orhan Pamuk&#8217;un açmayı düşündüğü müzeden geliyor. Kitabı okuduktan sonra aşk, evlilik, arkadaşlık, aile ve mutluluk hakkındaki görüşlerinizin değişeceğine inanıyoruz.<br />
<br />
Kitapta yer alan konular 1975 yılı ile birlikte başlıyor ve tekstil zengini Basmacı ailesinin okumuş 30 yaşındaki oğulları Kemal ile uzak akrabaları, yoksul Keskin ailesinin 18 yaşındaki güzel kızı, tezgahtarlık yapan Füsun arasındaki aşk anlatılıyor.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA['AŞK' Elif Şafak]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4156</link>
			<pubDate>Mon, 25 May 2009 17:52:41 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4156</guid>
			<description><![CDATA[[attachment=645]<br />
<br />
<br />
Ya ortasındasındır AŞK'ın merkezinde; ya da dışındasındır, hasretinde..<br />
Ella Rubinntain (40) Amerikalı bir ev kadınıdır. Tipik burjuva değerlerinin hâkim olduğu oldukça varlıklı bir ailesi, düzenli ve görünüşte 'sorunsuz' bir evliliği vardır. Üç çocuğunu da büyüttükten sonra bir yayınevinde editör-asistanı olarak iş bulur; görevi A. Z. Zahara adlı tanınmamış bir yazarın tasavvuf felsefesini konu alan tarihi romanını değerlendirmektir.<br />
<br />
Ancak hayatının kritik bir döneminde eline aldığı bu kitap, hiç beklemediği bir şekilde Ella'yı derinden sarsacak, dünyevi aşkı keşfetmek adına zorlu ve tehlikeli bir yolculuğa çıkmasına neden olacaktır.<br />
<br />
Hayatlarımızın durgun gölünü dalgalandıran taş misali, yüzleşmek zorunda olduğumuz sıkıntılar, acılar&#8230; ve aşkın peşinde kat etmek zorunda olduğumuz zorlu yollar, ödediğimiz bedeller&#8230;<br />
Aşk&#8230; kitap içinde bir kitap, hayatın anlamı peşinde bir aşk macerası&#8230;<br />
Aşk&#8230; Elif Şafak'tan arayışa, gerçeğe ve keşfetmeye dair bir roman.<br />
<br />
Mevlana ve Şems`in ilahi aşkı üzerinden kitabın kahramanları Ella ile Aziz`in dünyevi aşklarına uzanan bir hikaye..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[[attachment=645]<br />
<br />
<br />
Ya ortasındasındır AŞK'ın merkezinde; ya da dışındasındır, hasretinde..<br />
Ella Rubinntain (40) Amerikalı bir ev kadınıdır. Tipik burjuva değerlerinin hâkim olduğu oldukça varlıklı bir ailesi, düzenli ve görünüşte 'sorunsuz' bir evliliği vardır. Üç çocuğunu da büyüttükten sonra bir yayınevinde editör-asistanı olarak iş bulur; görevi A. Z. Zahara adlı tanınmamış bir yazarın tasavvuf felsefesini konu alan tarihi romanını değerlendirmektir.<br />
<br />
Ancak hayatının kritik bir döneminde eline aldığı bu kitap, hiç beklemediği bir şekilde Ella'yı derinden sarsacak, dünyevi aşkı keşfetmek adına zorlu ve tehlikeli bir yolculuğa çıkmasına neden olacaktır.<br />
<br />
Hayatlarımızın durgun gölünü dalgalandıran taş misali, yüzleşmek zorunda olduğumuz sıkıntılar, acılar&#8230; ve aşkın peşinde kat etmek zorunda olduğumuz zorlu yollar, ödediğimiz bedeller&#8230;<br />
Aşk&#8230; kitap içinde bir kitap, hayatın anlamı peşinde bir aşk macerası&#8230;<br />
