<?xml version="1.0" encoding="iso-8859-9"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[ELTCafe.Net - Mustafa Kemal Atatürk]]></title>
		<link>http://www.eltcafe.net/</link>
		<description><![CDATA[ELTCafe.Net - http://www.eltcafe.net]]></description>
		<pubDate>Fri, 30 Jul 2010 15:12:33 +0300</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk'ün Çocukluğu'na Ait Hikayeler]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=5212</link>
			<pubDate>Tue, 22 Dec 2009 17:40:17 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=5212</guid>
			<description><![CDATA[ATATÜRK&#8217;ÜN ÇOCUKLUĞU - 1<br />
<br />
Mustafa, annesi ve kız kardeşi ile birlikte dayısının çiftliğine gitti. Akşamüstü çiftliğe vardıklarında dayısı onları çok candan bir şekilde karşıladı. Hal-hatır sormalardan, iltifatlardan sonra akşam yemeği yendi. Yemekten sonra bir saat kadar daha sohbet edildi ve ardından geceyi geçirmek üzere odalarına çekildiler. <br />
<br />
Ertesi sabah sabahın erken saatlerinde dayısı Mustafa&#8217;ya çiftliğin her tarafını gezdirip gösterdi. Öğle vaktine doğru bakla tarlasına gittiler. Tarlanın kenarına geldiklerinde dayısı parmağı ile tarlasındaki tohumları yemekte olan kargaları işaret ederek: &#8220; Bak Mustafa, şu kargaları görüyor musun? İşte bunlar bizim baş düşmanımız. Ben uğraşayım, çalışayım, onlar gelsinler tohumları yesin bitirsinler. Oh ne ala, ne ala! Kimseye faydası olmaz şu karga murdarının. Yaptıkları anca zarar, ziyan. Bir de şu korkuluğun omuzlarına, kafasına konarlar &#8220; gak gak &#8220; diye öterler yüzlü yüzlü. Korkuluğun sadece adı korkuluk. Şu hale bak. Dört beş karga omuzlarına konmuş, yemişler tohumları, doymuşlar, güneşleniyorlar. Gel Mustafa, kovalım şunları &#8220; diye söylendi. <br />
<br />
Mustafa ile dayısının geldiklerini gören kargalar uçup gittiler. Daha sonra dinlenmek için bir ağacın altına otururlarken Mustafa, dayısına: &#8220; Dayıcığım, bu tarla hep böyle midir? &#8220; dedi. &#8220; Yani içinde çalışan, bekleyen olmadığı zamanlar kargalar tohumları yerler mi? &#8220;<br />
<br />
Dayısı: <br />
<br />
&#8220; Yerler Mustafa&#8217;m yerler. Bunlar sahipsiz bir tarla görmesinler. Onu, yirmisi toplanır gelir. Böyle gündüzleri tarlada beklemezsen birkaç haftaya kalmaz toprakta bir tek tane bırakmazlar&#8221; dedi. Bunun üzerine Mustafa konuyu toparlama ihtiyacı hissetti: &#8220; Peki dayıcığım, o zaman kargalar tohumları yiyip bitirmesinler diye sabahtan akşama kadar bekçilik yapmak zorunda kalıyorsunuz. &#8220; <br />
<br />
&#8220; Aynen dediğin gibi oluyor Mustafa. Çiftlikte yapılacak bir sürü iş varken, ben buraya gelip karga peşinde koşuyorum. Ne yaparsın ki, bu bakla tarlası çok önemli. Baklalar olgulaşınca hem kendimize yemeklik oluyor, hem de arabaya yükleyip pazarda satıyorum; iyi de para ediyor. &#8220; <br />
<br />
&#8220; Demek ki burada bekçilik yapmak işleriniz için büyük engel teşkil ediyor, sevgili dayıcığım. O halde izin verirseniz yarından tezi yok kardeşim Makbule ile gelip burada bekleriz. Siz de çiftlikteki işleri yoluna koyarsınız. Kargaların tarlanızdan bir tek tohum yemelerine izin vermeyeceğimi bilmenizi isterim. &#8220; <br />
<br />
&#8220; Hay, sen aklınla bin yaşa, Mustafa! Bak bu hiç aklıma gelmemişti. Daha önce defalarca düşünüp de içinden çıkamadığım bu büyük sorunu kolayca çözüverdin. Bugün akşama kadar burada kalırız. Tarla bekçiliği nasıl yapılır iyice öğrenirsin. Zaten zor bir tarafı yok canım. Biraz dikkatli olup kargaları kollaman yeterli. Akşama çiftliğe dönünce annene ben söylerim. Onun da rızasını almak lazım. &#8220; <br />
<br />
Ertesi sabah erkenden yengesinin hazırladığı börekleri bir torbaya koyan Mustafa kız kardeşi Makbule ile birlikte dayısının bakla tarlasına geldi. Gelir gelmez de, tarlaya inen kargaları kovalamaya başladılar. Öğle vaktine doğru ikisi de çok yorulmuştu. Bunun sebebi: Bir defa tarla oldukça büyüktü. Bir tarafa üç beş karga tohumları yemek için gelseler Mustafa ile Makbule hemen koşuyorlar kargaları kovalıyorlardı. Aynı kargalar uçuyorlar, tarlanın öteki tarafına iniyorlardı. Tarlanın bir başından bir başına koşup durmak onları yormuştu. İşin içine başka kargalar da karışınca durum iyice çekilmez hal almıştı. Öğle vakti bir köşede oturup yengesinin hazırladığı börekleri yerlerken Mustafa Makbule&#8217;ye sorunu kökünden halledecek bir yöntem bulduğunu söyledi ve şunları ekledi: &#8220; Makbule, kargaların bize oynadığı oyunun bilmem farkında mısın? Biz bu tarlaya gelir gelmez acemi olduğumuzu anladılar. Uygulamak istediğim yöntem oldukça basit. Tarlanın ortasında bulunan kulübenin içinden tarlayı enlemesine bölen bir çizgi çektiğimizi farz edelim. Bu çizgi tarlayı iki eşit parçaya böler. Yukarı tarafta kalan parça biraz meyilli, burası benim olsun. Aşağı tarafta kalan parça dümdüz, burası da senin olsun. Herkes kendi bölgesindeki kargaların kovalanmasından sorumlu olacak. Eğer kendi bölgenin ortalarına yakın bir yerde durmaya özen gösterirsen sabahki yorgunluğunun iki kat azaldığını fark edeceksin. Şimdi konuyla ilgili bana sormak istediğin bir şey var mı? &#8220; <br />
<br />
&#8220; Ne diyebilirim ki Mustafa abi. Sen yapmamız gerekeni tam olarak anlattın. Burada bana düşen görev anlattıklarını eksiksiz olarak uygulamamdır. &#8220;<br />
<br />
&#8220; Aferin sana Makbule. Senin gibi söz dinleyen, kavrayışı kuvvetli bir yardımcı ile çalışmak benim için şereftir. Bu başarı sadece benim değil, ikimizin başarısı olacaktır. Şimdi biraz acele edelim, böreklerimizi yiyelim de işe başlayalım. Bak kargalara, meydanı boş bulunca nasıl da çoğalıverdiler. Belki şu an için tarlanın üstünde uçmaktan başka bir şey yaptıkları yok ama eğer acele etmezsek birer ikişer tarlaya inmeye başlayacaklarına eminim. Dayıma, kargaların tarlanızdan bir tek tohum yemelerine izin vermeyeceğim, diyerek söz vermiştim. &#8220; <br />
<br />
Mustafa&#8217;nın kendi buluşu olan yöntem başarılı oldu. Akşamüstü hava kararmaya başladığında kargalar geceyi geçirmek için konaklama yerlerine giderlerken aç ve yorgundular. Çiftlikte yenen akşam yemeğinden sonra Makbule, o gün olanları ve kargaların üzgün ve perişan bir şekilde gidişlerini anlatırken, odada bulunanlar kahkahalarla gülmekten kendilerini alamıyorlardı. Annesi Zübeyde Hanım, &#8220; Benim Mustafa&#8217;m çok akıllıdır &#8220; diyerek sarı saçlı, mavi gözlü oğlunu gururla alnından öperken, Mustafa vakur halini hiç bozmadan duruyor, sadece gülümsemekle yetiniyordu.<br />
<br />
<br />
<br />
Not: Bu hikâyenin İngilizce versiyonu Atatürk's Childhood dünyanın en büyük sitelerinden İngiliz sitesi British Council'de 09-01-2007 tarihinde çıktığına dair siteden e-mail alıp siteye girdiğimde gözyaşlarımı tutamamıştım. Siteye İngilizcesini ben göndermiştim. Her gün dünyanın pek çok ülkesinden yüzlerce hikayenin geldiği ve büyük çoğunluğunun sitede yayınlanma şansı bulamadığı bir durumda Atatürk'ün Çocukluğu'na ait bu yazı tam 3 yıla yakın bir süredir orada ve en çok okunuyor. Ne yazılar silindi gitti. Bunu çeşitli Türk site ve forumlarındaki okurların ziyaretlerine borçluyuz. Hepinize en derin sevgi ve saygılarımı sunuyorum. Hoşça kalın. <br />
<br />
Sitemize üye olmadan linkleri göremezsiniz. Kayıt olmak sadece 30 saniyenizi alacak... <br />
Kayıt Ol! - <br />
Giriş Yap...<br />
<br />
ATATÜRK&#8217;ÜN ÇOCUKLUĞU - 2<br />
<br />
Mustafa&#8217;nın kız kardeşi Makbule rahatsızlandığı için çiftlikte kalmıştı. Bugün Mustafa tek başına bakla tarlasında bekçilik yapacaktı. Şu karga kovalama işinin pek bir zorluğu kalmamıştı. Bakla tarlasına gelmeye başladığı ilk günlerde kargalar Mustafa&#8217;nın ne derece zorlu bir rakip olduğunu anlamışlar ve onun uyguladığı yöntemi müthiş bir mücadele örneği göstermelerine karşın boşa çıkaramamışlar, çekilip gitmişlerdi. Mustafa sabah erkenden bakla tarlasına gelince tarlanın tam ortasında bulunan kulübenin önüne bir sandalye çıkarıp oturdu. Aradan yarım saat geçmeden canı sıkılmaya başladı. Böyle boş oturmak O&#8217;na göre değildi. O, bir şeylerle meşgul olsun, bir işe yarasın, faydalı olsun isterdi. Dayısının bakla tarlasında bekçilik yapmakla bir işe yarıyordu, faydalı oluyordu, fakat bunlar yeterli miydi? Hayır, yeterli değildi. Ne yapabilirdi? Kulübede birkaç tane ders kitabı vardı. Kitap en iyi arkadaştı. Okurdun, öğrenirdin, fikirlerin gelişirdi. Mustafa bir kitap alıp okumaya başladı. Böylesi çok daha iyiydi, hem artık canı da sıkılmıyordu. <br />
<br />
Aradan iki saat geçmişti. Mustafa ilerdeki tarlaların arasındaki patika yoldan yaşlı bir adamın geldiğini gördü. Yaşlı adamın yanında bir kuzu vardı. Onun gelip tarlanın kenarındaki bir ağacın altına oturmasını fırsat bilen Mustafa yerinden kalktı, kitabı kulübeye bıraktı ve yaşlı adamın yanına gitti. Mustafa söze şöyle bir giriş yaptı: &#8220; Merhaba dede, nereye böyle? &#8220; <br />
<br />
Yaşlı adam: <br />
<br />
&#8220; Yolcuyum ben evlat, kasabaya oğlumun yanına gidiyorum. Bu kuzuyu toruna hediye olarak götürüyorum. Geçen ay köye gelmişlerdi, bir hafta kaldılar. Torun kuzu diye tutturmuştu. Ben de, şimdi çok küçükler, biraz büyüsünler bir tane sana getiririm dediydim. Alsın kuzuyu besleyip büyütsün. Dünyada en önemli şey sevgidir. Sevgisiz kalmış bir insan kuru bir ağaca benzer. Zamanında onun kalbine sevgi tohumu ekilmemiştir, sevmek öğretilmemiştir. Bir bilinmezlik içinde bocalar durur. Yüzyıllardır süregelen anlamsız kargaşayı sevgi yoksunu insanlar çıkardılar. Toplumları birbirine düşman ettiler. Sonuçta bunun acısını insanlık çekti. İnsanlara sevgiyle yaklaşmalı, onların kalplerine sevgi tohumu ekmeliyiz. Sevmek çok güzel bir duygudur ve insanı hayata bağlar. Sevelim, sevilelim, hayatın tadına varalım. &#8220; <br />
<br />
Yaşlı adam konuşurken Mustafa oturmuş ve anlattıklarını ilgiyle dinlemişti. Şimdi söz hakkı Mustafa&#8217;nındı: <br />
<br />
&#8220; Dede, bazı insanlar nedense vatanlarını sevmiyorlar. Ben vatanımı çok seviyorum ve bu vatanın evladı olduğum için gurur duyuyorum. Şimdi vatanlarını sevmeyenler vatanını sevmeyi nasıl öğrenecek ve ben vatan sevgimi nasıl geliştirebilirim. Tavsiyelerin neler olacak? &#8220; <br />
<br />
Mustafa&#8217; nın coşku dolu konuşması yaşlı adamı şaşırtmıştı. On yaşlarındaki bir çocuğun bu derece bilgili ve kültürlü olması, düşüncesini korkusuzca söyleyebilmesi, öğrendiklerini yeterli bulmaması, yeni bir şeyler daha öğrenmek için soru sorması akıl alır gibi değildi. Hani bu yaşlardaki kaç çocuğun aklına gelirdi vatan sevgisi? <br />
<br />
Yaşlı adam düşüncelerinden sıyrılınca, gülümseyerek: &#8220; Evlat, adını demedin bana, neydi adın? &#8220; deyince Mustafa: &#8220; Dede, benim adım Mustafa &#8220; dedi. Bunun üzerine yaşlı adam: &#8220; Sana tavsiyem Büyük Vatan Şairi Namık Kemal olacak. Namık Kemal, türlü engellemelere karşın vatanını çok sevdiğini haykırmaktan çekinmedi. Bu uğurda çok acı çekti, fakat hiçbir acı O&#8217;nu vatanına hizmetten alıkoyamadı. &#8220; <br />
<br />
Mustafa: <br />
<br />
&#8220; Bundan sonra Namık Kemal&#8217;in şiirlerini daha bir önem vererek okuyacağıma söz veriyorum. Dede, mutluluk nedir sence? Ben mutlu olmak insandan insana değişebilir diyorum &#8220; dedi. Yaşlı adamın mutluluk hakkında söyledikleri şunlar oldu: <br />
<br />
&#8220; Mutluluk yaşamsal bir gerçektir yani yaşamda mutluluk vardır ve her insanın mutluluğu ayrıdır. Hakkın olan mutluluğu başkalarının mutluluğuna gölge düşürmeden istemek sana kalmıştır. Mutlu olmak için büyük şeyler istemek gerekmez. İnsan isterse bir kelebeğin uçuşunu görüp mutlu olabilir. Her neyse Mustafa yavaş yavaş kalkayım. Hava kararmadan kasabaya varmalıyım. Anlattıklarımın sana bir parça faydası olduysa ne mutlu bana. İyi günler dilerim. &#8220; <br />
<br />
Mustafa: <br />
<br />
&#8220; Ne demek dede, hem de çok faydası oldu. Ben de sana iyi günler dilerim. Yolun açık olsun &#8220; dedi. Mustafa yaşlı adam gittikten sonra kulübeye döndü ve sandalyesine oturarak konuşulanları düşünmeye başladı. <br />
<br />
<br />
ATATÜRK&#8217;ÜN ÇOCUKLUĞU &#8211; 3<br />
<br />
Bir akşam yemeği sonrasında çiftlikteki odada oturulmuş ve gündelik olaylar konuşuluyordu. Hüseyin Ağa: &#8220; Yarın erkenden elma bahçesini çapalayıp, yabani otları ayıklamaya gidecektim ama çapayı bulamadım. Hanım, çapayı bir yere koymuş olmayasın? &#8220;<br />
Hüseyin Ağa&#8217;nın karısı: &#8220; Efendi, çapanın alet dolabında olması lazım. İki gün önce temizlik yaparken oradaydı. &#8220; <br />
Hüseyin Ağa: &#8220; Öyle de bugün akşamüstü baktım dolapta yoktu. Belki dedim sağa sola bırakmışlardır. Aradım, bulamadım. &#8220; <br />
Hüseyin Ağa&#8217;nın çocukları, Zübeyde Hanım, Mustafa ve Makbule çapayı almadıklarını söylediler. Bunun üzerine Hüseyin Ağa: &#8220; Hanım, son günlerde çiftliğe yabancı biri geldi mi? &#8220; diye sordu. <br />
Karısı: &#8220; Hayır Efendi, kimse gelmedi. Hep biz bizeyiz. &#8220; <br />
Hüseyin Ağa: &#8220; Desene çapa sır olup uçtu. &#8220;<br />
Mustafa fikrini söylemek ihtiyacını hissetmişti: &#8220; Dayıcığım, çiftliğe hırsız girmiş olamaz mı? &#8220; <br />
Mustafa&#8217;nın sorusu odada bulunanların üzerinde soğuk duş etkisi yaptı. Gözler Mustafa&#8217;dan yana döndü. <br />
Hüseyin Ağa: &#8220; Ne hırsızı? &#8220; diyebildi. <br />
Mustafa: &#8220; Bir hırsız gelmiştir, çiftliğe girip çapayı çalmıştır. &#8220; <br />
Hüseyin Ağa: &#8220; İki gündür ben, yengen, annen ve çocuklar çiftliğin avlusundaydık. Ayrıca köpekler var. Onlar geceleri burada kuş uçurtmazlar. Hani dediğin olmaz diyemem ama biraz zor. Hem hırsız neden sadece çapayı alsın, öteki aletleri de alıp götürebilirdi. Bırak çapayı, aletleri, çiftlikte daha değerli pek çok eşya var. Bunlar dururken neden yalnızca çapayı aldı? &#8220; <br />
<br />
&#8220; Dayıcığım, hırsızın ya çapa çok işine yarıyor ya da çapayı satmak kolayına geliyor. Sadece çapayı almasının nedeni vereceği zararın büyük olmasını istemediğinden, yani hırsız insaflı biri. Gündüz gelse gören olurdu. Kimse onu görmediğine göre gece geldi. Köpekler hırsızı tanıdıkları için ses çıkarmadılar. Bu da hırsızın köyden biri olduğunu gösteriyor. &#8220; <br />
<br />
&#8220; Pes be Mustafa, senin zekâna diyecek yok doğrusu. Aslında ben de zeki sayılırım ama sen benden çok ilerdesin. Ortada fol yok, yumurta yok , alt tarafı bir çapa kayboldu. Bana kalsa yarın çapayı arar dururum. Sana inanıyorum Mustafa ve yarın çapayı aramayacağım. Artık geceleri nöbet tutacağız. İlk nöbet benim. Eee, sen ne diyorsun Zübeyde, şu hırsız işine? &#8220; <br />
<br />
&#8220; Mustafa&#8217;nın dediklerine katılıyorum. O, boşuna konuşmaz. Söyledikleri hep doğru çıkar. Daha on yaşında ama çok akıllı. Bambaşka bir çocuk. Darısı bütün çocukların başına. &#8220; <br />
<br />
Hüseyin Ağa gece yarısına kadar çiftliğin avlusunda nöbet tuttu. Daha sonra nöbeti Mustafa devraldı. Mustafa avluyu en iyi görebileceği yer olan çiftlik evinin birinci kat merdiveninin orta sırasına oturdu. Alet dolabının bulunduğu kulübe yan taraftaydı. Eğer hırsız gelirse önünden geçecek ve onu rahatça görecekti. Aradan bir saat geçmişti ki, Mustafa karşıdaki ağaçlıktan hızlı adımlarla yürüyerek gelen bir gölgenin alet dolabının bulunduğu kulübeye girdiğini gördü. Gölge, o kadar rahat hareket ediyordu ki, hayret edersin. Sanki babanın çiftliği, gel gir hiç korkmadan, dimdik yürü, kazma, kürek, çapa eline ne gelirse al git. Mustafa köyden olan bu adamı ay ışığı altında tanımıştı. Onun mert, dürüst biri olduğunu biliyordu. Konuşmuşlukları, tanışmışlıkları vardı. Bırak Hüseyin Ağa&#8217;yı, bırak çifti-çubuğu, benim küçük dostum, sen büyümüşsün küçülmüşsün ama yine büyüyorsun ve sonsuza dek büyüyeceksin diyen birinin yani bu adamın, kendisini hiçe saymasını, kendisinin de bulunduğu çiftlikten bir şeyler çalmasını onuruna yediremedi. Mustafa kızgın bir şekilde yerinden kalktı, gitti kulübenin kapısının dört-beş metre gerisinde durdu, ellerini beline dayadı, bekledi. Biraz sonra kulübeden çıkan adam kapıyı kapadı. İki adım attı, Mustafa&#8217;yı gördü, elindeki kürek yere düştü. Adamın gözleri yaşardı, belli ağlıyordu. Adam elinin tersiyle gözyaşlarını sildikten sonra başını sağa-sola birkaç kere salladı ve küreği yerden alarak Mustafa&#8217;nın yanından yürüdü, gitti. Mustafa o gece sabaha kadar nöbet tuttu. Aslında Mustafa&#8217;dan sonra nöbet sırası amcasının oğluna geliyordu ama Mustafa amcasının oğlunun yerine de nöbet tutmuştu. Çünkü O, yarın yapacağı girişimleri bir plan dahilinde belirlemek istiyordu. Adam çapayı, küreği çalmıştı ama bunun bir nedeni olmalıydı. Kimse durup dururken başkasının malını izinsiz almazdı. Bu bir suçtu fakat suçluyu suç işlemeye iten nedenler vardı. Nedenlerin sebepleri vardı. <br />
<br />
Mustafa ertesi gün öğle vakitleri adamın evine gitti. Kapıyı dokuz yaşındaki Ahmet açtı. <br />
Mustafa: &#8220; Vay Ahmet, canım kardeşim. Nasılsın, iyi misin? Ben geldim. &#8220; <br />
Ahmet: &#8220; Hoş geldin, Mustafa abi. Sağ ol, iyiyim. &#8220;<br />
Mustafa: &#8220; Ayşe nerede? Neden buraya gelmiyor? &#8220;<br />
Ahmet: &#8220; Mustafa abi, Ayşe annemin yanında. Annem bir haftadır hasta. Babam annem ölmesin diye dün kasabaya yürüyerek gitti. Birisi çapa vermiş ödünç diye, onu rehin bırakıp ilaç almış. İlacı anneme içirdik. Bu sabah babam yine kasabaya gitti. Elindeki küreği rehin bırakıp ilaç alacakmış. Daha sonra babam çapayla küreği parasını ödeyip geri alacak ve sahibine teslim edecekmiş. Babamın getireceği ilaç annemi iyileştirecekmiş. Sence annem iyileşir mi Mustafa abi? &#8220; İnsanın taş yürekli olması lazımdı bu durum karşısında ağlamaması için. Mustafa gözyaşlarını tutamadı. Birkaç dakika sonra Mustafa ile Ahmet içeri girdiler. Ayşe yatakta yatan annesinin başucundaki sandalyede oturuyordu. Mustafa&#8217;yı görünce ayağa kalktı. Hasta kadın kollarını iki yana açarak Mustafa&#8217;nın sarılmasını bekledi. Mustafa sandalyeye oturdu ama bu davranışının sebebini açıklaması gerekti. <br />
<br />
&#8220; Yengeciğim iyileşince birbirimize sarılırız. Yine eskisi gibi güzel günlerimiz olacak. Bundan sonra daha fazla evinize geleceğim. Yanlış bir hareketiniz hastalığınızın artmasına yol açabilir. Bunun için size sarılmadım. &#8220; Hasta kadın zorlukla konuştu: &#8220; Olur Mustafa. Dediğin gibi olsun. Ben de en kısa zamanda iyileşmeye bakarım. &#8220; Daha sonra çiftliğe dönen Mustafa olanlardan kimseye söz etmedi. Yeni gelen ilaçları içen kadın on beş gün içinde iyileşti. Adam başkasının tarlasında çalışarak kazandığı parayla çapayı ve küreği rehinden kurtardı. Bir gece yarısı son defa çiftliğe girerek çapayla küreği yerine bıraktı. Son sözü Mustafa söyledi: <br />
<br />
&#8220; Akıl ve mantık çizgisinden ayrılmayan insan olmanın bilincine varır. İnsan iradesini kullanarak gerçekleri görür. Yanlışta bile olsan doğru gözünün önündedir. Gözünün önündekini görmek için göz kapaklarını aralarsın yani okuyup öğrenirsin. <br />
<br />
<br />
ATATÜRK&#8217;ÜN ÇOCUKLUĞU - 4<br />
<br />
Bazı günler Mustafa Makbule&#8217;yi bakla tarlasında yalnız bırakıp çevrede gezmeye çıkıyordu. Bir gün Mustafa gezerken bir kaval sesi duydu. Bu kavalı kimin çaldığını merak edip kaval sesinin geldiği tarafa doğru yürüdü. Biraz gidince baktı ilerdeki bir ağacın altında on yaşlarında bir çoban kaval çalıyor, etrafında da koyunlar otluyordu. Mustafa bu çocuğun kavalıyla yarattığı sihirli dünyasını bozmak istemedi. &#8220; Varsın çalsın garip &#8220; diye düşündü. &#8220; Ben de o kaval çalmayı bırakıncaya kadar burada oturur, beklerim. &#8220; Aradan yarım saat geçti. Çocuk, türküler, oyun havaları çaldıktan sonra kavalını ağaca yasladı ve azık torbasını açıp yanında getirdiği yiyecekleri yemeye başladı. Mustafa oturduğu yerden kalktı, çocuğun yanına doğru yürümeye başladı. Karşıdan birisinin gelmekte olduğunu otların hışırtısından duyan çocuk başını kaldırdı. Geleni tanımıyordu. &#8220; Acaba kim ki? &#8220; diye düşündü. Mustafa çocuğun yanına gelince gülümseyerek:<br />
<br />
&#8220; Merhaba arkadaş, afiyet olsun &#8220; dedi. &#8220; Benim adım Mustafa. İzin verirsen yanına oturmak istiyorum. &#8220; <br />
<br />
Çoban çocuk: <br />
<br />
&#8220; Tabii gel gel, buyur şöyle &#8220; dedi. &#8220; Hem bak acıktıysan hiç çekinme ye bir şeyler karnını doyur. Yemezsen, darılırım. &#8220; <br />
<br />
Mustafa çocuğun yanına oturdu. Sessizce ikisi birlikte yemeklerini yediler. Daha sonra Mustafa: &#8220; Arkadaş, çok güzel kaval çalıyorsun. Kendi kendine mi öğrendin yoksa bir öğreten mi oldu? &#8220; diye sordu. <br />
<br />
Çoban çocuk: <br />
<br />
&#8220; Köylük yerde böyle eften püften işleri öğreten olmaz &#8220; dedi. &#8220; Benim dedem de çoban, babam da çoban, eh, ben de çoban. Beş yaşına bastığımda babam, haydi bakalım Ali, al güt şu koyunları, deyip on tane koyun verdi bana. O günden bu yana çoban olup çıktık işte. Dedemi, babamı kaval çalarken dinledimdi. Bir gün canım sıkıldı, bu kavalı yaptım. Öyle böyle derken öğrendim çalmasını. Güzel çaldığımı az önce sen dediydin. Sağ olasın. &#8220;<br />
<br />
&#8220; Peki, arkadaş, çoban olarak yaşamını sürdüreceğini söylüyorsun. Tabiatla iç içesin, koyunlarını güdüyorsun, dilediğince kavalını çalıyorsun. İşine pek karışan olmaz. Özgürsün, belki mutlusun da. Fakat senden öncekilerden gördüğün, onların yaşadığı yaşam tarzının dışına çıkarak, dışarıya taşarak, daha aktif bir hayat yaşamayı arzulamaz mısın? Kendine bir hedef seçersin ve hedefine varmak için yeterli bilgiyi öğrenmeye okula gidersin. Bu ön bilgiyi öğrendikçe, öğrendiklerinin ışığında fikirlerini geliştirirsin. Eğer isterse kişi vatanına, milletine faydalı olabilecek pek çok iş başarır. &#8220; <br />
<br />
&#8220; Ne yalan söyleyeyim, söylediklerinin bazı yerlerini tam olarak anlayamadıysam da çoğunu anladım. İyi güzel diyorsun da bizim köyde okul yok ki. Şehirdeki okula gitmeye kalksam, hiç tanıdığımız yok orada, kalacak yerim yok. Zaten babamlar bırakmazlar gideyim. Belki onlar da isterler Ali amir-memur olsun ama şu gördüğün koyunların başına bir çoban lazım. Herkes amir-memur olsa, çobanlığı kim yapacak? Boş ver beni be, düşünme beni be, bırak ben çoban kalayım. Sen asıl kendinden haber ver, buralarda kimlere misafir geldin ki? Hem senin geldiğin şehir büyük mü? Sizin okulda çok çocuk var mı okula giden? &#8220; <br />
<br />
&#8220; Bak arkadaş, hayatta insanın eline birtakım fırsatlar geçer. Önemli olan ele geçen bu fırsatları en iyi şekilde değerlendirebilmektir. Bunun için de gayret gereklidir. Eğer biz seçtiğimiz hedefe ulaşmak için yeterli gayreti göstermezsek, zaman içinde, hedefimize gittikçe yaklaştığımızı değil, bilakis hedefimizden giderek uzaklaştığımızı fark ederiz. Kimsenin kimseye zorla meslek seçtirmesine taraftar değilim. Severek yapılmayan bir iş, bir uğraş, kişiye hayatı anlamsız kılar. Böyle biri de, eğer çıkış yolu bulamazsa yani hayatını anlamsızlıktan kurtaramazsa vatanına, milletine gerektiği şekilde faydalı olamaz. Şimdi arkadaş, sen şehirdeki okula gitmeye kalksan orada yatılı bir okula girerdin ve kalacak yer diye bir sorunun olmazdı. Az önceki sözlerinden bunun için birtakım engeller çıkabileceğinden çekindiğini anladım. Ayrıca da, senin buradaki yaşantından pek şikayetçi olmadığını fark ettim. Fakat okuma-yazma isteği ile yanıp tutuştuğun belli. Benim okuduğum okulda okuyan çocukları merak etmen bunu gösteriyor. Ben, annem ve kız kardeşimle birlikte Selanik&#8217;ten dayım Hüseyin Ağa&#8217;nın yanına geldik. Kız kardeşimle birlikte dayımın bakla tarlasında bekçilik yapıyoruz. Fırsat buldukça çevrede gezintiye çıkıyorum. İşte böyle bir gezinti anında seni gördüm, yanına geldim, oturduk, konuşuyoruz. İki ay kadar dayımın çiftliğinde kalacağız. Yani iki ay seninle bir arada olabiliriz demek istiyorum. Arkadaş, eğer istersen sana okuma-yazma öğretmek istiyorum. Biz buradan giderken sen okuma-yazma öğrenmiş olursun ve sana bırakacağım ders kitaplarını okuyup iyice öğrenirsin. Bu arada boş durmayıp arkadaşlarına da okuma-yazma öğretmek için çaba sarf edersin. Yakın bir gelecekte sizin köyün öğretmeni olursun. Ne dersin arkadaş, ister misin okuma-yazma öğrenmek? &#8220; <br />
<br />
&#8220; Tabii ki, isterim istemesine de, becerebilir miyim dersin okuma-yazma öğrenmeyi? &#8220; <br />
<br />
&#8220; Becerirsin, becerirsin. Sen istedikten, biraz da gayret gösterdikten sonra başarılı olmaman için hiçbir neden göremiyorum. &#8220;<br />
<br />
Mustafa daha sonra konuşmasının bir bölümünde Selanik&#8217;te Şemsi Efendi&#8217;nin İlkokulunda okuduğunu fakat babası Ali Rıza Efendi&#8217;nin ölümü üzerine, annesi ve kız kardeşiyle dayısının yanına geldiklerini anlattı. İlkokulu bitirdikten sonraki amacının Askeri Rüşdiye&#8217;nin imtihanlarını kazanarak oraya girmek, Rüşdiye&#8217;yi bitirdikten sonra yüksek öğrenimine devam ederek sonunda subay olmak olduğunu belirtti. Mustafa ile Ali bir süre daha konuşmalarına devam ettiler ve yarın aynı yerde buluşmak üzere birbirlerinden ayrıldılar. Mustafa fırsat buldukça Çoban Ali ile bir araya geldi; ona okuma-yazma öğretebilmek için çırpınıp durdu. Mustafa&#8217;nın bu iyi niyetli çabaları boşa gitmedi. Bir süre sonra Ali, okuma-yazma öğrenmeye muvaffak oldu. Aradan birkaç hafta geçtikten sonra Mustafa: <br />
<br />
&#8220; Arkadaş, annem beni Selanik&#8217;e teyzemin yanına gönderiyor. Yarın gidiyorum. Selanik&#8217;te okumaya devam edeceğim. İşte ders kitaplarımı getirdim. İlk tanıştığımız günkü konuştuklarımızı unutmadın sanırım. Bu kitapları iyice oku, öğren. Fakat öğrendiklerin sende kalmasın. Öğrendiklerini arkadaşlarına da öğret, onlara da okuma-yazma öğret. Bir ülkede cahiller ne kadar çoksa, o ülke, o kadar geri kalmış demektir. Ülkemizin medeni milletler seviyesine erişebilmesi, her ferdin, üzerine düşen görevi yapmasıyla gerçekleşir. Sadece ben okuma-yazma biliyorum, ben bilgiliyim demekle olmaz. Başkalarına da okuma-yazma öğretmedikçe, eğitmedikçe, bilgilendirmedikçe görevin tamamlanmış sayılmaz, yarım kalır. Bunu sakın aklından çıkarma. En güzel günler senin olsun arkadaş, hoşça kal&#8230;&#8221; dedi ve elini uzattı. Çoban Ali, kendisine uzatılan dost eli sevgiyle sıktıktan sonra: <br />
<br />
&#8220; Seni subay olmuş yürürken görür gibi oluyorum, Mustafa. İnşallah vatana, millete yararlı olursun. Mustafa adını hiç unutmayacağım, sen de, Çoban Ali adını unutma. Subay olunca fırsat bulursan gel gör beni, ben hep buralardayım, olur mu Mustafa? &#8220; derken, göz pınarlarından akan yaşları silmek gereğini duymuyordu. <br />
<br />
SON ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ATATÜRK&#8217;ÜN ÇOCUKLUĞU - 1<br />
<br />
Mustafa, annesi ve kız kardeşi ile birlikte dayısının çiftliğine gitti. Akşamüstü çiftliğe vardıklarında dayısı onları çok candan bir şekilde karşıladı. Hal-hatır sormalardan, iltifatlardan sonra akşam yemeği yendi. Yemekten sonra bir saat kadar daha sohbet edildi ve ardından geceyi geçirmek üzere odalarına çekildiler. <br />
<br />
Ertesi sabah sabahın erken saatlerinde dayısı Mustafa&#8217;ya çiftliğin her tarafını gezdirip gösterdi. Öğle vaktine doğru bakla tarlasına gittiler. Tarlanın kenarına geldiklerinde dayısı parmağı ile tarlasındaki tohumları yemekte olan kargaları işaret ederek: &#8220; Bak Mustafa, şu kargaları görüyor musun? İşte bunlar bizim baş düşmanımız. Ben uğraşayım, çalışayım, onlar gelsinler tohumları yesin bitirsinler. Oh ne ala, ne ala! Kimseye faydası olmaz şu karga murdarının. Yaptıkları anca zarar, ziyan. Bir de şu korkuluğun omuzlarına, kafasına konarlar &#8220; gak gak &#8220; diye öterler yüzlü yüzlü. Korkuluğun sadece adı korkuluk. Şu hale bak. Dört beş karga omuzlarına konmuş, yemişler tohumları, doymuşlar, güneşleniyorlar. Gel Mustafa, kovalım şunları &#8220; diye söylendi. <br />
<br />
Mustafa ile dayısının geldiklerini gören kargalar uçup gittiler. Daha sonra dinlenmek için bir ağacın altına otururlarken Mustafa, dayısına: &#8220; Dayıcığım, bu tarla hep böyle midir? &#8220; dedi. &#8220; Yani içinde çalışan, bekleyen olmadığı zamanlar kargalar tohumları yerler mi? &#8220;<br />
<br />
Dayısı: <br />
<br />
&#8220; Yerler Mustafa&#8217;m yerler. Bunlar sahipsiz bir tarla görmesinler. Onu, yirmisi toplanır gelir. Böyle gündüzleri tarlada beklemezsen birkaç haftaya kalmaz toprakta bir tek tane bırakmazlar&#8221; dedi. Bunun üzerine Mustafa konuyu toparlama ihtiyacı hissetti: &#8220; Peki dayıcığım, o zaman kargalar tohumları yiyip bitirmesinler diye sabahtan akşama kadar bekçilik yapmak zorunda kalıyorsunuz. &#8220; <br />
<br />
&#8220; Aynen dediğin gibi oluyor Mustafa. Çiftlikte yapılacak bir sürü iş varken, ben buraya gelip karga peşinde koşuyorum. Ne yaparsın ki, bu bakla tarlası çok önemli. Baklalar olgulaşınca hem kendimize yemeklik oluyor, hem de arabaya yükleyip pazarda satıyorum; iyi de para ediyor. &#8220; <br />
<br />
&#8220; Demek ki burada bekçilik yapmak işleriniz için büyük engel teşkil ediyor, sevgili dayıcığım. O halde izin verirseniz yarından tezi yok kardeşim Makbule ile gelip burada bekleriz. Siz de çiftlikteki işleri yoluna koyarsınız. Kargaların tarlanızdan bir tek tohum yemelerine izin vermeyeceğimi bilmenizi isterim. &#8220; <br />
<br />
&#8220; Hay, sen aklınla bin yaşa, Mustafa! Bak bu hiç aklıma gelmemişti. Daha önce defalarca düşünüp de içinden çıkamadığım bu büyük sorunu kolayca çözüverdin. Bugün akşama kadar burada kalırız. Tarla bekçiliği nasıl yapılır iyice öğrenirsin. Zaten zor bir tarafı yok canım. Biraz dikkatli olup kargaları kollaman yeterli. Akşama çiftliğe dönünce annene ben söylerim. Onun da rızasını almak lazım. &#8220; <br />
<br />
Ertesi sabah erkenden yengesinin hazırladığı börekleri bir torbaya koyan Mustafa kız kardeşi Makbule ile birlikte dayısının bakla tarlasına geldi. Gelir gelmez de, tarlaya inen kargaları kovalamaya başladılar. Öğle vaktine doğru ikisi de çok yorulmuştu. Bunun sebebi: Bir defa tarla oldukça büyüktü. Bir tarafa üç beş karga tohumları yemek için gelseler Mustafa ile Makbule hemen koşuyorlar kargaları kovalıyorlardı. Aynı kargalar uçuyorlar, tarlanın öteki tarafına iniyorlardı. Tarlanın bir başından bir başına koşup durmak onları yormuştu. İşin içine başka kargalar da karışınca durum iyice çekilmez hal almıştı. Öğle vakti bir köşede oturup yengesinin hazırladığı börekleri yerlerken Mustafa Makbule&#8217;ye sorunu kökünden halledecek bir yöntem bulduğunu söyledi ve şunları ekledi: &#8220; Makbule, kargaların bize oynadığı oyunun bilmem farkında mısın? Biz bu tarlaya gelir gelmez acemi olduğumuzu anladılar. Uygulamak istediğim yöntem oldukça basit. Tarlanın ortasında bulunan kulübenin içinden tarlayı enlemesine bölen bir çizgi çektiğimizi farz edelim. Bu çizgi tarlayı iki eşit parçaya böler. Yukarı tarafta kalan parça biraz meyilli, burası benim olsun. Aşağı tarafta kalan parça dümdüz, burası da senin olsun. Herkes kendi bölgesindeki kargaların kovalanmasından sorumlu olacak. Eğer kendi bölgenin ortalarına yakın bir yerde durmaya özen gösterirsen sabahki yorgunluğunun iki kat azaldığını fark edeceksin. Şimdi konuyla ilgili bana sormak istediğin bir şey var mı? &#8220; <br />
<br />
&#8220; Ne diyebilirim ki Mustafa abi. Sen yapmamız gerekeni tam olarak anlattın. Burada bana düşen görev anlattıklarını eksiksiz olarak uygulamamdır. &#8220;<br />
<br />
&#8220; Aferin sana Makbule. Senin gibi söz dinleyen, kavrayışı kuvvetli bir yardımcı ile çalışmak benim için şereftir. Bu başarı sadece benim değil, ikimizin başarısı olacaktır. Şimdi biraz acele edelim, böreklerimizi yiyelim de işe başlayalım. Bak kargalara, meydanı boş bulunca nasıl da çoğalıverdiler. Belki şu an için tarlanın üstünde uçmaktan başka bir şey yaptıkları yok ama eğer acele etmezsek birer ikişer tarlaya inmeye başlayacaklarına eminim. Dayıma, kargaların tarlanızdan bir tek tohum yemelerine izin vermeyeceğim, diyerek söz vermiştim. &#8220; <br />
<br />
Mustafa&#8217;nın kendi buluşu olan yöntem başarılı oldu. Akşamüstü hava kararmaya başladığında kargalar geceyi geçirmek için konaklama yerlerine giderlerken aç ve yorgundular. Çiftlikte yenen akşam yemeğinden sonra Makbule, o gün olanları ve kargaların üzgün ve perişan bir şekilde gidişlerini anlatırken, odada bulunanlar kahkahalarla gülmekten kendilerini alamıyorlardı. Annesi Zübeyde Hanım, &#8220; Benim Mustafa&#8217;m çok akıllıdır &#8220; diyerek sarı saçlı, mavi gözlü oğlunu gururla alnından öperken, Mustafa vakur halini hiç bozmadan duruyor, sadece gülümsemekle yetiniyordu.<br />
<br />
<br />
<br />
Not: Bu hikâyenin İngilizce versiyonu Atatürk's Childhood dünyanın en büyük sitelerinden İngiliz sitesi British Council'de 09-01-2007 tarihinde çıktığına dair siteden e-mail alıp siteye girdiğimde gözyaşlarımı tutamamıştım. Siteye İngilizcesini ben göndermiştim. Her gün dünyanın pek çok ülkesinden yüzlerce hikayenin geldiği ve büyük çoğunluğunun sitede yayınlanma şansı bulamadığı bir durumda Atatürk'ün Çocukluğu'na ait bu yazı tam 3 yıla yakın bir süredir orada ve en çok okunuyor. Ne yazılar silindi gitti. Bunu çeşitli Türk site ve forumlarındaki okurların ziyaretlerine borçluyuz. Hepinize en derin sevgi ve saygılarımı sunuyorum. Hoşça kalın. <br />
<br />
Sitemize üye olmadan linkleri göremezsiniz. Kayıt olmak sadece 30 saniyenizi alacak... <br />
Kayıt Ol! - <br />
Giriş Yap...<br />
<br />
ATATÜRK&#8217;ÜN ÇOCUKLUĞU - 2<br />
<br />
Mustafa&#8217;nın kız kardeşi Makbule rahatsızlandığı için çiftlikte kalmıştı. Bugün Mustafa tek başına bakla tarlasında bekçilik yapacaktı. Şu karga kovalama işinin pek bir zorluğu kalmamıştı. Bakla tarlasına gelmeye başladığı ilk günlerde kargalar Mustafa&#8217;nın ne derece zorlu bir rakip olduğunu anlamışlar ve onun uyguladığı yöntemi müthiş bir mücadele örneği göstermelerine karşın boşa çıkaramamışlar, çekilip gitmişlerdi. Mustafa sabah erkenden bakla tarlasına gelince tarlanın tam ortasında bulunan kulübenin önüne bir sandalye çıkarıp oturdu. Aradan yarım saat geçmeden canı sıkılmaya başladı. Böyle boş oturmak O&#8217;na göre değildi. O, bir şeylerle meşgul olsun, bir işe yarasın, faydalı olsun isterdi. Dayısının bakla tarlasında bekçilik yapmakla bir işe yarıyordu, faydalı oluyordu, fakat bunlar yeterli miydi? Hayır, yeterli değildi. Ne yapabilirdi? Kulübede birkaç tane ders kitabı vardı. Kitap en iyi arkadaştı. Okurdun, öğrenirdin, fikirlerin gelişirdi. Mustafa bir kitap alıp okumaya başladı. Böylesi çok daha iyiydi, hem artık canı da sıkılmıyordu. <br />
<br />
Aradan iki saat geçmişti. Mustafa ilerdeki tarlaların arasındaki patika yoldan yaşlı bir adamın geldiğini gördü. Yaşlı adamın yanında bir kuzu vardı. Onun gelip tarlanın kenarındaki bir ağacın altına oturmasını fırsat bilen Mustafa yerinden kalktı, kitabı kulübeye bıraktı ve yaşlı adamın yanına gitti. Mustafa söze şöyle bir giriş yaptı: &#8220; Merhaba dede, nereye böyle? &#8220; <br />
<br />
Yaşlı adam: <br />
<br />
&#8220; Yolcuyum ben evlat, kasabaya oğlumun yanına gidiyorum. Bu kuzuyu toruna hediye olarak götürüyorum. Geçen ay köye gelmişlerdi, bir hafta kaldılar. Torun kuzu diye tutturmuştu. Ben de, şimdi çok küçükler, biraz büyüsünler bir tane sana getiririm dediydim. Alsın kuzuyu besleyip büyütsün. Dünyada en önemli şey sevgidir. Sevgisiz kalmış bir insan kuru bir ağaca benzer. Zamanında onun kalbine sevgi tohumu ekilmemiştir, sevmek öğretilmemiştir. Bir bilinmezlik içinde bocalar durur. Yüzyıllardır süregelen anlamsız kargaşayı sevgi yoksunu insanlar çıkardılar. Toplumları birbirine düşman ettiler. Sonuçta bunun acısını insanlık çekti. İnsanlara sevgiyle yaklaşmalı, onların kalplerine sevgi tohumu ekmeliyiz. Sevmek çok güzel bir duygudur ve insanı hayata bağlar. Sevelim, sevilelim, hayatın tadına varalım. &#8220; <br />
<br />
Yaşlı adam konuşurken Mustafa oturmuş ve anlattıklarını ilgiyle dinlemişti. Şimdi söz hakkı Mustafa&#8217;nındı: <br />
<br />
&#8220; Dede, bazı insanlar nedense vatanlarını sevmiyorlar. Ben vatanımı çok seviyorum ve bu vatanın evladı olduğum için gurur duyuyorum. Şimdi vatanlarını sevmeyenler vatanını sevmeyi nasıl öğrenecek ve ben vatan sevgimi nasıl geliştirebilirim. Tavsiyelerin neler olacak? &#8220; <br />
<br />
Mustafa&#8217; nın coşku dolu konuşması yaşlı adamı şaşırtmıştı. On yaşlarındaki bir çocuğun bu derece bilgili ve kültürlü olması, düşüncesini korkusuzca söyleyebilmesi, öğrendiklerini yeterli bulmaması, yeni bir şeyler daha öğrenmek için soru sorması akıl alır gibi değildi. Hani bu yaşlardaki kaç çocuğun aklına gelirdi vatan sevgisi? <br />
<br />
Yaşlı adam düşüncelerinden sıyrılınca, gülümseyerek: &#8220; Evlat, adını demedin bana, neydi adın? &#8220; deyince Mustafa: &#8220; Dede, benim adım Mustafa &#8220; dedi. Bunun üzerine yaşlı adam: &#8220; Sana tavsiyem Büyük Vatan Şairi Namık Kemal olacak. Namık Kemal, türlü engellemelere karşın vatanını çok sevdiğini haykırmaktan çekinmedi. Bu uğurda çok acı çekti, fakat hiçbir acı O&#8217;nu vatanına hizmetten alıkoyamadı. &#8220; <br />
<br />
Mustafa: <br />
<br />
&#8220; Bundan sonra Namık Kemal&#8217;in şiirlerini daha bir önem vererek okuyacağıma söz veriyorum. Dede, mutluluk nedir sence? Ben mutlu olmak insandan insana değişebilir diyorum &#8220; dedi. Yaşlı adamın mutluluk hakkında söyledikleri şunlar oldu: <br />
<br />
&#8220; Mutluluk yaşamsal bir gerçektir yani yaşamda mutluluk vardır ve her insanın mutluluğu ayrıdır. Hakkın olan mutluluğu başkalarının mutluluğuna gölge düşürmeden istemek sana kalmıştır. Mutlu olmak için büyük şeyler istemek gerekmez. İnsan isterse bir kelebeğin uçuşunu görüp mutlu olabilir. Her neyse Mustafa yavaş yavaş kalkayım. Hava kararmadan kasabaya varmalıyım. Anlattıklarımın sana bir parça faydası olduysa ne mutlu bana. İyi günler dilerim. &#8220; <br />
<br />
Mustafa: <br />
<br />
&#8220; Ne demek dede, hem de çok faydası oldu. Ben de sana iyi günler dilerim. Yolun açık olsun &#8220; dedi. Mustafa yaşlı adam gittikten sonra kulübeye döndü ve sandalyesine oturarak konuşulanları düşünmeye başladı. <br />
<br />
<br />
ATATÜRK&#8217;ÜN ÇOCUKLUĞU &#8211; 3<br />
<br />
Bir akşam yemeği sonrasında çiftlikteki odada oturulmuş ve gündelik olaylar konuşuluyordu. Hüseyin Ağa: &#8220; Yarın erkenden elma bahçesini çapalayıp, yabani otları ayıklamaya gidecektim ama çapayı bulamadım. Hanım, çapayı bir yere koymuş olmayasın? &#8220;<br />
Hüseyin Ağa&#8217;nın karısı: &#8220; Efendi, çapanın alet dolabında olması lazım. İki gün önce temizlik yaparken oradaydı. &#8220; <br />
Hüseyin Ağa: &#8220; Öyle de bugün akşamüstü baktım dolapta yoktu. Belki dedim sağa sola bırakmışlardır. Aradım, bulamadım. &#8220; <br />
Hüseyin Ağa&#8217;nın çocukları, Zübeyde Hanım, Mustafa ve Makbule çapayı almadıklarını söylediler. Bunun üzerine Hüseyin Ağa: &#8220; Hanım, son günlerde çiftliğe yabancı biri geldi mi? &#8220; diye sordu. <br />
Karısı: &#8220; Hayır Efendi, kimse gelmedi. Hep biz bizeyiz. &#8220; <br />
Hüseyin Ağa: &#8220; Desene çapa sır olup uçtu. &#8220;<br />
Mustafa fikrini söylemek ihtiyacını hissetmişti: &#8220; Dayıcığım, çiftliğe hırsız girmiş olamaz mı? &#8220; <br />
Mustafa&#8217;nın sorusu odada bulunanların üzerinde soğuk duş etkisi yaptı. Gözler Mustafa&#8217;dan yana döndü. <br />
Hüseyin Ağa: &#8220; Ne hırsızı? &#8220; diyebildi. <br />
Mustafa: &#8220; Bir hırsız gelmiştir, çiftliğe girip çapayı çalmıştır. &#8220; <br />
Hüseyin Ağa: &#8220; İki gündür ben, yengen, annen ve çocuklar çiftliğin avlusundaydık. Ayrıca köpekler var. Onlar geceleri burada kuş uçurtmazlar. Hani dediğin olmaz diyemem ama biraz zor. Hem hırsız neden sadece çapayı alsın, öteki aletleri de alıp götürebilirdi. Bırak çapayı, aletleri, çiftlikte daha değerli pek çok eşya var. Bunlar dururken neden yalnızca çapayı aldı? &#8220; <br />
<br />
&#8220; Dayıcığım, hırsızın ya çapa çok işine yarıyor ya da çapayı satmak kolayına geliyor. Sadece çapayı almasının nedeni vereceği zararın büyük olmasını istemediğinden, yani hırsız insaflı biri. Gündüz gelse gören olurdu. Kimse onu görmediğine göre gece geldi. Köpekler hırsızı tanıdıkları için ses çıkarmadılar. Bu da hırsızın köyden biri olduğunu gösteriyor. &#8220; <br />
<br />
&#8220; Pes be Mustafa, senin zekâna diyecek yok doğrusu. Aslında ben de zeki sayılırım ama sen benden çok ilerdesin. Ortada fol yok, yumurta yok , alt tarafı bir çapa kayboldu. Bana kalsa yarın çapayı arar dururum. Sana inanıyorum Mustafa ve yarın çapayı aramayacağım. Artık geceleri nöbet tutacağız. İlk nöbet benim. Eee, sen ne diyorsun Zübeyde, şu hırsız işine? &#8220; <br />
<br />
&#8220; Mustafa&#8217;nın dediklerine katılıyorum. O, boşuna konuşmaz. Söyledikleri hep doğru çıkar. Daha on yaşında ama çok akıllı. Bambaşka bir çocuk. Darısı bütün çocukların başına. &#8220; <br />
<br />
Hüseyin Ağa gece yarısına kadar çiftliğin avlusunda nöbet tuttu. Daha sonra nöbeti Mustafa devraldı. Mustafa avluyu en iyi görebileceği yer olan çiftlik evinin birinci kat merdiveninin orta sırasına oturdu. Alet dolabının bulunduğu kulübe yan taraftaydı. Eğer hırsız gelirse önünden geçecek ve onu rahatça görecekti. Aradan bir saat geçmişti ki, Mustafa karşıdaki ağaçlıktan hızlı adımlarla yürüyerek gelen bir gölgenin alet dolabının bulunduğu kulübeye girdiğini gördü. Gölge, o kadar rahat hareket ediyordu ki, hayret edersin. Sanki babanın çiftliği, gel gir hiç korkmadan, dimdik yürü, kazma, kürek, çapa eline ne gelirse al git. Mustafa köyden olan bu adamı ay ışığı altında tanımıştı. Onun mert, dürüst biri olduğunu biliyordu. Konuşmuşlukları, tanışmışlıkları vardı. Bırak Hüseyin Ağa&#8217;yı, bırak çifti-çubuğu, benim küçük dostum, sen büyümüşsün küçülmüşsün ama yine büyüyorsun ve sonsuza dek büyüyeceksin diyen birinin yani bu adamın, kendisini hiçe saymasını, kendisinin de bulunduğu çiftlikten bir şeyler çalmasını onuruna yediremedi. Mustafa kızgın bir şekilde yerinden kalktı, gitti kulübenin kapısının dört-beş metre gerisinde durdu, ellerini beline dayadı, bekledi. Biraz sonra kulübeden çıkan adam kapıyı kapadı. İki adım attı, Mustafa&#8217;yı gördü, elindeki kürek yere düştü. Adamın gözleri yaşardı, belli ağlıyordu. Adam elinin tersiyle gözyaşlarını sildikten sonra başını sağa-sola birkaç kere salladı ve küreği yerden alarak Mustafa&#8217;nın yanından yürüdü, gitti. Mustafa o gece sabaha kadar nöbet tuttu. Aslında Mustafa&#8217;dan sonra nöbet sırası amcasının oğluna geliyordu ama Mustafa amcasının oğlunun yerine de nöbet tutmuştu. Çünkü O, yarın yapacağı girişimleri bir plan dahilinde belirlemek istiyordu. Adam çapayı, küreği çalmıştı ama bunun bir nedeni olmalıydı. Kimse durup dururken başkasının malını izinsiz almazdı. Bu bir suçtu fakat suçluyu suç işlemeye iten nedenler vardı. Nedenlerin sebepleri vardı. <br />
<br />
Mustafa ertesi gün öğle vakitleri adamın evine gitti. Kapıyı dokuz yaşındaki Ahmet açtı. <br />
Mustafa: &#8220; Vay Ahmet, canım kardeşim. Nasılsın, iyi misin? Ben geldim. &#8220; <br />
Ahmet: &#8220; Hoş geldin, Mustafa abi. Sağ ol, iyiyim. &#8220;<br />
Mustafa: &#8220; Ayşe nerede? Neden buraya gelmiyor? &#8220;<br />
Ahmet: &#8220; Mustafa abi, Ayşe annemin yanında. Annem bir haftadır hasta. Babam annem ölmesin diye dün kasabaya yürüyerek gitti. Birisi çapa vermiş ödünç diye, onu rehin bırakıp ilaç almış. İlacı anneme içirdik. Bu sabah babam yine kasabaya gitti. Elindeki küreği rehin bırakıp ilaç alacakmış. Daha sonra babam çapayla küreği parasını ödeyip geri alacak ve sahibine teslim edecekmiş. Babamın getireceği ilaç annemi iyileştirecekmiş. Sence annem iyileşir mi Mustafa abi? &#8220; İnsanın taş yürekli olması lazımdı bu durum karşısında ağlamaması için. Mustafa gözyaşlarını tutamadı. Birkaç dakika sonra Mustafa ile Ahmet içeri girdiler. Ayşe yatakta yatan annesinin başucundaki sandalyede oturuyordu. Mustafa&#8217;yı görünce ayağa kalktı. Hasta kadın kollarını iki yana açarak Mustafa&#8217;nın sarılmasını bekledi. Mustafa sandalyeye oturdu ama bu davranışının sebebini açıklaması gerekti. <br />
<br />
&#8220; Yengeciğim iyileşince birbirimize sarılırız. Yine eskisi gibi güzel günlerimiz olacak. Bundan sonra daha fazla evinize geleceğim. Yanlış bir hareketiniz hastalığınızın artmasına yol açabilir. Bunun için size sarılmadım. &#8220; Hasta kadın zorlukla konuştu: &#8220; Olur Mustafa. Dediğin gibi olsun. Ben de en kısa zamanda iyileşmeye bakarım. &#8220; Daha sonra çiftliğe dönen Mustafa olanlardan kimseye söz etmedi. Yeni gelen ilaçları içen kadın on beş gün içinde iyileşti. Adam başkasının tarlasında çalışarak kazandığı parayla çapayı ve küreği rehinden kurtardı. Bir gece yarısı son defa çiftliğe girerek çapayla küreği yerine bıraktı. Son sözü Mustafa söyledi: <br />
<br />
&#8220; Akıl ve mantık çizgisinden ayrılmayan insan olmanın bilincine varır. İnsan iradesini kullanarak gerçekleri görür. Yanlışta bile olsan doğru gözünün önündedir. Gözünün önündekini görmek için göz kapaklarını aralarsın yani okuyup öğrenirsin. <br />
<br />
<br />
ATATÜRK&#8217;ÜN ÇOCUKLUĞU - 4<br />
<br />
Bazı günler Mustafa Makbule&#8217;yi bakla tarlasında yalnız bırakıp çevrede gezmeye çıkıyordu. Bir gün Mustafa gezerken bir kaval sesi duydu. Bu kavalı kimin çaldığını merak edip kaval sesinin geldiği tarafa doğru yürüdü. Biraz gidince baktı ilerdeki bir ağacın altında on yaşlarında bir çoban kaval çalıyor, etrafında da koyunlar otluyordu. Mustafa bu çocuğun kavalıyla yarattığı sihirli dünyasını bozmak istemedi. &#8220; Varsın çalsın garip &#8220; diye düşündü. &#8220; Ben de o kaval çalmayı bırakıncaya kadar burada oturur, beklerim. &#8220; Aradan yarım saat geçti. Çocuk, türküler, oyun havaları çaldıktan sonra kavalını ağaca yasladı ve azık torbasını açıp yanında getirdiği yiyecekleri yemeye başladı. Mustafa oturduğu yerden kalktı, çocuğun yanına doğru yürümeye başladı. Karşıdan birisinin gelmekte olduğunu otların hışırtısından duyan çocuk başını kaldırdı. Geleni tanımıyordu. &#8220; Acaba kim ki? &#8220; diye düşündü. Mustafa çocuğun yanına gelince gülümseyerek:<br />
<br />
&#8220; Merhaba arkadaş, afiyet olsun &#8220; dedi. &#8220; Benim adım Mustafa. İzin verirsen yanına oturmak istiyorum. &#8220; <br />
<br />
Çoban çocuk: <br />
<br />
&#8220; Tabii gel gel, buyur şöyle &#8220; dedi. &#8220; Hem bak acıktıysan hiç çekinme ye bir şeyler karnını doyur. Yemezsen, darılırım. &#8220; <br />
<br />
Mustafa çocuğun yanına oturdu. Sessizce ikisi birlikte yemeklerini yediler. Daha sonra Mustafa: &#8220; Arkadaş, çok güzel kaval çalıyorsun. Kendi kendine mi öğrendin yoksa bir öğreten mi oldu? &#8220; diye sordu. <br />
<br />
Çoban çocuk: <br />
<br />
&#8220; Köylük yerde böyle eften püften işleri öğreten olmaz &#8220; dedi. &#8220; Benim dedem de çoban, babam da çoban, eh, ben de çoban. Beş yaşına bastığımda babam, haydi bakalım Ali, al güt şu koyunları, deyip on tane koyun verdi bana. O günden bu yana çoban olup çıktık işte. Dedemi, babamı kaval çalarken dinledimdi. Bir gün canım sıkıldı, bu kavalı yaptım. Öyle böyle derken öğrendim çalmasını. Güzel çaldığımı az önce sen dediydin. Sağ olasın. &#8220;<br />
<br />
&#8220; Peki, arkadaş, çoban olarak yaşamını sürdüreceğini söylüyorsun. Tabiatla iç içesin, koyunlarını güdüyorsun, dilediğince kavalını çalıyorsun. İşine pek karışan olmaz. Özgürsün, belki mutlusun da. Fakat senden öncekilerden gördüğün, onların yaşadığı yaşam tarzının dışına çıkarak, dışarıya taşarak, daha aktif bir hayat yaşamayı arzulamaz mısın? Kendine bir hedef seçersin ve hedefine varmak için yeterli bilgiyi öğrenmeye okula gidersin. Bu ön bilgiyi öğrendikçe, öğrendiklerinin ışığında fikirlerini geliştirirsin. Eğer isterse kişi vatanına, milletine faydalı olabilecek pek çok iş başarır. &#8220; <br />
<br />
&#8220; Ne yalan söyleyeyim, söylediklerinin bazı yerlerini tam olarak anlayamadıysam da çoğunu anladım. İyi güzel diyorsun da bizim köyde okul yok ki. Şehirdeki okula gitmeye kalksam, hiç tanıdığımız yok orada, kalacak yerim yok. Zaten babamlar bırakmazlar gideyim. Belki onlar da isterler Ali amir-memur olsun ama şu gördüğün koyunların başına bir çoban lazım. Herkes amir-memur olsa, çobanlığı kim yapacak? Boş ver beni be, düşünme beni be, bırak ben çoban kalayım. Sen asıl kendinden haber ver, buralarda kimlere misafir geldin ki? Hem senin geldiğin şehir büyük mü? Sizin okulda çok çocuk var mı okula giden? &#8220; <br />
<br />
&#8220; Bak arkadaş, hayatta insanın eline birtakım fırsatlar geçer. Önemli olan ele geçen bu fırsatları en iyi şekilde değerlendirebilmektir. Bunun için de gayret gereklidir. Eğer biz seçtiğimiz hedefe ulaşmak için yeterli gayreti göstermezsek, zaman içinde, hedefimize gittikçe yaklaştığımızı değil, bilakis hedefimizden giderek uzaklaştığımızı fark ederiz. Kimsenin kimseye zorla meslek seçtirmesine taraftar değilim. Severek yapılmayan bir iş, bir uğraş, kişiye hayatı anlamsız kılar. Böyle biri de, eğer çıkış yolu bulamazsa yani hayatını anlamsızlıktan kurtaramazsa vatanına, milletine gerektiği şekilde faydalı olamaz. Şimdi arkadaş, sen şehirdeki okula gitmeye kalksan orada yatılı bir okula girerdin ve kalacak yer diye bir sorunun olmazdı. Az önceki sözlerinden bunun için birtakım engeller çıkabileceğinden çekindiğini anladım. Ayrıca da, senin buradaki yaşantından pek şikayetçi olmadığını fark ettim. Fakat okuma-yazma isteği ile yanıp tutuştuğun belli. Benim okuduğum okulda okuyan çocukları merak etmen bunu gösteriyor. Ben, annem ve kız kardeşimle birlikte Selanik&#8217;ten dayım Hüseyin Ağa&#8217;nın yanına geldik. Kız kardeşimle birlikte dayımın bakla tarlasında bekçilik yapıyoruz. Fırsat buldukça çevrede gezintiye çıkıyorum. İşte böyle bir gezinti anında seni gördüm, yanına geldim, oturduk, konuşuyoruz. İki ay kadar dayımın çiftliğinde kalacağız. Yani iki ay seninle bir arada olabiliriz demek istiyorum. Arkadaş, eğer istersen sana okuma-yazma öğretmek istiyorum. Biz buradan giderken sen okuma-yazma öğrenmiş olursun ve sana bırakacağım ders kitaplarını okuyup iyice öğrenirsin. Bu arada boş durmayıp arkadaşlarına da okuma-yazma öğretmek için çaba sarf edersin. Yakın bir gelecekte sizin köyün öğretmeni olursun. Ne dersin arkadaş, ister misin okuma-yazma öğrenmek? &#8220; <br />
<br />
&#8220; Tabii ki, isterim istemesine de, becerebilir miyim dersin okuma-yazma öğrenmeyi? &#8220; <br />
<br />
&#8220; Becerirsin, becerirsin. Sen istedikten, biraz da gayret gösterdikten sonra başarılı olmaman için hiçbir neden göremiyorum. &#8220;<br />
<br />
Mustafa daha sonra konuşmasının bir bölümünde Selanik&#8217;te Şemsi Efendi&#8217;nin İlkokulunda okuduğunu fakat babası Ali Rıza Efendi&#8217;nin ölümü üzerine, annesi ve kız kardeşiyle dayısının yanına geldiklerini anlattı. İlkokulu bitirdikten sonraki amacının Askeri Rüşdiye&#8217;nin imtihanlarını kazanarak oraya girmek, Rüşdiye&#8217;yi bitirdikten sonra yüksek öğrenimine devam ederek sonunda subay olmak olduğunu belirtti. Mustafa ile Ali bir süre daha konuşmalarına devam ettiler ve yarın aynı yerde buluşmak üzere birbirlerinden ayrıldılar. Mustafa fırsat buldukça Çoban Ali ile bir araya geldi; ona okuma-yazma öğretebilmek için çırpınıp durdu. Mustafa&#8217;nın bu iyi niyetli çabaları boşa gitmedi. Bir süre sonra Ali, okuma-yazma öğrenmeye muvaffak oldu. Aradan birkaç hafta geçtikten sonra Mustafa: <br />
<br />
&#8220; Arkadaş, annem beni Selanik&#8217;e teyzemin yanına gönderiyor. Yarın gidiyorum. Selanik&#8217;te okumaya devam edeceğim. İşte ders kitaplarımı getirdim. İlk tanıştığımız günkü konuştuklarımızı unutmadın sanırım. Bu kitapları iyice oku, öğren. Fakat öğrendiklerin sende kalmasın. Öğrendiklerini arkadaşlarına da öğret, onlara da okuma-yazma öğret. Bir ülkede cahiller ne kadar çoksa, o ülke, o kadar geri kalmış demektir. Ülkemizin medeni milletler seviyesine erişebilmesi, her ferdin, üzerine düşen görevi yapmasıyla gerçekleşir. Sadece ben okuma-yazma biliyorum, ben bilgiliyim demekle olmaz. Başkalarına da okuma-yazma öğretmedikçe, eğitmedikçe, bilgilendirmedikçe görevin tamamlanmış sayılmaz, yarım kalır. Bunu sakın aklından çıkarma. En güzel günler senin olsun arkadaş, hoşça kal&#8230;&#8221; dedi ve elini uzattı. Çoban Ali, kendisine uzatılan dost eli sevgiyle sıktıktan sonra: <br />
<br />
&#8220; Seni subay olmuş yürürken görür gibi oluyorum, Mustafa. İnşallah vatana, millete yararlı olursun. Mustafa adını hiç unutmayacağım, sen de, Çoban Ali adını unutma. Subay olunca fırsat bulursan gel gör beni, ben hep buralardayım, olur mu Mustafa? &#8220; derken, göz pınarlarından akan yaşları silmek gereğini duymuyordu. <br />
<br />
SON ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk'ün İlkeleri (İngilizce)]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4159</link>
			<pubDate>Mon, 25 May 2009 22:14:24 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=4159</guid>
			<description><![CDATA[THE PRINCIPLES OF ATATÜRK <br />
<br />
The principles of Atatürk could be brought together in six major titles: <br />
<br />
Republicanism: <br />
<br />
Atatürk&#8217;s revolutions possesses political attributes. A transition from a very noble empire to a noble nation was achieved and therefore, Turkey had gained the modern nation identity. In forming this identity, it is an important point for people who are qualified as servants to earn a citizenship. Atatürk had seen this path in Republic, meaning democracy, in which people administrate themselves. <br />
<br />
Populism: <br />
<br />
When looking at the content and also the goals, Republic Revolutionary possesses a social revolution as well. The status of women in Turkey had essential changes with performing of the West laws, especially the Switzerland civil laws and with the law that was put in force in 1934, women gained the right to choose and be chosen. Atatürk, in a few occasions, had said that the villagers were the real administrators of Turkey. Actually, this situation is the goal, rather than the reality. The populism principle means, resisting the classification privileges and differences, and not accepting that any individual, relationship or a class is better than the other. Populism relies on the idea which expresses the Turkish citizenship. The idea of the citizenship which is combined together with pride, provides the psychological encouragement which is necessary for the community to work more, and it also helps to gain the ideas of nationalism and association. <br />
<br />
Laicism: <br />
<br />
Laicism doesn&#8217;t only mean separating government and religion from each other, it also means being independent of culture and living fields. Laicisim means, the government being independent and not being influenced by religious thinking and religion institutions; generally, it means latitude of thought. Most of the revolutions had been done to actualize luacism and the others were because of having reached the laicism. Laicism principle keeps the religion out of politics. Just like how printing was delayed in Ottoman days, it is important to prevent religious influence on the civil being for the Republic of Turkey, as it happened before on the previous reforms in which religion became a strong weapon on them. <br />
<br />
Revolutionism: <br />
<br />
One of the most important principles Atatürk had brought up was revolutionism. The meaning of this principle is revolutionizing the traditional institutions into the modern institutions in Turkey. It means putting the traditional concepts on a side and adopting the modern concepts instead. Revolutionism principle passes far beyond the reforms to be known and accepted. <br />