Aşk&#8230; Elif Şafak'tan arayışa, gerçeğe ve keşfetmeye dair bir roman.<br />
<br />
Mevlana ve Şems`in ilahi aşkı üzerinden kitabın kahramanları Ella ile Aziz`in dünyevi aşklarına uzanan bir hikaye..]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Alacakaranlık Serisi]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=3918</link>
			<pubDate>Sat, 09 May 2009 08:33:03 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=3918</guid>
			<description><![CDATA[1-Twilight l Alacakaranlık <br />
<br />
<br />
<br />
Yazar: Stephenie Meyer<br />
<br />
Çevirmen: Ayşegül Uzer<br />
<br />
Orjinal İsim: Twilight<br />
<br />
Yayınevi: DHARMA Yayınları<br />
<br />
Sayfa sayısı: 440 sayfa<br />
<br />
Türü: Fantastik<br />
<br />
<br />
Üç seyden emindim. Birincisi Edward bir vampirdi. Ikincisi, ne kadar baskin oldugunu bilemesem de onun bu vampir yani kanima susamisti. Üçüncüsü ise, kosulsuz ve geri dönülemez bir sekilde ona asik olmustum.<br />
<br />
Isabella Swan Washington'in, yagmurun hiç dinmedigi küçük kasabasi Forks'a tasinir. Bu simdiye kadar aldigi en sikici karar gibi görünmektedir. Fakat gizemli ve çekici Edward'la tanismasi hayatini heyecanli ve tüyler ürpertici bir hale sokar. Edward simdiye kadar, içinde yasadigi küçük toplulukta vampir kimligini saklayabilmistir. Ancak artik kimse güvende degildir, özellikle Edward'in en çok deger verdigi insan olan Isabella&#8230; Iki sevgili kendilerini tutku ve tehlike arasinda dengede duran bir biçagin en keskin noktasinda bulur.<br />
<br />
Alacakaranlik içgüdülerimize meydan okumakla tutkularimizi tatmin etme boyun istegi arasindaki çatismayi sorgulayan etkileyici bir kitap.<br />
<br />
&#8220;Stephenie Meyer, 2005 yilinin gelecegi en parlak yeni yazaridir.&#8221;<br />
<br />
2005 Amerika Kütüphaneler Birliği En İyi Kitap Ödülü <br />
<br />
<br />
Seri 5 kitaptan oluşuyor<br />
<br />
Serinin orjinal ismi : Twilight<br />
<br />
<br />
2. New Moon l Yeni Ay  <br />
<br />
<br />
Yazar: Stephenie Meyer<br />
<br />
Çevirmen: Öncü Saraç Tüzüner<br />
<br />
Orjinal İsim: New Moon<br />
<br />
Yayınevi: EpsilonYayınları<br />
<br />
Sayfa sayısı: 440 sayfa<br />
<br />
Türü: Fantastik<br />
<br />
Edward ve Cullen Ailesi'nin diğer üyeleri Bella'nın doğum günü için bir parti verirler, fakat Bella ısrarla karşı çıkar. Çünkü ortada büyük bir sorun vardır; Edward sonsuza dek genç kalacaktır, peki ya Bella? Kâbuslar, sırlar, imkânsızlıklar, seçimler ve kararlar... Bella ve Edward'ı yine zorlu bir mücadele bekliyor. Alacakaranlık'ın kahramanlarının aşk ve heyecan dolu macerası Yeniay'da hız kesmeden devam ediyor.<br />
<br />
3. Eclipse|Tutulma<br />
<br />
<br />
Bella'nın Edward'a olan bitmez aşkı ve Jacob'a olan aşkını/sevgisini simgeliyor. (Kırmızı aşk rengidir bilindiği gibi)<br />
<br />
Bella'nın Edward ve Jacob arasında bir seçim yapması gerekiyor.. Ve tabiki Edward'ı seçiyor ama kurdelenin tam kopmamış olması da Jacob'la arkadaşlığını hala devam ettirmek istemesi anlamına geliyor.<br />
<br />
<br />