<br />
Nationalism: <br />
<br />
The reform of the Republic is also a nationalist reform. The nationalism does not have a racist structure, it is limited with the patriotism. The point of this reform is to defend the independence of the Republic of Turkey and to develop the Republic towards political sense. This nationalism has respect for all the other nations&#8217; rights of independence, has a social stability; not only being anti-imperialist, but at the same time it is against any class administrating Turkish society and at last; this nationalism is the belief of a principle in which, Turkish state being indivisible whole with its homeland and people. <br />
<br />
Statism: <br />
<br />
In the policies and remarks Mustafa Kemal Atatürk had made; He expressed that Turkey as a whole with modernization, depends very much on the economic and technological development. In this context, it is interpreted that statism principle will appear in the situations of arranging the country&#8217;s general economic actions and entering the private sector or fail to, or meaing in the necessity of national benefits. However, in applying the statism principle, the government didn&#8217;t only form the basic source of the economic actions, but at the same time it became the owner of the country&#8217;s great industrial institutions.<br />
<br />
<br />
<br />
- alıntıdır -]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[THE PRINCIPLES OF ATATÜRK <br />
<br />
The principles of Atatürk could be brought together in six major titles: <br />
<br />
Republicanism: <br />
<br />
Atatürk&#8217;s revolutions possesses political attributes. A transition from a very noble empire to a noble nation was achieved and therefore, Turkey had gained the modern nation identity. In forming this identity, it is an important point for people who are qualified as servants to earn a citizenship. Atatürk had seen this path in Republic, meaning democracy, in which people administrate themselves. <br />
<br />
Populism: <br />
<br />
When looking at the content and also the goals, Republic Revolutionary possesses a social revolution as well. The status of women in Turkey had essential changes with performing of the West laws, especially the Switzerland civil laws and with the law that was put in force in 1934, women gained the right to choose and be chosen. Atatürk, in a few occasions, had said that the villagers were the real administrators of Turkey. Actually, this situation is the goal, rather than the reality. The populism principle means, resisting the classification privileges and differences, and not accepting that any individual, relationship or a class is better than the other. Populism relies on the idea which expresses the Turkish citizenship. The idea of the citizenship which is combined together with pride, provides the psychological encouragement which is necessary for the community to work more, and it also helps to gain the ideas of nationalism and association. <br />
<br />
Laicism: <br />
<br />
Laicism doesn&#8217;t only mean separating government and religion from each other, it also means being independent of culture and living fields. Laicisim means, the government being independent and not being influenced by religious thinking and religion institutions; generally, it means latitude of thought. Most of the revolutions had been done to actualize luacism and the others were because of having reached the laicism. Laicism principle keeps the religion out of politics. Just like how printing was delayed in Ottoman days, it is important to prevent religious influence on the civil being for the Republic of Turkey, as it happened before on the previous reforms in which religion became a strong weapon on them. <br />
<br />
Revolutionism: <br />
<br />
One of the most important principles Atatürk had brought up was revolutionism. The meaning of this principle is revolutionizing the traditional institutions into the modern institutions in Turkey. It means putting the traditional concepts on a side and adopting the modern concepts instead. Revolutionism principle passes far beyond the reforms to be known and accepted. <br />
<br />
Nationalism: <br />
<br />
The reform of the Republic is also a nationalist reform. The nationalism does not have a racist structure, it is limited with the patriotism. The point of this reform is to defend the independence of the Republic of Turkey and to develop the Republic towards political sense. This nationalism has respect for all the other nations&#8217; rights of independence, has a social stability; not only being anti-imperialist, but at the same time it is against any class administrating Turkish society and at last; this nationalism is the belief of a principle in which, Turkish state being indivisible whole with its homeland and people. <br />
<br />
Statism: <br />
<br />
In the policies and remarks Mustafa Kemal Atatürk had made; He expressed that Turkey as a whole with modernization, depends very much on the economic and technological development. In this context, it is interpreted that statism principle will appear in the situations of arranging the country&#8217;s general economic actions and entering the private sector or fail to, or meaing in the necessity of national benefits. However, in applying the statism principle, the government didn&#8217;t only form the basic source of the economic actions, but at the same time it became the owner of the country&#8217;s great industrial institutions.<br />
<br />
<br />
<br />
- alıntıdır -]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bilin bakalım bu kim?]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=3854</link>
			<pubDate>Tue, 05 May 2009 20:39:57 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=3854</guid>
			<description><![CDATA[Yetim büyüdü.<br />
Üvey evlat oldu.<br />
Tutuklandı.<br />
Hapse atıldı.<br />
Sürüldü.<br />
İşsiz kaldı.<br />
Şöyle yazıyordu o sıkıntılı günlerde kaleme aldığı günlüğüne;<br />
<br />
'Harcamalarım<br />
fazla değil, zira gelirim hep az.', böbreklerinden.Hastalandı<br />
Vuruldu, göğsünden.<br />
Mesleğinden atıldı.<br />
İdama çarptırıldı.<br />
Kardeşleri öldü.<br />
Çocuğu olmadı.<br />
Boşandı.<br />
Karaciğeri iflas etti.<br />
Evet...<br />
<br />
Mustafa Kemal Atatürk bu...<br />
Evladı olmayan bir yetimin, duygularını anlatın...<br />
<br />
Anlatın ki, o yetimin, evlatlarımıza bıraktığı hediyenin kıymetini anlasın evlatlarımız.<br />
Cumhuriyet, çocuklara anlatıldığı gibi, folklorik bir müsamere coşkusundan<br />
ibaret değil çünkü...<br />
Anlatın ki, kökeninde barınan derin hüznü kavrasınlar.<br />
<br />
İşte liste yukarıda.<br />
<br />
Kısacık ömründe bir insanın başına ne felaket gelebilirse gelmiş...<br />
<br />
Bunu anlatın...<br />
<br />
Direnen, teslim olmayan ruhu anlatın ..<br />
Korkmasınlar engellerden.<br />
Korkmasınlar yalnız kalmaktan.<br />
<br />
Korkmasınlar işsizlikten...<br />
Korkmasınlar parasızlıktan.<br />
Korkmasınlar alçaklardan.<br />
Korkmasınlar doğrulardan.<br />
Yürek dediğin...<br />
Sadece organ değil<br />
Bunu anlayın !!!<br />
VE<br />
Bir Anı ...<br />
<br />
İzmir kurtulmuş, çok tatlı bir yorgunluk, Ankara'ya hareket edecekler...<br />
Trene binerler ve kompartımana çekilirler. Ertesi gün, yaveri, Atatürk'ün<br />
kompartımanının kapısını çalar. Atatürk, yorgun, bitkin bir halde kravatını<br />
yıkamaktadır. Yaveri; 'Paşam bu ne hal, hiç uyumadınız herhalde, niye<br />
böylesiniz?' der. 'Çocuk, kompartımanıma yastıkla battaniye<br />
koymayı<br />
unutmuşsunuz. Kolumu yastık yaptım ağrıdı. Setremi yastık<br />
yaptım üşüdüm. Uyumadım kalktım' der. Yaveri; 'Aman paşam! Birimize haber verseydiniz. Hemen size bir yastıkla battaniye getirirdik' der ve bir ülke kurtarmaktan dönen komutan tarihi bir cevap verir; 'Geç fark ettim. Hepiniz en az benim kadar yorgundunuz, hiçbirinize kıyamadım. Önemli olan benim uyumam degil, milletimin rahat uyumasi ..'<br />
<br />
ATAMIZ SAYESİNDE ÖYLE RAHAT UYUYORUZ Kİ;<br />
<br />
HALA UYANAMADIK !!!<br />
<br />
Alıntıdır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Yetim büyüdü.<br />
Üvey evlat oldu.<br />
Tutuklandı.<br />
Hapse atıldı.<br />
Sürüldü.<br />
İşsiz kaldı.<br />
Şöyle yazıyordu o sıkıntılı günlerde kaleme aldığı günlüğüne;<br />
<br />
'Harcamalarım<br />
fazla değil, zira gelirim hep az.', böbreklerinden.Hastalandı<br />
Vuruldu, göğsünden.<br />
Mesleğinden atıldı.<br />
İdama çarptırıldı.<br />
Kardeşleri öldü.<br />
Çocuğu olmadı.<br />
Boşandı.<br />
Karaciğeri iflas etti.<br />
Evet...<br />
<br />
Mustafa Kemal Atatürk bu...<br />
Evladı olmayan bir yetimin, duygularını anlatın...<br />
<br />
Anlatın ki, o yetimin, evlatlarımıza bıraktığı hediyenin kıymetini anlasın evlatlarımız.<br />
Cumhuriyet, çocuklara anlatıldığı gibi, folklorik bir müsamere coşkusundan<br />
ibaret değil çünkü...<br />
Anlatın ki, kökeninde barınan derin hüznü kavrasınlar.<br />
<br />
İşte liste yukarıda.<br />
<br />
Kısacık ömründe bir insanın başına ne felaket gelebilirse gelmiş...<br />
<br />
Bunu anlatın...<br />
<br />
Direnen, teslim olmayan ruhu anlatın ..<br />
Korkmasınlar engellerden.<br />
Korkmasınlar yalnız kalmaktan.<br />
<br />
Korkmasınlar işsizlikten...<br />
Korkmasınlar parasızlıktan.<br />
Korkmasınlar alçaklardan.<br />
Korkmasınlar doğrulardan.<br />
Yürek dediğin...<br />
Sadece organ değil<br />
Bunu anlayın !!!<br />
VE<br />
Bir Anı ...<br />
<br />
İzmir kurtulmuş, çok tatlı bir yorgunluk, Ankara'ya hareket edecekler...<br />
Trene binerler ve kompartımana çekilirler. Ertesi gün, yaveri, Atatürk'ün<br />
kompartımanının kapısını çalar. Atatürk, yorgun, bitkin bir halde kravatını<br />
yıkamaktadır. Yaveri; 'Paşam bu ne hal, hiç uyumadınız herhalde, niye<br />
böylesiniz?' der. 'Çocuk, kompartımanıma yastıkla battaniye<br />
koymayı<br />
unutmuşsunuz. Kolumu yastık yaptım ağrıdı. Setremi yastık<br />
yaptım üşüdüm. Uyumadım kalktım' der. Yaveri; 'Aman paşam! Birimize haber verseydiniz. Hemen size bir yastıkla battaniye getirirdik' der ve bir ülke kurtarmaktan dönen komutan tarihi bir cevap verir; 'Geç fark ettim. Hepiniz en az benim kadar yorgundunuz, hiçbirinize kıyamadım. Önemli olan benim uyumam degil, milletimin rahat uyumasi ..'<br />
<br />
ATAMIZ SAYESİNDE ÖYLE RAHAT UYUYORUZ Kİ;<br />
<br />
HALA UYANAMADIK !!!<br />
<br />
Alıntıdır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk'ün Kişilik Özellikleri...]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=3593</link>
			<pubDate>Sat, 25 Apr 2009 17:26:31 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=3593</guid>
			<description><![CDATA[[attachment=552]<br />
<br />
Mustafa Kemal Atatürk, çok yönlü ve üstün kişiliği olan bir liderdir. Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan Mondros Ateşkes Anlaşması'yla ortaya çıkan tehlikeli durumu ilk olarak görüp milletin dikkatini çeken odur. Mustafa Kemal, Amasya Genelgesi'nde, vatanın bütünlüğünün ve milletin istiklâlinin tehlikede olduğunu söyledi. Erzurum Kongresi'nde, millî sınırlar içinde vatanın parçalanmaz bir bütün olduğunu bütün dünyaya ilân etti. Kurtuluş Savaşı'nı bunun için başlattı. Bu konuda hiçbir taviz vermedi. Vatan savunmasını her şeyin üzerinde tuttu. <br />
<br />
Mustafa Kemal, vatanı ve milleti için canını feda etmekten kaçınmazdı. Daha Çanakkale savaşları sırasında Anafartalar grubu komutanı iken en ön safta savaştı. Bu savaş sırasında Atatürk'e bir şarapnel parçası isabet etmiş, fakat sağ cebinde bulunan saati kendisini ölümden kurtarmıştı. Sakarya Savaşı sırasında ise atından düşmüş ve kaburga kemikleri kırılmıştı. Buna rağmen cepheden ayrılmamış, savaşı sedye üzerinden yönetmişti.<br />
<br />
Mustafa Kemal Atatürk, idealist bir liderdi. Onun idealizmi, yüksek vasıf ve kabiliyetlerine inandığı milletinin sonsuz hürriyet ve bağımsızlık aşkından kaynaklanıyordu. Mustafa Kemal'in en büyük ülkülerinden birisi de millî birlik ve beraberlik içerisinde vatanın bölünmez bütünlüğünü sonsuza dek yaşatmaktı.<br />
<br />
Mustafa Kemal'in olaylara yaklaşımı hep mantıklı ve gerçekçi olmuştur. Milletine hep hakikatleri söylemiş ve bunu tavsiye etmiştir. O, akıl ve bilime çok önem verirdi.<br />
<br />
Mustafa Kemal, yaratıcı düşünceye sahip bir liderdi. Türk Milleti'ni Kurtuluş Savaşı'na hazırlarken düşmanı yurttan atmak için savaşmak gerektiğine halkını inandırmakla işe başladı. Yapacağı işlerin plânını en ince ayrıntılarına kadar tespit edip bunları uygulamak için değişik yöntemler denedi. <br />
<br />
Atatürk, bütün inkılâplarını gerçekleştirmeden önce, kamuoyunu hazırlamaya, millete inkılâpların gerekliliğini anlatmaya büyük bir özen göstermiştir. Ona göre: "Milleti hazırlamadan inkılâplar yapılamaz". Atatürk, yurt gezilerinde halkla konuşmalar yaparak bunu gerçekleştirmiştir.<br />
<br />
Gerek Kurtuluş Savaşı'mızın başarıyla sonuçlanması, gerek gerçekleştirilen inkılâplarla, Türkiye'nin çağdaşlaştırılması onun dehasının bir eseridir.<br />
<br />
Başarılı olmanın sırlarından birisi de sabır ve disiplindir. Mustafa Kemal Atatürk, her engeli sabır ve disiplin ile aşıp Kurtuluş Savaşı'nı başarıya ulaştıran bir liderdir.<br />
<br />
O, meseleler karşısında önce düşünür, gerekli araştırmayı yapar, tartışır, kararını ondan sonra verirdi. Verdiği kararı uygulamaya koyarken uygun zamanı beklerdi. Zamanlamaya çok önem verirdi.<br />
<br />
Mustafa Kemal Atatürk, daha Birinci Dünya Savaşı devam ederken Osmanlı Devleti'nin hızla felâkete doğru sürüklendiğini görüp çareler aramaya başlamıştır. Ülkemizin içinde bulunduğu durumu en doğru şekilde tespit etmiş ve ilerisi için en doğru kararları almıştır.<br />
<br />
Atatürk, ileri görüşlü bir devlet adamıdır.Atatürk'ün gençlere söylediği "Yolunda yürüyen bir yolcunun yalnız ufku görmesi kâfi değildir. Muhakkak ufkun ötesini de görmesi ve bilmesi lâzımdır" sözü, onun ileri görüşlü bir lider olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.<br />
<br />
Mustafa Kemal Atatürk, doğru bildiği şeyleri açıkça söylemekten çekinmezdi. O, Millî Mücadele'nin önderi, Türk inkılâbının hazırlayıcısıdır. Ayrıca birleştirici ve toplayıcı bir lider, büyük bir asker ve teşkilâtçı bir devlet adamıdır. Bütün bu yönleriyle çağa damgasını vuran bir dâhidir.<br />
<br />
Atatürk, eğitimi sosyal ve kültürel kalkınmanın en etkili araçlardan biri olarak görmüştür. Kurtuluş Savaşı kazanıldıktan sonra yeni devletin varlığını sürdürebilmesi için çağdaş eğitim metotlarıyla yetiştirilecek bir nesle ihtiyaç vardı. Bu sebeple eğitim konusuna büyük bir önem verdi. Türk Milleti'nin aydınlık yarınları için elinde tebeşir, kara tahta başına geçerek Türk Milleti'ne okuma-yazma öğreten Atatürk, milleti tarafından başöğretmenliğe lâyık görüldü. O, maarif vekili olmadı ama modern bir eğitim politikasının esaslarını belirleyip eğitim alanında büyük inkılâplar yaptı. Öğretim programlarının hazırlanmasıyla ilgili komisyonları yönetti, ders kitabı yazdı, kürsüye çıkıp ders verdi. Milletin eğiticisi oldu. <br />
<br />
Atatürk, Türk milletinin manevî ihtiyaçlarının da karşılanması gerektiğini biliyor ve bu nedenle kültürel kalkınmaya büyük önem veriyordu.<br />
Atatürk, Türk kültür ve sanatını dünyaya tanıtmak için çok çalıştı. Sanat ve sanatçılar hakkında takdir ve teşvik edici sözler söyledi. Bunlardan bazıları:<br />
"Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir."<br />
"Hepiniz mebus olabilirsiniz, vekil olabilirsiniz, hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz, fakat bir sanatkâr olamazsınız."<br />
<br />
İyi bir yönetici, milletinin huzur ve saadetini sağlamak için çalışır. Mustafa Kemal Atatürk, bütün hayatı boyunca bunu yapmaya çalıştı. Milleti için çalışmayı bir görev saydı. "Millete efendilik yoktur. Hadimlik vardır. Bu millete hizmet eden, onun efendisi olur" sözü ile yöneticilerde bulunması gereken özelliği belirtmiştir. Mustafa Kemal, hayatı boyunca Türk devletinin ve milletinin çıkarlarım kendi çıkarlarının üstünde tutan, ender devlet adamlarından birisidir. Savaştaki kahramanlığı kadar, devlet kurup yönetmedeki ustalığı, ileri görüşlülüğü ve barışseverliği ile Atatürk, tarihte eşine az rastlanan bir yöneticidir.<br />
<br />
Atatürk'ün, milletine sonsuz bir güveni vardı. Atatürk, kararlı ve mücadeleci bir liderdi. Güçlükler karşısında yılmayan, ümitsizliğe düşmeyen kişiliği onun Millî Mücadele'nin lideri olmasını sağlamıştır. <br />
<br />
Atatürk'ün bu üstün meziyetleri, sıkıntı ve bunalım içinde bulunan insanların, ona sevgi ve saygıyla bağlanmasını sağladı.<br />
Atatürk, tarihte büyük devletler kuran ve yüksek bir medeniyet meydana getirmiş olan Türk Milleti'nin büyüklüğüne inanan ve bununla gurur duyan bir insandı. Atatürk; kahramanlık, vatan sevgisi, çalışkanlık, bilim ve sanata önem verme gibi değerlerin, Türklüğün yüksek vasıflarından olduğunu ifade etmiştir. <br />
Atatürk, yalnız yakın geçmişte büyük hizmetler yapmış bir lider değildir. Eserleriyle ve düşünceleriyle, gerek Türk Milleti'nin gerekse başka milletlerin geleceğine ışık tutmaya devam eden bir liderdir.<br />
<br />
Atatürk, çocukları ve gençleri çok sever, onların en iyi şartlarda yetişip yükselmesini isterdi. Çünkü bir milletin ancak iyi nesiller yetiştirebilirse yükseleceği düşüncesini taşıyordu.<br />
<br />
Atatürk, insanlara değer vermiş, insanlığın hizmetinde çalışmayı amaç edinmiştir,barışa önem veren bir liderdi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[[attachment=552]<br />
<br />
Mustafa Kemal Atatürk, çok yönlü ve üstün kişiliği olan bir liderdir. Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan Mondros Ateşkes Anlaşması'yla ortaya çıkan tehlikeli durumu ilk olarak görüp milletin dikkatini çeken odur. Mustafa Kemal, Amasya Genelgesi'nde, vatanın bütünlüğünün ve milletin istiklâlinin tehlikede olduğunu söyledi. Erzurum Kongresi'nde, millî sınırlar içinde vatanın parçalanmaz bir bütün olduğunu bütün dünyaya ilân etti. Kurtuluş Savaşı'nı bunun için başlattı. Bu konuda hiçbir taviz vermedi. Vatan savunmasını her şeyin üzerinde tuttu. <br />
<br />
Mustafa Kemal, vatanı ve milleti için canını feda etmekten kaçınmazdı. Daha Çanakkale savaşları sırasında Anafartalar grubu komutanı iken en ön safta savaştı. Bu savaş sırasında Atatürk'e bir şarapnel parçası isabet etmiş, fakat sağ cebinde bulunan saati kendisini ölümden kurtarmıştı. Sakarya Savaşı sırasında ise atından düşmüş ve kaburga kemikleri kırılmıştı. Buna rağmen cepheden ayrılmamış, savaşı sedye üzerinden yönetmişti.<br />
<br />
Mustafa Kemal Atatürk, idealist bir liderdi. Onun idealizmi, yüksek vasıf ve kabiliyetlerine inandığı milletinin sonsuz hürriyet ve bağımsızlık aşkından kaynaklanıyordu. Mustafa Kemal'in en büyük ülkülerinden birisi de millî birlik ve beraberlik içerisinde vatanın bölünmez bütünlüğünü sonsuza dek yaşatmaktı.<br />
<br />
Mustafa Kemal'in olaylara yaklaşımı hep mantıklı ve gerçekçi olmuştur. Milletine hep hakikatleri söylemiş ve bunu tavsiye etmiştir. O, akıl ve bilime çok önem verirdi.<br />
<br />
Mustafa Kemal, yaratıcı düşünceye sahip bir liderdi. Türk Milleti'ni Kurtuluş Savaşı'na hazırlarken düşmanı yurttan atmak için savaşmak gerektiğine halkını inandırmakla işe başladı. Yapacağı işlerin plânını en ince ayrıntılarına kadar tespit edip bunları uygulamak için değişik yöntemler denedi. <br />
<br />
Atatürk, bütün inkılâplarını gerçekleştirmeden önce, kamuoyunu hazırlamaya, millete inkılâpların gerekliliğini anlatmaya büyük bir özen göstermiştir. Ona göre: "Milleti hazırlamadan inkılâplar yapılamaz". Atatürk, yurt gezilerinde halkla konuşmalar yaparak bunu gerçekleştirmiştir.<br />
<br />
Gerek Kurtuluş Savaşı'mızın başarıyla sonuçlanması, gerek gerçekleştirilen inkılâplarla, Türkiye'nin çağdaşlaştırılması onun dehasının bir eseridir.<br />
<br />
Başarılı olmanın sırlarından birisi de sabır ve disiplindir. Mustafa Kemal Atatürk, her engeli sabır ve disiplin ile aşıp Kurtuluş Savaşı'nı başarıya ulaştıran bir liderdir.<br />
<br />
O, meseleler karşısında önce düşünür, gerekli araştırmayı yapar, tartışır, kararını ondan sonra verirdi. Verdiği kararı uygulamaya koyarken uygun zamanı beklerdi. Zamanlamaya çok önem verirdi.<br />
<br />
Mustafa Kemal Atatürk, daha Birinci Dünya Savaşı devam ederken Osmanlı Devleti'nin hızla felâkete doğru sürüklendiğini görüp çareler aramaya başlamıştır. Ülkemizin içinde bulunduğu durumu en doğru şekilde tespit etmiş ve ilerisi için en doğru kararları almıştır.<br />
<br />
Atatürk, ileri görüşlü bir devlet adamıdır.Atatürk'ün gençlere söylediği "Yolunda yürüyen bir yolcunun yalnız ufku görmesi kâfi değildir. Muhakkak ufkun ötesini de görmesi ve bilmesi lâzımdır" sözü, onun ileri görüşlü bir lider olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.<br />
<br />
Mustafa Kemal Atatürk, doğru bildiği şeyleri açıkça söylemekten çekinmezdi. O, Millî Mücadele'nin önderi, Türk inkılâbının hazırlayıcısıdır. Ayrıca birleştirici ve toplayıcı bir lider, büyük bir asker ve teşkilâtçı bir devlet adamıdır. Bütün bu yönleriyle çağa damgasını vuran bir dâhidir.<br />
<br />
Atatürk, eğitimi sosyal ve kültürel kalkınmanın en etkili araçlardan biri olarak görmüştür. Kurtuluş Savaşı kazanıldıktan sonra yeni devletin varlığını sürdürebilmesi için çağdaş eğitim metotlarıyla yetiştirilecek bir nesle ihtiyaç vardı. Bu sebeple eğitim konusuna büyük bir önem verdi. Türk Milleti'nin aydınlık yarınları için elinde tebeşir, kara tahta başına geçerek Türk Milleti'ne okuma-yazma öğreten Atatürk, milleti tarafından başöğretmenliğe lâyık görüldü. O, maarif vekili olmadı ama modern bir eğitim politikasının esaslarını belirleyip eğitim alanında büyük inkılâplar yaptı. Öğretim programlarının hazırlanmasıyla ilgili komisyonları yönetti, ders kitabı yazdı, kürsüye çıkıp ders verdi. Milletin eğiticisi oldu. <br />
<br />
Atatürk, Türk milletinin manevî ihtiyaçlarının da karşılanması gerektiğini biliyor ve bu nedenle kültürel kalkınmaya büyük önem veriyordu.<br />
Atatürk, Türk kültür ve sanatını dünyaya tanıtmak için çok çalıştı. Sanat ve sanatçılar hakkında takdir ve teşvik edici sözler söyledi. Bunlardan bazıları:<br />
"Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir."<br />
"Hepiniz mebus olabilirsiniz, vekil olabilirsiniz, hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz, fakat bir sanatkâr olamazsınız."<br />
<br />
İyi bir yönetici, milletinin huzur ve saadetini sağlamak için çalışır. Mustafa Kemal Atatürk, bütün hayatı boyunca bunu yapmaya çalıştı. Milleti için çalışmayı bir görev saydı. "Millete efendilik yoktur. Hadimlik vardır. Bu millete hizmet eden, onun efendisi olur" sözü ile yöneticilerde bulunması gereken özelliği belirtmiştir. Mustafa Kemal, hayatı boyunca Türk devletinin ve milletinin çıkarlarım kendi çıkarlarının üstünde tutan, ender devlet adamlarından birisidir. Savaştaki kahramanlığı kadar, devlet kurup yönetmedeki ustalığı, ileri görüşlülüğü ve barışseverliği ile Atatürk, tarihte eşine az rastlanan bir yöneticidir.<br />
<br />
Atatürk'ün, milletine sonsuz bir güveni vardı. Atatürk, kararlı ve mücadeleci bir liderdi. Güçlükler karşısında yılmayan, ümitsizliğe düşmeyen kişiliği onun Millî Mücadele'nin lideri olmasını sağlamıştır. <br />
<br />
Atatürk'ün bu üstün meziyetleri, sıkıntı ve bunalım içinde bulunan insanların, ona sevgi ve saygıyla bağlanmasını sağladı.<br />
Atatürk, tarihte büyük devletler kuran ve yüksek bir medeniyet meydana getirmiş olan Türk Milleti'nin büyüklüğüne inanan ve bununla gurur duyan bir insandı. Atatürk; kahramanlık, vatan sevgisi, çalışkanlık, bilim ve sanata önem verme gibi değerlerin, Türklüğün yüksek vasıflarından olduğunu ifade etmiştir. <br />
Atatürk, yalnız yakın geçmişte büyük hizmetler yapmış bir lider değildir. Eserleriyle ve düşünceleriyle, gerek Türk Milleti'nin gerekse başka milletlerin geleceğine ışık tutmaya devam eden bir liderdir.<br />
<br />
Atatürk, çocukları ve gençleri çok sever, onların en iyi şartlarda yetişip yükselmesini isterdi. Çünkü bir milletin ancak iyi nesiller yetiştirebilirse yükseleceği düşüncesini taşıyordu.<br />
<br />
Atatürk, insanlara değer vermiş, insanlığın hizmetinde çalışmayı amaç edinmiştir,barışa önem veren bir liderdi.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk'ten 5 Altın Söz...]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=3345</link>
			<pubDate>Tue, 21 Apr 2009 21:46:05 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=3345</guid>
			<description><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti&#8217;ni kuran Türkiye halkına, Türk milleti denir. <br />
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- <br />
<br />
Milliyetin çok belirgin vasıflarından biri dildir. Türk milletindenim dinye insan, her şeyden evvel ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüne, topluluğuna bağlılığını iddia ederse buna inanmak doğru olmaz. <br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------  <br />
<br />
Bugünkü Türk milleti siyasî ve içtimaî camiası içinde kendilerine Kürtlük fikri, Çerkeslik fikri ve hatta Lâzlık fikri veya Boşnaklık fikri propaganda edilmek istenmiş vatandaş ve millettaşlarımız vardır. Fakat mazinin istibdat devirleri mahsulü olan bu yanlış adlandırmalar, -birkaç, düşman âleti mürteci, beyinsizden başka - hiçbir millet ferdi üzerinde üzüntüden başka bir tesir yapmamıştır. Çünkü bu millet fertleri de umum Türk camiası gibi aynı müşterek maziye, tarihe, ahlâka, hukuka sahip bulunuyorlar. <br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------  <br />
<br />
<br />
Biz Balkanları niçin kaybettik biliyor musunuz? Bunun tek bir sebebi vardır; bu da İslâv araştırma cemiyetlerinin kurduğu dil kurumlarıdır. Bizim içimizdeki insanların millî bilinçlerini uyandırdığı zaman, biz Balkanlarda Trakya hudutlarına çekildik. <br />
<br />
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- <br />
<br />
Başımıza neler örülmek istenildiği ve nasıl mukavemet ettiğimiz ve daha doğrusu milletin arzu ve emellerine uyarak ve onun yardımıyla nasıl çalıştığımız görülmeli ve gelecek kuşaklar için ibret ve uyanıklığı gerektirmelidir. Zaten herşey unutulur. Fakat biz her şeyi gençliğe bırakacağız. O gençlik ki hiçbir şeyi unutmayacaktır; geleceğin ışık saçan çiçekleri onlardır. Bütün ümidim gençliktedir!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti&#8217;ni kuran Türkiye halkına, Türk milleti denir. <br />
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- <br />
<br />
Milliyetin çok belirgin vasıflarından biri dildir. Türk milletindenim dinye insan, her şeyden evvel ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüne, topluluğuna bağlılığını iddia ederse buna inanmak doğru olmaz. <br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------  <br />
<br />
Bugünkü Türk milleti siyasî ve içtimaî camiası içinde kendilerine Kürtlük fikri, Çerkeslik fikri ve hatta Lâzlık fikri veya Boşnaklık fikri propaganda edilmek istenmiş vatandaş ve millettaşlarımız vardır. Fakat mazinin istibdat devirleri mahsulü olan bu yanlış adlandırmalar, -birkaç, düşman âleti mürteci, beyinsizden başka - hiçbir millet ferdi üzerinde üzüntüden başka bir tesir yapmamıştır. Çünkü bu millet fertleri de umum Türk camiası gibi aynı müşterek maziye, tarihe, ahlâka, hukuka sahip bulunuyorlar. <br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------  <br />
<br />
<br />
Biz Balkanları niçin kaybettik biliyor musunuz? Bunun tek bir sebebi vardır; bu da İslâv araştırma cemiyetlerinin kurduğu dil kurumlarıdır. Bizim içimizdeki insanların millî bilinçlerini uyandırdığı zaman, biz Balkanlarda Trakya hudutlarına çekildik. <br />
<br />
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- <br />
<br />
Başımıza neler örülmek istenildiği ve nasıl mukavemet ettiğimiz ve daha doğrusu milletin arzu ve emellerine uyarak ve onun yardımıyla nasıl çalıştığımız görülmeli ve gelecek kuşaklar için ibret ve uyanıklığı gerektirmelidir. Zaten herşey unutulur. Fakat biz her şeyi gençliğe bırakacağız. O gençlik ki hiçbir şeyi unutmayacaktır; geleceğin ışık saçan çiçekleri onlardır. Bütün ümidim gençliktedir!]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk'ün öldüğü günün gazetesi]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=3342</link>
			<pubDate>Tue, 21 Apr 2009 21:43:28 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=3342</guid>
			<description><![CDATA[Atatürk'ün öldüğü günün gazetesi  <br />
<br />
Sitemize üye olmadan linkleri göremezsiniz. Kayıt olmak sadece 30 saniyenizi alacak... <br />
Kayıt Ol! - <br />
Giriş Yap...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Atatürk'ün öldüğü günün gazetesi  <br />
<br />
Sitemize üye olmadan linkleri göremezsiniz. Kayıt olmak sadece 30 saniyenizi alacak... <br />
Kayıt Ol! - <br />
Giriş Yap...]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[ATA'mızın nüfus cüzdanı]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=3339</link>
			<pubDate>Tue, 21 Apr 2009 21:36:54 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=3339</guid>
			<description><![CDATA[Görmek istersiniz diye düşündüm.<br />
<br />
Nufüs Cüzdanı<br />
<br />
<br />
<br />
Karnesi<br />
<br />
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Görmek istersiniz diye düşündüm.<br />
<br />
Nufüs Cüzdanı<br />
<br />
<br />
<br />
Karnesi<br />
<br />
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk&#8217;ün Kişiliği ve Özellikleri]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=3161</link>
			<pubDate>Mon, 20 Apr 2009 13:00:08 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=3161</guid>
			<description><![CDATA[Mustafa Kemal Atatürk, çok yönlü ve üstün kişiliği olan bir liderdir. Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan Mondros Ateşkes Anlaşması&#8217;yla ortaya çıkan tehlikeli durumu ilk olarak görüp milletin dikkatini çeken odur. Mustafa Kemal, Amasya Genelgesi&#8217;nde, vatanın bütünlüğünün ve milletin istiklâlinin tehlikede olduğunu söyledi. Erzurum Kongresi&#8217;nde, millî sınırlar içinde vatanın parçalanmaz bir bütün olduğunu bütün dünyaya ilân etti. Kurtuluş Savaşı&#8217;nı bunun için başlattı. Bu konuda hiçbir taviz vermedi. Vatan savunmasını her şeyin üzerinde tuttu. Sakarya Savaşı sırasında &#8220;Vatanın her karış toprağı, vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz&#8221; diyerek bu konudaki kararlılığını gösterdi. Vatanı için her şeyini feda etmeye hazır olduğunu şu sözü ile açıkça ifade etmiştir: &#8220;Yurt toprağı! Sana her şey feda olsun. Kutlu olan sensin. Hepimiz senin için fedaiyiz. Fakat sen Türk Milleti&#8217;ni ebedî hayatta yaşatmak için feyizli kalacaksın.&#8221;<br />
<br />
   Mustafa Kemal, vatanı ve milleti için canını feda etmekten kaçınmazdı. Daha Çanakkale savaşları sırasında Anafartalar grubu komutanı iken en ön safta savaştı. Bu savaş sırasında Atatürk&#8217;e bir şarapnel parçası isabet etmiş, fakat sağ cebinde bulunan saati kendisini ölümden kurtarmıştı. Sakarya Savaşı sırasında ise atından düşmüş ve kaburga kemikleri kırılmıştı. Buna rağmen cepheden ayrılmamış, savaşı sedye üzerinden yönetmişti.<br />
<br />
   Mensubu olduğu Türk Milleti&#8217;ni sonsuz bir aşkla seven Mustafa Kemal Atatürk, milleti için her türlü zorluğa katlanmış ve kendini ona adamıştır. Onun &#8220;Ben, gerektiği zaman en büyük hediyem olmak üzere, Türk milletine canımı vereceğim&#8221; sözü, milletini ne kadar çok sevdiğini göstermektedir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Mustafa Kemal Atatürk, çok yönlü ve üstün kişiliği olan bir liderdir. Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan Mondros Ateşkes Anlaşması&#8217;yla ortaya çıkan tehlikeli durumu ilk olarak görüp milletin dikkatini çeken odur. Mustafa Kemal, Amasya Genelgesi&#8217;nde, vatanın bütünlüğünün ve milletin istiklâlinin tehlikede olduğunu söyledi. Erzurum Kongresi&#8217;nde, millî sınırlar içinde vatanın parçalanmaz bir bütün olduğunu bütün dünyaya ilân etti. Kurtuluş Savaşı&#8217;nı bunun için başlattı. Bu konuda hiçbir taviz vermedi. Vatan savunmasını her şeyin üzerinde tuttu. Sakarya Savaşı sırasında &#8220;Vatanın her karış toprağı, vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz&#8221; diyerek bu konudaki kararlılığını gösterdi. Vatanı için her şeyini feda etmeye hazır olduğunu şu sözü ile açıkça ifade etmiştir: &#8220;Yurt toprağı! Sana her şey feda olsun. Kutlu olan sensin. Hepimiz senin için fedaiyiz. Fakat sen Türk Milleti&#8217;ni ebedî hayatta yaşatmak için feyizli kalacaksın.&#8221;<br />
<br />
   Mustafa Kemal, vatanı ve milleti için canını feda etmekten kaçınmazdı. Daha Çanakkale savaşları sırasında Anafartalar grubu komutanı iken en ön safta savaştı. Bu savaş sırasında Atatürk&#8217;e bir şarapnel parçası isabet etmiş, fakat sağ cebinde bulunan saati kendisini ölümden kurtarmıştı. Sakarya Savaşı sırasında ise atından düşmüş ve kaburga kemikleri kırılmıştı. Buna rağmen cepheden ayrılmamış, savaşı sedye üzerinden yönetmişti.<br />
<br />
   Mensubu olduğu Türk Milleti&#8217;ni sonsuz bir aşkla seven Mustafa Kemal Atatürk, milleti için her türlü zorluğa katlanmış ve kendini ona adamıştır. Onun &#8220;Ben, gerektiği zaman en büyük hediyem olmak üzere, Türk milletine canımı vereceğim&#8221; sözü, milletini ne kadar çok sevdiğini göstermektedir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk Takvimi]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=3160</link>
			<pubDate>Mon, 20 Apr 2009 12:59:35 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=3160</guid>
			<description><![CDATA[Takvimde bir gün işaretleyin... Güzel hazırlanmış bir takvim...<br />
<br />
Sitemize üye olmadan linkleri göremezsiniz. Kayıt olmak sadece 30 saniyenizi alacak... <br />
Kayıt Ol! - <br />
Giriş Yap...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Takvimde bir gün işaretleyin... Güzel hazırlanmış bir takvim...<br />
<br />
Sitemize üye olmadan linkleri göremezsiniz. Kayıt olmak sadece 30 saniyenizi alacak... <br />
Kayıt Ol! - <br />
Giriş Yap...]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk İle İlgili Anektodlar]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=2827</link>
			<pubDate>Sun, 12 Apr 2009 21:11:59 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=2827</guid>
			<description><![CDATA[Atatürk ile İzmir dönüşü trende yaşanan bir olay<br />
<br />
İzmir kurtuldu, çok tatlı bir yorgunluk, Ankara'ya hareket edecekler. Trene binerler kompartımana çekilirler. Ertesi gün kompartımanı çalar, yaveri açar.<br />
<br />
Yorgun, bitkin, kravatını yıkamaktadır Atatürk. Yaveri: "Ya Paşam bu ne hal, hiç uyumadınız herhalde, niye böylesiniz?" der.<br />
<br />
<br />
"Ya çocuk kompartımanıma yastıkla battaniye koymayı unutmuşunuz. Kolumu yastık yaptım ağrıdı, setremi yastık yaptım üşüdüm, ben de uyumadım kalktım." der.<br />
<br />
Yaveri "Aman Paşam! Birimize haber vereydiniz hemen size bir yastıkla battaniye getirirdik" der.<br />
<br />
Ve bir ülke kurtarmaktan dönen komutan söylüyor bunları. Tarihi bir cevap derki:<br />
<br />
"Geç fark ettim; hepiniz en az benim kadar yorgundunuz. Hiçbirinize kıyamadım. Önemli olan benim uyumam değil milletimin rahat uyuması"<br />
<br />
<br />
SABİHA GOKCEN anlatıyor:<br />
<br />
Gazi, çiftliğinde dolaşıp hava alırken oldukça yaşlı bir kadına rastladık. Atatürk attan inerek bu ihtiyar kadının yanına sokuldu. &#8220;Merhaba nine.&#8221; Dedi. Kadın Ata&#8217;nın yüzüne bakarak hafif bir sesle; &#8220;Merhaba&#8221; dedi.<br />
Atatürk:<br />
&#8212; Nereden gelip nereye gidiyorsun?<br />
Kadın söyle bir duralayıp,<br />
&#8212; Neden sordun ki? Buraların sahabisi misin? Yoksa bekçisi mi?<br />
Pasa gülümsedi.<br />
&#8212; Ne sahibiyim ne de bekçisiyim nine. Bu topraklar Türk milletinin malıdır. Buranın bekçisi de Türk milletinin kendisidir. Simdi nereden gelip nereye gittiğini söyleyecek misin?<br />
Kadın başını salladı.<br />
&#8212; Tabii söyleyeceğim; ben Sincan'ın köylerindenim bey, otun güç bittiği, atın geç yedişdiği kavruk köylerinden birindeyim. Bizim mıhtar bana bilet aldı trene bindirdi, kodum Angara'ya geldim.<br />
&#8212; Muhtar niçin Ankara'ya gönderdi seni?<br />
&#8212; Gazi Paşamızı görmem için. Başını pek ağrıttım da... Benim iki oğlum gâvur harbinde şehit düştü. Memleketi gâvurdan kurtaran kişiyi bir kez görmeden ölmeyeyim diye hep dua ettim durdum. Rüyalarıma girdi Gazi Pasa. Ben de gün demeyip mıhtara anlatınca, o da bana bilet alıverip saldı Angaraya, giceleyin geldimdi. Yolu neyi de bilemediğimden işte agşamdan belli böyle kendimi ordan oraya vurup duruyom bey.<br />
&#8212; Senin Gazi Paşa&#8217;dan başka bir isteğin var mı?<br />
Kadının birden yüzü sertleşti.<br />
&#8212; Tövbe de bey tövbe de! Daha ne isteyebilirim ki... O bizim vatanımızı kurtardı. Bizi düşmanın elinden kurtardı. Şehitlerimizin mezarlarını onlara çiğnetmedi; daha ne isteyebilirim ondan? Onun sayesinde şimdi istediğimiz gibi yaşıyoruz. Şunun bunun gâvur dolunun köpeği olmaktan onun sayesinde kurtulmadık mı? Buralara bir defa yüzünü görmek, ona &#8220;sağol paşam!&#8221; demek için düştüm. Onu görmeden ölürsem gözlerim açık gidecek. Sen efendi bir adama benziyon, bana bir yardım ediver de Gazi Paşayı bulacağım yeri deyiver.<br />
Atatürk&#8217;ün gözleri dolu dolu olmuştu, çok duygulandığı her halinden belliydi. Bana dönerek;<br />
&#8212; Görüyorsun ya Gökçen, iste bu bizim insanimizdir... Benim köylüm, benim vefalı Türk anamdır bu.<br />
Attan indim. Yaslı kadının elini tuttum.<br />
&#8212; Anacığım, sen gökte aradığını yerde buldun, rüyalarını süsleyen, seni buralara kadar koşturan Gazi Paşa yani Atatürk işte karşında duruyor.<br />
Koylu kadın bu sözleri duyunca şaşkına dondu. Elindeki değneği yere fırlatıp, Atatürk&#8217;ün ellerine sarıldı. Görülecek bir manzaraydı bu. İkisi de ağlıyordu. İki Türk insanın, biri kurtarıcı, biri kurtarılan, ana oğul gibi sarmaş dolaş ağlıyorlardı. Yaşlı kadın belki on defa öptü Ata&#8217;nın ellerini. Ata da onun ellerini öptü. Sonra heybesinden küçük bir paket çıkarttı. Daha doğrusu beze sarılmış bir koy peyniri. Bunu Atatürk&#8217;e uzattı;<br />
&#8212; Tek ineğimim sütünden kendi ellerimle yaptım Gazi Paşa, bunu sana hediye getirdim. Seversen gene yapıp getiririm.<br />
Pasa hemen orada bezi açıp peyniri yedi. Çok beğendiğini söyledi. Sonra birlikte köşke kadar gittik. Oradakilere su emri verdi:<br />
&#8212; Bu anamızı alın burada iki gün konuk edin. Sonra köyüne götürün. Giderken de kendisine üç inek verin benim armağanım olsun.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Atatürk ile İzmir dönüşü trende yaşanan bir olay<br />
<br />
İzmir kurtuldu, çok tatlı bir yorgunluk, Ankara'ya hareket edecekler. Trene binerler kompartımana çekilirler. Ertesi gün kompartımanı çalar, yaveri açar.<br />
<br />
Yorgun, bitkin, kravatını yıkamaktadır Atatürk. Yaveri: "Ya Paşam bu ne hal, hiç uyumadınız herhalde, niye böylesiniz?" der.<br />
<br />
<br />
"Ya çocuk kompartımanıma yastıkla battaniye koymayı unutmuşunuz. Kolumu yastık yaptım ağrıdı, setremi yastık yaptım üşüdüm, ben de uyumadım kalktım." der.<br />
<br />
Yaveri "Aman Paşam! Birimize haber vereydiniz hemen size bir yastıkla battaniye getirirdik" der.<br />
<br />
Ve bir ülke kurtarmaktan dönen komutan söylüyor bunları. Tarihi bir cevap derki:<br />
<br />
"Geç fark ettim; hepiniz en az benim kadar yorgundunuz. Hiçbirinize kıyamadım. Önemli olan benim uyumam değil milletimin rahat uyuması"<br />
<br />
<br />
SABİHA GOKCEN anlatıyor:<br />
<br />
Gazi, çiftliğinde dolaşıp hava alırken oldukça yaşlı bir kadına rastladık. Atatürk attan inerek bu ihtiyar kadının yanına sokuldu. &#8220;Merhaba nine.&#8221; Dedi. Kadın Ata&#8217;nın yüzüne bakarak hafif bir sesle; &#8220;Merhaba&#8221; dedi.<br />
Atatürk:<br />
&#8212; Nereden gelip nereye gidiyorsun?<br />
Kadın söyle bir duralayıp,<br />
&#8212; Neden sordun ki? Buraların sahabisi misin? Yoksa bekçisi mi?<br />
Pasa gülümsedi.<br />
&#8212; Ne sahibiyim ne de bekçisiyim nine. Bu topraklar Türk milletinin malıdır. Buranın bekçisi de Türk milletinin kendisidir. Simdi nereden gelip nereye gittiğini söyleyecek misin?<br />
Kadın başını salladı.<br />
&#8212; Tabii söyleyeceğim; ben Sincan'ın köylerindenim bey, otun güç bittiği, atın geç yedişdiği kavruk köylerinden birindeyim. Bizim mıhtar bana bilet aldı trene bindirdi, kodum Angara'ya geldim.<br />
&#8212; Muhtar niçin Ankara'ya gönderdi seni?<br />
&#8212; Gazi Paşamızı görmem için. Başını pek ağrıttım da... Benim iki oğlum gâvur harbinde şehit düştü. Memleketi gâvurdan kurtaran kişiyi bir kez görmeden ölmeyeyim diye hep dua ettim durdum. Rüyalarıma girdi Gazi Pasa. Ben de gün demeyip mıhtara anlatınca, o da bana bilet alıverip saldı Angaraya, giceleyin geldimdi. Yolu neyi de bilemediğimden işte agşamdan belli böyle kendimi ordan oraya vurup duruyom bey.<br />
&#8212; Senin Gazi Paşa&#8217;dan başka bir isteğin var mı?<br />
Kadının birden yüzü sertleşti.<br />
&#8212; Tövbe de bey tövbe de! Daha ne isteyebilirim ki... O bizim vatanımızı kurtardı. Bizi düşmanın elinden kurtardı. Şehitlerimizin mezarlarını onlara çiğnetmedi; daha ne isteyebilirim ondan? Onun sayesinde şimdi istediğimiz gibi yaşıyoruz. Şunun bunun gâvur dolunun köpeği olmaktan onun sayesinde kurtulmadık mı? Buralara bir defa yüzünü görmek, ona &#8220;sağol paşam!&#8221; demek için düştüm. Onu görmeden ölürsem gözlerim açık gidecek. Sen efendi bir adama benziyon, bana bir yardım ediver de Gazi Paşayı bulacağım yeri deyiver.<br />
Atatürk&#8217;ün gözleri dolu dolu olmuştu, çok duygulandığı her halinden belliydi. Bana dönerek;<br />
&#8212; Görüyorsun ya Gökçen, iste bu bizim insanimizdir... Benim köylüm, benim vefalı Türk anamdır bu.<br />
Attan indim. Yaslı kadının elini tuttum.<br />
&#8212; Anacığım, sen gökte aradığını yerde buldun, rüyalarını süsleyen, seni buralara kadar koşturan Gazi Paşa yani Atatürk işte karşında duruyor.<br />
Koylu kadın bu sözleri duyunca şaşkına dondu. Elindeki değneği yere fırlatıp, Atatürk&#8217;ün ellerine sarıldı. Görülecek bir manzaraydı bu. İkisi de ağlıyordu. İki Türk insanın, biri kurtarıcı, biri kurtarılan, ana oğul gibi sarmaş dolaş ağlıyorlardı. Yaşlı kadın belki on defa öptü Ata&#8217;nın ellerini. Ata da onun ellerini öptü. Sonra heybesinden küçük bir paket çıkarttı. Daha doğrusu beze sarılmış bir koy peyniri. Bunu Atatürk&#8217;e uzattı;<br />
&#8212; Tek ineğimim sütünden kendi ellerimle yaptım Gazi Paşa, bunu sana hediye getirdim. Seversen gene yapıp getiririm.<br />
Pasa hemen orada bezi açıp peyniri yedi. Çok beğendiğini söyledi. Sonra birlikte köşke kadar gittik. Oradakilere su emri verdi:<br />
&#8212; Bu anamızı alın burada iki gün konuk edin. Sonra köyüne götürün. Giderken de kendisine üç inek verin benim armağanım olsun.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Mustafa Kemal'e teklif edilen soyadları...]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=2826</link>
			<pubDate>Sun, 12 Apr 2009 21:11:32 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=2826</guid>
			<description><![CDATA[Mustafa Kemal'e teklif edilen soyadları..<br />
<br />
mustafa kemal etel : attila'nın adının orijinal söylenişidir. büyük nehir manasına gelir.<br />
<br />
mustafa kemal etil : attila'nın adının orijinal söylenişidir. büyük nehir manasına gelir.<br />
<br />
mustafa kemal etealp : altay dilinde büyük kahraman anlamına geldiği için adaylığa uygun bulunmuştur.<br />
<br />
mustafa kemal arız : türk büyüğü alp arızdan esinlenerek önerilmiştir.<br />
<br />
mustafa kemal ulaş : bir türk büyüğü olan ulaş oğlu şakir kazandan esinlenerek önerilmiştir.<br />
<br />
mustafa kemal yazır : bir türk büyüğü olan yağlıkçı oğlu yazırdan esinlenerek önerilmiştir.<br />
<br />
mustafa kemal emen : bir türk büyüğü olan uçan oğlu emen beyden esinlenerek önerilmiştir.<br />
<br />
mustafa kemal çogaş : ulaş oğlu şakir kazanın bir unvanı olması hasebiyle önerilmiştir.<br />
<br />
mustafa kemal salış : eski türkçede güneş, ışık anlamına geldiği için önerilmiştir.<br />
<br />
mustafa kemal begit : eski türkçede sağlam, kâvi anlamına geldiği için önerilmiştir.<br />
<br />
mustafa kemal ergin : eski türkçede aydın anlamına geldiği düşüncesiyle önerilmiştir.<br />
<br />
mustafa kemal tokuş : bir türk büyüğü olan ertokuş beyden esinlenerek önerilmiştir.<br />
<br />
mustafa kemal beşe : eski türkçede seçkin anlamına geldiği düşüncesiyle önerilmiştir.<br />
<br />
<br />
saffet arıkan'da bu listeye türkata ve türkatası soyadlarını eklemiştir.<br />
<br />
çankaya'da yapılan toplantıda liste okunduktan sonra mustafa kemal paşa orada bulunan naim hazım onat'a: "siz ne dersiniz?" diye sormuş onat da şu cevabı vermiştir: "türkata ve türkatası kelimeleri gerek yazılışta gerek söylenişte bana biraz tuhaf geliyor. arkadaşlar, biliyorsunuz tarihimizde atabey unvanı vardır. anlamı da askerlikte müşavir, hoca demektir. bu ünvanı taşıyan bir çok türk büyüğü vardır. biz de türk'e her alanda atalık etmiş, türklüğü kurtarmış, istiklaline kavuşturmuş olan büyük gazi'mize atatürk diyelim. bu bana şivemize da daha munis, daha uygun gibi geliyor."<br />
<br />
bunun üzerine gazi, atatürk soyadını benimsemiştir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Mustafa Kemal'e teklif edilen soyadları..<br />
<br />
mustafa kemal etel : attila'nın adının orijinal söylenişidir. büyük nehir manasına gelir.<br />
<br />
mustafa kemal etil : attila'nın adının orijinal söylenişidir. büyük nehir manasına gelir.<br />
<br />
mustafa kemal etealp : altay dilinde büyük kahraman anlamına geldiği için adaylığa uygun bulunmuştur.<br />
<br />
mustafa kemal arız : türk büyüğü alp arızdan esinlenerek önerilmiştir.<br />
<br />
mustafa kemal ulaş : bir türk büyüğü olan ulaş oğlu şakir kazandan esinlenerek önerilmiştir.<br />
<br />
mustafa kemal yazır : bir türk büyüğü olan yağlıkçı oğlu yazırdan esinlenerek önerilmiştir.<br />
<br />
mustafa kemal emen : bir türk büyüğü olan uçan oğlu emen beyden esinlenerek önerilmiştir.<br />
<br />
mustafa kemal çogaş : ulaş oğlu şakir kazanın bir unvanı olması hasebiyle önerilmiştir.<br />
<br />
mustafa kemal salış : eski türkçede güneş, ışık anlamına geldiği için önerilmiştir.<br />
<br />
mustafa kemal begit : eski türkçede sağlam, kâvi anlamına geldiği için önerilmiştir.<br />
<br />
mustafa kemal ergin : eski türkçede aydın anlamına geldiği düşüncesiyle önerilmiştir.<br />
<br />
mustafa kemal tokuş : bir türk büyüğü olan ertokuş beyden esinlenerek önerilmiştir.<br />
<br />
mustafa kemal beşe : eski türkçede seçkin anlamına geldiği düşüncesiyle önerilmiştir.<br />
<br />
<br />
saffet arıkan'da bu listeye türkata ve türkatası soyadlarını eklemiştir.<br />
<br />
çankaya'da yapılan toplantıda liste okunduktan sonra mustafa kemal paşa orada bulunan naim hazım onat'a: "siz ne dersiniz?" diye sormuş onat da şu cevabı vermiştir: "türkata ve türkatası kelimeleri gerek yazılışta gerek söylenişte bana biraz tuhaf geliyor. arkadaşlar, biliyorsunuz tarihimizde atabey unvanı vardır. anlamı da askerlikte müşavir, hoca demektir. bu ünvanı taşıyan bir çok türk büyüğü vardır. biz de türk'e her alanda atalık etmiş, türklüğü kurtarmış, istiklaline kavuşturmuş olan büyük gazi'mize atatürk diyelim. bu bana şivemize da daha munis, daha uygun gibi geliyor."<br />
<br />
bunun üzerine gazi, atatürk soyadını benimsemiştir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Anıtkabir Özel Defteri]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=2096</link>
			<pubDate>Sat, 28 Mar 2009 23:09:23 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=2096</guid>
			<description><![CDATA[Ata'mız için kimler neler yazmış...<br />
<br />
<br />
Sitemize üye olmadan linkleri göremezsiniz. Kayıt olmak sadece 30 saniyenizi alacak... <br />
Kayıt Ol! - <br />
Giriş Yap...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Ata'mız için kimler neler yazmış...<br />
<br />
<br />
Sitemize üye olmadan linkleri göremezsiniz. Kayıt olmak sadece 30 saniyenizi alacak... <br />
Kayıt Ol! - <br />
Giriş Yap...]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk'ün İdealindeki Gençlik]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=1586</link>
			<pubDate>Sat, 21 Mar 2009 23:22:45 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=1586</guid>
			<description><![CDATA[Atatürk'ün İdealindeki Gençlik <br />
<br />
Atatürk'ün en büyük hedefi, çok büyük emeklerle kurulan Yüce Türkiye Cumhuriyeti'nin güçlü ve gelişmiş demokratik ülkeler topluluğuna girmesi ve bu entegrasyon sürecinin çok hızlı ve başarılı olmasıydı. Türk Milleti'nin bu süreci hızlandırmasının birinci koşulu ise Batı'nın medeniyetini alırken, milli birlik ve beraberliğini her şeyin üzerinde tutması, milliyetçi karakterini ana esas olarak belirlemesi, İslam'ın özünü savunan çağdaş bir yapıyı ivedilikle oluşturmasıydı. İşte bu nedenle Atatürk, Cumhuriyet'i emanet ettiği Türk gencinin, milli birlik ve beraberliğini her şeyin üzerinde tutan, vatanperver, cesur, ülkesi için canını seve seve veren, İslam'ı özümsemiş, güzel ahlaki vasıfları hayatının her aşamasına yerleştirmiş olmasını istiyor, bunun için karşısına çıkacak her engeli bizzat ortadan kaldırıyordu. Aşağıda sıralanan maddeler, Atatürk'ün hedeflediği milliyetçi, ülkesinin sorunlarını gayet iyi bilen ve bunlara çözüm üretebilen, demokrat, kendini iyiye ve doğruya adamış, milleti ve devleti için yaşayan bir gençliğin müjdesini vermektedir.<br />
<br />
1-Gerçek bir Türk Milliyetçisi Olmalıdır<br />
<br />
Türk genci kendi öz benliğini kaybetmeden, kendi kimliğini, kültürünü unutmadan yeniliklere adapte olabilmeli, onları kendi milli kültürü içinde sindirebilmelidir. Aksi hem o kişiyi, hem de milleti içten içe yok edebilir. Atamızın Türkiye Cumhuriyeti'ni korumakla sorumlu kıldığı Türk genci, bağımsız ve özgür yaşama konusunda kararlı, her milletin haklarına saygılı, kendi haklarını koruma konusunda azimli, insani bir Türk milliyetçisi olmalıdır. Bunun için de Atatürk'ün milliyetçilik tanımını kendine bir şiar bilmelidir. <br />
<br />
Türk milliyetçiliği, ilerleme ve gelişme yolunda ve milletlerarası temas ve ilişkilerde bütün çağdaş milletlerle aynı çizgide ve onlarla uyum içinde yürümekle birlikte, Türk toplumunun özel karakterlerini ve başlı başına bağımsız kimliğini saklı tutmaktır. Türk Milleti milli duyguyu, insani duyguyla yanyana düşünmekten zevk alır. Vicdanında milli duygunun yanına insani duygunun şerefli yerini daima muhafaza etmekle iftihar eder. Çünkü Türk Milleti bilir ki bugün uygarlığın yüce yolunda bağımsız ve fakat kendileriyle paralel olarak yürüdüğü bütün uygar milletlerle karşılıklı insani ve medeni ilişkide bulunmak elbette gelişmemizin devamı için gereklidir ve yine malumdur ki; Türk Milleti, her uygar millet gibi mazinin bütün devirlerinde keşifleriyle, ihtiralarıyla uygar dünyaya hizmet etmiş insanların, milletlerin değerini takdir ve hatıralarını saygı ile muhafaza eder. Türk Milleti, insaniyet aleminin samimi bir ailesidir. Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz; Cumhuriyetimiz'in mesnedi Türk camiasıdır. Bu camianın efradı ne kadar Türk harsıyla dolu olursa o camiaya istinat eden Cumhuriyet de kuvvetli olur. <br />
<br />
2-Milli Kültüre Önem Vermelidir<br />
<br />
Başarıya ulaşmak ve başarıları kuvvetle, emniyetle yürütebilmek için güçlü bir karaktere sahip olmak gerekir. Bizim güçlü karakterimizi hep ve hep yükseltmek, korumak gerekir. Bundan milliyetseverlik çıkar... Türkiye halkı denildiğinde, bildiğiniz gibi, kaderlerini birleştirmiş olan his ve din bakımından kalpten birbirlerine bağlanmış insanlar söz konusudur. Bunlar arasında ırk yönünden farklı olanlar vardır. Ama karşı ırktan olanlardan birinin diğeri üzerinde onun milliyetini yok edecek bir dava peşinde olmasına gerek yoktur. Her biri için ayrı ayrı olduğu gibi Türkler için de daima bağlı kalmak, milli karakteri yükseltmek, tüm girişimlerinde bu sağlamlığı göstermek lazımdır. Bu noktada tembellik büyük felaketlerin nedeni olur. Nitekim şimdiye kadar da olmuştur. Milliyet hissi sosyal bir topluluğa güç veren, yaşama yeteneğini genişleten başlı başına bir niteliktir. Bu konuda cahil kişilerden oluşan bir sosyal topluluk, bir ırk bölünmeye mahkumdur. Böyle bir toplumun içinde zaten gereği kadar iyilik ve güç olamaz. Böyle bir toplum, böyle bir milli devlet kuramaz. (2 Şubat 1923 İzmir'de halkla yaptığı sohbetten) Çocuklarımız ve gençlerimiz yetiştirilirken onlara özellikle varlığıyla, haklarıyla, birlik ve bütünlüğüyle çelişen tüm yabancı öğelerle mücadele zorunluluğu, milli görüşleri derinlemesine bilerek her karşı görüş önünde şiddetle ve özveriyle savunma zorunluluğu telkin edilmelidir. Yeni kuşakların ruh gücüne bu nitelik ve yeteneklerin aşılanması önemlidir. Hayatları sürekli ve müthiş bir mücadele biçiminde beliren milletlerin felsefesi, bağımsız olmak ve mutlu kalmak isteyen her millet için bu nitelikleri çok şiddetli olarak gerektirmektedir. (16.7.1921 Maarif Kongresi ni açış konuşmasından) <br />
<br />
3-Millete güven vermelidir<br />
<br />
Bizim halkımız çok temiz kalpli, çok asil ruhlu, ilerlemeye çok kabiliyetli bir halktır. Bu halk eğer bir defa karşısındakilerin samimiyetle kendilerine hizmet ettiğine inanırsa her türlü hareketi hemen kabule hazırdır. Bunun için gençlerin herşeyden önce millete güven vermeleri lazımdır. 1923 Millet sevgisi kadar büyük sevgi yoktur. Kurtuluş Savaşı'nda benim de milletime ettiğim birtakım hizmetler olmuştur zannederim. Fakat, bunlardan, hiçbirini kendime maletmedim. Yapılanın hepsi milletin eseridir dedim. Aranacak olursa doğrusu da budur. Mazide sayısız medeniyet kurmuş bir ırkın ve milletin çocukları olduğumuzu ispat etmek için, yapmamız lazım gelen şeylerin hepsini yaptığımızı ileri süremeyiz. Bugüne ve yarına bırakılmış daha birçok büyük işlerimiz vardır. İlmi araştırmalar da bunlar arasındadır. Benim arkadaşlarıma tavsiyem şudur: Şahsınız için değil fakat mensup olduğumuz millet için elbirliği ile çalışalım. Çalışmaların en büyüğü budur. <br />
<br />
4-Milli terbiyeye sahip olmalıdır<br />
<br />
Efendiler, şunu anlatmak istiyorum, ilk esin ana - baba kucağından sonra okuldaki öğretmenin dilinden, vicdanından, terbiyesinden alınır. Bu esinin gelişme kaynağı olması, kişiye millet ve ülkeye hizmet edebilme gücünü ve yeteneğini verebilmesi için millete ve ülkeye büyük, derin ilgi yaratan fikirler, duygularla her an güçlendirilmesi gerekir. Bu fikirlerin ve duyguların kaynağı doğrudan doğruya ülke ve milletir. Milletin ortak isteğine ve eğilimine değinmek ve onun gereklerine kendini adamak, böyle davranmak ve doğru yolda yürüyebilmek sözünü ettiğim terbiyenin temel ilkesidir. Bir milletin bireylerinde egemen olması, onlar tarafından uyulması gereken şey milletin ortak isteği ve fikirleridir. Bir kişinin milletine ve ülkesine yararlı bir iş yaparken hiç aklından çıkarmaması gereken şey milletin gerçek eğilimidir. Bir milleti özgür, bağımsız, görkemli, yüce bir toplum halinde yaşatan terbiyedir ve onu tutsak yapan, sefalete iten de bunun yokluğudur. Milli terbiyeyle yetiştirilmek ve yüceltilmek istenilen genç beyinlerin bir yandan da paslandırıcı, uyuşturucu, hayali ıvır zıvırla doldurulmasından kaçınılması gerekir. Atatürk'ü iyi anlamış olmalıdır. Bir gün ulusu, sizin gibi beni anlamış gençliğe bırakacağımdan çok memnun ve mesudum. Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu kafidir (yeterlidir). <br />