4-Breaking Dawn|Şafak Vakti<br />
<br />
Bella vampire dönüşmeden önce kitaptaki en zayıf karakterdi. Bu da arka taraftaki kırmızı piyonla gösterilmiş.<br />
Piyon - Aatrançtaki en zayıf taş<br />
Kırmızı renk - Bella'nın kanını simgeliyor.<br />
<br />
Ama Edward onu vampire dönüştürdükten sonra tüm Cullenlar arasında en güçlü kız haline geliyor ve bu da önde duran beyaz vezirle simgeleniyor.<br />
Vezir - Satrançtaki en güçlü taş<br />
Beyaz renk - Artık Bella'nın kanının olmaması<br />
5-Midnight Sun|Geceyarısı Güneşi<br />
<br />
Bilindiği üzere bu kitap Edward'ın gözünden. Edward hep kendisinin 'karanlıkta olduğunu' düşünüyordu, yani hayatı hiç daha iyiye gitmedi. Şöyle de diyebiliriz ki sürekli geceyarısı olan bir ortamda yaşadı. Ama Bella hayatına girdiğinde, her şeye rağmen dünyasında bir ışık olduğunu farketti. Çünkü, Edward'ın 2. kitapta Bella'yla konuşurken de belirttiği gibi, bella onun için bir tür güneş olmuştu.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[1-Twilight l Alacakaranlık <br />
<br />
<br />
<br />
Yazar: Stephenie Meyer<br />
<br />
Çevirmen: Ayşegül Uzer<br />
<br />
Orjinal İsim: Twilight<br />
<br />
Yayınevi: DHARMA Yayınları<br />
<br />
Sayfa sayısı: 440 sayfa<br />
<br />
Türü: Fantastik<br />
<br />
<br />
Üç seyden emindim. Birincisi Edward bir vampirdi. Ikincisi, ne kadar baskin oldugunu bilemesem de onun bu vampir yani kanima susamisti. Üçüncüsü ise, kosulsuz ve geri dönülemez bir sekilde ona asik olmustum.<br />
<br />
Isabella Swan Washington'in, yagmurun hiç dinmedigi küçük kasabasi Forks'a tasinir. Bu simdiye kadar aldigi en sikici karar gibi görünmektedir. Fakat gizemli ve çekici Edward'la tanismasi hayatini heyecanli ve tüyler ürpertici bir hale sokar. Edward simdiye kadar, içinde yasadigi küçük toplulukta vampir kimligini saklayabilmistir. Ancak artik kimse güvende degildir, özellikle Edward'in en çok deger verdigi insan olan Isabella&#8230; Iki sevgili kendilerini tutku ve tehlike arasinda dengede duran bir biçagin en keskin noktasinda bulur.<br />
<br />
Alacakaranlik içgüdülerimize meydan okumakla tutkularimizi tatmin etme boyun istegi arasindaki çatismayi sorgulayan etkileyici bir kitap.<br />
<br />
&#8220;Stephenie Meyer, 2005 yilinin gelecegi en parlak yeni yazaridir.&#8221;<br />
<br />
2005 Amerika Kütüphaneler Birliği En İyi Kitap Ödülü <br />
<br />
<br />
Seri 5 kitaptan oluşuyor<br />
<br />
Serinin orjinal ismi : Twilight<br />
<br />
<br />
2. New Moon l Yeni Ay  <br />
<br />
<br />
Yazar: Stephenie Meyer<br />
<br />
Çevirmen: Öncü Saraç Tüzüner<br />
<br />
Orjinal İsim: New Moon<br />
<br />
Yayınevi: EpsilonYayınları<br />
<br />
Sayfa sayısı: 440 sayfa<br />
<br />
Türü: Fantastik<br />
<br />
Edward ve Cullen Ailesi'nin diğer üyeleri Bella'nın doğum günü için bir parti verirler, fakat Bella ısrarla karşı çıkar. Çünkü ortada büyük bir sorun vardır; Edward sonsuza dek genç kalacaktır, peki ya Bella? Kâbuslar, sırlar, imkânsızlıklar, seçimler ve kararlar... Bella ve Edward'ı yine zorlu bir mücadele bekliyor. Alacakaranlık'ın kahramanlarının aşk ve heyecan dolu macerası Yeniay'da hız kesmeden devam ediyor.<br />