<br />
5-Atatürk'ün yolunda ilerlemeli ve onun bıraktığı görevi tamamlamalıdır<br />
<br />
Benim Türk Milleti'ne, Türk Cumhuriyeti'ne ve Türklüğün istikbaline ait görevlerim bitmemiştir. Sizler, onları tamamlayacaksınız. Siz de sizden sonrakilere benim sözümü tekrar ediniz. Bu vatan, evlatlarımız ve torunlarımız için cennet gibi yapılmaya layık ve uygun bir vatandır. Bu ülkeyi böyle bayındır hale getirecek olan çalışmalar, ekonomi ve ekonomik faaliyettir. Öyleyse öyle bir ekonomi dönemi başlamalıdır ki, artık milletimiz insanca yaşamasını bilsin, insanca yaşamanın neye bağlı olduğunu öğrensin ve ona yönelsin. Hepimizin istediği bu milletin insanlarının ellerindeki örneklerle yarının, ticaretin, sanatın, çalışmanın, yaşamın temsilcileri olmalarıdır. Artık bu ülke, bu millet böyle bir devrin içinde bulunuyor ve böyle bir devri yüceltecektir. Böyle bir devrin tarihini yazacaktır. Böyle bir tarihte en büyük makam, en büyük hak çalışkanlara ait olacaktır. Sizler ülkenin gereksinimlerini, milletin yeteneklerini, bunlara karşılık dünyadaki en güçlü ekonomi örgütünü göz önünde tutarak alınması gereken tedbirleri ve uygulanması şart olan yenilikleri çok açık bir biçimde ifade etmelisiniz. Öyle ki o tedbirler, o yenilikler uygulandıkça ülkemiz bolluğa ve aydınlığa kavuşacaktır. <br />
<br />
6-Ecdadını örnek almalıdır<br />
<br />
Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır. Büyük devletler kuran ecdadımız, büyük ve şumullü medeniyetlere de sahip olmuştur. Bunu aramak, tetkik etmek, Türklüğe ve cihana bildirmek bizler için bir borçtur. Bağımsızlığından ödün vermemelidir. Her ilerlemenin ve kurtuluşun anası özgürlüktür. Ne kadar zengin ve refaha kavuşturulmuş olursa olsun, bağımsızlıktan mahrum bir millet, medeni insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye lâyık olamaz. Tam bağımsızlık, bizim bugün üzerimize aldığımız vazifenin temel ruhudur. Esas, Türk Milleti'nin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu esas ancak tam bağımsızlığa sahip olmakla temin olunabilir. Halbuki Türk'ün haysiyet ve izzetinefis ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa yok olsun daha iyidir. Bundan ötürü, YA İSTİKLÂL, YA ÖLÜM!.. Türkiye Halkı, asırlardan beri hür ve bağımsız yaşamış ve bağımsızlığı bir yaşama gereği saymış bir kavmin kahraman evlatlarıdır. Bu millet, bağımsızlıktan uzak yaşamamıştır. Yaşayamaz ve yaşamayacaktır. (1922)Arzumuz dışarıda bağımsızlık, içerde kayıtsız ve şartsız milli egemenliği korumadan ibarettir. (1923)55 <br />
Bağımsızlık ve hürriyetlerini her ne pahasına ve her ne karşılığında olursa olsun zedeleme ve kayıtlamaya asla müsamaha etmemek; bağımsızlık ve hürriyetlerini bütün mânasiyle koruyabilmek ve bunun için gerekirse, son ferdinin, son damla kanını akıtarak, insanlık tarihini şanlı örnek ile süslemek; işte bağımsızlık ve hürriyetin hakiki mahiyetini, geniş mânasını, yüksek kıymetini, vicdanında kavramış milletler için temel ve ölmez prensip... Ancak bu prensip uğrunda her türlü fedakarlığı, her an yapmaya hazır milletlerdir ki, devamlı olarak insanlığın hürmet ve saygısına lâyık bir topluluk olarak düşünülebilirler. (1928) <br />
<br />
7-Demokrasiye inanmalıdır<br />
<br />
Kapıda duran nöbetçi bile benden korkmaz. İsterseniz kendisine sorunuz. Korku üzerine egemenlik kurulamaz. Toplara dayanan egemenlik ayakta kalamaz. Böyle bir egemenlik, hatta diktatörlük ancak ihtilal olduğunda, geçici bir süre için gerekir... ülkemize bakınız, sükunet içindedir. Hep güven ve esenlikten yanayız. Kendi topraklarımız dışında bir metrekare toprakta gözümüz yoktur. Çünkü topraklarımız geniştir ve üzerinde yaşayanlar için dar değildir. Tüm devletlerle güvenlik anlaşmaları yaptık. Ancak yeni saldırılara uğramamak için orduyu buluduruyoruz. (24.4.1930, Vossiche Zeitung muhabirine verdiği demeç)<br />
<br />
Efendiler, millet bizi buraya gönderdi. Ama biz bu yönetimi ve egemenliğini miras mal gibi ömrümüz boyunca kullanmak için toplanmış değiliz. Ve sizi toplamak ve dağıtmak hakkına hiç kimse sahip değildir. Millet bilmelidir ki bir günde vekillerini toplar ve gönderir. Kimsenin burayı sınırlamaya hakkı ve yetkisi yoktur ve olmamalıdır. Millete şöyle dendi: "Egemenliğinizi ve iradenizi kayıtsız, şartsız elinizde tutmanız gerekir ve bunun için sizi temsil edecek kişileri biraraya getirerek bir meclis toplayınız ve bu meclis kayıtsız ve koşulsuz olarak ülke ve millet işlerine, görevlerine el koyacaktır.<br />
<br />
8-İstikrarlı, kararlı ve azimli olmalıdır<br />
<br />
Türk Milleti'nin istidadı ve kesin kararı medeniyet yolunda, durmadan, yılmadan ilerlemektir. Zafer "zafer benimdir" diyebilenin, muvaffakiyet, "muvaffak olacağım" diye başlayanın ve "muvaffak oldum" diyebilenindir. Milletimiz her güçlük ve zorluk karşısında, durmadan ilerlemekte ve yükselmektedir. Büyük Türk Milleti'nin bu yoldaki hızını, her vasıtayla artırmaya çalışmak, bizim hepimizin en kutlu vazifemizdir. Arkadaşlar ulusun sevgi ve güveninden emin olarak, üzerinde bulunduğumuz medeniyet, terakki ve ilerleme yolunda azimle, tereddütsüz yürüyelim.<br />
<br />
9-Sorumluluk sahibi olmalı, hizmete talip olmalıdır<br />
<br />
Mesuliyet yükü her şeyden, ölümden de ağırdır. Türk Milleti, her ne pahasına olursa olsun hizmeti ilke edinmiştir ve bu uğurda hiçbir fedakarlıktan kaçınmaz. Bireyler hayatta üç devre geçirir. Devlet hayatı da bu dönemleri içerir. Eski Osmanlı Devleti bu yaşam dönemlerinin üçünü yaşadıktan sonra yok oldu. Onun yerine dünya tarihine yeni bir Türkiye Devleti geçti. Yeni Türkiye Devleti tüm Türklük özelliklerini, yani onun dinç, kararlı, erdemli olma özelliklerini kendinde toplamıştır. Gençler biz size geçmişten, geçmişin boş inançlarından, geçmiş kalıntılarından arındırılmış yeni diriliş getirdik. Olaylar ve olayların zorunlu sonucu demek olan bu diriliş sizin değerli katkılarınız ve aydın desteğinizle ortaya çıktı. Bu yeni varlığı büyütüp yüceltmek size aittir. Bu görevde başarılı olacağınıza gördüğüm kanıtlara bakarak kuvvetle inananlardanım. Sevgili gençler, yaşam mücadeleden ibarettir. O nedenle hayatta sadece iki şey vardır: Yenmek, yenilmek. Size, Türk gençliğine verdiğimiz ve bıraktığımız vicdani armağan sadece ve hep yenmektir ve inanıyorum ki hep yeneceksiniz. Milletin saygınlığı ve ilerleme koşulları bakımından yapılacak işlerde ve atılacak adımlarda hiç duraksamayınız. Milleti o yükselişe ulaştırmamızı önleyecek engellere hep birlikte göğüs gereceğiz. Bunun için beyinlerinize, kültürünüze, bilginize, gerekirse bileklerinize, pazılarınıza, bacaklarınıza başvuracak ama mutlaka o hedefe ulaşacağız. Gerek burada gerek gezdiğim her yerde genç arkadaşlarınız hep sizler gibi duygulu, kararlı ve yüreklidir. O nedenle şimdiden geleceğin parlak ufuklarını görmenin mutluluğu içindeyim. Bu millet sizin gibi evlatlarıyla hak ettiği yüceliğe erişecektir. Beni çok memnun ettiniz. Birlikte olmaktan, özellikle kararlılık belirten sözlerden ötürü mutluyum. (18.3.1923 Tarsus'da gençlerle konuşmasından)<br />
<br />
10-Cesur olmalıdır<br />
<br />
Gençler için vatani işlerde ölmek söz konusu olabilir. Ama korkmak asla! Büyük kararlar vermek kâfi değildir. Bu kararları cesaret ve kesinlikle tatbik etmek lâzımdır. Size Bombasırtı vakasını anlatmadan geçemeyeceğim. Karşılıklı siperlerimiz arasında mesafemiz sekiz metre, yani ölüm muhakkak, muhakkak... Birinci siperdekiler hiçbiri kurtulamamacasına tamamen düşüyor, ikincidekiler onların yerine gidiyor. Fakat ne kadar gıptaya şayan bir itidal ve tevekkülle, biliyor musunuz? Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor, en ufak bir fütur bile göstermiyor; sarsılmak yok. Okumak bilenler ellerinde Kur'an-ı Kerim, cennete girmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler, kelime-i şahadet getirerek yürüyorlar. Bu, Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren, şaşılacak ve övülecek bir misaldir. Emin olmalısınız ki, Çanakkale Muharebesi ni kazandıran bu yüksek ruhtur. Gençler, cesaretimizi pekiştiren ve sürdüren sizsiniz. Siz almakta olduğunuz terbiye ve kültürlü insanlık faziletinin, vatan sevgisinin, fikir özgürlüğünün en değerli simgesi olacaksınız. Ey yükselen yeni kuşaklar, gelecek sizindir. Cumhuriyet'i biz kurduk, onu yüceltecek ve sürdürecek olan sizsiniz.<br />
<br />
11-Zorluklardan Yılmamalıdır<br />
<br />
Teşebbüslerin başarılı olması için çetin şartlara göğüs germek gereklidir. Ben hayatımın hiçbir anında karamsarlık nedir, tanımadım. Tatbik eden, icra eden, karar verenden daima daha kuvvetlidir. Lüzumuna kani olduğumuz bir işi derhal yapmalıyız. Zorlukları çözen kimse olmak isteyenlerin ilk yapacakları, olayların iç yüzünü bilip ona uymak olmalıdır. <br />
<br />
12-Çalışkan ve disiplinli olmalıdır <br />
<br />
Fikir hazırlıkları, seferberlikte asker toplamak için davul zurna ile temin edilemez. Fikir hazırlıklarında tevazuyla çalışmak, kendini silmek, karşısındakine samimi bir kanaat ilham etmek lazımdır. Sizler, yani yeni Türkiye'nin genç evlatları! Yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz... Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar. Türk Gençliği gayeye, bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir. Siz genç arkadaşlar, yorulmadan beni takip edeceğinizi söylüyorsunuz. Fakat arkadaşlar, yorulmadan ne demek? Yorulmamak olur mu? Elbette yorulacaksınız, sizden istediğim şey yorulmamak değil, yorulduğunuz zaman dahi durmadan yürümek, yorulduğunuz dakikada da dinlenmeden beni takip etmektir. Yorgunluk her insan, her canlı için doğal bir durumdur. Fakat insanda yorgunluğu yenebilecek manevi bir kuvvet vardır ki, işte bu kuvvet yorulanları dinlendirmeden yürütür. Çalışma, insanların vücut kuvvetlerini geliştirir ve hayat için gereken şeyleri temin eder. Çalışmaksızın, fikri gelişme ve ahlaki ilerleme de mümkün değildir. Tembellik bütün fenalıkların anasıdır. Kendilerine faydalı olduğunuz, onlara müsbet yolda hizmet ettiğiniz müddetçe milletin sevgisini kazanabilirsiniz. Vaatlerinizi yerine getirmez, milletin refahına hizmet vermezseniz, bugün sizi alkışlayan bu topluluk yarın sizi yuhalar. <br />
<br />
13-Dürüst olmalıdır<br />
<br />
Hakikati konuşmaktan korkmayınız. Meseleleri hadiselere göre değil, aslında olduğu gibi ele almak lazımdır. Bir şeyi vicdanen iyi yaptığımıza, sözlerimizin iyi olduğuna inanıyorsak, onu olduğu gibi açık, tereddüt ve belirsizlikten arınmış olarak anlatmayı amaçlamalıyız. Arkadaşlar benden iltimas beklememelidir. Hepiniz benim gözümde değerli, önemli kardeşlerimsiniz. Ama, hepinize gösterdiğim hedef yüce, kutsal bir hedeftir... Hanginiz daha güzel yöntemle, başarıyla oraya ulaşırsanız onu, ellerimi çatlatıncaya kadar çırparak alkışlayacak, takdir edeceğim. Benden iltimas ve taraf tutma beklemeyiniz arkadaşlar. Adam olanlar, insan olanlar, yüksek ideali olanlar değerlerini göstersinler. Benim size kardeşçe söyleyeceğim şey budur. Tüm arkadaşlarımıza söylemek zorundayım ki, ben o milli hedefe tüm millet kitlesini yürütmek için, doğal olarak ahlaki bir unsurum, bunu isterim. (1922, Prof. Dr. Afet İnan'ın yayımladığı belgeden) <br />
<br />
14-Adaletli olmalıdır<br />
<br />
Efendiler! <br />
Hükümet memlekette yasayı hakim kılmak ve adaleti dağıtmakla yükümlüdür. Bu açıdan adalet işi çok önemlidir. Adliye siyasetimizde izlenecek yol, adaleti, halkı yormadan, süratle, uygun ve emniyetli bir şekilde dağıtmalıdır. Toplumumuzun dünyayla teması doğal ve zorunludur; o nedenle de adalet seviyemizi tüm uygar toplumların adaletleri seviyesine çıkarmak zorundayız... Çağdaş gelişme milletlerin uygar ihtiyaçlarını genişletir, artırır ve bu ihtiyaçlara uygun uygar hakların var olmasını gerektirir. Her devletin, toplumunun uygarlık seviyesine uygun bir hukuk mevzuatı vardır. Tüm uygar devletlerin medeni kanunları birbirlerine çok yakındır. Bizim milletimiz ve hükümetimiz adalet düşüncesi zihniyeti bakımından hiçbir uygar toplumdan geri değildir. Hatta bu noktada daha ileride olduğumuza tarih tanıklık edebilir. Bu yüzden bizim hukuk mevzuatımızın da tüm uygar devletlerin yasal düzenlemesinden eksik olması kabul edilemez. Hedeflediğimiz tam bağımsızlık kavramı içinde adalet bağımsızlığımızın da yer alması doğaldır.<br />
<br />
15-Vicdan ve fikir hürriyetinden yana olmalıdır<br />
<br />
Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasi bir fikre malik olmak, seçtiği bir dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetine maliktir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hakim olunamaz. Vicdan hürriyeti, mutlak ve taarruz edilemez, ferdin tabii haklarının en mühimlerinden tanınmalıdır. Cumhuriyet fikir serbestliği taraftarıdır. Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre saygı duyarız. Gençler, siz almakta olduğunuz terbiye ve irfan ile, insanlık meziyetinin, vatan sevgisinin, fikir hürriyetinin en kıymetli sembolü olacaksınız. <br />
<br />
16-Akılcı hareket etmelidir<br />
<br />
Akıl ve mantığın çözümleyemeyeceği mesele yoktur. Fikirler, cebir ve şiddetle, top ve tüfekle asla öldürülemez. Fikirler anlamsız, mantıksız, boş sözlerle dolu olursa, o fikirler hastalıklıdır. Aynı şekilde sosyal hayat akıl ve mantıktan uzak, faydasız, zararlı ve birtakım geleneklerle dolu olursa felce uğrar. Bizim akıl, mantık, zeka ile hareket etmek en belirgin özelliğimizdir. Bütün hayatımızı dolduran olaylar bu gerçeğin delilidirler. Bu dünyada her şey insan kafasından çıkar. Bir insan başının ifade etmeyeceği hiçbir şeyi tasavvur edemiyorum. <br />
<br />
17-İleri görüşlü ve tedbirli olmalıdır<br />
<br />
Felaket başa gelmeden evvel önleyici ve koruyucu tedbirleri düşünmek lazımdır. Geldikten sonra dövünmenin faydası yoktur. Genç fikirli demek, doğruyu gören ve anlayan gerçek fikirli demektir. <br />
<br />
18-İlerici olmalı ve ilerlemede sınır tanımamalıdır<br />
<br />
Yüksek Türk! Senin için yüksekliğin hududu yoktur. İşte parola budur. Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medeni özelliği ve büyük medeni kabiliyeti bundan sonraki gelişmesi ile geleceğin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır. Türk Milleti'nin istidadı ve kesin kararı medeniyet yolunda, durmadan, yılmadan ilerlemektir. Milletimiz her güçlük ve zorluk karşısında, durmadan ilerlemekte ve yükselmektedir. Büyük Türk Milleti'nin bu yoldaki hızını, her vasıtayla artırmaya çalışmak, bizim hepimizin en kutlu vazifemizdir. Bir başka çağdan kalma adetlerinizde, alışkanlıklarınızda direnirseniz, cüzzamlılar, paryalar gibi tek başınıza kala kalırsınız. Benliğinize bağlı kalın ama, gelişmiş uluslar için gerekli olan şeyleri Batı'dan almasını bilin. Yoksa, bilim ve yeni düşünceler sizi bir lokmada yiyip bitirebilirler. <br />
<br />
19-Çağdaş medeniyet seviyesine ulaşmak için çalışmalıdır<br />
<br />
Türk Milleti'nin istidadı ve kesin kararı medeniyet yolunda, durmadan, yılmadan ilerlemektir. Medeniyet öyle kuvvetli bir ışıktır ki, ona bigane olanları yakar, mahveder. Medeni olmayan insanlar, medeni olanların ayakları altında kalmaya mahkumdurlar. Biz uygarlıktan,ilimden ve fenden kuvvet alıyor ve ona göre yürüyoruz. Biz dünya medeniyeti ailesi içinde bulunuyoruz. Medeniyetin bütün icaplarını tatbik edeceğiz. Medeniyetin emir ve talep ettiğini yapmak insan olmak için yeterlidir. Efendiler, milletimizin hedefi, milletimizin ideali tüm cihanda tam anlamıyla uygar bir toplum olmaktır. Bilirsiniz ki, dünyada her insan topluluğunun varlığı, değeri, özgürlük ve bağımsızlık hakkı sahip olduğu ve yapacağı uygarlık eserleriyle ölçülüdür. Medeniyet eseri meydana getirme yeteneğinden yoksun olan toplumlar, özgürlüklerinden ve bağımsızlıklarından soyutlanmaya mahkumdurlar. İnsanlık tarihi bu dediğimi doğrulamaktadır. Medeniyet yolunda yürümek ve başarılı olmak yaşam koşuludur. Bu yolda duraklayanlar ya da bu yolda ileri değil geriye bakma cahilliğinde ve vurdumduymazlığında bulunanlar medeniyetin coşkulu selinde boğulmaya mahkumdurlar. Efendiler, medeniyet yolunda başarı yenileşmeye bağlıdır. Toplumsal yaşamda, iktisatta, bilimde, fende başarılı olmak için tek gelişme ve ilerleme yolu budur. Yaşama egemen olan koşulların zamanla değişmesi, gelişmesi ve yenilenmesi zorunludur. Uygarlık yolunda başarı, yenilikleri kavrayıp uygulamaya, yenileşmeye bağlıdır.<br />
<br />
<br />
- alıntıdır -]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Atatürk'ün İdealindeki Gençlik <br />
<br />
Atatürk'ün en büyük hedefi, çok büyük emeklerle kurulan Yüce Türkiye Cumhuriyeti'nin güçlü ve gelişmiş demokratik ülkeler topluluğuna girmesi ve bu entegrasyon sürecinin çok hızlı ve başarılı olmasıydı. Türk Milleti'nin bu süreci hızlandırmasının birinci koşulu ise Batı'nın medeniyetini alırken, milli birlik ve beraberliğini her şeyin üzerinde tutması, milliyetçi karakterini ana esas olarak belirlemesi, İslam'ın özünü savunan çağdaş bir yapıyı ivedilikle oluşturmasıydı. İşte bu nedenle Atatürk, Cumhuriyet'i emanet ettiği Türk gencinin, milli birlik ve beraberliğini her şeyin üzerinde tutan, vatanperver, cesur, ülkesi için canını seve seve veren, İslam'ı özümsemiş, güzel ahlaki vasıfları hayatının her aşamasına yerleştirmiş olmasını istiyor, bunun için karşısına çıkacak her engeli bizzat ortadan kaldırıyordu. Aşağıda sıralanan maddeler, Atatürk'ün hedeflediği milliyetçi, ülkesinin sorunlarını gayet iyi bilen ve bunlara çözüm üretebilen, demokrat, kendini iyiye ve doğruya adamış, milleti ve devleti için yaşayan bir gençliğin müjdesini vermektedir.<br />
<br />
1-Gerçek bir Türk Milliyetçisi Olmalıdır<br />
<br />
Türk genci kendi öz benliğini kaybetmeden, kendi kimliğini, kültürünü unutmadan yeniliklere adapte olabilmeli, onları kendi milli kültürü içinde sindirebilmelidir. Aksi hem o kişiyi, hem de milleti içten içe yok edebilir. Atamızın Türkiye Cumhuriyeti'ni korumakla sorumlu kıldığı Türk genci, bağımsız ve özgür yaşama konusunda kararlı, her milletin haklarına saygılı, kendi haklarını koruma konusunda azimli, insani bir Türk milliyetçisi olmalıdır. Bunun için de Atatürk'ün milliyetçilik tanımını kendine bir şiar bilmelidir. <br />
<br />
Türk milliyetçiliği, ilerleme ve gelişme yolunda ve milletlerarası temas ve ilişkilerde bütün çağdaş milletlerle aynı çizgide ve onlarla uyum içinde yürümekle birlikte, Türk toplumunun özel karakterlerini ve başlı başına bağımsız kimliğini saklı tutmaktır. Türk Milleti milli duyguyu, insani duyguyla yanyana düşünmekten zevk alır. Vicdanında milli duygunun yanına insani duygunun şerefli yerini daima muhafaza etmekle iftihar eder. Çünkü Türk Milleti bilir ki bugün uygarlığın yüce yolunda bağımsız ve fakat kendileriyle paralel olarak yürüdüğü bütün uygar milletlerle karşılıklı insani ve medeni ilişkide bulunmak elbette gelişmemizin devamı için gereklidir ve yine malumdur ki; Türk Milleti, her uygar millet gibi mazinin bütün devirlerinde keşifleriyle, ihtiralarıyla uygar dünyaya hizmet etmiş insanların, milletlerin değerini takdir ve hatıralarını saygı ile muhafaza eder. Türk Milleti, insaniyet aleminin samimi bir ailesidir. Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz; Cumhuriyetimiz'in mesnedi Türk camiasıdır. Bu camianın efradı ne kadar Türk harsıyla dolu olursa o camiaya istinat eden Cumhuriyet de kuvvetli olur. <br />
<br />
2-Milli Kültüre Önem Vermelidir<br />
<br />
Başarıya ulaşmak ve başarıları kuvvetle, emniyetle yürütebilmek için güçlü bir karaktere sahip olmak gerekir. Bizim güçlü karakterimizi hep ve hep yükseltmek, korumak gerekir. Bundan milliyetseverlik çıkar... Türkiye halkı denildiğinde, bildiğiniz gibi, kaderlerini birleştirmiş olan his ve din bakımından kalpten birbirlerine bağlanmış insanlar söz konusudur. Bunlar arasında ırk yönünden farklı olanlar vardır. Ama karşı ırktan olanlardan birinin diğeri üzerinde onun milliyetini yok edecek bir dava peşinde olmasına gerek yoktur. Her biri için ayrı ayrı olduğu gibi Türkler için de daima bağlı kalmak, milli karakteri yükseltmek, tüm girişimlerinde bu sağlamlığı göstermek lazımdır. Bu noktada tembellik büyük felaketlerin nedeni olur. Nitekim şimdiye kadar da olmuştur. Milliyet hissi sosyal bir topluluğa güç veren, yaşama yeteneğini genişleten başlı başına bir niteliktir. Bu konuda cahil kişilerden oluşan bir sosyal topluluk, bir ırk bölünmeye mahkumdur. Böyle bir toplumun içinde zaten gereği kadar iyilik ve güç olamaz. Böyle bir toplum, böyle bir milli devlet kuramaz. (2 Şubat 1923 İzmir'de halkla yaptığı sohbetten) Çocuklarımız ve gençlerimiz yetiştirilirken onlara özellikle varlığıyla, haklarıyla, birlik ve bütünlüğüyle çelişen tüm yabancı öğelerle mücadele zorunluluğu, milli görüşleri derinlemesine bilerek her karşı görüş önünde şiddetle ve özveriyle savunma zorunluluğu telkin edilmelidir. Yeni kuşakların ruh gücüne bu nitelik ve yeteneklerin aşılanması önemlidir. Hayatları sürekli ve müthiş bir mücadele biçiminde beliren milletlerin felsefesi, bağımsız olmak ve mutlu kalmak isteyen her millet için bu nitelikleri çok şiddetli olarak gerektirmektedir. (16.7.1921 Maarif Kongresi ni açış konuşmasından) <br />
<br />
3-Millete güven vermelidir<br />
<br />
Bizim halkımız çok temiz kalpli, çok asil ruhlu, ilerlemeye çok kabiliyetli bir halktır. Bu halk eğer bir defa karşısındakilerin samimiyetle kendilerine hizmet ettiğine inanırsa her türlü hareketi hemen kabule hazırdır. Bunun için gençlerin herşeyden önce millete güven vermeleri lazımdır. 1923 Millet sevgisi kadar büyük sevgi yoktur. Kurtuluş Savaşı'nda benim de milletime ettiğim birtakım hizmetler olmuştur zannederim. Fakat, bunlardan, hiçbirini kendime maletmedim. Yapılanın hepsi milletin eseridir dedim. Aranacak olursa doğrusu da budur. Mazide sayısız medeniyet kurmuş bir ırkın ve milletin çocukları olduğumuzu ispat etmek için, yapmamız lazım gelen şeylerin hepsini yaptığımızı ileri süremeyiz. Bugüne ve yarına bırakılmış daha birçok büyük işlerimiz vardır. İlmi araştırmalar da bunlar arasındadır. Benim arkadaşlarıma tavsiyem şudur: Şahsınız için değil fakat mensup olduğumuz millet için elbirliği ile çalışalım. Çalışmaların en büyüğü budur. <br />
<br />
4-Milli terbiyeye sahip olmalıdır<br />
<br />
Efendiler, şunu anlatmak istiyorum, ilk esin ana - baba kucağından sonra okuldaki öğretmenin dilinden, vicdanından, terbiyesinden alınır. Bu esinin gelişme kaynağı olması, kişiye millet ve ülkeye hizmet edebilme gücünü ve yeteneğini verebilmesi için millete ve ülkeye büyük, derin ilgi yaratan fikirler, duygularla her an güçlendirilmesi gerekir. Bu fikirlerin ve duyguların kaynağı doğrudan doğruya ülke ve milletir. Milletin ortak isteğine ve eğilimine değinmek ve onun gereklerine kendini adamak, böyle davranmak ve doğru yolda yürüyebilmek sözünü ettiğim terbiyenin temel ilkesidir. Bir milletin bireylerinde egemen olması, onlar tarafından uyulması gereken şey milletin ortak isteği ve fikirleridir. Bir kişinin milletine ve ülkesine yararlı bir iş yaparken hiç aklından çıkarmaması gereken şey milletin gerçek eğilimidir. Bir milleti özgür, bağımsız, görkemli, yüce bir toplum halinde yaşatan terbiyedir ve onu tutsak yapan, sefalete iten de bunun yokluğudur. Milli terbiyeyle yetiştirilmek ve yüceltilmek istenilen genç beyinlerin bir yandan da paslandırıcı, uyuşturucu, hayali ıvır zıvırla doldurulmasından kaçınılması gerekir. Atatürk'ü iyi anlamış olmalıdır. Bir gün ulusu, sizin gibi beni anlamış gençliğe bırakacağımdan çok memnun ve mesudum. Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu kafidir (yeterlidir). <br />
<br />
5-Atatürk'ün yolunda ilerlemeli ve onun bıraktığı görevi tamamlamalıdır<br />
<br />
Benim Türk Milleti'ne, Türk Cumhuriyeti'ne ve Türklüğün istikbaline ait görevlerim bitmemiştir. Sizler, onları tamamlayacaksınız. Siz de sizden sonrakilere benim sözümü tekrar ediniz. Bu vatan, evlatlarımız ve torunlarımız için cennet gibi yapılmaya layık ve uygun bir vatandır. Bu ülkeyi böyle bayındır hale getirecek olan çalışmalar, ekonomi ve ekonomik faaliyettir. Öyleyse öyle bir ekonomi dönemi başlamalıdır ki, artık milletimiz insanca yaşamasını bilsin, insanca yaşamanın neye bağlı olduğunu öğrensin ve ona yönelsin. Hepimizin istediği bu milletin insanlarının ellerindeki örneklerle yarının, ticaretin, sanatın, çalışmanın, yaşamın temsilcileri olmalarıdır. Artık bu ülke, bu millet böyle bir devrin içinde bulunuyor ve böyle bir devri yüceltecektir. Böyle bir devrin tarihini yazacaktır. Böyle bir tarihte en büyük makam, en büyük hak çalışkanlara ait olacaktır. Sizler ülkenin gereksinimlerini, milletin yeteneklerini, bunlara karşılık dünyadaki en güçlü ekonomi örgütünü göz önünde tutarak alınması gereken tedbirleri ve uygulanması şart olan yenilikleri çok açık bir biçimde ifade etmelisiniz. Öyle ki o tedbirler, o yenilikler uygulandıkça ülkemiz bolluğa ve aydınlığa kavuşacaktır. <br />
<br />
6-Ecdadını örnek almalıdır<br />
<br />
Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır. Büyük devletler kuran ecdadımız, büyük ve şumullü medeniyetlere de sahip olmuştur. Bunu aramak, tetkik etmek, Türklüğe ve cihana bildirmek bizler için bir borçtur. Bağımsızlığından ödün vermemelidir. Her ilerlemenin ve kurtuluşun anası özgürlüktür. Ne kadar zengin ve refaha kavuşturulmuş olursa olsun, bağımsızlıktan mahrum bir millet, medeni insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye lâyık olamaz. Tam bağımsızlık, bizim bugün üzerimize aldığımız vazifenin temel ruhudur. Esas, Türk Milleti'nin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu esas ancak tam bağımsızlığa sahip olmakla temin olunabilir. Halbuki Türk'ün haysiyet ve izzetinefis ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa yok olsun daha iyidir. Bundan ötürü, YA İSTİKLÂL, YA ÖLÜM!.. Türkiye Halkı, asırlardan beri hür ve bağımsız yaşamış ve bağımsızlığı bir yaşama gereği saymış bir kavmin kahraman evlatlarıdır. Bu millet, bağımsızlıktan uzak yaşamamıştır. Yaşayamaz ve yaşamayacaktır. (1922)Arzumuz dışarıda bağımsızlık, içerde kayıtsız ve şartsız milli egemenliği korumadan ibarettir. (1923)55 <br />
Bağımsızlık ve hürriyetlerini her ne pahasına ve her ne karşılığında olursa olsun zedeleme ve kayıtlamaya asla müsamaha etmemek; bağımsızlık ve hürriyetlerini bütün mânasiyle koruyabilmek ve bunun için gerekirse, son ferdinin, son damla kanını akıtarak, insanlık tarihini şanlı örnek ile süslemek; işte bağımsızlık ve hürriyetin hakiki mahiyetini, geniş mânasını, yüksek kıymetini, vicdanında kavramış milletler için temel ve ölmez prensip... Ancak bu prensip uğrunda her türlü fedakarlığı, her an yapmaya hazır milletlerdir ki, devamlı olarak insanlığın hürmet ve saygısına lâyık bir topluluk olarak düşünülebilirler. (1928) <br />
<br />
7-Demokrasiye inanmalıdır<br />
<br />
Kapıda duran nöbetçi bile benden korkmaz. İsterseniz kendisine sorunuz. Korku üzerine egemenlik kurulamaz. Toplara dayanan egemenlik ayakta kalamaz. Böyle bir egemenlik, hatta diktatörlük ancak ihtilal olduğunda, geçici bir süre için gerekir... ülkemize bakınız, sükunet içindedir. Hep güven ve esenlikten yanayız. Kendi topraklarımız dışında bir metrekare toprakta gözümüz yoktur. Çünkü topraklarımız geniştir ve üzerinde yaşayanlar için dar değildir. Tüm devletlerle güvenlik anlaşmaları yaptık. Ancak yeni saldırılara uğramamak için orduyu buluduruyoruz. (24.4.1930, Vossiche Zeitung muhabirine verdiği demeç)<br />
<br />
Efendiler, millet bizi buraya gönderdi. Ama biz bu yönetimi ve egemenliğini miras mal gibi ömrümüz boyunca kullanmak için toplanmış değiliz. Ve sizi toplamak ve dağıtmak hakkına hiç kimse sahip değildir. Millet bilmelidir ki bir günde vekillerini toplar ve gönderir. Kimsenin burayı sınırlamaya hakkı ve yetkisi yoktur ve olmamalıdır. Millete şöyle dendi: "Egemenliğinizi ve iradenizi kayıtsız, şartsız elinizde tutmanız gerekir ve bunun için sizi temsil edecek kişileri biraraya getirerek bir meclis toplayınız ve bu meclis kayıtsız ve koşulsuz olarak ülke ve millet işlerine, görevlerine el koyacaktır.<br />
<br />
8-İstikrarlı, kararlı ve azimli olmalıdır<br />
<br />
Türk Milleti'nin istidadı ve kesin kararı medeniyet yolunda, durmadan, yılmadan ilerlemektir. Zafer "zafer benimdir" diyebilenin, muvaffakiyet, "muvaffak olacağım" diye başlayanın ve "muvaffak oldum" diyebilenindir. Milletimiz her güçlük ve zorluk karşısında, durmadan ilerlemekte ve yükselmektedir. Büyük Türk Milleti'nin bu yoldaki hızını, her vasıtayla artırmaya çalışmak, bizim hepimizin en kutlu vazifemizdir. Arkadaşlar ulusun sevgi ve güveninden emin olarak, üzerinde bulunduğumuz medeniyet, terakki ve ilerleme yolunda azimle, tereddütsüz yürüyelim.<br />
<br />
9-Sorumluluk sahibi olmalı, hizmete talip olmalıdır<br />
<br />
Mesuliyet yükü her şeyden, ölümden de ağırdır. Türk Milleti, her ne pahasına olursa olsun hizmeti ilke edinmiştir ve bu uğurda hiçbir fedakarlıktan kaçınmaz. Bireyler hayatta üç devre geçirir. Devlet hayatı da bu dönemleri içerir. Eski Osmanlı Devleti bu yaşam dönemlerinin üçünü yaşadıktan sonra yok oldu. Onun yerine dünya tarihine yeni bir Türkiye Devleti geçti. Yeni Türkiye Devleti tüm Türklük özelliklerini, yani onun dinç, kararlı, erdemli olma özelliklerini kendinde toplamıştır. Gençler biz size geçmişten, geçmişin boş inançlarından, geçmiş kalıntılarından arındırılmış yeni diriliş getirdik. Olaylar ve olayların zorunlu sonucu demek olan bu diriliş sizin değerli katkılarınız ve aydın desteğinizle ortaya çıktı. Bu yeni varlığı büyütüp yüceltmek size aittir. Bu görevde başarılı olacağınıza gördüğüm kanıtlara bakarak kuvvetle inananlardanım. Sevgili gençler, yaşam mücadeleden ibarettir. O nedenle hayatta sadece iki şey vardır: Yenmek, yenilmek. Size, Türk gençliğine verdiğimiz ve bıraktığımız vicdani armağan sadece ve hep yenmektir ve inanıyorum ki hep yeneceksiniz. Milletin saygınlığı ve ilerleme koşulları bakımından yapılacak işlerde ve atılacak adımlarda hiç duraksamayınız. Milleti o yükselişe ulaştırmamızı önleyecek engellere hep birlikte göğüs gereceğiz. Bunun için beyinlerinize, kültürünüze, bilginize, gerekirse bileklerinize, pazılarınıza, bacaklarınıza başvuracak ama mutlaka o hedefe ulaşacağız. Gerek burada gerek gezdiğim her yerde genç arkadaşlarınız hep sizler gibi duygulu, kararlı ve yüreklidir. O nedenle şimdiden geleceğin parlak ufuklarını görmenin mutluluğu içindeyim. Bu millet sizin gibi evlatlarıyla hak ettiği yüceliğe erişecektir. Beni çok memnun ettiniz. Birlikte olmaktan, özellikle kararlılık belirten sözlerden ötürü mutluyum. (18.3.1923 Tarsus'da gençlerle konuşmasından)<br />
<br />
10-Cesur olmalıdır<br />
<br />
Gençler için vatani işlerde ölmek söz konusu olabilir. Ama korkmak asla! Büyük kararlar vermek kâfi değildir. Bu kararları cesaret ve kesinlikle tatbik etmek lâzımdır. Size Bombasırtı vakasını anlatmadan geçemeyeceğim. Karşılıklı siperlerimiz arasında mesafemiz sekiz metre, yani ölüm muhakkak, muhakkak... Birinci siperdekiler hiçbiri kurtulamamacasına tamamen düşüyor, ikincidekiler onların yerine gidiyor. Fakat ne kadar gıptaya şayan bir itidal ve tevekkülle, biliyor musunuz? Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor, en ufak bir fütur bile göstermiyor; sarsılmak yok. Okumak bilenler ellerinde Kur'an-ı Kerim, cennete girmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler, kelime-i şahadet getirerek yürüyorlar. Bu, Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren, şaşılacak ve övülecek bir misaldir. Emin olmalısınız ki, Çanakkale Muharebesi ni kazandıran bu yüksek ruhtur. Gençler, cesaretimizi pekiştiren ve sürdüren sizsiniz. Siz almakta olduğunuz terbiye ve kültürlü insanlık faziletinin, vatan sevgisinin, fikir özgürlüğünün en değerli simgesi olacaksınız. Ey yükselen yeni kuşaklar, gelecek sizindir. Cumhuriyet'i biz kurduk, onu yüceltecek ve sürdürecek olan sizsiniz.<br />
<br />
11-Zorluklardan Yılmamalıdır<br />
<br />
Teşebbüslerin başarılı olması için çetin şartlara göğüs germek gereklidir. Ben hayatımın hiçbir anında karamsarlık nedir, tanımadım. Tatbik eden, icra eden, karar verenden daima daha kuvvetlidir. Lüzumuna kani olduğumuz bir işi derhal yapmalıyız. Zorlukları çözen kimse olmak isteyenlerin ilk yapacakları, olayların iç yüzünü bilip ona uymak olmalıdır. <br />
<br />
12-Çalışkan ve disiplinli olmalıdır <br />
<br />
Fikir hazırlıkları, seferberlikte asker toplamak için davul zurna ile temin edilemez. Fikir hazırlıklarında tevazuyla çalışmak, kendini silmek, karşısındakine samimi bir kanaat ilham etmek lazımdır. Sizler, yani yeni Türkiye'nin genç evlatları! Yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz... Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar. Türk Gençliği gayeye, bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir. Siz genç arkadaşlar, yorulmadan beni takip edeceğinizi söylüyorsunuz. Fakat arkadaşlar, yorulmadan ne demek? Yorulmamak olur mu? Elbette yorulacaksınız, sizden istediğim şey yorulmamak değil, yorulduğunuz zaman dahi durmadan yürümek, yorulduğunuz dakikada da dinlenmeden beni takip etmektir. Yorgunluk her insan, her canlı için doğal bir durumdur. Fakat insanda yorgunluğu yenebilecek manevi bir kuvvet vardır ki, işte bu kuvvet yorulanları dinlendirmeden yürütür. Çalışma, insanların vücut kuvvetlerini geliştirir ve hayat için gereken şeyleri temin eder. Çalışmaksızın, fikri gelişme ve ahlaki ilerleme de mümkün değildir. Tembellik bütün fenalıkların anasıdır. Kendilerine faydalı olduğunuz, onlara müsbet yolda hizmet ettiğiniz müddetçe milletin sevgisini kazanabilirsiniz. Vaatlerinizi yerine getirmez, milletin refahına hizmet vermezseniz, bugün sizi alkışlayan bu topluluk yarın sizi yuhalar. <br />
<br />
13-Dürüst olmalıdır<br />
<br />
Hakikati konuşmaktan korkmayınız. Meseleleri hadiselere göre değil, aslında olduğu gibi ele almak lazımdır. Bir şeyi vicdanen iyi yaptığımıza, sözlerimizin iyi olduğuna inanıyorsak, onu olduğu gibi açık, tereddüt ve belirsizlikten arınmış olarak anlatmayı amaçlamalıyız. Arkadaşlar benden iltimas beklememelidir. Hepiniz benim gözümde değerli, önemli kardeşlerimsiniz. Ama, hepinize gösterdiğim hedef yüce, kutsal bir hedeftir... Hanginiz daha güzel yöntemle, başarıyla oraya ulaşırsanız onu, ellerimi çatlatıncaya kadar çırparak alkışlayacak, takdir edeceğim. Benden iltimas ve taraf tutma beklemeyiniz arkadaşlar. Adam olanlar, insan olanlar, yüksek ideali olanlar değerlerini göstersinler. Benim size kardeşçe söyleyeceğim şey budur. Tüm arkadaşlarımıza söylemek zorundayım ki, ben o milli hedefe tüm millet kitlesini yürütmek için, doğal olarak ahlaki bir unsurum, bunu isterim. (1922, Prof. Dr. Afet İnan'ın yayımladığı belgeden) <br />
<br />
14-Adaletli olmalıdır<br />
<br />
Efendiler! <br />
Hükümet memlekette yasayı hakim kılmak ve adaleti dağıtmakla yükümlüdür. Bu açıdan adalet işi çok önemlidir. Adliye siyasetimizde izlenecek yol, adaleti, halkı yormadan, süratle, uygun ve emniyetli bir şekilde dağıtmalıdır. Toplumumuzun dünyayla teması doğal ve zorunludur; o nedenle de adalet seviyemizi tüm uygar toplumların adaletleri seviyesine çıkarmak zorundayız... Çağdaş gelişme milletlerin uygar ihtiyaçlarını genişletir, artırır ve bu ihtiyaçlara uygun uygar hakların var olmasını gerektirir. Her devletin, toplumunun uygarlık seviyesine uygun bir hukuk mevzuatı vardır. Tüm uygar devletlerin medeni kanunları birbirlerine çok yakındır. Bizim milletimiz ve hükümetimiz adalet düşüncesi zihniyeti bakımından hiçbir uygar toplumdan geri değildir. Hatta bu noktada daha ileride olduğumuza tarih tanıklık edebilir. Bu yüzden bizim hukuk mevzuatımızın da tüm uygar devletlerin yasal düzenlemesinden eksik olması kabul edilemez. Hedeflediğimiz tam bağımsızlık kavramı içinde adalet bağımsızlığımızın da yer alması doğaldır.<br />
<br />
15-Vicdan ve fikir hürriyetinden yana olmalıdır<br />
<br />
Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasi bir fikre malik olmak, seçtiği bir dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetine maliktir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hakim olunamaz. Vicdan hürriyeti, mutlak ve taarruz edilemez, ferdin tabii haklarının en mühimlerinden tanınmalıdır. Cumhuriyet fikir serbestliği taraftarıdır. Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre saygı duyarız. Gençler, siz almakta olduğunuz terbiye ve irfan ile, insanlık meziyetinin, vatan sevgisinin, fikir hürriyetinin en kıymetli sembolü olacaksınız. <br />
<br />
16-Akılcı hareket etmelidir<br />
<br />
Akıl ve mantığın çözümleyemeyeceği mesele yoktur. Fikirler, cebir ve şiddetle, top ve tüfekle asla öldürülemez. Fikirler anlamsız, mantıksız, boş sözlerle dolu olursa, o fikirler hastalıklıdır. Aynı şekilde sosyal hayat akıl ve mantıktan uzak, faydasız, zararlı ve birtakım geleneklerle dolu olursa felce uğrar. Bizim akıl, mantık, zeka ile hareket etmek en belirgin özelliğimizdir. Bütün hayatımızı dolduran olaylar bu gerçeğin delilidirler. Bu dünyada her şey insan kafasından çıkar. Bir insan başının ifade etmeyeceği hiçbir şeyi tasavvur edemiyorum. <br />
<br />
17-İleri görüşlü ve tedbirli olmalıdır<br />
<br />
Felaket başa gelmeden evvel önleyici ve koruyucu tedbirleri düşünmek lazımdır. Geldikten sonra dövünmenin faydası yoktur. Genç fikirli demek, doğruyu gören ve anlayan gerçek fikirli demektir. <br />
<br />
18-İlerici olmalı ve ilerlemede sınır tanımamalıdır<br />
<br />
Yüksek Türk! Senin için yüksekliğin hududu yoktur. İşte parola budur. Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medeni özelliği ve büyük medeni kabiliyeti bundan sonraki gelişmesi ile geleceğin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır. Türk Milleti'nin istidadı ve kesin kararı medeniyet yolunda, durmadan, yılmadan ilerlemektir. Milletimiz her güçlük ve zorluk karşısında, durmadan ilerlemekte ve yükselmektedir. Büyük Türk Milleti'nin bu yoldaki hızını, her vasıtayla artırmaya çalışmak, bizim hepimizin en kutlu vazifemizdir. Bir başka çağdan kalma adetlerinizde, alışkanlıklarınızda direnirseniz, cüzzamlılar, paryalar gibi tek başınıza kala kalırsınız. Benliğinize bağlı kalın ama, gelişmiş uluslar için gerekli olan şeyleri Batı'dan almasını bilin. Yoksa, bilim ve yeni düşünceler sizi bir lokmada yiyip bitirebilirler. <br />
<br />
19-Çağdaş medeniyet seviyesine ulaşmak için çalışmalıdır<br />
<br />
Türk Milleti'nin istidadı ve kesin kararı medeniyet yolunda, durmadan, yılmadan ilerlemektir. Medeniyet öyle kuvvetli bir ışıktır ki, ona bigane olanları yakar, mahveder. Medeni olmayan insanlar, medeni olanların ayakları altında kalmaya mahkumdurlar. Biz uygarlıktan,ilimden ve fenden kuvvet alıyor ve ona göre yürüyoruz. Biz dünya medeniyeti ailesi içinde bulunuyoruz. Medeniyetin bütün icaplarını tatbik edeceğiz. Medeniyetin emir ve talep ettiğini yapmak insan olmak için yeterlidir. Efendiler, milletimizin hedefi, milletimizin ideali tüm cihanda tam anlamıyla uygar bir toplum olmaktır. Bilirsiniz ki, dünyada her insan topluluğunun varlığı, değeri, özgürlük ve bağımsızlık hakkı sahip olduğu ve yapacağı uygarlık eserleriyle ölçülüdür. Medeniyet eseri meydana getirme yeteneğinden yoksun olan toplumlar, özgürlüklerinden ve bağımsızlıklarından soyutlanmaya mahkumdurlar. İnsanlık tarihi bu dediğimi doğrulamaktadır. Medeniyet yolunda yürümek ve başarılı olmak yaşam koşuludur. Bu yolda duraklayanlar ya da bu yolda ileri değil geriye bakma cahilliğinde ve vurdumduymazlığında bulunanlar medeniyetin coşkulu selinde boğulmaya mahkumdurlar. Efendiler, medeniyet yolunda başarı yenileşmeye bağlıdır. Toplumsal yaşamda, iktisatta, bilimde, fende başarılı olmak için tek gelişme ve ilerleme yolu budur. Yaşama egemen olan koşulların zamanla değişmesi, gelişmesi ve yenilenmesi zorunludur. Uygarlık yolunda başarı, yenilikleri kavrayıp uygulamaya, yenileşmeye bağlıdır.<br />
<br />
<br />
- alıntıdır -]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk'ün Söylediği Sözlerin İngilizcesi]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=1553</link>
			<pubDate>Sat, 21 Mar 2009 21:32:59 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=1553</guid>
			<description><![CDATA[Our great ideal is to raise our nation to highest standars of civilization and porsperity.<br />
Büyük hedefimiz, milletimizi en yüksek medeniyet seviyesine ve refaha ulaştırmaktır.<br />
<br />
Teachers: the new generation will be your devotion.<br />
Öğretmenler: Yeni nesiller sizlerin eseri olacaktır.<br />
<br />
Happy is the one who says, "I'm a Turk".<br />
Ne mutlu "Türküm" diyene.<br />
<br />
Peace at home, peace in the world.<br />
Yurtta sulh, cihanda sulh.<br />
<br />
As they have come, so they will go.<br />
Geldikleri gibi giderler.<br />
<br />
One day my mortal body will turn to dust, but the Turkish Republic will stand forever.<br />
Benim naciz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.<br />
<br />
I have been able to teach many things to this nation, but I haven't been able to teach how to be lackeys.<br />
Bu millete çok şey öğretebildim ama onlara uşak olmayı bir türlü öğretemedim.<br />
<br />
Turkey's true master is the peasant.<br />
Memleketin efendisi hakiki müstahsil olan köylüdür.<br />
<br />
Do not be afraid of telling the truth.<br />
Doğruyu söylemekten korkmayınız.<br />
<br />
To see me does not necessarily mean to see my face. To understand my thoughts is to have seen me.<br />
Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir.<br />
<br />
The Turkish Republic will be happy, prosperous and victorious.<br />
Türkiye Cumhuriyeti mutlu, zengin ve muzaffer olacaktır.<br />
<br />
A healthy mind in a healthy body.<br />
Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur.<br />
<br />
Armies, your first goal is the Mediterranean. Forward!<br />
Ordular, ilk hedefiniz Akdenizdir. İleri!<br />
<br />
Culture is the foundation of the Turkish Republic.<br />
Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür.<br />
<br />
Following the military triumph we accomplished by bayonets, weapons and blood, we shall strive to win victories in such fields as culture, scholarship, science and economics.<br />
Süngülerle, silahlarla ve kanla kazandığımız askeri zaferlerden sonra, kültür, bilim, fen ve ekonomi alanlarında da zaferler kazanmaya devam edeceğiz.<br />
<br />
Victory is for those who can say "Victory is mine". Success is for those who can begin saying "I will succeed" and say "I have succeeded" in the end.<br />
Zafer, "Zafer benimdir" diyebilenindir. Başarı ise, "Başaracağım" diye başlayarak sonunda "Başardım" diyebilenindir.<br />
<br />
Sovereignty is not given, it is taken.<br />
Egemenlik verilmez, alınır.<br />
<br />
Authority, without any condition and reservation, belongs to the nation.<br />
Egemenlik, kayıtsız şartsız ulusundur.<br />
<br />
Teachers are the one and only people who save nations.<br />
Milleti kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir.<br />
<br />
Our true mentor in life is science.<br />
Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.<br />
<br />
The Turkish Nation consists of the valiant descendants of a people that has lived independently and has considered independence the sole condition of existence. This nation has never lived without freedom, cannot and never will.<br />
Türk Milleti bağımsız yaşamış ve bağımsızlığı varolmalarının yegane koşulu olarak kabul etmiş cesur insanların torunlarıdır. Bu millet hiçbir zaman hür olmadan yaşamamıştır, yaşayamaz ve yaşamayacaktır.<br />
<br />
We Turks are a people who, throughout our history, have been the very embodiment of freedom and independence.<br />
Biz Türkler tarih boyunca hürriyet ve istiklale timsal olmuş bir milletiz.<br />
<br />
Our nation has succeeded owing to the unshakable unity it has shown in its actions and endeavours.<br />
Milletimiz davranışlarında ve gayretlerinde sarsılmaz bir bütünlük gösterdiği için başarılı olmuştur.<br />
<br />
There are two Mustafa Kemals; one is flesh-and-bone Mustafa Kemal who now stands before you and will pass away. The other one is you, all of you who will go to the far corners of our land to speand the ideals which must be defended with your lives if necessary. I stand for the nation's dreams, and my life's work is to make them come true.<br />
İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal... İkinci Mustafa Kemal, onu "ben" kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!<br />
<br />
<br />
<br />
- alıntıdır -]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Our great ideal is to raise our nation to highest standars of civilization and porsperity.<br />
Büyük hedefimiz, milletimizi en yüksek medeniyet seviyesine ve refaha ulaştırmaktır.<br />
<br />
Teachers: the new generation will be your devotion.<br />
Öğretmenler: Yeni nesiller sizlerin eseri olacaktır.<br />
<br />
Happy is the one who says, "I'm a Turk".<br />
Ne mutlu "Türküm" diyene.<br />
<br />
Peace at home, peace in the world.<br />
Yurtta sulh, cihanda sulh.<br />
<br />
As they have come, so they will go.<br />
Geldikleri gibi giderler.<br />
<br />
One day my mortal body will turn to dust, but the Turkish Republic will stand forever.<br />
Benim naciz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.<br />
<br />
I have been able to teach many things to this nation, but I haven't been able to teach how to be lackeys.<br />
Bu millete çok şey öğretebildim ama onlara uşak olmayı bir türlü öğretemedim.<br />
<br />
Turkey's true master is the peasant.<br />
Memleketin efendisi hakiki müstahsil olan köylüdür.<br />
<br />
Do not be afraid of telling the truth.<br />
Doğruyu söylemekten korkmayınız.<br />
<br />
To see me does not necessarily mean to see my face. To understand my thoughts is to have seen me.<br />
Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir.<br />
<br />
The Turkish Republic will be happy, prosperous and victorious.<br />
Türkiye Cumhuriyeti mutlu, zengin ve muzaffer olacaktır.<br />
<br />
A healthy mind in a healthy body.<br />
Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur.<br />
<br />
Armies, your first goal is the Mediterranean. Forward!<br />
Ordular, ilk hedefiniz Akdenizdir. İleri!<br />
<br />
Culture is the foundation of the Turkish Republic.<br />
Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür.<br />
<br />
Following the military triumph we accomplished by bayonets, weapons and blood, we shall strive to win victories in such fields as culture, scholarship, science and economics.<br />
Süngülerle, silahlarla ve kanla kazandığımız askeri zaferlerden sonra, kültür, bilim, fen ve ekonomi alanlarında da zaferler kazanmaya devam edeceğiz.<br />
<br />
Victory is for those who can say "Victory is mine". Success is for those who can begin saying "I will succeed" and say "I have succeeded" in the end.<br />
Zafer, "Zafer benimdir" diyebilenindir. Başarı ise, "Başaracağım" diye başlayarak sonunda "Başardım" diyebilenindir.<br />
<br />
Sovereignty is not given, it is taken.<br />
Egemenlik verilmez, alınır.<br />
<br />
Authority, without any condition and reservation, belongs to the nation.<br />
Egemenlik, kayıtsız şartsız ulusundur.<br />
<br />
Teachers are the one and only people who save nations.<br />
Milleti kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir.<br />
<br />
Our true mentor in life is science.<br />
Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.<br />
<br />
The Turkish Nation consists of the valiant descendants of a people that has lived independently and has considered independence the sole condition of existence. This nation has never lived without freedom, cannot and never will.<br />
Türk Milleti bağımsız yaşamış ve bağımsızlığı varolmalarının yegane koşulu olarak kabul etmiş cesur insanların torunlarıdır. Bu millet hiçbir zaman hür olmadan yaşamamıştır, yaşayamaz ve yaşamayacaktır.<br />
<br />
We Turks are a people who, throughout our history, have been the very embodiment of freedom and independence.<br />
Biz Türkler tarih boyunca hürriyet ve istiklale timsal olmuş bir milletiz.<br />
<br />
Our nation has succeeded owing to the unshakable unity it has shown in its actions and endeavours.<br />
Milletimiz davranışlarında ve gayretlerinde sarsılmaz bir bütünlük gösterdiği için başarılı olmuştur.<br />
<br />
There are two Mustafa Kemals; one is flesh-and-bone Mustafa Kemal who now stands before you and will pass away. The other one is you, all of you who will go to the far corners of our land to speand the ideals which must be defended with your lives if necessary. I stand for the nation's dreams, and my life's work is to make them come true.<br />
İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal... İkinci Mustafa Kemal, onu "ben" kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!<br />
<br />
<br />
<br />
- alıntıdır -]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Lider dediğin Ata'm gibi olmalıdır...]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=1551</link>
			<pubDate>Sat, 21 Mar 2009 20:59:33 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=1551</guid>
			<description><![CDATA[[attachment=309]<br />
<br />
LİDER DEDİĞİN ATA'M GİBİ OLMALIDIR...<br />
<br />
Lider dediğin<br />
Her şeyden önce <br />
kim olduğunu bilmeli ve kendine güvenmelidir.<br />
<br />
Ben diktatör değilim. Benim kuvvetim olduğunu söylüyorlar. Evet bu doğrudur. Benim isteyip de yapamayacağım bir şey yoktur. Çünkü ben <br />
zoraki ve insafsızca hareket etmesini bilmem. Ben kalpleri kırarak değil kazanarak hükmetmek isterim. - Mustafa Kemal ATATÜRK <br />
<br />
Lider dediğin <br />
Her kim olursa olsun insanlara değer vermeli <br />
<br />
Millete efendilik yoktur. Ona hizmet etmek vardır. Bu millete hizmet eden onun efendisi olur. - Mustafa Kemal ATATÜRK <br />
<br />
ve mütevazi olmalıdır... <br />
<br />
Bu ulusu ben değil içimizdeki ruh, damarımızdaki kan kurtarmıştır. - Mustafa Kemal ATATÜRK <br />
<br />
Lider dediğin <br />
Önde yürüyen değil, yol gösteren olmalıdır. <br />
<br />
Sizler, yani yeni Türkiye'nin genç evlatları! Yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz... Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar. Türk Gençliği gayeye, bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir. - Mustafa Kemal ATATÜRK <br />
<br />
Lider dediğin <br />
Yeri geldi mi sıradan bir asker <br />
Yeri geldi mi Başkomutan olmalıdır...<br />
<br />
Memleketin ellide biri değil, her tarafı tahrip edilse, her tarafı ateşler içinde bırakılsa, biz bu toprakların üstünde bir tepeye çıkacağız ve oradan savunma ile meşgul olacağız - Mustafa Kemal ATATÜRK <br />
<br />
Lider dediğin <br />
Fedakar olmalıdır. <br />
<br />
Ben icap ettiği zaman en büyük hediyem olmak üzere, Türk Milletine canımı vereceğim. - Mustafa Kemal ATATÜRK <br />
<br />
Lider dediğin <br />
ilkelerine ve sözlerine bağlı olmalıdır.<br />
<br />
Ben toprak büyütme meraklısı değilim. Barış bozma alışkanlığım yoktur. Ancak sözleşmeye dayanan hakkimizin isteyicisiyim. Onu almazsam <br />
edemem. Büyük meclisin kürsüsünden milletime söz verdim. Hatay'ı alacağım. Milletim benim dediğime inanır. Sözümü yerine getirmezsem <br />
milletimin huzuruna çıkamam. Yerimde kalamam. Ben şimdiye kadar yenilmedim, Yenilmem. Yenilirsem bir dakika yaşayamam - Mustafa Kemal ATATÜRK <br />
<br />
Lider dediğin <br />
Güvenilir ve samimi olmalıdır. Kalbinde ne varsa dilinden de o dökülmelidir.<br />
<br />
Ben düşündüklerimi, sevdiklerime olduğu gibi söylerim. Aynı zamanda lüzumlu olmayan bir sözü kalbimde taşımak iktidarında olmayan bir <br />
adamım. Çünkü ben bir halk adamıyım. Ben düşündüklerimi daima halkın huzurunda söylemeliyim. Yanlışım varsa, halk beni tekzip eder. Fakat <br />
şimdiye kadar bu açık konuşmada halkın beni tekzip ettiğini görmedim. - Mustafa Kemal ATATÜRK <br />
<br />
Lider dediğin <br />
Konuşmayı ve dinlemeyi bilmelidir.<br />
<br />
Lider dediğin <br />
Sorumluluk almayı bilmeli,<br />
<br />
Mesuliyet yükü her şeyden, ölümden de ağırdır. - Mustafa Kemal ATATÜRK <br />
<br />
Astlarına ve dostlarına sonuna kadar güvenmeli<br />
<br />
Benim için ordumuzun kıymetini ifadede ölçü şudur: Türk ordusunun bir kıtası muadilinin behemehal mağlup eder, iki mislini durdurur ve <br />
tespit eder. - Mustafa Kemal ATATÜRK <br />
<br />
ve başarıyı paylaşabilmelidir.<br />
<br />
Bir ulus, bir toplum yalnız bir kişinin çabası ile adımcık bile atamaz. - Mustafa Kemal ATATÜRK <br />
<br />
Lider dediğin <br />
Hedefleri gibi <br />
<br />
Zafer zafer benimdir diyebilenin, muvaffakiyet, muvaffak olacağım diye başlayanın ve muvaffak oldum diyebilenindir. - Mustafa Kemal ATATÜRK <br />
<br />
Lider dediğin <br />
Kavgaları gibi <br />
<br />
Yorulmadan beni takip edeceğinizi söylüyorsunuz. Benim sizden istediğim şey, yorulmamak değil, yorulduğunuz zaman da, durmadan yürümek, yorulduğunuz dakikada da dinlenmeden beni takip etmektir. - Mustafa Kemal ATATÜRK <br />
<br />
Lider dediğin <br />
Sevdaları gibi <br />
<br />
Biz hayat ve istiklal isteyen bir milletiz. Ve yalnız ve ancak bunun için hayatimizi yok etmeyi göze alırız.- Mustafa Kemal ATATÜRK <br />
<br />
Lider dediğin <br />
<br />
ATATÜRK gibi OLMALI. <br />
<br />
Büyüklük odur ki kimseye iltifat etmeyeceksin, hiç kimseyi aldatmayacaksın. Memleket için gerçek ülkü ne ise onu görecek ve o hedefe yürüyeceksin. Herkes senin aleyhinde bulunacaktır, seni yoldan çevirmeye çalışacaktır. İşte sen burada direneceksin. Önünde sonsuz engeller yığılacaktır. Kendini büyük değil, küçük, araçsız hiç telakki edecek, kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak bu engelleri asacak, ondan sonra sana büyüksün derlerse bunu diyenlere güleceksin. - Mustafa Kemal ATATÜRK <br />
<br />
Oldu mu VATAN <br />
<br />
Öldü mü EFSANE olmalıdır !<br />
<br />
Beni görmek demek ille de yüzümü görmek değildir. <br />
Benim düşüncelerimi, benim duygularımı anlıyorsanız bu yeter. - <br />
Mustafa Kemal ATATÜRK<br />
<br />
<br />
<br />
- alıntıdır -]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[[attachment=309]<br />
<br />
LİDER DEDİĞİN ATA'M GİBİ OLMALIDIR...<br />
<br />
Lider dediğin<br />
Her şeyden önce <br />
kim olduğunu bilmeli ve kendine güvenmelidir.<br />
<br />
Ben diktatör değilim. Benim kuvvetim olduğunu söylüyorlar. Evet bu doğrudur. Benim isteyip de yapamayacağım bir şey yoktur. Çünkü ben <br />
zoraki ve insafsızca hareket etmesini bilmem. Ben kalpleri kırarak değil kazanarak hükmetmek isterim. - Mustafa Kemal ATATÜRK <br />
<br />
Lider dediğin <br />
Her kim olursa olsun insanlara değer vermeli <br />
<br />
Millete efendilik yoktur. Ona hizmet etmek vardır. Bu millete hizmet eden onun efendisi olur. - Mustafa Kemal ATATÜRK <br />
<br />
ve mütevazi olmalıdır... <br />
<br />
Bu ulusu ben değil içimizdeki ruh, damarımızdaki kan kurtarmıştır. - Mustafa Kemal ATATÜRK <br />
<br />
Lider dediğin <br />
Önde yürüyen değil, yol gösteren olmalıdır. <br />
<br />
Sizler, yani yeni Türkiye'nin genç evlatları! Yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz... Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar. Türk Gençliği gayeye, bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir. - Mustafa Kemal ATATÜRK <br />