<br />
3. Eclipse|Tutulma<br />
<br />
<br />
Bella'nın Edward'a olan bitmez aşkı ve Jacob'a olan aşkını/sevgisini simgeliyor. (Kırmızı aşk rengidir bilindiği gibi)<br />
<br />
Bella'nın Edward ve Jacob arasında bir seçim yapması gerekiyor.. Ve tabiki Edward'ı seçiyor ama kurdelenin tam kopmamış olması da Jacob'la arkadaşlığını hala devam ettirmek istemesi anlamına geliyor.<br />
<br />
<br />
4-Breaking Dawn|Şafak Vakti<br />
<br />
Bella vampire dönüşmeden önce kitaptaki en zayıf karakterdi. Bu da arka taraftaki kırmızı piyonla gösterilmiş.<br />
Piyon - Aatrançtaki en zayıf taş<br />
Kırmızı renk - Bella'nın kanını simgeliyor.<br />
<br />
Ama Edward onu vampire dönüştürdükten sonra tüm Cullenlar arasında en güçlü kız haline geliyor ve bu da önde duran beyaz vezirle simgeleniyor.<br />
Vezir - Satrançtaki en güçlü taş<br />
Beyaz renk - Artık Bella'nın kanının olmaması<br />
5-Midnight Sun|Geceyarısı Güneşi<br />
<br />
Bilindiği üzere bu kitap Edward'ın gözünden. Edward hep kendisinin 'karanlıkta olduğunu' düşünüyordu, yani hayatı hiç daha iyiye gitmedi. Şöyle de diyebiliriz ki sürekli geceyarısı olan bir ortamda yaşadı. Ama Bella hayatına girdiğinde, her şeye rağmen dünyasında bir ışık olduğunu farketti. Çünkü, Edward'ın 2. kitapta Bella'yla konuşurken de belirttiği gibi, bella onun için bir tür güneş olmuştu.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Sineklerin Tanrısı-William Golding]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=3710</link>
			<pubDate>Tue, 28 Apr 2009 18:39:34 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=3710</guid>
			<description><![CDATA[[attachment=575]<br />
Sineklerin Tanrısı başlangıçta, ıssız bir adaya düşen çocukların serüvenlerini anlatan, küçükler için yazılmış bir öykü, R.M. Ballantyne'ın Mercan Adası'nın çağdaş bir uygulaması sanılabilir. Hatta Golding, kendine özgü buruk alaycılıkla, okuyucunun bu sanısını pekiştirmek istercesine, Sineklerin Tanrısı'nın başlıca iki kişisine Mercan Adası'ndaki çocuklardan aldığı Ralph ve Jack adlarını verir. Mercan Adası'nda Ballantyne, oldukça duygusal ve biraz da bön bir iyimserlikle, gemileri battıktan sonra Pasifik Okyanusu'nda ıssız bir adaya sığınan üç İngiliz gencinin, Büyük Britanya uygarlığının oldukça başarılı bir küçük örneğini nasıl yeniden kurduklarını anlatır. Golding'in Sineklerin Tanrısı'nda da bir mercan adası ve İngiliz çocuklar vardır. Ama altı ile on iki yaş arasında olan bu çocuklar, gelecekteki atom savaşı sırasında, güvenilir bir yere götürülmek üzere bindikleri uçak bir saldırıya uğradığı için bu mercan adasına düşmüşlerdir. Ve bu mercan adasında olup bitenler, Ballantyne'ın romanında olup bitenlere hiç mi hiç benzememektedir...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[[attachment=575]<br />
Sineklerin Tanrısı başlangıçta, ıssız bir adaya düşen çocukların serüvenlerini anlatan, küçükler için yazılmış bir öykü, R.M. Ballantyne'ın Mercan Adası'nın çağdaş bir uygulaması sanılabilir. Hatta Golding, kendine özgü buruk alaycılıkla, okuyucunun bu sanısını pekiştirmek istercesine, Sineklerin Tanrısı'nın başlıca iki kişisine Mercan Adası'ndaki çocuklardan aldığı Ralph ve Jack adlarını verir. Mercan Adası'nda Ballantyne, oldukça duygusal ve biraz da bön bir iyimserlikle, gemileri battıktan sonra Pasifik Okyanusu'nda ıssız bir adaya sığınan üç İngiliz gencinin, Büyük Britanya uygarlığının oldukça başarılı bir küçük örneğini nasıl yeniden kurduklarını anlatır. Golding'in Sineklerin Tanrısı'nda da bir mercan adası ve İngiliz çocuklar vardır. Ama altı ile on iki yaş arasında olan bu çocuklar, gelecekteki atom savaşı sırasında, güvenilir bir yere götürülmek üzere bindikleri uçak bir saldırıya uğradığı için bu mercan adasına düşmüşlerdir. Ve bu mercan adasında olup bitenler, Ballantyne'ın romanında olup bitenlere hiç mi hiç benzememektedir...]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Siyah Lale]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=3421</link>
			<pubDate>Thu, 23 Apr 2009 00:00:56 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=3421</guid>
			<description><![CDATA[Sitemize üye olmadan linkleri göremezsiniz. Kayıt olmak sadece 30 saniyenizi alacak... <br />
Kayıt Ol! - <br />
Giriş Yap...<br />
<br />
<br />
Siyah Lale Kitabının Özeti<br />
<br />
Romanın kahramanı Cornelius Von Baerle oldukça zengin bir doktordur. Hem parasını değerlendirmek hem de güzel bir uğraş edinmek için dönemin en zarif ve pahalı uğraşlarından olan lale yetiştiriciliğine başlar. Hobi olarak başladığı bu iş kısa sürede hayatının tek gayesi olur. O sırada Haarlem Çiçekçilik Cemiyeti siyah lale yetiştirene büyük ödül vereceği bir yarışma düzenler.C.V. Baerle de siyah lale soğanı oluşturmak için çalışmalara başlar. Tabi onun gibi lale yetiştiricisi olan kıskanç komşusu Isaac Boxtel , C.V. Baerle&#8217;nin her yaptığını takip etmektedir. Baerle&#8217;nin siyah lale soğanını yetiştirdiğini düşündüğü an, ona iftira atar ve onu tutuklatır. Cornelius, ömür boyu hapse mahkum olur. Yetiştirdiği üç siyah lale soğanını üzerinde saklayarak hapse girer. Burada tanıştığı gardiyanın kızı Rosa&#8217;ya aşık olur ve onun sayesinde hapishanede siyah laleyi yetiştirirler, büyük ödülün sahibi olurlar.Kitap şu cümleyle bitiyor: &#8221; Bazen bir insan &#8216;Çok mutluyum&#8217; diyemeyecek kadar çok acı çekmiş olabilir.<br />
<br />
Üç Silahşörler ve Monte Kristo Kontu&#8217;nun yazarından yeni bir roman. Şövalyeler, kılıç, kalkan ve kahramanlık öyküleri seven gençlerin ellerinden bırakamayacakları bir dünya klasiği. Harlem Çiçekçilik Cemiyeti kusursuz bir siyah lale yetiştirene büyük bir ödül vaat eder. Bu o ana kadar görülmemiş bir şeydir ve herkesin ilgisini çeker. Siyah laleyle ilgilenenlerden birisi de Cornelius Van Baerle&#8217;dir. Uzun süren çalışmalardan sonra üç tane siyah lale soğanı yetiştirmeyi başarır. Ama kıskanç komşusu Isaac Boxtel bütün bu olanlardan haberdardır.<br />