<br />
Lider dediğin <br />
Yeri geldi mi sıradan bir asker <br />
Yeri geldi mi Başkomutan olmalıdır...<br />
<br />
Memleketin ellide biri değil, her tarafı tahrip edilse, her tarafı ateşler içinde bırakılsa, biz bu toprakların üstünde bir tepeye çıkacağız ve oradan savunma ile meşgul olacağız - Mustafa Kemal ATATÜRK <br />
<br />
Lider dediğin <br />
Fedakar olmalıdır. <br />
<br />
Ben icap ettiği zaman en büyük hediyem olmak üzere, Türk Milletine canımı vereceğim. - Mustafa Kemal ATATÜRK <br />
<br />
Lider dediğin <br />
ilkelerine ve sözlerine bağlı olmalıdır.<br />
<br />
Ben toprak büyütme meraklısı değilim. Barış bozma alışkanlığım yoktur. Ancak sözleşmeye dayanan hakkimizin isteyicisiyim. Onu almazsam <br />
edemem. Büyük meclisin kürsüsünden milletime söz verdim. Hatay'ı alacağım. Milletim benim dediğime inanır. Sözümü yerine getirmezsem <br />
milletimin huzuruna çıkamam. Yerimde kalamam. Ben şimdiye kadar yenilmedim, Yenilmem. Yenilirsem bir dakika yaşayamam - Mustafa Kemal ATATÜRK <br />
<br />
Lider dediğin <br />
Güvenilir ve samimi olmalıdır. Kalbinde ne varsa dilinden de o dökülmelidir.<br />
<br />
Ben düşündüklerimi, sevdiklerime olduğu gibi söylerim. Aynı zamanda lüzumlu olmayan bir sözü kalbimde taşımak iktidarında olmayan bir <br />
adamım. Çünkü ben bir halk adamıyım. Ben düşündüklerimi daima halkın huzurunda söylemeliyim. Yanlışım varsa, halk beni tekzip eder. Fakat <br />
şimdiye kadar bu açık konuşmada halkın beni tekzip ettiğini görmedim. - Mustafa Kemal ATATÜRK <br />
<br />
Lider dediğin <br />
Konuşmayı ve dinlemeyi bilmelidir.<br />
<br />
Lider dediğin <br />
Sorumluluk almayı bilmeli,<br />
<br />
Mesuliyet yükü her şeyden, ölümden de ağırdır. - Mustafa Kemal ATATÜRK <br />
<br />
Astlarına ve dostlarına sonuna kadar güvenmeli<br />
<br />
Benim için ordumuzun kıymetini ifadede ölçü şudur: Türk ordusunun bir kıtası muadilinin behemehal mağlup eder, iki mislini durdurur ve <br />
tespit eder. - Mustafa Kemal ATATÜRK <br />
<br />
ve başarıyı paylaşabilmelidir.<br />
<br />
Bir ulus, bir toplum yalnız bir kişinin çabası ile adımcık bile atamaz. - Mustafa Kemal ATATÜRK <br />
<br />
Lider dediğin <br />
Hedefleri gibi <br />
<br />
Zafer zafer benimdir diyebilenin, muvaffakiyet, muvaffak olacağım diye başlayanın ve muvaffak oldum diyebilenindir. - Mustafa Kemal ATATÜRK <br />
<br />
Lider dediğin <br />
Kavgaları gibi <br />
<br />
Yorulmadan beni takip edeceğinizi söylüyorsunuz. Benim sizden istediğim şey, yorulmamak değil, yorulduğunuz zaman da, durmadan yürümek, yorulduğunuz dakikada da dinlenmeden beni takip etmektir. - Mustafa Kemal ATATÜRK <br />
<br />
Lider dediğin <br />
Sevdaları gibi <br />
<br />
Biz hayat ve istiklal isteyen bir milletiz. Ve yalnız ve ancak bunun için hayatimizi yok etmeyi göze alırız.- Mustafa Kemal ATATÜRK <br />
<br />
Lider dediğin <br />
<br />
ATATÜRK gibi OLMALI. <br />
<br />
Büyüklük odur ki kimseye iltifat etmeyeceksin, hiç kimseyi aldatmayacaksın. Memleket için gerçek ülkü ne ise onu görecek ve o hedefe yürüyeceksin. Herkes senin aleyhinde bulunacaktır, seni yoldan çevirmeye çalışacaktır. İşte sen burada direneceksin. Önünde sonsuz engeller yığılacaktır. Kendini büyük değil, küçük, araçsız hiç telakki edecek, kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak bu engelleri asacak, ondan sonra sana büyüksün derlerse bunu diyenlere güleceksin. - Mustafa Kemal ATATÜRK <br />
<br />
Oldu mu VATAN <br />
<br />
Öldü mü EFSANE olmalıdır !<br />
<br />
Beni görmek demek ille de yüzümü görmek değildir. <br />
Benim düşüncelerimi, benim duygularımı anlıyorsanız bu yeter. - <br />
Mustafa Kemal ATATÜRK<br />
<br />
<br />
<br />
- alıntıdır -]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk'ün güzel sanatlar ve sanatkarlar hakkındaki sözleri]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=1550</link>
			<pubDate>Sat, 21 Mar 2009 20:38:03 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=1550</guid>
			<description><![CDATA[&#8212; &#8220;Bir millet sanattan ve sanatkardan mahrumsa tam bir hayata malik olamaz. Böyle bir millet bir ayağı topal, bir kolu çolak, sakat ve alil bir kimse gibidir. Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş olur.&#8221;<br />
<br />
&#8212;&#8220;Sanat güzelliğin ifadesidir&#8230; Bu ifade söz ile olursa şiir, nağme ile olursa musiki, nakş ile olursa ressamlık, oyma ile olursa heykeltıraşlık, bina ile olursa mimarlık&#8230; olur.&#8221;<br />
<br />
&#8212;&#8220;Sanatkar, toplumda uzun mücadele ve gayretlerden sonra alnında ışığı ilk hisseden insandır.&#8221;<br />
<br />
&#8212;&#8220;Hayatta müzik lazım değildir. Çünkü hayat müziktir. Müzik ile ilgisi olmayan varlıklar insan değildirler. Eğer söz konusu olan hayat, insan hayatı ise müzik mutlaka vardır. Müziksiz hayat zaten mevcut olamaz. Müzik hayatın neşesi, ruhu, sevinci ve her şeyidir.&#8221;<br />
<br />
&#8212;&#8220;İnsanlarda bir takım ince, yüksek ve asil duygular vardır ki insan onlarla yaşar. İşte o ince, yüksek, derin ve asil duyguları en çok duyabilen ve diğer insanlara duyurabilen şairdir.&#8221;<br />
<br />
&#8212;&#8220;Yüksek bir insan toplumu olan Türk Milletinin tarihi bir özelliği de güzel sanatları sevmek ve onunla yükselmektir. Bunun içindir ki, milletimizin yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, doğuştan gelen zekasını, ilme bağlılığını, güzel sanatlar sevgisini ve milli birlik duygusunu devamlı olarak ve her türlü vasıta ve önlemlerle bağlayarak geliştirmek milli idelimizdir.&#8221;<br />
<br />
&#8212;&#8220;Güzel sanatların her dalı için, T.B.M.M.&#8217;nin göstereceği ilgi ve emek, milletin insani ve medeni hayatı ve çalışkanlık veriminin artması için çok etkilidir.&#8221;<br />
<br />
&#8212;&#8220;Hepiniz millet vekili olabilirsiniz, Bakan olabilirsiniz; hatta Cumhurbaşkanı olabilirsiniz, fakat sanatkar olamazsınız.&#8221;<br />
<br />
&#8212;&#8220;Güzel sanatlarda başarı; bütün inkılapların başarılı olduğunun en kesin delilidir. Bunda başarılı olmayan milletlere ne yazıktır. Onlar bütün başarılarına rağmen medeniyet alanında, yüksek insanlık sıfatıyla tanımaktan daima yoksun kalacaklardır.&#8221;<br />
<br />
&#8212;&#8220;İnsanlar olgunlaşmak için bazı şeylere muhtaçtır. Bir millet ki resim yapmaz, millet ki, heykel yapmaz, millet ki, tekniğin gerektirdiği şeyleri yapmaz; itiraf etmeli ki o milletin ilerleme yolunda yeri yoktur.&#8221;<br />
<br />
&#8212;&#8220;Güzel sanatların hepsinde, ulus gençliğinin ne türlü ilerletilmesini istediğinizi bilirim. Ancak bunda en çabuk, en önde götürülmesi gerekli olan Türk müziğidir. Bu ulusun yani değişikliğine ölçü, müzikte değişikliği alabilmesi, kavraya bilmesidir&#8230;&#8221;<br />
<br />
&#8212;&#8220;İnsanlarda bir takım ince, yüksek ve asil duygular vardır ki insan onlarla yaşar. İşte o ince, yüksek, derin ve asil duyguları en çok duyabilen ve diğer insanlara duyurabilen şairdir.&#8221;<br />
<br />
&#8212;&#8220;Dünyada medeni olmak, ilerlemek ve olgunlaşmak isteyen herhangi bir millet mutlaka heykel yapacak ve heykeltıraş yetiştirecektir.&#8221;<br />
<br />
&#8212;&#8220;Aydın ve dindar olan milletimiz, ilerlemenin sebeplerinden biri olan heykeltıraşlığı en üst derecede ilerletecek ve memleketimizin her köşesinde atalarımızın ve bunlardan sonra yetişecek evlatlarımızın hatıralarını güzel heykellerle dünyaya ilan edecektir.&#8221;<br />
<br />
&#8212;&#8220;Sanatkar, cemiyette uzun ceht (aşırı çalışma) ve gayretlerden sonra anlında ışığı ilk hisseden insandır.&#8221;<br />
<br />
&#8212;&#8220;Bunun içindir ki milletimizin&#8230; güzel sanatlara sevgisini&#8230; her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek inkişaf ettirmek milli ülkümüzdür.&#8221;<br />
<br />
&#8212;&#8220;Sanatçı, esaslı kültür sahibi olmalı ve tarihi iyi bilmelidir.&#8221;<br />
<br />
&#8212;&#8220;Sanatkar el öpmez; sanatkarın eli öpülür!&#8221;<br />
<br />
&#8212;&#8220;Hayatlarını büyük bir sanata vakfeden bu çocukları sevelim.&#8221;<br />
<br />
&#8212;&#8220;Türk milletinin tarihi bir vasfı da güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Bunun içindir ki, milletimizin güzel sanatlara sevgisini mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirle besleyerek inkişaf ettirmek milli ülkümüzdür.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[&#8212; &#8220;Bir millet sanattan ve sanatkardan mahrumsa tam bir hayata malik olamaz. Böyle bir millet bir ayağı topal, bir kolu çolak, sakat ve alil bir kimse gibidir. Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş olur.&#8221;<br />
<br />
&#8212;&#8220;Sanat güzelliğin ifadesidir&#8230; Bu ifade söz ile olursa şiir, nağme ile olursa musiki, nakş ile olursa ressamlık, oyma ile olursa heykeltıraşlık, bina ile olursa mimarlık&#8230; olur.&#8221;<br />
<br />
&#8212;&#8220;Sanatkar, toplumda uzun mücadele ve gayretlerden sonra alnında ışığı ilk hisseden insandır.&#8221;<br />
<br />
&#8212;&#8220;Hayatta müzik lazım değildir. Çünkü hayat müziktir. Müzik ile ilgisi olmayan varlıklar insan değildirler. Eğer söz konusu olan hayat, insan hayatı ise müzik mutlaka vardır. Müziksiz hayat zaten mevcut olamaz. Müzik hayatın neşesi, ruhu, sevinci ve her şeyidir.&#8221;<br />
<br />
&#8212;&#8220;İnsanlarda bir takım ince, yüksek ve asil duygular vardır ki insan onlarla yaşar. İşte o ince, yüksek, derin ve asil duyguları en çok duyabilen ve diğer insanlara duyurabilen şairdir.&#8221;<br />
<br />
&#8212;&#8220;Yüksek bir insan toplumu olan Türk Milletinin tarihi bir özelliği de güzel sanatları sevmek ve onunla yükselmektir. Bunun içindir ki, milletimizin yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, doğuştan gelen zekasını, ilme bağlılığını, güzel sanatlar sevgisini ve milli birlik duygusunu devamlı olarak ve her türlü vasıta ve önlemlerle bağlayarak geliştirmek milli idelimizdir.&#8221;<br />
<br />
&#8212;&#8220;Güzel sanatların her dalı için, T.B.M.M.&#8217;nin göstereceği ilgi ve emek, milletin insani ve medeni hayatı ve çalışkanlık veriminin artması için çok etkilidir.&#8221;<br />
<br />
&#8212;&#8220;Hepiniz millet vekili olabilirsiniz, Bakan olabilirsiniz; hatta Cumhurbaşkanı olabilirsiniz, fakat sanatkar olamazsınız.&#8221;<br />
<br />
&#8212;&#8220;Güzel sanatlarda başarı; bütün inkılapların başarılı olduğunun en kesin delilidir. Bunda başarılı olmayan milletlere ne yazıktır. Onlar bütün başarılarına rağmen medeniyet alanında, yüksek insanlık sıfatıyla tanımaktan daima yoksun kalacaklardır.&#8221;<br />
<br />
&#8212;&#8220;İnsanlar olgunlaşmak için bazı şeylere muhtaçtır. Bir millet ki resim yapmaz, millet ki, heykel yapmaz, millet ki, tekniğin gerektirdiği şeyleri yapmaz; itiraf etmeli ki o milletin ilerleme yolunda yeri yoktur.&#8221;<br />
<br />
&#8212;&#8220;Güzel sanatların hepsinde, ulus gençliğinin ne türlü ilerletilmesini istediğinizi bilirim. Ancak bunda en çabuk, en önde götürülmesi gerekli olan Türk müziğidir. Bu ulusun yani değişikliğine ölçü, müzikte değişikliği alabilmesi, kavraya bilmesidir&#8230;&#8221;<br />
<br />
&#8212;&#8220;İnsanlarda bir takım ince, yüksek ve asil duygular vardır ki insan onlarla yaşar. İşte o ince, yüksek, derin ve asil duyguları en çok duyabilen ve diğer insanlara duyurabilen şairdir.&#8221;<br />
<br />
&#8212;&#8220;Dünyada medeni olmak, ilerlemek ve olgunlaşmak isteyen herhangi bir millet mutlaka heykel yapacak ve heykeltıraş yetiştirecektir.&#8221;<br />
<br />
&#8212;&#8220;Aydın ve dindar olan milletimiz, ilerlemenin sebeplerinden biri olan heykeltıraşlığı en üst derecede ilerletecek ve memleketimizin her köşesinde atalarımızın ve bunlardan sonra yetişecek evlatlarımızın hatıralarını güzel heykellerle dünyaya ilan edecektir.&#8221;<br />
<br />
&#8212;&#8220;Sanatkar, cemiyette uzun ceht (aşırı çalışma) ve gayretlerden sonra anlında ışığı ilk hisseden insandır.&#8221;<br />
<br />
&#8212;&#8220;Bunun içindir ki milletimizin&#8230; güzel sanatlara sevgisini&#8230; her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek inkişaf ettirmek milli ülkümüzdür.&#8221;<br />
<br />
&#8212;&#8220;Sanatçı, esaslı kültür sahibi olmalı ve tarihi iyi bilmelidir.&#8221;<br />
<br />
&#8212;&#8220;Sanatkar el öpmez; sanatkarın eli öpülür!&#8221;<br />
<br />
&#8212;&#8220;Hayatlarını büyük bir sanata vakfeden bu çocukları sevelim.&#8221;<br />
<br />
&#8212;&#8220;Türk milletinin tarihi bir vasfı da güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Bunun içindir ki, milletimizin güzel sanatlara sevgisini mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirle besleyerek inkişaf ettirmek milli ülkümüzdür.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk'ün Bilim ve Teknoloji Hakkında Görüşleri]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=1549</link>
			<pubDate>Sat, 21 Mar 2009 20:30:14 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=1549</guid>
			<description><![CDATA[*** Dünyada herşey için, medeniyet için, hayat için başarı için en gerçek yol gösterici ilimdir, fendir. İlim ve fennin dışında yol gösterici aramak gaflettir, cahilliktir, doğru yoldan sapmaktır. Yalnız ilmin ve fennin, yaşadığımız her dakikadaki safhalarının gelişimini anlamak ve ilerlemeleri zamanında takip etmek şarttır. Bin, iki bin, binlerce yıl önceki ilim ve fen lisanının koyduğu kuralları, şu kadar bin yıl sonra bugün aynen uygulamaya kalkışmak elbette ilim ve fennin içinde bulunmak değildir. 1924<br />
<br />
*** Gözlerimizi kapayıp tek başımıza yaşadığımızı düşünemeyiz. Memleketimizi bir çember içine alıp dünya ile alakasız yaşayamayız... Aksine yükselmiş, ilerlemiş medeni bir millet olarak medeniyet düzeyinin üzerinde yaşayacağız.. Bu hayat ancak ilim ve fen ile olur. İlim ve fen nerede ise oradan alacağız ve her millet ferdinin kafasına koyacağız. İlim ve fen için kayıt ve şart yoktur.<br />
<br />
*** Hiçbir tutarlı kanıta dayanmayan birtakım geleneklerin, inanışların korunmasında ısrar eden milletlerin ilerlemesi çok güç olur; belki de hiç olmaz. İlerlemede geleneklerin kayıt ve şartlarını aşamayan milletler, hayatı, akla ve gerçeklere uygun olarak göremez.. Hayat felsefesini geniş bir açıdan gören milletlerin egemenliği ve boyunduruğu altına girmeye mahkûmdur. 1922<br />
<br />
*** Başarılı olmak için aydın sınıfla halkın zihniyet ve hedefi arasında doğal bir uyum sağlamak lazımdır. Yani aydın sınıfın halka telkin edeceği idealler, halkın ruh ve vicdanından alınmış olmalıdır. 1923<br />
<br />
*** Halka yaklaşmak ve halkla kaynaşmak daha çok aydınlara yöneltilen bir vazifedir. Gençlerimiz ve aydınlarımız niçin yürüdüklerini ve ne yapacaklarını önce kendi beyinlerinde iyice kararlaştırmalı, onları halk tarafından iyice benimsenip kabul edilebilecek bir hale getirmeli, onları ancak ondan sonra ortaya atmalıdır. 1923<br />
<br />
*** İnsanların hayatına, faaliyetine egemen olan kuvvet, yaratma icat yeteneğidir. 1930<br />
<br />
*** Her işin esas hedefine kısa ve kestirme yoldan varmak arzu edilmekle beraber, yolun kabul edilebilir; mantıki ve özellikle ilmi olması şarttır.<br />
<br />
*** Bu millet ve memleket ilme, irfana çok muhtaç; tahsil yapmış, diploma almış gelmiş olanları korumak kadar doğal ve lüzumlu bir şey olmaktan başka, parti parti eğitim ve öğretim görmek için ilim ve fen almak için Avrupa&#8217;ya, Amerika&#8217;ya ve her tarafa çocuklarımızı göndermeye mecburuz ve göndereceğiz. İlim ve fen ve ihtisas nerede varsa, sanayi nerede varsa gidip, öğrenmeye mecburuz. Bu nedenle artık himaye çok zayıf kalır. Bunun yerine mecburiyet geçerli olur. 1923<br />
<br />
*** Hayati gerçekleri bilerek, bilmeyenlere de uygun bir yol ile veya zor ile anlatarak amacımıza yürüyeceğiz... Bizi bu amaca varmaktan alıkoyan iki kuvvet vardır. Biri dış düşmanlardır. Bunlar bizi bir sömürge haline koymak için ilerlemememizi istemeyenlerdir. Fakat çiftçi arkadaşlar, muhterem babalar, bizim için bunlardan daha zararlı, daha öldürücü bir sınıf daha vardır: O da içimizden çıkması muhtemel olan hainlerdir. Aklı eren memleketini seven, gerçeği gören kimselerden böyle bir düşman çıkmaz. İçimizde böyleleri çıkarsa onlar ya aklı ermeyen cahiller, ya memleketini sevmeyen kötüler, ya gerçeği görmeyen körlerdir. Biz cahil dediğimiz zaman mutlaka okula gitmemiş olanları kastetmiyoruz. Kastettiğim ilim, gerçeği bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de, özellikle sizlerin içinizde görüldüğü gibi gerçeği gören gerçek bilginler çıkar. 1923<br />
<br />
*** İtiraf ederim ki, düşmanlarımız çok çalışıyor. Biz de onlardan daha çok çalışmaya mecburuz. Çalışmak demek, boşuna yorulmak, terlemek değildir. Zamanın gereklerine göre bilim ve teknik ve her türlü medeni buluşlardan azami derecede yararlanmak zorunludur. 1923<br />
<br />
*** İlim tercüme ile olmaz, inceleme ile olur.<br />
<br />
*** Ben, manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım ilim ve akıldır. Beden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü zorluklar karşısında, belki gayelere tamamen eremediğimizi, fakat asla taviz vermediğimizi, akıl ve ilmi rehber edindiğimizi tasdik edeceklerdir. Zaman süratle ilerliyor. Milletlerin, toplumların. Kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkar etmek olur. Benim Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel mihver üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[*** Dünyada herşey için, medeniyet için, hayat için başarı için en gerçek yol gösterici ilimdir, fendir. İlim ve fennin dışında yol gösterici aramak gaflettir, cahilliktir, doğru yoldan sapmaktır. Yalnız ilmin ve fennin, yaşadığımız her dakikadaki safhalarının gelişimini anlamak ve ilerlemeleri zamanında takip etmek şarttır. Bin, iki bin, binlerce yıl önceki ilim ve fen lisanının koyduğu kuralları, şu kadar bin yıl sonra bugün aynen uygulamaya kalkışmak elbette ilim ve fennin içinde bulunmak değildir. 1924<br />
<br />
*** Gözlerimizi kapayıp tek başımıza yaşadığımızı düşünemeyiz. Memleketimizi bir çember içine alıp dünya ile alakasız yaşayamayız... Aksine yükselmiş, ilerlemiş medeni bir millet olarak medeniyet düzeyinin üzerinde yaşayacağız.. Bu hayat ancak ilim ve fen ile olur. İlim ve fen nerede ise oradan alacağız ve her millet ferdinin kafasına koyacağız. İlim ve fen için kayıt ve şart yoktur.<br />
<br />
*** Hiçbir tutarlı kanıta dayanmayan birtakım geleneklerin, inanışların korunmasında ısrar eden milletlerin ilerlemesi çok güç olur; belki de hiç olmaz. İlerlemede geleneklerin kayıt ve şartlarını aşamayan milletler, hayatı, akla ve gerçeklere uygun olarak göremez.. Hayat felsefesini geniş bir açıdan gören milletlerin egemenliği ve boyunduruğu altına girmeye mahkûmdur. 1922<br />
<br />
*** Başarılı olmak için aydın sınıfla halkın zihniyet ve hedefi arasında doğal bir uyum sağlamak lazımdır. Yani aydın sınıfın halka telkin edeceği idealler, halkın ruh ve vicdanından alınmış olmalıdır. 1923<br />
<br />
*** Halka yaklaşmak ve halkla kaynaşmak daha çok aydınlara yöneltilen bir vazifedir. Gençlerimiz ve aydınlarımız niçin yürüdüklerini ve ne yapacaklarını önce kendi beyinlerinde iyice kararlaştırmalı, onları halk tarafından iyice benimsenip kabul edilebilecek bir hale getirmeli, onları ancak ondan sonra ortaya atmalıdır. 1923<br />
<br />
*** İnsanların hayatına, faaliyetine egemen olan kuvvet, yaratma icat yeteneğidir. 1930<br />
<br />
*** Her işin esas hedefine kısa ve kestirme yoldan varmak arzu edilmekle beraber, yolun kabul edilebilir; mantıki ve özellikle ilmi olması şarttır.<br />
<br />
*** Bu millet ve memleket ilme, irfana çok muhtaç; tahsil yapmış, diploma almış gelmiş olanları korumak kadar doğal ve lüzumlu bir şey olmaktan başka, parti parti eğitim ve öğretim görmek için ilim ve fen almak için Avrupa&#8217;ya, Amerika&#8217;ya ve her tarafa çocuklarımızı göndermeye mecburuz ve göndereceğiz. İlim ve fen ve ihtisas nerede varsa, sanayi nerede varsa gidip, öğrenmeye mecburuz. Bu nedenle artık himaye çok zayıf kalır. Bunun yerine mecburiyet geçerli olur. 1923<br />
<br />
*** Hayati gerçekleri bilerek, bilmeyenlere de uygun bir yol ile veya zor ile anlatarak amacımıza yürüyeceğiz... Bizi bu amaca varmaktan alıkoyan iki kuvvet vardır. Biri dış düşmanlardır. Bunlar bizi bir sömürge haline koymak için ilerlemememizi istemeyenlerdir. Fakat çiftçi arkadaşlar, muhterem babalar, bizim için bunlardan daha zararlı, daha öldürücü bir sınıf daha vardır: O da içimizden çıkması muhtemel olan hainlerdir. Aklı eren memleketini seven, gerçeği gören kimselerden böyle bir düşman çıkmaz. İçimizde böyleleri çıkarsa onlar ya aklı ermeyen cahiller, ya memleketini sevmeyen kötüler, ya gerçeği görmeyen körlerdir. Biz cahil dediğimiz zaman mutlaka okula gitmemiş olanları kastetmiyoruz. Kastettiğim ilim, gerçeği bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de, özellikle sizlerin içinizde görüldüğü gibi gerçeği gören gerçek bilginler çıkar. 1923<br />
<br />
*** İtiraf ederim ki, düşmanlarımız çok çalışıyor. Biz de onlardan daha çok çalışmaya mecburuz. Çalışmak demek, boşuna yorulmak, terlemek değildir. Zamanın gereklerine göre bilim ve teknik ve her türlü medeni buluşlardan azami derecede yararlanmak zorunludur. 1923<br />
<br />
*** İlim tercüme ile olmaz, inceleme ile olur.<br />
<br />
*** Ben, manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım ilim ve akıldır. Beden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü zorluklar karşısında, belki gayelere tamamen eremediğimizi, fakat asla taviz vermediğimizi, akıl ve ilmi rehber edindiğimizi tasdik edeceklerdir. Zaman süratle ilerliyor. Milletlerin, toplumların. Kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkar etmek olur. Benim Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel mihver üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk 'ün Çanakkale'de Gösterdiği Üstün Başarı]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=1204</link>
			<pubDate>Wed, 18 Mar 2009 14:39:12 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=1204</guid>
			<description><![CDATA[15 Şubat 1915, Çanakkale savaşlarının başlangıcıdır. Mustafa Kemal ilk günden beri elindeki kuvvetler ile savaşın başında ve içindedir. Var güçleriyle Çanakkale Boğazı'na saldıran düşman kuvvetleri 18 Mart 1915'de denizdeki savaşta yenilir. Fakat, İstanbul'a ulaşmak isteyen İtilaf Devletleri bu kez de karadan şanslarını denemeye kalkarlar. <br />
<br />
<br />
Bu arada 25 Nisan 1915 sabahı ilginç bir olay olur. Osmanlı Hükümeti ve Genelkurmayı Gelibolu ve Ege Denizi tarafından gelecek bir kara savaşını düşünmemektedir. Bu konuda hazırlıklı da değildir. Ancak Mustafa Kemal, düşmanın, ölü bir konumu olan Arıburnu'ndan çıkartma yapacağını anladığı için, emri altındaki 57. Alayı Kocaçimen mevkine getirir. Mustafa Kemal Conkbayırı'na vardığı sırada 9. Tümene bağlı 27. Alayın askerlerinin Conkbayırı'na doğru kaçtıklarını görerek önlerini keser ve sorar: <br />
<br />
- Nereye gidiyorsunuz? <br />
<br />
- Düşman geldi. <br />
<br />
- Nerede?<br />
<br />
Kaçan askerler 261 Rakımlı tepeyi işaret ederler. Gerçekten de, düşman önünde hiçbir engel olmayan tepeye doğru yaklaşmaktadır. Mustafa Kemal'in yanında ise bir, iki subay ve kaçan erlerden başka kimse yoktur. Kendi alayı hala Kocaçimen'dedir. Hemen kumandayı ele alarak emir verir: <br />
<br />
- Düşmandan kaçılmaz. <br />
<br />
- Cephanemiz yok. <br />
<br />
- Cephanenizden daha güçlü süngünüz var. <br />
<br />
- Süngü tak, hücum!<br />
<br />
Hemen arkasından "Allah Allah" sesleri bütün ovaya yayılır. Kahraman Türk askeri şimdi süngüsüyle, boğaz boğaza çarpışmaktadır. Bu mücadele neticesinde biraz zaman kazanılmış ve 57. Alay savaş alanına yetişmişir ve Mustafa Kemal'in emriyle tekrar hücuma geçmiştir. Bu savaşı Türk Ordusu kazanmıştır. Ancak 57. Alay tümüyle şehit düşmüştür. 1 Haziran 1915'de Mustafa Kemal Albaylığa yükselmiştir. <br />
<br />
Bu yenilgiye rağmen İtilaf Devletleri 6-7 Ağustos gecesi Anafartalar'a asker çıkarmış ve şiddetli çarpışmalar başlamıştır. Bu sırada kurulan Anafartalar Grup Komutanlığını üstlenen Mustafa Kemal 10 Ağustos'taki çarpışmalarda düşmana büyük kayıplar vermiş, düşmanın Conkbayırı'na yerleşmesini engellemiştir.<br />
<br />
<br />
Bu savaşlar için, İngiliz Kuvvetleri Kumandanı Hamilton, yazdığı Gelibolu Savaşları adlı kitabında şöyle der: <br />
<br />
Türkler birbiri ardınca "Allah, Allah" haykırışlarıyla hakikaten pek yiğitçe savaştılar. Bu savaşı yazı ile anlatmak mümkün değildir.<br />
<br />
<br />
İngilizler, bütün çırpınmalarına rağmen, kahraman Mehmetçiğin savunma hatlarını aşıp, Çanakkale Boğazı'nı geçemezler ve 20 Aralık 1915 günü Çanakkale'den çekilmeye başlarlar. <br />
<br />
<br />
Bu savaşta Mustafa Kemal'in oynadığı rol ise, İngiliz yazar Alan Moorehead'in Gelibolu adlı kitabında şöyle anlatılır: <br />
<br />
O genç ve dahi Türk şefinin, o esnada orada olması müttefikler bakımından en acı darbelerden biridir.<br />
<br />
İngiltere Kralı 5. Edward: "Mustafa Kemal Bir Milyon Askere Bedeldir."<br />
<br />
"Yıl 1936, İngiltere Kralı VIII. Edward, Atatürk'ü ziyarete gelir. 4 Eylül 1936 günü Atatürk misafirinin şerefine bir yemek verir. Dolmabahçe Sarayı'nın salonunda yenen yemek sırasında İngiltere Kralı, Atatürk'e sorar: <br />
<br />
-Türkiye bir savaş anında ne kadar asker çıkarabilir Ekselans? <br />
<br />
Mustafa Kemal'in cevabı şudur: <br />
<br />
-Bu düşmana ve savaşa göre değişir. İcabında kadınlı erkekli bütün Türkler askerdir. Fakat talim görmüş bir milyon... <br />
<br />
Kral biraz düşündü: <br />
<br />
-Demek bir savaş çıktığında derhal iki milyonluk bir kuvvete sahiptirler. <br />
<br />
Atatürk düzeltir. <br />
<br />
-Hayır ... Umumiyetle yetişmiş asker, nüfusun yüzde yedi- sekizi hesaplanır. <br />
<br />
Kral hayranlıkla Mustafa Kemal'e bakar, gülümseyerek başını sallar. <br />
<br />
-Ben doğru hesap yaptım, Ekselans. Bir milyon ordunuz, BİR MİLYON DA ŞAHSEN SİZ... Toplamı benim dediğimdir."<br />
<br />
<br />
- alıntıdır -]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[15 Şubat 1915, Çanakkale savaşlarının başlangıcıdır. Mustafa Kemal ilk günden beri elindeki kuvvetler ile savaşın başında ve içindedir. Var güçleriyle Çanakkale Boğazı'na saldıran düşman kuvvetleri 18 Mart 1915'de denizdeki savaşta yenilir. Fakat, İstanbul'a ulaşmak isteyen İtilaf Devletleri bu kez de karadan şanslarını denemeye kalkarlar. <br />
<br />
<br />
Bu arada 25 Nisan 1915 sabahı ilginç bir olay olur. Osmanlı Hükümeti ve Genelkurmayı Gelibolu ve Ege Denizi tarafından gelecek bir kara savaşını düşünmemektedir. Bu konuda hazırlıklı da değildir. Ancak Mustafa Kemal, düşmanın, ölü bir konumu olan Arıburnu'ndan çıkartma yapacağını anladığı için, emri altındaki 57. Alayı Kocaçimen mevkine getirir. Mustafa Kemal Conkbayırı'na vardığı sırada 9. Tümene bağlı 27. Alayın askerlerinin Conkbayırı'na doğru kaçtıklarını görerek önlerini keser ve sorar: <br />
<br />
- Nereye gidiyorsunuz? <br />
<br />
- Düşman geldi. <br />
<br />
- Nerede?<br />
<br />
Kaçan askerler 261 Rakımlı tepeyi işaret ederler. Gerçekten de, düşman önünde hiçbir engel olmayan tepeye doğru yaklaşmaktadır. Mustafa Kemal'in yanında ise bir, iki subay ve kaçan erlerden başka kimse yoktur. Kendi alayı hala Kocaçimen'dedir. Hemen kumandayı ele alarak emir verir: <br />
<br />
- Düşmandan kaçılmaz. <br />
<br />
- Cephanemiz yok. <br />
<br />
- Cephanenizden daha güçlü süngünüz var. <br />
<br />
- Süngü tak, hücum!<br />
<br />