Siyah laleyi ve dolayısıyla ödülü elde etmek için Van Baaerle&#8217;yi işlemediği bir suçla itham ederek ihbar eder. Van Baerle tutuklanır ve hapsedilir. Hapishanede tanıştığı gardiyanın kızına yani Rosa&#8217;ya âşık olur. Onun yardımıyla siyah laleyi yetiştirirler ve Boxtel&#8217;in bütün çabalarına rağmen ödülün sahibi olurlar. Bütün bunlar olurken Van Baerle&#8217;nin suçsuzluğu anlaşılır ve Van Baerle de özgürlüğüne kavuşur ve Rosa&#8217;yla evlenerek mutlu bir yuva kurarlar.<br />
<br />
Alıntıdır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Sitemize üye olmadan linkleri göremezsiniz. Kayıt olmak sadece 30 saniyenizi alacak... <br />
Kayıt Ol! - <br />
Giriş Yap...<br />
<br />
<br />
Siyah Lale Kitabının Özeti<br />
<br />
Romanın kahramanı Cornelius Von Baerle oldukça zengin bir doktordur. Hem parasını değerlendirmek hem de güzel bir uğraş edinmek için dönemin en zarif ve pahalı uğraşlarından olan lale yetiştiriciliğine başlar. Hobi olarak başladığı bu iş kısa sürede hayatının tek gayesi olur. O sırada Haarlem Çiçekçilik Cemiyeti siyah lale yetiştirene büyük ödül vereceği bir yarışma düzenler.C.V. Baerle de siyah lale soğanı oluşturmak için çalışmalara başlar. Tabi onun gibi lale yetiştiricisi olan kıskanç komşusu Isaac Boxtel , C.V. Baerle&#8217;nin her yaptığını takip etmektedir. Baerle&#8217;nin siyah lale soğanını yetiştirdiğini düşündüğü an, ona iftira atar ve onu tutuklatır. Cornelius, ömür boyu hapse mahkum olur. Yetiştirdiği üç siyah lale soğanını üzerinde saklayarak hapse girer. Burada tanıştığı gardiyanın kızı Rosa&#8217;ya aşık olur ve onun sayesinde hapishanede siyah laleyi yetiştirirler, büyük ödülün sahibi olurlar.Kitap şu cümleyle bitiyor: &#8221; Bazen bir insan &#8216;Çok mutluyum&#8217; diyemeyecek kadar çok acı çekmiş olabilir.<br />
<br />
Üç Silahşörler ve Monte Kristo Kontu&#8217;nun yazarından yeni bir roman. Şövalyeler, kılıç, kalkan ve kahramanlık öyküleri seven gençlerin ellerinden bırakamayacakları bir dünya klasiği. Harlem Çiçekçilik Cemiyeti kusursuz bir siyah lale yetiştirene büyük bir ödül vaat eder. Bu o ana kadar görülmemiş bir şeydir ve herkesin ilgisini çeker. Siyah laleyle ilgilenenlerden birisi de Cornelius Van Baerle&#8217;dir. Uzun süren çalışmalardan sonra üç tane siyah lale soğanı yetiştirmeyi başarır. Ama kıskanç komşusu Isaac Boxtel bütün bu olanlardan haberdardır.<br />
Siyah laleyi ve dolayısıyla ödülü elde etmek için Van Baaerle&#8217;yi işlemediği bir suçla itham ederek ihbar eder. Van Baerle tutuklanır ve hapsedilir. Hapishanede tanıştığı gardiyanın kızına yani Rosa&#8217;ya âşık olur. Onun yardımıyla siyah laleyi yetiştirirler ve Boxtel&#8217;in bütün çabalarına rağmen ödülün sahibi olurlar. Bütün bunlar olurken Van Baerle&#8217;nin suçsuzluğu anlaşılır ve Van Baerle de özgürlüğüne kavuşur ve Rosa&#8217;yla evlenerek mutlu bir yuva kurarlar.<br />
<br />
Alıntıdır.]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>