Hemen arkasından "Allah Allah" sesleri bütün ovaya yayılır. Kahraman Türk askeri şimdi süngüsüyle, boğaz boğaza çarpışmaktadır. Bu mücadele neticesinde biraz zaman kazanılmış ve 57. Alay savaş alanına yetişmişir ve Mustafa Kemal'in emriyle tekrar hücuma geçmiştir. Bu savaşı Türk Ordusu kazanmıştır. Ancak 57. Alay tümüyle şehit düşmüştür. 1 Haziran 1915'de Mustafa Kemal Albaylığa yükselmiştir. <br />
<br />
Bu yenilgiye rağmen İtilaf Devletleri 6-7 Ağustos gecesi Anafartalar'a asker çıkarmış ve şiddetli çarpışmalar başlamıştır. Bu sırada kurulan Anafartalar Grup Komutanlığını üstlenen Mustafa Kemal 10 Ağustos'taki çarpışmalarda düşmana büyük kayıplar vermiş, düşmanın Conkbayırı'na yerleşmesini engellemiştir.<br />
<br />
<br />
Bu savaşlar için, İngiliz Kuvvetleri Kumandanı Hamilton, yazdığı Gelibolu Savaşları adlı kitabında şöyle der: <br />
<br />
Türkler birbiri ardınca "Allah, Allah" haykırışlarıyla hakikaten pek yiğitçe savaştılar. Bu savaşı yazı ile anlatmak mümkün değildir.<br />
<br />
<br />
İngilizler, bütün çırpınmalarına rağmen, kahraman Mehmetçiğin savunma hatlarını aşıp, Çanakkale Boğazı'nı geçemezler ve 20 Aralık 1915 günü Çanakkale'den çekilmeye başlarlar. <br />
<br />
<br />
Bu savaşta Mustafa Kemal'in oynadığı rol ise, İngiliz yazar Alan Moorehead'in Gelibolu adlı kitabında şöyle anlatılır: <br />
<br />
O genç ve dahi Türk şefinin, o esnada orada olması müttefikler bakımından en acı darbelerden biridir.<br />
<br />
İngiltere Kralı 5. Edward: "Mustafa Kemal Bir Milyon Askere Bedeldir."<br />
<br />
"Yıl 1936, İngiltere Kralı VIII. Edward, Atatürk'ü ziyarete gelir. 4 Eylül 1936 günü Atatürk misafirinin şerefine bir yemek verir. Dolmabahçe Sarayı'nın salonunda yenen yemek sırasında İngiltere Kralı, Atatürk'e sorar: <br />
<br />
-Türkiye bir savaş anında ne kadar asker çıkarabilir Ekselans? <br />
<br />
Mustafa Kemal'in cevabı şudur: <br />
<br />
-Bu düşmana ve savaşa göre değişir. İcabında kadınlı erkekli bütün Türkler askerdir. Fakat talim görmüş bir milyon... <br />
<br />
Kral biraz düşündü: <br />
<br />
-Demek bir savaş çıktığında derhal iki milyonluk bir kuvvete sahiptirler. <br />
<br />
Atatürk düzeltir. <br />
<br />
-Hayır ... Umumiyetle yetişmiş asker, nüfusun yüzde yedi- sekizi hesaplanır. <br />
<br />
Kral hayranlıkla Mustafa Kemal'e bakar, gülümseyerek başını sallar. <br />
<br />
-Ben doğru hesap yaptım, Ekselans. Bir milyon ordunuz, BİR MİLYON DA ŞAHSEN SİZ... Toplamı benim dediğimdir."<br />
<br />
<br />
- alıntıdır -]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk 'ün yöneticilik ve liderlik özellikleri]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=1087</link>
			<pubDate>Tue, 17 Mar 2009 15:33:54 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=1087</guid>
			<description><![CDATA[Atatürk&#8217;ün diplomasi alanında başarılı olmasını sağlayan en önemli etken, üstün liderlik vasıflarına sahip olmasıdır. Adnan Nur Baykal, M. Kemal Atatürk&#8217;ün Liderlik Sırları adlı kitabında, bu özellikleri şöyle sıralamıştır; <br />
<br />
1. Açık Olma <br />
2. Adam Yetiştirme <br />
3. Bilgi ve Tecrübe Sahibi olma <br />
4. Bilgi Toplama Yeteneği <br />
5. Bilgilendirme Alışkanlığı <br />
6. Kendini Bilme <br />
7. Cesur Olma <br />
8. Çevre Bilincine Sahip Olma <br />
9. Dayanıklı Olma <br />
10. Karşısındakini Dinleme Alışkanlığı <br />
11. Emrivakiye İzin Vermeme <br />
12. Esnek Olabilme <br />
13. Espri Sahibi Olabilme <br />
14. Soyut Düşünebilme Yeteneği <br />
15. Fedakar Olma <br />
16. Gerçekçi Olma <br />
17. Göreve Talip Olma <br />
18. Güvenilir Olma <br />
19. Kendine Güvenme <br />
20. Hazırlıklı Olma <br />
21. Hedefe Yönelik Kararlı Olma <br />
22. Hesap Adamı <br />
23. İkna Etme Yeteneği <br />
24. İnsiyatif Kullanma <br />
25. İnsaf Sarrafı Olma <br />
26. İnsana Değer Verme <br />
27. Yaptığı İşe İnanma <br />
28. Kamuoyu Oluşturma Yeteneği <br />
29. Çabuk Karar Verebilme Yeteneği <br />
30. Karar Verme Yeteneği <br />
31. Konuşma ve Yazma Yeteneği <br />
32. Liyakat Aşığı Olma <br />
33. Mükemmeliyetçi Olma <br />
34. Müsamahalı Olma <br />
35. Müteşebbis Olma <br />
36. Mütevazi Olma <br />
37. Öğrenme Azmine Sahip Olma <br />
38. Öncü Olma <br />
39. Örgütleme Yeteneği <br />
40. Prensip Sahibi Olma <br />
41. Problem Çözücü Olma <br />
42. Programlı Olma <br />
43. Sıradışı Olma <br />
44. Sorumluluk Alma Alışkanlığı <br />
45. Strateji Bilincine Sahip Olma <br />
46. Olacakları Tahmin Edebilme <br />
47. Vizyon Sahibi Olma <br />
48. Yönetme Yeteneği <br />
49. Zaman Mevhumuna Sahip Olma <br />
50. Zamanlama Yeteneği]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Atatürk&#8217;ün diplomasi alanında başarılı olmasını sağlayan en önemli etken, üstün liderlik vasıflarına sahip olmasıdır. Adnan Nur Baykal, M. Kemal Atatürk&#8217;ün Liderlik Sırları adlı kitabında, bu özellikleri şöyle sıralamıştır; <br />
<br />
1. Açık Olma <br />
2. Adam Yetiştirme <br />
3. Bilgi ve Tecrübe Sahibi olma <br />
4. Bilgi Toplama Yeteneği <br />
5. Bilgilendirme Alışkanlığı <br />
6. Kendini Bilme <br />
7. Cesur Olma <br />
8. Çevre Bilincine Sahip Olma <br />
9. Dayanıklı Olma <br />
10. Karşısındakini Dinleme Alışkanlığı <br />
11. Emrivakiye İzin Vermeme <br />
12. Esnek Olabilme <br />
13. Espri Sahibi Olabilme <br />
14. Soyut Düşünebilme Yeteneği <br />
15. Fedakar Olma <br />
16. Gerçekçi Olma <br />
17. Göreve Talip Olma <br />
18. Güvenilir Olma <br />
19. Kendine Güvenme <br />
20. Hazırlıklı Olma <br />
21. Hedefe Yönelik Kararlı Olma <br />
22. Hesap Adamı <br />
23. İkna Etme Yeteneği <br />
24. İnsiyatif Kullanma <br />
25. İnsaf Sarrafı Olma <br />
26. İnsana Değer Verme <br />
27. Yaptığı İşe İnanma <br />
28. Kamuoyu Oluşturma Yeteneği <br />
29. Çabuk Karar Verebilme Yeteneği <br />
30. Karar Verme Yeteneği <br />
31. Konuşma ve Yazma Yeteneği <br />
32. Liyakat Aşığı Olma <br />
33. Mükemmeliyetçi Olma <br />
34. Müsamahalı Olma <br />
35. Müteşebbis Olma <br />
36. Mütevazi Olma <br />
37. Öğrenme Azmine Sahip Olma <br />
38. Öncü Olma <br />
39. Örgütleme Yeteneği <br />
40. Prensip Sahibi Olma <br />
41. Problem Çözücü Olma <br />
42. Programlı Olma <br />
43. Sıradışı Olma <br />
44. Sorumluluk Alma Alışkanlığı <br />
45. Strateji Bilincine Sahip Olma <br />
46. Olacakları Tahmin Edebilme <br />
47. Vizyon Sahibi Olma <br />
48. Yönetme Yeteneği <br />
49. Zaman Mevhumuna Sahip Olma <br />
50. Zamanlama Yeteneği]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk 'e göre Atatürk&#8230;]]></title>
			<link>http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=1085</link>
			<pubDate>Tue, 17 Mar 2009 15:21:36 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.eltcafe.net/showthread.php?tid=1085</guid>
			<description><![CDATA[İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal... İkinci Mustafa Kemal, onu "ben" kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur! <br />
<br />
*** <br />
<br />
Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kâfidir. <br />
<br />
*** <br />
<br />
Büyük ölülere matem gerekmez, fikirlerine bağlılık gerekir. <br />
<br />
*** <br />
<br />
Ben, manevî miras olarak hiçbir nass-ı katı, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevî mirasım, ilim ve akıldır. Benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü müşkülât önünde, belki gâyelere tamamen eremediğimizi, fakat asla taviz vermediğimizi, akıl ve ilmi rehber edindiğimizi tasdik edeceklerdir. Zaman süratle dönüyor, milletlerin, cemiyetlerin, fertlerin saadet ve bedbahtlık telâkkileri bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkâr etmek olur. <br />
<br />
*** <br />
<br />
Benim, Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra, beni benimsemek isteyenler, bu temel mihver üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevî mirasçılarım olurlar. <br />
<br />
*** <br />
<br />
Bir zamanlar gelir, beni unutmak veya unutturmak isteyen gayretler belirebilir. Fikirlerini inkâr edenler ve beni yerenler çıkabilir. Hatta bunlar, benim yakın bildiğim ve inandıklarım arasından bile olabilir. Fakat, ektiğimiz tohumlar o kadar özlü ve kuvvetlidirler ki bu fikirler, Hint'ten, Mısır'dan döner dolaşır gene gelir, verimli neticeleri kalpleri doldurur. <br />
<br />
*** <br />
<br />
Hayatımın bütün devrelerinde olduğu gibi, son zamanların buhranları ve felâketleri arasında da bir dakika geçmemiştir ki, her türlü huzur ve istirahatimi, her nevi şahsî duygularımı milletin kurtuluşu ve mutluluğu adına feda etmekten zevk duymayayım. Gerek askerî hayatımın ve gerek siyasî hayatımın bütün devir ve bölümlerini işgal eden mücadelelerimde daima hareket kuralım, millî iradeye dayanarak milletin ve vatanın muhtaç olduğu gayelere yürümek olmuştur. <br />
<br />
*** <br />
<br />
Pekâlâ, bilirsiniz ki benim bütün hayatımda bu ana kadar güttüğüm gaye, hiçbir vakit kişisel olmamıştır. Her ne düşünmüş ve her neye girişmiş isem, daima memleketin, milletin ve ordunun adına ve menfaatine olmuştur. Hiçbir zaman şahsımın üstünlüğünü ve sivrilmemi göz önüne almamışımdır. <br />
<br />
*** <br />
<br />
Memleket ve milletin kurtuluşu ve mutluluğu için çalışmaktan başka bir maksadım yoktur. Bu, bir insan için kâfi bir sevinç ve haz temin eder. Benimle beraber olan arkadaşlarım, bütün vatandaşlarım da aynı maksadı takip etmektedirler. Şahsî ve ailevî huzur ve mutluluğun, milletin huzur ve mutluluğuyla ayakta durduğunu, memleketin güvenlik ve dokunulmazlığıyla mümkün olduğunu gerçek ve ciddî bir surette anlamışlardır. Ben ve benimle beraber olanlar, hedefimizin yüceliğine, yolumuzun doğruluğuna eminiz. Bunda asla şüphe ve tereddüdümüz yoktur. Milletimizin, Türk milletinin yakın, uzak tarihine lüzumu kadar bilgimiz vardır, Mazinin derslerini, bugünün ve geleceğin hayatı için göz önünde tutmak dikkatinden mahrum değiliz. Yaptığımız hizmetlerle övünmüyoruz. Yapacağımız hizmetlerin, iftihar sebebi olabileceği ümidiyle avunuyoruz. <br />
<br />
*** <br />
<br />
(Çevresindekilere söylediği bir söz) : <br />
Beni övme sözlerini bırakınız; gelecek için neler yapacağız, onları söyleyin! <br />
<br />
*** <br />
<br />
Benim ihtiraslarım var, hem de pek büyükleri; fakat bu ihtiraslar, yüksek mevkiler işgal etmek veya büyük paralar elde etmek gibi maddî emellerin tatminiyle ilgili bulunmuyor. Ben bu ihtiraslarımın gerçekleşmesini, vatanıma büyük faydaları dokunacak, bana da gerektiği gibi yapılmış bir vazifenin canlı iç rahatlığını verecek büyük bir fikrin başarısında arıyorum. Bütün hayatımın ilkesi, bu olmuştur. Ona çok genç yaşımda sahip oldum ve son nefesime kadar da onu koruyacağım. <br />
<br />
*** <br />
<br />
Allah bilir, hayatımda bugüne kadar orduya faydalı bir üye olabilmekten başka vicdanî bir emel edinmedim. Çünkü vatanın korunması, milletin mutluluğu için her şeyden evvel ordumuzun, eski Türk ordusu olduğunu dünyaya bir daha ispat lüzumuna çoktan inanmış idim. Bu inanca ait emellerimin şiddeti, ihtimal beni pek ziyade aşırı davranışlı göstermişti. Fakat zaman, saf ve temiz dimağlardan doğan fikrî gerçekleri -kabulünden çekinilse dahi- uygulattırır. <br />
<br />
*** <br />
<br />
Bütün vazifelerin üstünde bizim de bir vicdanî vazifemiz vardı; o da, herkesin sudan bir takım vazifeler yaptığı sırada hayatımızı, varlığımızı bu milletin bağrına sokarak, onlarla beraber düşman karşısında uğraşmak olmuştur! <br />
<br />
*** <br />
<br />
Ben vazifemin bitmediğini, yüklendiğim sorumluluğun da yüksek ve çetin olduğunu anlıyorum. Arkadaşlar, bu vazife bitmeyecektir; ben toprak olduktan sonra da devam edecektir! Ben seve seve, sevine sevine bütün varlığımı bu kutsal vazifeye vereceğim ve onun yüksek sorumluluğunu yüklenmekle mesut olacağım. Vazifeme başarı ile devam edebileceğim. Çünkü büyük milletimizin kalp ve vicdanında bana karşı sarsılmaz bir güven ve itimat taşımakta olduğunu görüyorum. Bu benim için büyük kuvvettir, büyük yetkidir. <br />
<br />
*** <br />
<br />
Biz, eğer millet ve tarih önünde herhangi bir hata işliyorsak, bunun sorumluluğunu vicdan ve sağduyumuzda hissetmekten ve ödemekten, hiçbir zaman çekinecek insanlar değiliz. <br />
<br />
*** <br />
<br />
Millet ve memleketin sayesinde kazanılan rütbe ve refahın bir ehemmiyeti, bir kutsallığı vardır. Biz bunlardan, ancak yine bu aziz millet ve memlekete borçlu olduğumuz son bir namus vazifesini yapmak içîn ayrıldık. Milletin kendi hayatını kurtarmak, kendi meşru hakkını müdafaa etmek için çıkardığı sese iştirak etmek, her kendini bilen vatandaşın vazifesidir. Eğer bu millet, bu memleket parçalanacak olursa umumî şerefsizliğin yıkıntısı altında, şunun bunun kişisel şerefi de parça parça olur. Biz, o umumî şerefi kurtarabilmek için harekete gelen millete ruhumuzla iştirak ettik, iştirakimize mâni olabilecek şahsî rütbeleri, mevkileri de umumî şerefi kurtarmaya yönelik bir gaye uğruna feda ettik. <br />
<br />
*** <br />
<br />
Ben, gerektiği zaman, en büyük hediyem olmak üzere Türk milletine canımı vereceğim. <br />
<br />
*** <br />
<br />
(Mallarını millete bağışlaması nedeniyle söylemiştir) : <br />
Mal ve mülk, bana ağırlık veriyor. Bunları, soylu milletime geri vermekle büyük ferahlık duyuyorum. Zenginlikten ne çıkar; insanın serveti, kendi manevî şahsiyetinde olmalıdır! <br />
<br />
*** <br />
<br />
Hürriyet ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben, milletimin ve büyük ecdadımın en kıymetli mirasından olan bağımsızlık aşkı ile yaratılmış bir adamım! Çocukluğumdan bugüne kadar ailevî, hususî ve resmî hayatımın her safhasını yakından tanıyanlarca bu aşkım bilinir. Bence bir millette şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın yerleşmesi ve yaşaması, mutlaka o milletin hürriyet ve bağımsızlığına sahip olmasına bağlıdır. Ben şahsen, bu saydığım özelliklere çok ehemmiyet veririm ve bu özelliklerin kendimde varlığını iddia edebilmek için milletimin de aynı özellikleri taşımasını şart ve esas bilirim. Ben yaşayabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evlâdı kalmalıyım! Bu sebeple millî bağımsızlık, bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketin menfaatleri gerektirdiği takdirde insanlığı teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet gereğinden olan dostluk ve siyaset münasebetlerini, büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak, benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin de bu arzusundan vazgeçinceye kadar amansız düşmanıyım! <br />
<br />
*** <br />
<br />
(Savarona yatında kabul ettiği Romanya Kralı Karol 'un, görüşme sırasında Almanya ile Çekoslovakya arasındaki Südet meselesine temas etmesi ve Atatürk'ten Çekoslovakya Cumhurbaşkanı Beneş 'e bazı telkinlerde bulunmasını rica etmesi üzerine, görüşmeyi dinlemekte olan zamanın Dışişleri Bakam Tevfık Rüştü Aras 'a söyledikleri): <br />
Majeste Kral'ın söylediklerini dikkatle dinledim. Benden, bir devlet reisine kendi ülkesinden bir parçayı Almanlar'a terk etmesini tavsiye etmekliğimi mi istiyorlar? Benim gibi, bütün ömrü boyunca yurdunun bağımsızlığı ve bîr karış toprağım başkasına vermemek için savaşan bir adam, inançlarına aykırı bir şeye nasıl aracı olur? Görüyorum ki Majeste Kral, beni ve karakterimi iyi tanımıyorlar. <br />
<br />
*** <br />
<br />
Ölüme doğru en çok atılanlardan biriyim. Kurşun ve gülle yağmuru altında birçok muharebelere iştirak ettim. Hattâ ölüm bir defa, kalbimin yanından sıyırarak geçti. Kalbimin üzerinde bir saat vardı ve bu saat, mermi parçasının şiddetini kırdı. <br />
<br />
*** <br />
Her zaman tekrar mecburiyetinde kalıyor ve tekrarı da faydalı görüyorum ki, eğer ben milletime herhangi bir hizmette bulunmuşsam, eğer ben herhangi bir teşebbüste ön ayak olmuşsam, bu hizmet ve teşebbüsün temel kaynağı, saygılar ve sevgilerle bağlı olduğum, bundan sonra da saygı ve sevgiyle mutluluk ve refahına varlığımı, hayatımı vereceğim aziz milletime, sizlere dayanmaktadır. Bir millette güzel şeyler düşünen insanlar, fevkalâde işler yapmaya kabiliyetli kahramanlar bulunabilir. Ama öyle kimseler yalnız başına hiçbir şey olamazlar; meğer ki bir umumî hissin ifadesi, temsilcisi olsunlar! Ben milletimin düşünce ve duygularını yakından tanımaktan, aziz milletimde gördüğüm kabiliyet ve ihtiyacı belirtmekten başka bir şey yapmadım. Onun bu kabiliyet ve duygularını sezip tanımakla övünüyorum. Milletimdeki, bugünkü zaferleri doğurabilecek özelliği görmüş olmak... Bütün bahtiyarlığım işte bundan ibarettir. <br />
<br />
*** <br />
<br />
Arkadaşlarımız ve milletin bütün fertleri gibi, millî davamızda benim de emeğim geçmiş ise, bu çalışmada iş yapma kuvveti ve başarı varsa, bunu şahsıma atfetmeyiniz. Ancak ve ancak bütün milletin manevî şahsiyetine atfediniz. Ben, milletin bu yüksek, manevî şahsiyeti içinde bir naçiz fert olmakla bahtiyarım. Efendiler, millet bütünüyle manevî bir şahıs halinde ve bir birleşmiş kitle şeklinde belirdi ve bu yüce birliği koruyarak ona düşman olanları ortadan kaldırdı. <br />
<br />
*** <br />
<br />
Milletimle yakından ve gösterişten uzak karşılıklı görüşmenin zevkini, bahtiyarlığını anlatamam. Her ne vakit milletimin karşısında kendimi görsem, her ne vakit milletimin fertlerinden birkaçının yüzüne baksam, oradan ruh ve vicdanıma gelen ışık, benim için en kıymetli bir ilham ve verim alevi oluyor!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal... İkinci Mustafa Kemal, onu "ben" kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur! <br />
<br />
*** <br />
<br />
Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kâfidir. <br />
<br />
*** <br />
<br />
Büyük ölülere matem gerekmez, fikirlerine bağlılık gerekir. <br />
<br />
*** <br />
<br />
Ben, manevî miras olarak hiçbir nass-ı katı, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevî mirasım, ilim ve akıldır. Benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü müşkülât önünde, belki gâyelere tamamen eremediğimizi, fakat asla taviz vermediğimizi, akıl ve ilmi rehber edindiğimizi tasdik edeceklerdir. Zaman süratle dönüyor, milletlerin, cemiyetlerin, fertlerin saadet ve bedbahtlık telâkkileri bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkâr etmek olur. <br />
<br />
*** <br />
<br />
Benim, Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra, beni benimsemek isteyenler, bu temel mihver üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevî mirasçılarım olurlar. <br />
<br />
*** <br />
<br />
Bir zamanlar gelir, beni unutmak veya unutturmak isteyen gayretler belirebilir. Fikirlerini inkâr edenler ve beni yerenler çıkabilir. Hatta bunlar, benim yakın bildiğim ve inandıklarım arasından bile olabilir. Fakat, ektiğimiz tohumlar o kadar özlü ve kuvvetlidirler ki bu fikirler, Hint'ten, Mısır'dan döner dolaşır gene gelir, verimli neticeleri kalpleri doldurur. <br />
<br />
*** <br />
<br />
Hayatımın bütün devrelerinde olduğu gibi, son zamanların buhranları ve felâketleri arasında da bir dakika geçmemiştir ki, her türlü huzur ve istirahatimi, her nevi şahsî duygularımı milletin kurtuluşu ve mutluluğu adına feda etmekten zevk duymayayım. Gerek askerî hayatımın ve gerek siyasî hayatımın bütün devir ve bölümlerini işgal eden mücadelelerimde daima hareket kuralım, millî iradeye dayanarak milletin ve vatanın muhtaç olduğu gayelere yürümek olmuştur. <br />
<br />
*** <br />
<br />
Pekâlâ, bilirsiniz ki benim bütün hayatımda bu ana kadar güttüğüm gaye, hiçbir vakit kişisel olmamıştır. Her ne düşünmüş ve her neye girişmiş isem, daima memleketin, milletin ve ordunun adına ve menfaatine olmuştur. Hiçbir zaman şahsımın üstünlüğünü ve sivrilmemi göz önüne almamışımdır. <br />
<br />
*** <br />
<br />
Memleket ve milletin kurtuluşu ve mutluluğu için çalışmaktan başka bir maksadım yoktur. Bu, bir insan için kâfi bir sevinç ve haz temin eder. Benimle beraber olan arkadaşlarım, bütün vatandaşlarım da aynı maksadı takip etmektedirler. Şahsî ve ailevî huzur ve mutluluğun, milletin huzur ve mutluluğuyla ayakta durduğunu, memleketin güvenlik ve dokunulmazlığıyla mümkün olduğunu gerçek ve ciddî bir surette anlamışlardır. Ben ve benimle beraber olanlar, hedefimizin yüceliğine, yolumuzun doğruluğuna eminiz. Bunda asla şüphe ve tereddüdümüz yoktur. Milletimizin, Türk milletinin yakın, uzak tarihine lüzumu kadar bilgimiz vardır, Mazinin derslerini, bugünün ve geleceğin hayatı için göz önünde tutmak dikkatinden mahrum değiliz. Yaptığımız hizmetlerle övünmüyoruz. Yapacağımız hizmetlerin, iftihar sebebi olabileceği ümidiyle avunuyoruz. <br />
<br />
*** <br />
<br />
(Çevresindekilere söylediği bir söz) : <br />
Beni övme sözlerini bırakınız; gelecek için neler yapacağız, onları söyleyin! <br />
<br />
*** <br />
<br />
Benim ihtiraslarım var, hem de pek büyükleri; fakat bu ihtiraslar, yüksek mevkiler işgal etmek veya büyük paralar elde etmek gibi maddî emellerin tatminiyle ilgili bulunmuyor. Ben bu ihtiraslarımın gerçekleşmesini, vatanıma büyük faydaları dokunacak, bana da gerektiği gibi yapılmış bir vazifenin canlı iç rahatlığını verecek büyük bir fikrin başarısında arıyorum. Bütün hayatımın ilkesi, bu olmuştur. Ona çok genç yaşımda sahip oldum ve son nefesime kadar da onu koruyacağım. <br />
<br />
*** <br />
<br />
Allah bilir, hayatımda bugüne kadar orduya faydalı bir üye olabilmekten başka vicdanî bir emel edinmedim. Çünkü vatanın korunması, milletin mutluluğu için her şeyden evvel ordumuzun, eski Türk ordusu olduğunu dünyaya bir daha ispat lüzumuna çoktan inanmış idim. Bu inanca ait emellerimin şiddeti, ihtimal beni pek ziyade aşırı davranışlı göstermişti. Fakat zaman, saf ve temiz dimağlardan doğan fikrî gerçekleri -kabulünden çekinilse dahi- uygulattırır. <br />
<br />
*** <br />
<br />
Bütün vazifelerin üstünde bizim de bir vicdanî vazifemiz vardı; o da, herkesin sudan bir takım vazifeler yaptığı sırada hayatımızı, varlığımızı bu milletin bağrına sokarak, onlarla beraber düşman karşısında uğraşmak olmuştur! <br />
<br />
*** <br />
<br />
Ben vazifemin bitmediğini, yüklendiğim sorumluluğun da yüksek ve çetin olduğunu anlıyorum. Arkadaşlar, bu vazife bitmeyecektir; ben toprak olduktan sonra da devam edecektir! Ben seve seve, sevine sevine bütün varlığımı bu kutsal vazifeye vereceğim ve onun yüksek sorumluluğunu yüklenmekle mesut olacağım. Vazifeme başarı ile devam edebileceğim. Çünkü büyük milletimizin kalp ve vicdanında bana karşı sarsılmaz bir güven ve itimat taşımakta olduğunu görüyorum. Bu benim için büyük kuvvettir, büyük yetkidir. <br />
<br />
*** <br />
<br />
Biz, eğer millet ve tarih önünde herhangi bir hata işliyorsak, bunun sorumluluğunu vicdan ve sağduyumuzda hissetmekten ve ödemekten, hiçbir zaman çekinecek insanlar değiliz. <br />
<br />
*** <br />
<br />
Millet ve memleketin sayesinde kazanılan rütbe ve refahın bir ehemmiyeti, bir kutsallığı vardır. Biz bunlardan, ancak yine bu aziz millet ve memlekete borçlu olduğumuz son bir namus vazifesini yapmak içîn ayrıldık. Milletin kendi hayatını kurtarmak, kendi meşru hakkını müdafaa etmek için çıkardığı sese iştirak etmek, her kendini bilen vatandaşın vazifesidir. Eğer bu millet, bu memleket parçalanacak olursa umumî şerefsizliğin yıkıntısı altında, şunun bunun kişisel şerefi de parça parça olur. Biz, o umumî şerefi kurtarabilmek için harekete gelen millete ruhumuzla iştirak ettik, iştirakimize mâni olabilecek şahsî rütbeleri, mevkileri de umumî şerefi kurtarmaya yönelik bir gaye uğruna feda ettik. <br />
<br />
*** <br />
<br />
Ben, gerektiği zaman, en büyük hediyem olmak üzere Türk milletine canımı vereceğim. <br />
<br />
*** <br />
<br />
(Mallarını millete bağışlaması nedeniyle söylemiştir) : <br />
Mal ve mülk, bana ağırlık veriyor. Bunları, soylu milletime geri vermekle büyük ferahlık duyuyorum. Zenginlikten ne çıkar; insanın serveti, kendi manevî şahsiyetinde olmalıdır! <br />
<br />
*** <br />
<br />
Hürriyet ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben, milletimin ve büyük ecdadımın en kıymetli mirasından olan bağımsızlık aşkı ile yaratılmış bir adamım! Çocukluğumdan bugüne kadar ailevî, hususî ve resmî hayatımın her safhasını yakından tanıyanlarca bu aşkım bilinir. Bence bir millette şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın yerleşmesi ve yaşaması, mutlaka o milletin hürriyet ve bağımsızlığına sahip olmasına bağlıdır. Ben şahsen, bu saydığım özelliklere çok ehemmiyet veririm ve bu özelliklerin kendimde varlığını iddia edebilmek için milletimin de aynı özellikleri taşımasını şart ve esas bilirim. Ben yaşayabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evlâdı kalmalıyım! Bu sebeple millî bağımsızlık, bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketin menfaatleri gerektirdiği takdirde insanlığı teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet gereğinden olan dostluk ve siyaset münasebetlerini, büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak, benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin de bu arzusundan vazgeçinceye kadar amansız düşmanıyım! <br />
<br />
*** <br />
<br />
(Savarona yatında kabul ettiği Romanya Kralı Karol 'un, görüşme sırasında Almanya ile Çekoslovakya arasındaki Südet meselesine temas etmesi ve Atatürk'ten Çekoslovakya Cumhurbaşkanı Beneş 'e bazı telkinlerde bulunmasını rica etmesi üzerine, görüşmeyi dinlemekte olan zamanın Dışişleri Bakam Tevfık Rüştü Aras 'a söyledikleri): <br />
Majeste Kral'ın söylediklerini dikkatle dinledim. Benden, bir devlet reisine kendi ülkesinden bir parçayı Almanlar'a terk etmesini tavsiye etmekliğimi mi istiyorlar? Benim gibi, bütün ömrü boyunca yurdunun bağımsızlığı ve bîr karış toprağım başkasına vermemek için savaşan bir adam, inançlarına aykırı bir şeye nasıl aracı olur? Görüyorum ki Majeste Kral, beni ve karakterimi iyi tanımıyorlar. <br />
<br />
*** <br />
<br />
Ölüme doğru en çok atılanlardan biriyim. Kurşun ve gülle yağmuru altında birçok muharebelere iştirak ettim. Hattâ ölüm bir defa, kalbimin yanından sıyırarak geçti. Kalbimin üzerinde bir saat vardı ve bu saat, mermi parçasının şiddetini kırdı. <br />
<br />
*** <br />
Her zaman tekrar mecburiyetinde kalıyor ve tekrarı da faydalı görüyorum ki, eğer ben milletime herhangi bir hizmette bulunmuşsam, eğer ben herhangi bir teşebbüste ön ayak olmuşsam, bu hizmet ve teşebbüsün temel kaynağı, saygılar ve sevgilerle bağlı olduğum, bundan sonra da saygı ve sevgiyle mutluluk ve refahına varlığımı, hayatımı vereceğim aziz milletime, sizlere dayanmaktadır. Bir millette güzel şeyler düşünen insanlar, fevkalâde işler yapmaya kabiliyetli kahramanlar bulunabilir. Ama öyle kimseler yalnız başına hiçbir şey olamazlar; meğer ki bir umumî hissin ifadesi, temsilcisi olsunlar! Ben milletimin düşünce ve duygularını yakından tanımaktan, aziz milletimde gördüğüm kabiliyet ve ihtiyacı belirtmekten başka bir şey yapmadım. Onun bu kabiliyet ve duygularını sezip tanımakla övünüyorum. Milletimdeki, bugünkü zaferleri doğurabilecek özelliği görmüş olmak... Bütün bahtiyarlığım işte bundan ibarettir. <br />
<br />
*** <br />
<br />
Arkadaşlarımız ve milletin bütün fertleri gibi, millî davamızda benim de emeğim geçmiş ise, bu çalışmada iş yapma kuvveti ve başarı varsa, bunu şahsıma atfetmeyiniz. Ancak ve ancak bütün milletin manevî şahsiyetine atfediniz. Ben, milletin bu yüksek, manevî şahsiyeti içinde bir naçiz fert olmakla bahtiyarım. Efendiler, millet bütünüyle manevî bir şahıs halinde ve bir birleşmiş kitle şeklinde belirdi ve bu yüce birliği koruyarak ona düşman olanları ortadan kaldırdı. <br />
<br />
*** <br />
<br />
Milletimle yakından ve gösterişten uzak karşılıklı görüşmenin zevkini, bahtiyarlığını anlatamam. Her ne vakit milletimin karşısında kendimi görsem, her ne vakit milletimin fertlerinden birkaçının yüzüne baksam, oradan ruh ve vicdanıma gelen ışık, benim için en kıymetli bir ilham ve verim alevi oluyor!]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>